• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/insanveislam.org/
  • https://plus.google.com/https://www.facebook.com/insanveislam.org//posts
  • https://twitter.com/insanuislam
                
MAKALELER
EĞİTİM ve SUNUM DOSYALARI
VAAZ ARŞİVİ KATEGORİLERİ

Rahman’ın Nitelikli Kulları

Rahman’ın Nitelikli Kulları

Cafer Durmuş

Rahman’ın (has) kulları onlardır ki, yeryüzünde tevazu ile yürürler ve kendini bilmez kimseler onlara laf attığında, (incitmeksizin) “selam!” derler (geçerler); gecelerini Rablerine secde ederek ve kıyam durarak geçirirler. Ve şöyle derler: “Rabbimiz, cehennem azabını üzerimizden sav. Doğrusu onun azabı gelip geçici değil, devamlıdır.” (Furkan sûresi, 25/63-65)

Ayetlerde, sayılan özellikleri taşıyan mü’minler hakkında “Rahman’ın has kulları” buyrulmaktadır. Bir kul için bu ne büyük bir şereftir…

Bir insan olarak her şeyden önce iyi ve doğru olanı talep edeceksek, burada övülen kulların özellikleri üzerinde ayrı ayrı durup düşünmek durumundayız. Çünkü ayette sayılanların her biri onların insanî münasebetlerinde, ibadetlerinde ve sahih itikadı muhafaza etmede belli bir seviyenin üzerinde oldukları gösterir.

Burada dikkat çeken ilk husus, Allah’ın has kullarının öncelikle yürüyüşlerinin zikredilmiş olmasıdır. Çünkü yürüyüş kişinin karakterini gösterir. Bu itibarla ayet-i kerime, Rahman’ın has kullarının halk içinde yürüyüşleriyle tanınabileceklerini ima etmektedir diyebiliriz.

Belki buradan şunları da istinbat edebiliriz; Bir Müslümanın yürüyüşü önemlidir, bakışı önemlidir, gülümsemesi önemlidir, konuşma üslubu önemlidir. Almak veya vermek üzere herhangi bir şeye, bir kimseye elini uzatma tarzı önemlidir. Bütün hal ve tavırlarındaki duruşu önemlidir. Kısacası hal, kalden etkilidir ve davranışlarınız sözünüze öncülük etmelidir.

Tefsirde belirtildiğine göre Peygamber Efendimiz, sanki yokuş aşağı iniyormuş gibi yürürdü. Bununla birlikte onun tasvibiyle “faruk” sıfatını ihraz eden Hz. Ömer (r.a.), yavaş yavaş yürüyen bir genç görünce, kendisine hasta olup olmadığını sormuştur. Sağlıklı olduğunu öğrenince süklüm püklüm yürümemesi konusunda kendisini ikaz etmiş ve adam gibi dik durup sür’atli yürümesi için kamçısıyla ona vurmuştur.

Müslümana yaraşır tevazu ile, vakarla yürümek, cahillerin sataşmalarına -selam deyip geçmek gibi- onları incitmeyecek sözlerle mukabele etmek, farzları vaktinde eda ettikten sonra, fırsat buldukça -özellikle geceleri- Rabbı ile başbaşa kalmaya fırsat kollamak, hiçbir zaman amellerine güvenmeyip daima cehennem azabından Allah’a sığınmak  ve bundan sonraki ayetlerde belirtildiği üzere harcamalarında israf veya cimriliğe sapmayıp her şeyi yerli yerince sarf etmek,

Allah’tan başkasına güvenip yaslanma manasında şirke düşmekten sakınmak,

Allah’ın haram kıldığı cana haksız yere kıymamak ve zinadan titizlikle sakınmak Rahman’ın has kullarının hususiyetleridir.

Hadis-i şerifte belirtildiğine göre yukarıda sayılan hususiyetlere sahip olanlara fazilet erbabı deniyor ki, Efendimiz (s.a.v.) bir ahiret tablosunu resmederken onların son yürüyüşünü adeta gözlerimizin önüne getiriyor: Tam metni İbn-i Kesir Tefsiri’nde ilgili ayetin açıklamasında bulunan hadis-i şerifte belirtildiği üzere, müvekkel melekler fazilet ehlinin süratle cennete sevk olunduklarını görünce, onlara kim olduklarını sorarlar. Onlar da kendilerini meleklere şöyle tanıtırlar: “Biz zulme uğrarsak sabreder, bir kötülükle karşılaşırsak affederdik. Bize cahillik yapılırsa tahammül ederdik.” Bunun üzerine onlara denilir ki: “Cennete girin, çalışanların ecri ve mükafatı ne güzeldir.”

