• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/insanveislam.org/
  • https://plus.google.com/https://www.facebook.com/insanveislam.org//posts
  • https://twitter.com/insanuislam
     Türkiye Diyanet Vakfı
|| HOŞ GELDİNİZ ||
MAKALELER
EĞİTİM ve SUNUM DOSYALARI
VAAZ ARŞİVİ KATEGORİLERİ
DİYANET FETVALARI

İSLAM, KADIN ve HAYAT

İslam, Kadın ve Hayat


İSLAM, KADIN ve HAYAT
Dr. Emine GÜMÜŞ BÖKE | İstanbul Şişli Vaizi

İslam dini, gerek İslam öncesi Arap toplumundaki dinî anlayış gerekse yerleşmiş örf ve âdetlere nispetle kadının sosyal, ekonomik ve hukuki konumunda önemli değişiklikler yapmıştır. Öğreti itibarıyla İslamiyet’in kadın sorununa ilişkin temel problemleri çözdüğü; ilerici ve devrimci çabalarla kadına ilişkin cahili kabulleri değiştirerek insanlığın yarısını teşkil eden kadın cinsini yeniden insanlığa kazandırdığı; bilinen, genellikle de kabul gören bir gerçektir. (Aktaş, Cihan, “Kadının Toplumsallaşması ve Fitne”, İslami Araştırmalar Dergisi, c. 5, sa. 4, Ankara 1991, s. 252.)

Tahrif edilmiş Yahudilik ve Hristiyanlıkta kadın, cinsel özellikleri itibarıyla suçlanarak toplum dışına sürülen eksik, kusurlu ve insanlığı tartışılır bir “mahluk” sayılırken Kur’an-ı Kerim,  insan olması bakımından kadını erkekle eşit bir varlık olarak kabul ederek birçok ayetinde her ikisine birlikte hitap etmektedir. Öte yandan Kur’an-ı Kerim’de, farklı fizyolojik ve psikolojik yapıya sahip olan kadın ve erkekten biri diğerinden daha üstün tutulmak yerine birbirinin tamamlayıcısı kabul edilmiştir. (Bakara, 2/187; Muhsin, Amine Vedûd, Kur’an ve Kadın, (çev: Nazife Şişman), İz Yayıncılık, İstanbul 1997, s. 53; Kazıcı, Ziya, Hz. Muhammed’in Eşleri ve Aile Hayatı, Çağ Yayınları, İstanbul 1993, s. 13 vd.) Ayrıca Kur’an, kadınların yaratılış itibarıyla erkeğe göre ikinci derecede bir değere sahip olmadığına da vurgu yapmıştır. İlke olarak insanların en değerlisi “takvada en üstün olanıdır.” (Hucurat, 49/13; Muhsin, Amine Vedûd, Kur’an ve Kadın, s. 111.) buyurmuştur.

Kur’an-ı Kerim’de Ahzap suresinin 35. ayetinde kadın ve erkeği birlikte muhatap alması oldukça dikkat çekicidir: “Müslüman erkeklerle Müslüman kadınlara, mümin erkelerle mümin kadınlara, sadık erkeklerle sadık kadınlara, sabırlı erkeklerle sabırlı kadınlara, Allah’tan hakkıyla korkan erkeklerle Allah’tan hakkıyla korkan kadınlara, iffetlerini koruyan erkeklerle iffetlerini koruyan kadınlara, Allah’ı çok anan erkeklerle Allah’ı çok anan kadınlara şüphesiz ki Allah onların hepsine mağfiret ve büyük bir mükâfat hazırlamıştır.”

Ehlikitabın ilk kadın tarafından işlenen ve erkeğin de işlemesine sebep olan asli günah anlayışı Kur’an-ı Kerim’deki bilgilerle bağdaşmaz. Bilakis Kur’an-ı Kerim, Hz. Âdem’le Havva’nın şeytan tarafından müştereken kandırıldığından bahseder. (Bakara, 2/34-36; Taha, 20/121.) Diğer taraftan İslam’da Hristiyanlıkta olduğu gibi ilk günah anlayışına dayanan kadın karşıtı bir söylem yoktur. Erkek olsun kadın olsun her doğan kişi günahsız doğar, sonradan işlediği fiiller sebebiyle sorumlu tutulur.

