• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/insanveislam.org/
  • https://plus.google.com/https://www.facebook.com/insanveislam.org//posts
  • https://twitter.com/insanuislam
  
MAKALELER
EĞİTİM SUNUMLARI
VAAZ ARŞİVİ
DİYANET FETVALARI

Mehmet CÖMERT

Mehmet CÖMERT
mcomert34@gmail.com
İÇİMİZDEKİ İHTİRAS CANAVARI
23/02/2019

Tolstoy`un "İnsan Ne İle Yaşar" adlı kitabında, çiftçi Pahom`un hazin ve ibretlik hikayesi yer alır. 

Sıradan kendi halinde bir çiftçi olan Pahom, daha zengin bir hayatın hayalini kurmaktadır. Uzak bir yerlerde, cömert bir reisin karşılıksız toprak verdiğini duyunca, daha çok toprak elde etmek için reise gidip talebini iletir. Gerçekten de Reis herkese istediği kadar toprak veren cömert biridir. Pahom`a ‘Sabah güneşin doğuşundan batışına kadar katettiğin bütün yerler senin fakat güneş batmadan yeniden başladığın yere dönmen lazım. Yoksa bütün hakkını kaybedersin.’ der. 

Pahom güneşin doğuşuyla beraber başlar yürümeye. Tarlalar, bağlar, bahçeler geçer. Tam geri dönecekken gördüğü sulak bir araziyi es geçemez. Şu bağ, bu bahçe derken bakar ki güneşin batmasına az kalmış. Koşar, koşar, ama kesilir takâti. Halsiz adımlarla yürümeye devam ederken, Pahom`un burnundan kanlar damlamaya başlar. Tam başladığı noktaya yaklaşmışken, bir an yığılır yere ve bir daha kalkamaz… 

Reis olanları izlemektedir. Çok kereler şahit olduğu olay yeniden vuku bulmuştur. Adamlarına bir mezar kazdırır. Pahom`u bu mezara gömerler. Reis Pahom`un mezarının başında durur ve şöyle der: “Bir insana işte bu kadar toprak yeter!” 

Evet, aslında Pahom`un bu hazin hikayesi hepimizin içindeki hırs canavarının resmidir. Bu azgın canavar bazen kendini saklasa da çoğu defa isim değiştirerek sahnedeki yerini alır. Kimi defa ise bizi son sürat arkasından sürükler ve sert bir engele vurarak sakat bırakır, ya da Pahum`un akibetine uğratır. 

Evlerimiz, iş yerlerimiz, hırs duygumuzun işgali altında. Bedenimizin içi ve dışı da bu arzumuzun darbelerine her gün defalarca maruz kalıyor. İhtiyaç duyulanın çok fazlasını tüketiyor, doymak bilmiyoruz. Hesapsız yeme ve içmelerin darbelerine dayanamayarak hastalanan bedenimizi doktora şikayet ediyoruz. Çoğu kez doktorun verdiği ilaçlarla ayağa kaldıramadığımız bedeni bu defa ameliyat masasına yatırıyoruz. Kimi defa da, çürüyen bazı organlar varsa kesip atıyoruz, onların yerine tıp teknolojisinin icat ettiği parçaları satın alıp takıyor ve fazla arazi kapmak için koşmaya devam ediyoruz. 

Sürekli biriktiriyoruz. Aylar değil, yıllar sonrası için planlar kuruyor, hazırlıklar yapıyoruz. En kötü varsayımları hesap edip geleceğe yatırım adı altında biriktirdikçe biriktiriyoruz. İhtiyacımız olanın yüzlerce kat fazlasını biriktirdiğimizden çoğu defa haberimiz bile olmuyor. Çünkü bu tarz biriktirmek artık olması gereken zaruri bir gelenek, bir kültür haline gelmiş. 

Alışveriş merkezleri fazla tüketimi bilinçlere kazımak için neler yapmıyor ki, ne reklamlarla müşteriyi avlayacak hileler kuruyorlar. Çoğumuz evdeki dolapta kaç takım elbisemizin olduğunu hatırlamıyoruz. Bir iki gün giyilmiş yeni ayakkabının yanına, ikincisini,üçüncüsünü alıyoruz. Ufak bir aksaklık olursa stress yapıyor ve Allah`ın o paha biçilmez nimeti sağlığımızı bozuyoruz. Hırsımız hem beden hem de ruh sağlığımızı bozdu. Öyle ki,yapılan hastanelerin sayısı neredeyse okulların sayısına ulaşacak. Bütün hastaneler dolu. Randevu alabilmek için bazen aylarca beklemek durumunda kalabiliyoruz. Eskiden binde bir rastlanan ölümcül hastalıklar şimdi iki üç kişiden birinde var. 