Başka bir hadis-i şerifte ise, insanlar arasında Allah’ın nuruyla, yavaş yavaş, sakınarak yürüyen mütevazı kimselerden söz edilir. Öyle ki “sabır ve tahammülleri sebebiyle onlar insanlardan selamette, insanlar da onlardan selamette ve emniyettedir. Onların kalpleri Allah’ın zikri ile huzura erer, mescidler namazlarıyla imar olunur. Küçüklerine merhamet, büyüklerine saygı ve hürmet gösterirler. Onlar aralarında eşittirler; zenginleri fakirlerini ziyaret ederler, hastaların yanında olurlar, cenazelerine iştirak ederler.”

“Bazıları demiştir ki, Rahman’ın has kullarının özellikleri şunlardır: İbadet onların süsü, fakirlik kerameti, Allah’a itaat ve kulluk onların halaveti ve Allah sevgisi lezzetleridir.

Onların ihtiyacı Allah’adır. Takva onların azığı, hidayet bineği, Kurân-ı Kerim sözleri, zikrullah zinetleridir. Kanaat malları, ibadet kazançları, şeytan düşmanlarıdır. Hak Teala onların koruyucusudur. Gündüz ibretleri, geceler ise tefekkür zamanlarıdır. Hayat yolculuk yerleri, ölüm duraklarıdır. Kabir kal’aları Firdevs meskenleridir. Alemlerin Rabbine nazar etmek ise nihâî emelleridir.” (Rûhu’l-Beyan)

Ne mutlu ayetlerde methedilen niteliklere sahip olanlara. Onlar gibi olmaya can atanlara.

Oku / Düşün

Can kulağı ile dinleyene Kur’ân-ı Kerim her şeyi ayan beyan bildiriyor. İnsanoğlunun başına gelen tarihî hadiselerden muhavereler naklediyor ve karşılaşacağı benzer durumlar için yolunu aydınlatıyor.

Anlayana taşın, ağacın lisan-ı hal ile neler söylediğini hissettiriyor. Vaktiyle olmuş olanları bildiriyor. Gelecekte vuku bulacakları haber veriyor. Zamanı geldiğinde cennetle cehennemin nasıl konuşacağını duyuruyor..

İşte onlardan biri de Kaf sûresinde; okuyunca insanı ürpertiyor. Buyruluyor ki; “O gün cehenneme “Doldun mu?” deriz. O da “Daha var mı?” der.” (Kaf sûresi, 50/30)

İleride cereyan edecek böyle bir muhavereyi Rabbimiz bu günden haber veriyor: O gün, inkarcılarla günah bataklığında ısrar eden isyankarların son durağı öylesine azgın olacak ki, Hak katından gelen “doldun mu” sorusuna “daha var mı” şeklinde bir soru ile cevap verecek.

“Bu ne dehşetli bir tablo yâ Rab! Buna can dayanır mı?” dediğinizi duyar gibiyim...

Öyleyse, o elîm azaba dûçâr olmamak için sakınmak gerekiyor. Muttakilerin yolunca yürümek gerekiyor ki, onlar için hazırlanan gül bahçeleri bir sonraki ayette müjdeleniyor: “Cennet (de) Allah’a karşı gelmekten sakınanlara yaklaştırılır. Zaten uzak değildir” (Kaf sûresi, 50/31) buyruluyor.

Hiçbir şey boş ve anlamsız değil; cezalar da mükafatlar da sebepsiz değil. Ebedi felaketten kurtulmak için sakınmak, nimetlere nail olmak için çalışmak lâzım.

Kaynak: Altınoluk Dergisi - 2009 - Agustos, Sayı: 282, Sayfa: 028



Aktif Ziyaretçi7
Bugün Toplam553
Toplam Ziyaret635480