• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/insanveislam.org/
  • https://plus.google.com/https://www.facebook.com/insanveislam.org//posts
  • https://twitter.com/insanuislam
                
MAKALELER
EĞİTİM ve SUNUM DOSYALARI
VAAZ ARŞİVİ KATEGORİLERİ

Tevbe - İstiğfar

TEVBE

Tevbe’nin Tanımı

Sözlükte "dönmek ve vazgeçmek" anlamına gelen ve daha çok Allah’a dönme ve yönelmeyi ifade eder

Din ıstılahında; “İnsanın işlediği günahını anlayıp, onu bırakması ve Allah’a dönüp O'ndan, yaptığı kötülüğü ve işlediği günahı affedip bağışlamasını dilemesi, pişman olduğunu da belirterek yalnız O'na yalvarması” demektir.

"Tevbe"; kişinin şirk, küfür ve nifaktan imana, isyandan itaate, günahtan sevaba, yanlıştan doğruya yönelmesidir.

 

Tevbe’de Niyet:

Tevbe, sırf günah olduğu için pişmanlık duyularak o günahtan vazgeçmektir. Günah işlemiş olmaktan dolayı vicdanında oluşan tepkiden dolayı değil de bedenine, malına veya şerefine zarar verme gibi bir endişeden veya umduğu bir dünya menfaatini elde etmek arzusundan dolayı kötülükten vazgeçmek tövbe değildir.

Asıl tevbe, menfaatini görse dahi yaptığı günahın çirkinliğini hissedip ondan vazgeçmektir. Bir sahâbînin, sorusu üzerine Peygamberimiz günahı şöyle tanımlamıştır:

اَلْإِثْمُ مَا حَاكَ فِي نَفْسِكَ، وَكَرِهْتَ أَنْ يَطَّلِعَ عَلَيْهِ النَّاسُ

"Günah, vicdanını tırmalayıp, seni huzursuz eden ve insanların bilmesini istemediğin şeydir"[1]

 

Günah Psikolojisi

Günahkar olduğu hissine kapılan kim­se eğer tevbe yolunu tercih etmez veya tevbesi neticesinde suçluluk duygusu­nun hafiflediğini hissetmezse psikolojik rahatsızlıklara maruz kalır.

Dini kaynaklı psikozların temel sebeplerinden birini oluşturan bu hususun, Allah'ın sevgi­den ziyade cezalandırıcı yönünü vurgu­layan yanlış dini eğitimden kaynaklan­dığı söylenebilir.

İslam dini, günahlar için tevbe kapısının açık olduğunu ve insa­nın doğrudan Allah'la irtibat kurmasının gerektiğini ısrarla vurgular. Çünkü Allah tevbeleri kabul edendir ve merha­met edenlerin en merhametlisidir.

 

Günahlar Kalbi Karartır

Rasulullah buyurdu ki:

إِنَّ الْعَبْدَ إِذَا أَخْطَأَ خَطِيئَةً نُكِتَتْ فِي قَلْبِهِ نُكْتَةٌ سَوْدَاءُ فَإِذَا هُوَ نَزَعَ وَاسْتَغْفَرَ وَتَابَ سُقِلَ قَلْبُهُ وَإِنْ عَادَ زِيدَ فِيهَا حَتَّى تَعْلُوَ قَلْبَهُ وَهُوَ الرَّانُ الَّذِي ذَكَرَ اللَّهُ ‏: ‏(‏ كَلَّا بَلْ رَانَ عَلَى قُلُوبِهِمْ مَا كَانُوا يَكْسِبُونَ ‏)‏

"Kul, bir hata işlediği zaman kalbine siyah bir nokta vurulur. Şayet el çeker, mağfiret diler ve tevbe ederse kalbi cilalanır. Eğer tevbe etmezse siyah nokta artırılır ve neticede bütün kalbini istila eder. İşte Allah’ın, "gerçek şu ki onların kazanmış oldukları günahlar, kalplerini örtmüştür." (Mutaffifin, 83/14) diye zikrettiği örtü budur."[2]

Günahta Israr Etmemek

وَالَّذِينَ إِذَا فَعَلُوا فَاحِشَةً أَوْ ظَلَمُوا أَنْفُسَهُمْ ذَكَرُوا اللَّهَ فَاسْتَغْفَرُوا لِذُنُوبِهِمْ وَمَنْ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ إِلَّا اللَّهُ وَلَمْ يُصِرُّوا عَلَى مَا فَعَلُوا وَهُمْ يَعْلَمُونَ

Yine onlar ki, bir kötülük yaptıklarında, ya da kendilerine zulmettiklerinde Allah'ı hatırlayıp günahlarından dolayı hemen istiğfar ederler. Zaten günahları Allah'tan başka kim bağışlayabilir ki! Bir de onlar, işledikleri kötülüklerde, bile bile ısrar etmezler.