Kur’an-ı Kerim’de gerek yaratılış gerekse hak ve sorumluluk yönünden erkeklerle eşit konumda olan bir kadın portresi çizilmektedir. Kadın, Allah’ın kulu olması bakımından erkekle eşit seviyededir; temel haklar ve sorumluluklar açısından da kadının konumu erkekten farklı değildir. İslam hukukuna göre hayat hakkı, kanun önünde eşitlik ve adaletle muamele görme hakkı, mesken dokunulmazlığı, şeref ve onurunun korunması, inanç ve düşünce hürriyeti, evlenme ve aile kurma hakkı, özel hayatın gizliliği ve dokunulmazlığı, geçim teminatı gibi temel haklar bakımından kadınla erkek arasında fark bulunmamaktadır. (Bardakoğlu-Ali,/Çağrıcı-Mustafa, “Kadın” mad., İslam’da İnanç İbadet ve Günlük Yaşayış Ansiklopedisi, c. II,  s. 509; Çetin, Abdurrahman, Örneklerle Peygamberimiz, Ensar Neşriyat, İstanbul 2006, s. 342.)

Kadın, bağımsız bir hukuki şahsiyettir; hak ehliyeti ve fiil ehliyeti açısından kadın olmak ehliyeti daraltan bir sebep değildir. Haklarının kocası ya da başkası tarafından ihlal edilmesi hâlinde hâkime başvurarak haksızlığın giderilmesini sağlamak hususunda erkekten farklı bir durumda değildir. Kadın ticaret ve borçlar hukuku alanında erkeklerin sahip olduğu bütün hak ve yetkilere sahiptir. (Bardakoğlu/Çağrıcı, “Kadın” mad., İİİGYA, s. 510.) Her ne kadar hukuk doktrininde kadının aile hukuku alanına ilişkin hak ve yetkilerini sınırlayan birtakım görüş ve yorumlar mevcut ise de bunlar doğrudan ayet ve hadislerin açık ifadesinden kaynaklanan hükümler olmaktan çok toplumun ortak telakki ve hayat tarzının hukuk kültürüne yansıması olarak değerlendirilebilir.

Kadın, İslam hukukunda bir hak süjesi değil hakkın tarafıdır. “Erkeklerin de kazandıklarından nasipleri, kadınların da kazandıklarından nasipleri vardır.” (Nisa, 4/32.) mealindeki ayet, her iki cinsin sadece manevi kazanımlarını değil maddi kazanımlarını da vurgulamaktadır. Hukuki işlemleri yapma hususunda kadın esas itibarıyla erkeklerle aynı konumdadır. Erkekler bir hukuki işlemi hangi şartlarla yapabiliyorsa kadınlar da o şartlarda yapabilirler. Kadınların, kendi malları üzerinde rızaları alınmadan yapılan hukuki işlemleri iptal etme hakkına sahip oldukları ve gerektiğinde bu hakkı kullanmaktan geri durmadıkları da kaynaklarda yer almaktadır. Kadının evli veya bekâr, mallarına tasarruf edenin de babası veya kocası olması, sonucu etkilemez. İslam hukukunda mevcut mal ayrılığı ilkesi, kocayı eşinin malları üzerinde yetkisiz kılmaktadır. Bu durum, uygulamaya önemli ölçüde yansımış ve Batı hukukunda evli kadınların kendi malları üzerinde tasarruf ehliyetine sahip bulunmaması gibi bir durum, Müslüman kadınlar için söz konusu olmamıştır. (Aydın, Mehmet Akif, “Kadın” mad., DİA, c. 24, İstanbul 2001,  s. 88; Hamidullah, Muhammed, İslam'a Giriş, TDV Yayınları, Ankara 1996, s. 203.)

Hukuk, toplumda var olan sosyal ve beşerî ilişkilerin açıklık, güven ve düzen içinde yürütülmesini, bireylerin hak ve sorumluluklarının belirlenip dengelenmesini hedefler. Bunu gerçekleştirirken toplumda var olan telakki ve değerlerin, hukuka hatta İslam hukukuna bir ölçüde de olsa, yansıması kaçınılmazdır. Bu itibarla tarihî süreç içerisinde Müslüman toplumlarda oluşan İslam hukuk kültür ve geleneğinde, kadının hukuki konumuna, birey, anne, eş, vatandaş gibi çeşitli sıfatlarla sahip olduğu hak ve sorumluluklara veya tabi olduğu kısıtlamalara ilişkin olarak yer alan yorum ve görüşlerin kültür, gelenek ve toplumun telakki tarzlarıyla da yakın bağının bulunması tabiidir. (Bardakoğlu/Çağrıcı, “Kadın” mad., İİİGYA, s: 509.)