Sofraya koyabildiğimiz bir bardak çayın, zeytine, ekmeğe ulaşabilmenin, bunları tüketebilmenin bir zenginlik olduğunu ne zaman fark edeceğiz? 

Doldurabildiği bir cüzdanı olmasa da, bir evi muhabbetle, kanaatle dolduran bir kadının, akşamları evine gelen, ekmek getiren, eline sağlık diyen bir erkeğin, zenginlik olduğunu ne zaman anlayacağız? 

Mana âleminin büyük üstadı Celaleddin-I Rumi, tamah ve hırsı, içince susuzluğu daha da arttıran deniz suyuna benzetir. 

Rumî, hırs canavarıyla bir hayat boyu yaşayıp ölmüş kişiye şöyle hitap eder: 

‘Ne vakte dek tamahla evleri kilitliyeceksin,ne zamana kadar yeyip içmeye koyulacaksın,yemlere dalacaksın? 

At öldü, gümüş eğere hacet kalmadı; ağaç-ata bin,salacaya eğer vur da, şu aşağılık dünyanın yalanını masalını seyret. Ağır elbiselerini gömleğini çıkar, kefene teslim ol; bağdan yeşillikten çık,toprak içinde kanlara bulanarak oturmaya bak. 

Nerde o ekmek isteyeni savman,nerde o kavgan, nerde o ufalanmış ekmeğin bile üstüne düşmen? Ey başaşağı çukura düşen, nerde kolyen, nerde gerdanlığın? Nerde o saçma sapan işlerin, nerde o usancın, bezmelerin? Nerde o işte güçte, düzende hilede sonuna dek çalışmaların a düzenbaz?

Ey bu bağ benim bağım, o han benim hanım, bu da benim, o da benim deyip duran, şimdi bir saman çöpü bile senden üstün.

Nerde o devlet çağlarının gururu, şuna-buna bıyık altından gülüşmen, kimseyi beğenmeyişin?  Nerde o saldırışların, yumruklayışların, nerde o delilikten benzinin kıpkırmızı kesilişi?

Bir gececik bile sabaha kadar tevbeye koyulmadın, yanıp yakılmadın,ölümü yaratan Allah’a bağlanmadın, onunla hiç mi hiç ilgilenmedin.

Bugün de artık o serseri inancın, o temelsiz, o gevşek dinin yüzünden kötekler yersin hasretler çekersin, pişmanlıklar duyarsın.’ (Dîvan-ı Kebir, c1, s 136)



360 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

BATICI KADROLARLA OLAN HİKAYEMİZ - 14/07/2019
BATICI KADROLARLA OLAN HİKAYEMİZ
HİKMET DERYASI MESNEVÎDEN BİR HİKAYE - 14/07/2019
HİKMET DERYASI MESNEVÎDEN BİR HİKAYE
BAYRAM GELMİŞ NEYİME - 03/06/2019
BAYRAM GELMİŞ NEYİME
RAMAZAN MEKTEBİ - 28/05/2019
RAMAZAN MEKTEBİ
MEVLÂNA NAMAZI ANLATIYOR - 02/05/2019
MEVLÂNA NAMAZI ANLATIYOR
Huşu: Namazın Ruhu - 28/03/2019
Huşu: Namazın Ruhu
UĞURSUZ ANTLAŞMA - 22/01/2019
UĞURAUZ ANTLAŞMA
BEREKET YURDU MEDİNE-İ MÜNEVVERE - 17/12/2018
Bereket Yurdu Medine-i Münevvere
SUUD HANEDANI'NIN CİNAYETLERİ - 11/11/2018
SUUD HANEDANI'NIN CİNAYETLERİ
 Devamı
Aktif Ziyaretçi17
Bugün Toplam548
Toplam Ziyaret1319029
Anlık
Yarın
30° 32° 23°