 

أُوْلَـئِكَ جَزَاؤُهُمْ مَغْفِرَةٌ مِنْ رَبِّهِمْ وَجَنَّاتٌ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا وَنِعْمَ أَجْرُ الْعَامِلِينَ

İşte onların mükafatı, Rableri tarafından bağışlanma ve altlarından ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetlerdir. Böyle amel edenlerin mükafatı ne güzeldir![3]

 

Allah Affedicidir

قُلْ يَا عِبَادِيَ الَّذِينَ أَسْرَفُوا عَلَى أَنْفُسِهِمْ لَا تَقْنَطُوا مِنْ رَحْمَةِ اللَّهِ إِنَّ اللَّهَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ جَمِيعًا إِنَّهُ هُوَ الْغَفُورُ الرَّحِيمُ

De ki: Ey nefisleri aleyhine haddi aşan kullarım!. Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyiniz. Şüphe yok ki, Allah bütün günâhları bağışlar. Muhakkak ki, O, çok bağışlayıcıdır, çok esirgeyicidir.[4]

******

اِنَّ اللَّهَ يُحِبُّ التَّوَّابِينَ وَيُحِبُّ الْمُتَطَهِّرِينَ

Allah tevbe edenleri sever ve temizlenenleri sever.[5]

 

Rasulullah buyurdular ki:

"Benî İsrail'de birbirine zıt maksat güden iki kişi vardı: Biri günahkârdı, diğeri de ibadette gayret gösteriyordu. Âbid olan diğerine günah işlerken rastlardı da: "Vazgeç!" derdi. Bir gün, yine onu günah üzerinde yakaladı. Yine, "vazgeç" dedi. Öbürü:

"Beni Allah'la baş başa bırak. Sen benim başıma müfettiş misin?" dedi. Öbürü: "Vallahi Allah seni mağfiret etmez. Veya: "Allah seni cennetine koymaz!" dedi. Bunun üzerine Allah ikisinin de ruhlarını kabzetti. Bunlar alemlerin Rabbi huzurunda bir araya geldiler.

Allah Teâlâ Hazretleri ibadette gayret edene: "Sen benim elimdekine kâdir misin?" dedi. Günahkâra da dönerek: "Git, rahmetimle cennete gir!" buyurdu. Diğeri için de: "Bunu ateşe götürün!" emretti."[6]

 

Rasulullah buyurdu ki:

التَّائِبُ مِنَ الذَّنْبِ، كَمَنْ لَا ذَنْبَ لَهُ

“Günahından tevbe eden günah işlememiş gibidir.”[7]

******

Rasulullah buyurdu ki:

لَوْ أَخْطَأْتُمْ حَتَّى تَبْلُغَ خَطَايَاكُمُ السَّمَاءَ، ثُمَّ تُبْتُمْ، لَتَابَ اللَّهُ عَلَيْكُمْ

Hatalarınızı gökyüzüne ulaşacak kadar da olsa, sonra tevbe etseniz, şüphesiz Allah tevbelerinizi kabul eder.[8]

Allah Kulunun Tevbesine Sevinir

Rasulullah buyurdu ki:

إِنَّ الْمُؤْمِنَ يَرَى ذُنُوبَهُ كَأَنَّهُ قَاعِدٌ تَحْتَ جَبَلٍ يَخَافُ أَنْ يَقَعَ عَلَيْهِ

"Mü'min günahını şöyle görür: "O, sanki üzerine her an düşme tehlikesi olan bir dağın dibinde oturmaktadır. Dağ düşer mi diye korkar durur.