Kur'an'ın tebliğcisi olan Hz. Peygamber'in de kadın anlayışı tabii olarak ilahî mesajla paralellik arz etmektedir. Saliha kadını dünyanın en değerli varlıklarından sayan Hz. Peygamber, kadın ve erkeği tarağın dişleri gibi birbirine eşit kabul etmiştir.  Kadınlara asrısaadette her şeyden önce insan olduğu ve başta yaşama hakkı olmak üzere birçok temel hakkının bulunduğu bizzat Rasulüllah tarafından ifade edildi. Hz. Peygamber: “Sizin en hayırlınız kadınlarına karşı en hayırlı olanlarınızdır.” (İbn Mace, Nikâh, 50.) buyurmuş, ayrıca kadınların dövülmemesi gerektiğini de önemle vurgulamıştır. (İbn Mace,  Nikâh, 51.) Kendisi de hanımlarına son derece nazik davranmış ve nazik insanların kadınlara nazik davranacağını; kadınlara katı davrananların kaba insanlar olduklarını belirtmiştir. (İbn Asakir, Kitabû'l-Erbain, c. 1, s.190.)

Kadınların hayat hakkına büyük önem veren Hz. Peygamber, savaşa giderken geride kalan kadın ve çocukların emniyetini düşünüp tedbirler aldığı gibi düşman tarafının kadın ve çocuklarının hayatlarına da aynı önemi vermiş ve onların öldürülmesini kesinlikle yasaklamıştır. (Savaş, Rıza, “İslam’a Göre Kadının Toplumdaki Yeri”,  İslam’ın Işığında Kadın, TDV,. Ankara 1998, s. 54.) Kız çocuklarından utanıldığı, hatta bazı kabilelerde kız çocuklarının diri diri gömülerek öldürüldüğü bir devirde İslam peygamberi, kadının üstüne çökmüş olan kâbusu kaldırmış, o kadar ki kime iyilik etmesi gerektiğini soran bir sahabeye, üç kez “Annene, annene, annene!” emrini vurgulayarak “Cennet annelerin ayakları altındadır.” (Müslim, Birr, 8.) meşhur sözüyle de kadını saygının zirvesine oturtmuştur.

Hz. Peygamber, bir kadının istemediği bir erkekle evlendirilmesini yasaklamıştır. (Buhari, Nikâh, 41.) Öyle ki babası tarafından rızasına aykırı olarak evlendirilen bir kadının Peygamberimize gelip şikâyet etmesi üzerine, Peygamberimiz bu nikâhı iptal etmiştir. (Buhari, Nikâh, 42.) Bir gün Hz. Peygamber’in (s.a.s.) huzuruna genç bir kız gelerek: “Babam istemediğim hâlde, kendi haysiyetini yüceltmek için beni kardeşinin oğluyla evlendiriyor.” şeklinde şikâyette bulundu. Allah Rasulü (s.a.s.) derhâl kızın babasını çağırarak kızını istemeden evlenmeye zorlayamayacağını söyledi ve evlenme yetkisini de kıza bıraktı. Kız da: “Ben babamın yaptığı işi kabul ettim. Maksadım babama muhalefet değildi. Babanın kızını birine verme hususunda İslam’ın hükmünü öğrenmek istedim. Bu niyetle buraya gelmiştim." dedi. (Nesai, Nikâh, 36.) Bu da bize gösteriyor ki kısa zaman öncesine kadar horlanan, aşağılan kız çocuğu Hz. Peygamber'in (s.a.s.) huzuruna çıkabiliyor ve evleneceği kişi hakkında söz sahibi olup olmadığını öğrenebiliyordu.