وَإِنَّ الْفَاجِرَ يَرَى ذُنُوبَهُ كَذُبَابٍ مَرَّ عَلَى أَنْفِهِ

Fâcir ise, günahı burnunun üzerinden geçen bir sinek gibi görür"

 فَقَالَ بِهِ هَكَذَا قَالَ أَبُو شِهَابٍ بِيَدِهِ فَوْقَ أَنْفِهِ

İbnu Mes'ud bunu söyledikten sonra eliyle, burnundan sinek kovalar gibi yapmıştır.

ثُمَّ قَالَ اَللَّهُ أَفْرَحُ بِتَوْبَةِ عَبْدِهِ مِنْ رَجُلٍ نَزَلَ مَنْزِلًا وَبِهِ مَهْلَكَةٌ وَمَعَهُ رَاحِلَتُهُ عَلَيْهَا طَعَامُهُ وَشَرَابُهُ فَوَضَعَ رَأْسَهُ فَنَامَ نَوْمَةً

Sonra dedi ki: "Allah, mü'min kulunun tevbesinden, tıpkı şu kimse gibi sevinir: "Bir adam hiç bitki bulunmayan, ıssız, tehlikeli bir çölde, beraberinde yiyeceğini ve içeceğini üzerine yüklemiş olduğu bineği ile birlikte seyahat etmektedir. Bir ara (yorgunluktan) başını yere koyup uyur.

فَاسْتَيْقَظَ وَقَدْ ذَهَبَتْ رَاحِلَتُهُ حَتَّى إِذَا اشْتَدَّ عَلَيْهِ الْحَرُّ وَالْعَطَشُ أَوْ مَا شَاءَ اللَّهُ قَالَ أَرْجِعُ إِلَى مَكَانِي فَرَجَعَ فَنَامَ نَوْمَةً ثُمَّ رَفَعَ رَأْسَهُ فَإِذَا رَاحِلَتُهُ عِنْدَهُ

Uyandığı zaman görür ki, hayvanı başını alıp gitmiştir. Her tarafta arar ve fakat bulamaz. Sonunda aç, susuz, yorgun ve bitap düşüp: "Hayvanımın kaybolduğu yere dönüp orada ölünceye kadar uyuyayım" der. Gelip ölüm uykusuna yatmak üzere kolunun üzerine başını koyup uzanır. Derken bir ara uyanır. Bir de ne görsün! Başı ucunda hayvanı durmaktadır, üzerinde de yiyecek ve içecekleri. İşte Allah'ın, mü'min kulunun tevbesinden duyduğu sevinç, kaybolan bineğine azığıyla birlikte kavuşan bu adamın sevincinden fazladır.[9]

Tevbe Etmenin Önemi

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا تُوبُوا إِلَى اللَّهِ تَوْبَةً نَصُوحًا عَسَى رَبُّكُمْ أَنْ يُكَفِّرَ عَنْكُمْ سَيِّئَاتِكُمْ وَيُدْخِلَكُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ يَوْمَ لَا يُخْزِي اللَّهُ النَّبِيَّ وَالَّذِينَ آمَنُوا مَعَهُ

Ey iman edenler! Samimi bir tevbe ile Allah'a dönün. Umulur ki Rabbiniz sizin kötülüklerinizi örter. Peygamberi ve Onunla birlikte iman edenleri utandırmayacağı günde Allah sizi, içlerinden ırmaklar akan cennetlere sokar.[10]

"Tevbe-i nasûh" samîmî olarak yapılan, insanın halini düzelten ve kişinin bir daha o günaha dönmesine engel olan tevbe demektir. Hz. Ömer,  Übey ibn Ka'b ve Muâz bin Cebel nasûh tevbesini şöyle tanımlamışlardır: “Tevbe-i nasûh, sütün memeye dönmediği gibi kişinin  tövbe ettiği günaha bir daha dönmemesidir.“

 

Rasûlullah buyurdular ki:

كُلُّ بَنِي آدَمَ خَطَّاءٌ وَخَيْرُ الْخَطَّائِينَ اَلتَّوَّابُونَ

"İnsanoğlunun her biri hata yapar. Ancak hata yapanların en hayırlısı tevbekâr olanlarıdır."[11]

******

"Rasûlullah buyurdular ki:

وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ لَوْ لَمْ تُذْنِبُوا لَذَهَبَ اللَّهُ بِكُمْ وَلَجَاءَ بِقَوْمٍ يُذْنِبُونَ فَيَسْتَغْفِرُونَ اللَّهَ فَيَغْفِرُ لَهُمْ

"Eğer siz hiç günah işlemeseydiniz, Allah Teâla hazretleri sizi helak eder ve yerinize, günah işleyecek (fakat tevbeleri sebebiyle) mağfiret edeceği kimseler yaratırdı."[12]

Resûlullah (bir hadis-i kudsi'de) Rabbinden naklen buyururlar ki:

"Bir kul günah işledi ve: "Ya Rabbi günahımı affet!" dedi. Hak Teâla da: "Kulum bir günah işledi; arkadan bildi ki günahları affeden veya günah sebebiyle cezalandıran bir Rabbi vardır.“ Sonra kul dönüp tekrar günah işler ve: "Ey Rabbim günahımı affet!" der. Allah Teâla Hazretleri de: "Kulum bir günah işledi ve bildi ki, günahı affeden veya günah sebebiyle cezalandıran bir Rabbi vardır." Sonra kul dönüp tekrar günah işler ve: "Ey Rabbim beni affeyle!" der. Allah Teâla da: "Kulum günah işledi ve bildi ki, günahı affeden veya günah sebebiyle muâhaze eden bir Rabbi olduğunu bildi. Dilediğini yap, ben seni affettim!" buyurdu."[13]

 

Meleklerin Müminler Adına Tevbesi

اَلَّذينَ يَحْمِلُونَ الْعَرْشَ وَمَنْ حَوْلَهُ يُسَبِّحُونَ بِحَمْدِ رَبِّهِمْ وَيُؤْمِنُونَ بِهِ وَيَسْتَغْفِرُونَ لِلَّذِينَ آمَنُوا رَبَّنَا وَسِعْتَ كُلَّ شَىْءٍ رَحْمَةً وَعِلْمًا فَاغْفِرْ لِلَّذِينَ تَابُوا وَاتَّبَعُوا سَبِيلَكَ وَقِهِمْ عَذَابَ الْجَحِيمِ

Arş'ı yüklenen ve bir de onun çevresinde bulunanlar (melekler), Rablerini hamd ile tesbih ederler, O'na iman ederler. Müminlerin de bağışlanmasını isterler: Ey Rabbimiz! Senin rahmet ve ilmin her şeyi kuşatmıştır. O halde tevbe eden ve senin yoluna gidenleri bağışla, onları cehennem azabından koru! (derler).[14]

Hz. Peygamberin Tevbe Etmesi

Rasulullah buyurdu ki:

يَا أَيُّهَا النَّاسُ تُوبُوا إِلَى اللهِ، فَإِنِّي أَتُوبُ، فِي الْيَوْمِ إِلَيْهِ مِائَةَ، مَرَّةٍ

“Ey insanlar! Allah'a tevbe ediniz. Zira ben günde yüz defa tevbe ediyorum.”[15]

******

Rasulullah buyurdu ki:

وَاللَّهِ إِنِّي لَأَسْتَغْفِرُ اللَّهَ وَأَتُوبُ إِلَيْهِ فِي الْيَوْمِ أَكْثَرَ مِنْ سَبْعِينَ مَرَّةً

"Vallahi ben günde yetmiş defadan fazla Allah'tan beni bağışlamasını diliyor, tövbe ediyorum."[16]

İsmet Sıfatına Sahip Olan Peygamberimizin Tevbe Etmesinin Hikmetleri:

Efendimiz, bulunduğu makamın hakkını vermek istiyordu. “Şu anın hakkını tam veremedim” deyip endişeleniyor ve istiğfar ediyordu.

Kalbine ve ruhuna, dünyaya ait en ufak bir lekenin konmasını istiyor ve tedbir olarak istiğfar ediyordu.

Efendimiz her an manevi gelişme içerisinde olduğu için, geride kalan her anını yetersiz görüyor ve o anlar için istiğfar ediyordu.

Başkalarının yaptığı, fakat onlara mani olmak kendi elinde olmayan kusur ve günahlar için istiğfar ediyordu. Yani ümmeti için de istiğfar ediyordu.

Makbul Tevbe Nasıl Olur?

إِنَّمَا التَّوْبَةُ عَلَى اللَّهِ لِلَّذِينَ يَعْمَلُونَ السُّوءَ بِجَهَالَةٍ ثُمَّ يَتُوبُونَ مِنْ قَرِيبٍ فَأُوْلَـئِكَ يَتُوبُ اللَّهُ عَلَيْهِمْ وَكَانَ اللَّهُ عَلِيمًا حَكِيمًا

Allah'ın (kabulünü) üzerine aldığı tevbe, ancak cehalet nedeniyle kötülük yapanların, sonra hemencecik tevbe edenlerin(kidir). İşte Allah, böylelerinin tevbelerini kabul eder. Allah, bilendir, hüküm ve hikmet sahibi olandır.

 

وَلَيْسَتِ التَّوْبَةُ لِلَّذِينَ يَعْمَلُونَ السَّيِّئَاتِ حَتَّى إِذَا حَضَرَ أَحَدَهُمُ الْمَوْتُ قَالَ إِنِّي تُبْتُ الْآنَ وَلَا الَّذِينَ يَمُوتُونَ وَهُمْ كُفَّارٌ أُوْلَـئِكَ أَعْتَدْنَا لَهُمْ عَذَابًا أَلِيمًا

Tevbe; ne, kötülükleri yapıp-edip de onlardan birine ölüm çatınca: "Ben şimdi gerçekten tevbe ettim" diyenler, ne de kafir olarak ölenler için değil. Böyleleri için acı bir azab hazırlamışızdır.[17]

 

Hz. Ali, bir bedevînin hızlıca,

اَللَّهُمَّ اِنِّي اَسْتَغْفِرُكَ وَ اَتُوبُ اِلَيْكَ

“Ey Allah’ım, senden beni bağışlamanı diliyor ve (sana günahlarımdan dolayı) tövbe ediyorum” diyerek tövbe ettiğini duymuş ona, “Ey adam! Tövbede dil çabukluğu, yalancıların tövbesidir” demiştir. Adamın, “O halde tövbe nedir?" diye sorması üzerine, Hz. Ali ona, "Tövbenin altı özelliği vardır" demiş ve bu özellikleri şöyle sıralamıştır:

Geçmiş günahlara pişmanlık duymak,

Yerine getiremediği farzları kaza etmek,

Mazlumun hakkını vermek,

Hak sahipleriyle helalleşmek,

Bir daha günaha dönmemeye azmetmek,

İbadet ve itaat ile nefsi olgunlaştırmaktır.

 

Tevbe Etmenin Son Vakti

Rasûlullah buyurdular ki:

إنَّ اللَّهَ يَقْبَلُ تَوبَةَ الْعَبْدِ مَا لَمْ يُغَرْغِرْ

Son nefesini vermedikçe Allah, kulun tevbesini kabul eder.[18]

 

Rasulullah buyurdular ki:

إنَّ اللّهَ عَزَّ وَجلّ يَبْسُطَ يَدَهُ بِاللَّيْلِ لِيَتُوبَ مُسِئُ النَّهَارِ، وَيَبْسُطُ يَدَهُ بِالنَّهَارِ لِيَتُوبَ مُسِئُ اللَّيْلِ حَتَّى تَطْلُعَ الشَّمْسُ مِنْ مَغْرِبِهَا.

"Aziz ve Celil olan Allah, gündüz günah işleyenlerin tevbesini kabul etmek için geceleyin elini açar. Gece günah işleyenlerin tevbesini kabul etmek için de gündüz elini açar, bu hal, güneş batıdan doğuncaya kadar devam edecektir."[19]

 

Rasulullah buyurdu ki:

إِنَّ مِنْ قِبَلِ مَغْرِبِ الشَّمْسِ بَابًا مَفْتُوحًا، عَرْضُهُ سَبْعُونَ سَنَةً، فَلَا يَزَالُ ذَلِكَ الْبَابُ مَفْتُوحًا لِلتَّوْبَةِ، حَتَّى تَطْلُعَ الشَّمْسُ مِنْ نَحْوِهِ، فَإِذَا طَلَعَتْ مِنْ نَحْوِهِ، لَمْ يَنْفَعْ نَفْسًا إِيمَانُهَا، لَمْ تَكُنْ آمَنَتْ مِنْ قَبْلُ، أَوْ كَسَبَتْ فِي إِيمَانِهَا خَيْرًا