Asrısaadette Hz. Peygamber, kadının Yüce Allah tarafından yaratılan bir insan olduğu gerçeğinden hareket ederek onların eğitim ve öğretimleri başta olmak üzere hayatlarının her safhası ile bizzat ilgilenmiştir. Kadın-erkek ayrımı yapmadan bütün Müslümanları ilme teşvik etmiştir. (Savaş, “İslam’a Göre Kadının Toplumdaki Yeri, s. 99-100.) Hz. Peygamber’in vefatından sonra özellikle Hz. Aişe’nin tefsir, hadis ve diğer ilim dallarında bir otorite hâline geldiği, siyasi ve toplumsal meselelerde sözü dinlenen ve görüşüne itibar edilen bir şahsiyet olarak temayüz ettiği dikkati çekmektedir. Ayrıca halifelerin seçiminde onun etkili olduğu, hatta onların yönetim ve icraatlarını yakından takip edip gerektiğinde yanlışlarını onlara hatırlattığı, bu çerçevede tavsiye ve önerilerde bulunduğu görülmektedir. (Karslı, H. İbrahim, Kur’an Yorumlarında Kadın, Rağbet Yayınları, İstanbul 2003, s. 204.) Aynı şekilde bu dönemde hanım sahabeler de ilimle meşgul olmanın yanında toplumsal hayatta birçok alanda hizmetlerde bulunmuşlardır. Örneğin, zabıta görevi ve ticaret gibi genelde erkeklerin uğraştığı dallarda da faaliyet göstermişlerdir. Ayrıca savaşa katılıp yaralıları tedavi etmek, cepheye erzak ve su taşımak gibi destekleyici görevlerde bulunmuşlardır. (Ateş, Süleyman, İslam’da Kadın Hakları, Yeni Ufuklar Neşriyat, İstanbul 1996, s. 75.)   

Hz. Peygamber döneminde kadınlar toplumdan tecrit edilmemişlerdir. Bu konuda tam anlamı ile ifrat ve tefritten uzak kalınmıştır. (Toksarı, Ali, “Hz. Peygamber Devrinde Kadın” Sosyal Hayatta Kadın, İSAV, Ensar Neşriyat, İstanbul 1996, s. 86.) Rasulüllah bir hadisinde “Kadınları Allah’ın mescitlerinden men etmeyiniz. Sizden mescide gitmek için izin istedikleri zaman izin veriniz.” (Müslim, Salât, 134, 135, 137.) buyurmuştur. O dönemde durumu müsait olan kadınlar, cuma ve bayram namazları da dâhil olmak üzere bütün namazlara katılmışlardır. (Çetin, age. s. 343.)

Cahiliye döneminde hiçbir itibarı bulunmayan kız çocukları ve kadınlar, Peygamberimiz tarafından layık oldukları mertebeye yükseltilerek bu konudaki bütün olumsuz anlayış ve davranışlar ortadan kaldırılmıştır.  Hz. Peygamber'in kadına bakış tarzını en güzel şekilde ifade eden o dönemin kadınları: “Rasulüllah bize bizden daha hoşgörülü ve merhametliydi.” diyerek ona karşı şükran duygularını da arz etmişlerdir. Hz. Peygamber, hayatı boyunca kadınların problemleri ile ilgilenmiş, onların eşleri ile olan anlaşmazlıklarında arabulucu olmuş, haklarını korumuş ve erkeklere eşlerine güzel davranmalarını öğütlemiştir.

“Kadınlarla iyi geçinin.” (Nisa, 4/19.) mealindeki ayet, Hz. Peygamber’in hem aile hayatındaki yerini almış hem de ashaba verdiği tavsiyelerde önemli bir yer tutmuş; kadınlara iyilik yapmanın, onlara şefkatli davranmanın imanın bir alameti olduğunu beyan etmiştir. (Tirmizi, Rada, 11.) Ayrıca Hz. Peygamber Veda Haccı’nda insanlara vaaz ve nasihatte bulunup kadınlar hakkında erkeklere hayrı tavsiye etmiş ve onlara karşı iyi davranılmasını hep öğütlemiştir. Bu hususa Abdullah İbn Ömer şöyle işaret etmektedir: "Biz Hz. Peygamber'in sağlığında hakkımızda ayet iner endişesiyle kadınlarımıza sert sözler söylemekten ve haşin davranmaktan korkardık.” (Toksarı, agm. s. 72.) Aslında bu itiraflar, Hz. Peygamber'in kadın anlayışının, kadınlar lehine ne kadar önemli olduğunu ortaya koymaktan başka, İslam dünyasında kadına karşı bakış açısının ne zamandan itibaren değişmeye başladığının da bir göstergesi olması bakımından oldukça önemlidir.

Kaynak: Diyanet Aylık Dergi Mart-2018

Paylaş |                                         Yorum Yaz - Arşiv   
245 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
Aktif Ziyaretçi26
Bugün Toplam1329
Toplam Ziyaret1197337
Anlık
Yarın
10° 13° 8°