Mağrib cihetinde bir kapı vardır. Bu kapının genişliği yetmiş senelik mesafedir. İşte bu kapı, güneş batıdan doğuncaya kadar tevbe için açık kalacaktır. Güneş bu kapıdan doğunca ise önceden iman etmiş olanlar veya imanıyla hayır işlemiş olanlar dışındakilerin iman etmeleri kendilerine fayda vermeyecektir.[20]

Eski Hatalara Düşmemek İçin Kötü Çevreyi Değiştirmek

"Rasûlullah buyurdular ki:

"Sizden önce yaşayanlar arasında doksan dokuz kişiyi öldüren bir adam vardı. Bir ara yeryüzünün en bilgin kişisini sordu. Kendisine bir râhib tarif edildi. Ona kadar gidip, doksan dokuz kişi öldürdüğünü, kendisi için bir tevbe imkânının olup olmadığını sordu. Râhib: "Hayır yoktur!" dedi. Herif onu da öldürüp cinayetini yüze tamamladı. Adamcağız, yeryüzünün en bilginini sormaya devam etti. Kendisine âlim bir kişi tarif edildi. Ona gelip, yüz kişi öldürdüğünü, kendisi için bir tevbe imkânı olup olmadığını sordu. Âlim: "Evet, vardır, seninle tevben arasına kim perde olabilir?" dedi. Ve ilâve etti:" Ancak, falan memlekete gitmelisin. Zîra orada Allah'a ibadet eden kimseler var. Sen de onlarla Allah ibadet edeceksin ve bir daha kendi memleketine dönmeyeceksin. Zira orası kötü bir yer. "

Adam yola çıktı. Giderken yarı yola varır varmaz ölüm meleği gelip ruhunu kabzetti. Rahmet ve azab melekleri onun hakkında ihtilâfa düştüler. Rahmet melekleri: "Bu adam tevbekâr olarak geldi. Kalben Allah yönelmişti" dediler. Azab melekleri de: "Bu adam hiçbir hayır işlemedi" dediler.    Onlar böyle çekişirken insan suretinde bir başka melek, yanlarına geldi. Melekler onu aralarında hakem yaptılar. Hakem onlara: "Onun çıktığı yerle, gitmekte olduğu yer arasını ölçün, hangi tarafa daha yakınsa ona teslim edin" dedi. Ölçtüler, gördüler ki, gitmeyi arzu ettiği (iyiler diyarına) bir karış daha yakın. Onu hemen rahmet melekleri aldılar."[21]

 

Tevbede Acele Etmek

Mevlânâ, mânevî dünyadan uzaklaşarak süflî arzularla dolan kimselerin hâlini bir hikâye tarzında şöyle tasvir etmektedir:

“Tatlı sözlü, fakat sert huylu adamın biri yol üstüne dikenli çalı dikmişti. Yoldan geçenler onu ayıpladılar;

“–Bunları sök at.” dediler.

Fakat o ihmal etti ve onu sökmedi.

Dikenli çalı, her an biraz daha büyüyor, çoğalıyordu. Halkın ayağı, diken yarası ile kanlara bulanıyordu. Geçenlerin elbisesi dikenlerden yırtılıyor, yalın ayak gezen yoksulların ayakları paramparça oluyordu. Bir Hak dostu o adama;

“–Bunları sökmelisin!” diye emir verince, o:

“–Evet, sökerim.” dedi. Fakat “Yarın, öbür gün sökerim!” diye ihmal etti… Bu müddet içinde de diktiği dikenler kökleşti, kuvvetlendi.

Yine Hak dostu olan kişi ona:

“–Ey vaadini yerine getirmeyen, sözünde durmayan kişi!.. Beri gel, söz verdin, sürüncemede bırakma! Vazifeni yerine getir, artık daha fazla ihmal etme!.. (Helâke yaklaşıyorsun!..)” dedi

Çalıyı diken adam:

“–Merak etmeyin, sökerim.” dedi.

Hak dostu:

“–Çabuk ol, işi savsaklama, vaadini yerine getir!” diye nasihat etti. “Sen yarın bu işi görürüm diyorsun ama, şunu iyi bil ki, gün geçip gittikçe o dikenler daha çok artıyor, kuvvetleniyor. Onu sökecek olan sen de ihtiyarlıyorsun, güçten kuvvetten düşüyorsun. Şunu bil ki, diken güçlenmede, boy atmada; diken sökecek kişi olan sen ise ihtiyarlamaktasın; gücün kuvvetin de devamlı eksilmede... Çabuk ol, vaktini boşa geçirme... Kendi helâkini hazırlama!...”

Hikâyede mecâzî olarak ifade edilen dikenler, insandaki benlik, bütün nimetleri kendinde toplama hırsı, israf çılgınlığı ve her çeşit günah ve kötü alışkanlıklardır. Bu günahlar, farkında olmadan insanın rûhânî hayatını zedeleyerek onda merhametsizlik, duygusuzluk, Allah’ın mahlûkâtına hizmetten uzak kalmak ve kendini beğenme (ucub) gibi menfî hâllere sevk eder. Bu ise, insanın kalbinin mânen ölüm hastalığına yakalanması demektir.

 

Ey halk içinde ulu,

Olmuş nefsinin kulu

İşi ey yaman huylu

Tevbeye gel tevbeye

 

Sakalına bakarak

Kara iken oldu ak

Dünya sana kurdu fak

Tevbeye gel tevbeye

 

Uça gide sen dahi,

Kuru kala ten dahi,

Yunus Emre sen dahi,

Tevbeye gel tevbeye

 

Günah ve Tevbe Çeşitleri

Günah işleyen insan ya "Allah hakkını" veya "kul hakkını" ihlal etmiş olur. Bir başka ifade ile insan; Allah'a karşı veya insanlara karşı günah işlemiş olur.

Allah'a Karşı İşlenen Günahlar.

Bu tür günahlar iki şekilde işlenir.

1. Allah’ın farz kıldığı bir görevi terk etmek:

Bu tür günaha tevbe, pişmanlık duymak ve hemen o görevi yapmaya başlamak, geçmişte yapamadıklarını kaza etmek, Allah'tan af ve mağfiret dilemekle gerçekleşir. Mesela mümin namaz kılmıyor ve oruç tutmuyorsa hemen namaz kılmaya ve oruç tutmuyorsa başlar.

2. Allah'ın haram kıldığı ve yasak ettiği bir şeyi yapmak.

Bu tür günaha tevbe, haram ve yasak olan söz, fiil ve davranışı terk etmek, yaptığına pişman olmak, Allah'tan af ve mağfiret dilemekle gerçekleşir. Mesela içki içenin derhal içkiyi, kumar suçu işleyenin kumarı terk etmesi gerekir.

"Allah hakkı" ile ilgili günaha tevbe etmede üç şartın birlikte bulunması gerekir:

1. Günah işlediğine pişmanlık duymak,

2. İşlediği günahı terk etmek

3. O günahı bir daha yapmamaya karar vermek. Bu üç şarttan biri eksik olursa tövbe geçerli olmaz.

İnsanlara Karşı İşlenen Günahlar.

Bu tür günahlar da iki şekilde işlenir.

Borcu vermemek, malına veya canına zarar vermek şeklinde maddî olur. Bu tür günaha tevbe edebilmek için haksız olarak elde edilen malın sahibine iadesi; mal mevcut olup sahibi bilinmiyorsa, bu malın sadaka olarak verilmesi; zarar, telafi edilen bir şey ise bu zararın telafi edilmesi gerekir. Dövmek gibi telafisi mümkün olmayan bir hak ise özür dilenmesi gerekir.

Gönül kırmak, üzmek, gıybet etmek, su-i zanda bulunmak şeklinde manevi şekilde olur. Bu tür günahın tövbesi hak sahibinden özür dilenip helallik alınmak suretiyle yapılır. Hak sahibi ölmüş ise arkasından hayır dua yapılır, hayır ve hasenat işlenir.

Dolayısıyla "kul hakkı" ilgili günaha tevbede, Allah hakkı ile ilgili tevbedeki şartlara ilave olarak kul hakkından kurtulmak ve hak sahibi ile helalleşmek şarttır.

 

Rasulullah buyurdu ki:

مَنْ كَانَتْ لَهُ مَظْلَمَةٌ لِأَخِيهِ مِنْ عِرْضِهِ أَوْ شَيْءٍ، فَلْيَتَحَلَّلْهُ مِنْهُ الْيَوْمَ، قَبْلَ أَنْ لَا يَكُونَ دِينَارٌ وَلَا دِرْهَمٌ، إِنْ كَانَ لَهُ عَمَلٌ صَالِحٌ أُخِذَ مِنْهُ بِقَدْرِ مَظْلَمَتِهِ، وَإِنْ لَمْ تَكُنْ لَهُ حَسَنَاتٌ أُخِذَ مِنْ سَيِّئَاتِ صَاحِبِهِ فَحُمِلَ عَلَيْهِ

"Kimde başkasının malı ve namusu ile ilgili hakkı varsa, paranın ve malın geçerli olmadığı kıyamet günüden önce o kişiden helallik alsın. Aksi taktirde o kişinin iyiliklerinden alınarak, yaptığı haksızlıklara mukabil hak sahibine verilir. O kişinin iyiliği yoksa hak sahibinin günahlarından alınarak haksızlık edene yüklenir.”[22]

 

Büyük İnsanların Büyük Tevbesi

Tebük savaşı hazırlıkları devam ederken evi ve bahçesi Ka’b bin Malik’i oyalamış, onun gibi iki kişi ile birlikte Tebük Savaşı’na giden orduya iştirak edememişti. Savaştan sonra Efendimiz’in yanına gelip hatasını itiraf etti. Efendimiz de ona ‘bekle’ dedi. Hiç kimse onunla konuşmadı. Selam bile vermediler. Kırk gün sonra hanımına yaklaşmaması emredildi. Bu arada bizans kralından cazip bir teklif geldi. Ka’b, meşhur bir şairdi.  Kral mektubunda,  “Duydum ki, peygamberin seni terk etmiş, gel benim sarayımda kal, sana her istediğini veririm.” diyordu.

Fakat Ka’b, bu teklife kulak asmadı. Hatta bunun da ayrı bir imtihan olduğunu sezerek mektubu alıp yaktı. Nihayet elli gün sonra, Allah’tan af geldi. Ka’b için o gün bayram oldu.

 

Ka’b’ın affedildiğini ifade eden ayette Allah şöyle buyuruyordu:

وَعَلَى الثَّلاَثَةِ الَّذِينَ خُلِّفُوا حَتَّى إِذَا ضَاقَتْ عَلَيْهِمُ الْأَرْضُ بِمَا رَحُبَتْ وَضَاقَتْ عَلَيْهِمْ أَنْفُسُهُمْ وَظَنُّوا أَنْ لَا مَلْجَأَ مِنَ اللَّهِ إِلَّا إِلَيْهِ ثُمَّ تَابَ عَلَيْهِمْ لِيَتُوبُوا إِنَّ اللَّهَ هُوَ التَّوَّابُ الرَّحِيمُ

“Bütün genişliğine rağmen yeryüzü onlara dar geldiği, canlarının iyice sıkıldığı ve Allah’tan kaçmanın yine O’na sığınmaktan başka hiç bir kurtuluş çaresi olmadığını anladıkları zaman, geri bırakılan o üç kişiyi; Allah tevbe etmeye muvaffak kıldı. Muhakkak Allah, tevbeleri kabul eder ve çok merhametlidir.[23]

Hazırlayan: Mehmet ERGÜN / Vaiz

[1] Müslim.

[2] Tirmizi.

[3] Al-i İmran, 3/135-136.

[4] Zümer, 39/53.

[5] Bakara, 2/222.

[6] Ebu Davud.

[7] İbn Mace.

[8] İbn Mace.

[9] Buhari.

[10] Tahrim, 66/8.

[11] İbn Mace.

[12] Müslim.

[13] Buhari.

[14] Mümin, 40/7.

[15] Müslim.

[16] Buhari.

[17] Nisa, 4/17-18.

[18] İbn Mace, İbn Hanbel.

[19] Müslim.

[20] İbn Mace.

[21] Buhari, Müslim.

[22] Buhari.

[23] Tevbe, 9/118.



Aktif Ziyaretçi10
Bugün Toplam117
Toplam Ziyaret635044