• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/insanveislam.org/
  • https://plus.google.com/https://www.facebook.com/insanveislam.org//posts
  • https://twitter.com/insanuislam
                
MAKALELER
EĞİTİM ve SUNUM DOSYALARI
VAAZ ARŞİVİ KATEGORİLERİ

Zikir - Allah'ı Anmak

ZİKİR

Zikir’in Anlamı

Zikir kelimesinin sözlük anlamı “bir şeyi telaffuz etme, zihinde hazır etme,  hatırlama, anma” demektir.

Allah’ı Unutanlar

وَلَا تَكُونُوا كَالَّذِينَ نَسُوا اللَّهَ فَأَنْسَاهُمْ أَنْفُسَهُمْ أُوْلَئِكَهُمُ الْفَاسِقُونَ

Allah'ı unutup da, Allah'ın kendilerine öz benliklerini unutturduğu kişiler gibi olmayın. Onlar fasık kişilerdir.[1]

******

وَقِيلَ الْيَوْمَ نَنْسَاكُمْ كَمَا نَسِيتُمْ لِقَاءَ يَوْمِكُمْ هَذَا وَمَأْوَاكُمُ النَّارُ وَمَالَكُمْ مِنْ نَاصِرِينَ

Denilir ki: Bu güne kavuşacağınızı unuttuğunuz gibi biz de bugün sizi unuturuz. Yeriniz ateştir, yardımcılarınız da yoktur.[2]

 

Zikrin Önemi ve Fazileti:

اَلَّذينَ آمَنُوا وَتَطْمَئِنُّ قُلُوبُهُمْ بِذِكْرِ اللَّهِ اَلَا بِذِكْرِ اللَّهِ تَطْمَئِنُّ الْقُلُوبُ

Bunlar, iman edenler ve gönülleri Allah'ın zikriyle sükûnete erenlerdir. Bilesiniz ki, kalpler ancak Allah'ı anmakla huzur bulur[3].

******

يَا اَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اذْكُرُوا اللَّهَ ذِكْرًا كَثيرًا () وَسَبِّحُوهُ بُكْرَةً وَاَصِيلًا

Ey inananlar! Allah'ı çokça zikredin. Ve O'nu sabah-akşam tesbih edin.[4]

******

اَلَمْ يَاْنِ لِلَّذِينَ آمَنُوا اَنْ تَخْشَعَ قُلُوبُهُمْ لِذِكْرِ اللَّهِ وَمَا نَزَلَ مِنَ الْحَقِّ وَلَا يَكُونُوا كَالَّذِينَ اُوتُوا الْكِتَابَ مِنْ قَبْلُ فَطَالَ عَلَيْهِمُ الْاَمَدُ فَقَسَتْ قُلُوبُهُمْ وَكَثِيرٌ مِنْهُمْ فَاسِقُونَ

İman edenlerin Allah'ı anma ve O'ndan inen Kur'an sebebiyle kalplerinin ürpermesi zamanı daha gelmedi mi? Onlar daha önce kendilerine kitap verilenler gibi olmasınlar. Onların üzerinden uzun zaman geçti de kalpleri katılaştı. Onlardan bir çoğu yoldan çıkmış kimselerdir.[5]

******

فَاذْكُرُونِى اَذْكُرْكُمْ وَاشْكُرُولِى وَلَا تَكْفُرُونِ

Öyle ise siz beni anın ki ben de sizi anayım. Bana şükredin; sakın bana nankörlük etmeyin![6]

******

رِجَالٌ لَا تُلْهِيهِمْ تِجَارَةٌ وَلَا بَيْعٌ عَنْ ذِكْرِ اللَّهِ وَإِقَامِ الصَّلَاةِ وَإِيتَاءِ الزَّكَاةِ يَخَافُونَ يَوْمًا تَتَقَلَّبُ فِيهِ الْقُلُوبُ وَالْأَبْصَارُ  

(Öyle) Adamlar ki, ne ticaret, ne alış-veriş onları Allah'ı zikretmekten, dosdoğru namazı kılmaktan ve zekatı vermekten ‘tutkuya kaptırıp alıkoymaz'; onlar, kalplerin ve gözlerin inkılaba uğrayacağı (dehşetten allak bullak olacağı) günden korkarlar.[7]

 

اَلَّذِينَ يَذْكُرُونَ اللَّهَ قِيَامًا وَقُعُودًا وَعَلَى جُنُوبِهِمْ وَيَتَفَكَّرُونَ فِي خَلْقِ السَّمَوَاتِ وَالْاَرْضِ رَبَّنَا مَاخَلَقْتَ هذَا بَاطِلًا سُبْحَانَكَ فَقِنَا عَذَابَ النَّارِ

Onlar, ayakta dururken, otururken, yanları üzerine yatarken (her vakit) Allah'ı anarlar, göklerin ve yerin yaratılışı hakkında derin derin düşünürler (ve şöyle derler:) Rabbimiz! Sen bunu boşuna yaratmadın. Seni tesbih ederiz. Bizi cehennem azabından koru ![8]

 

اُتْلُ مَا أُوحِيَ إِلَيْكَ مِنَ الْكِتَابِ وَأَقِمِ الصَّلَاةَ إِنَّ الصَّلَاةَ تَنْهَى عَنِ الْفَحْشَاءِ وَالْمُنْكَرِ وَلَذِكْرُ اللَّهِ أَكْبَرُ وَاللَّهُ يَعْلَمُ مَا تَصْنَعُونَ  

Sana Kitap'tan vahyedileni oku ve namazı dosdoğru kıl. Gerçekten namaz, çirkin utanmazlıklardan ve kötülüklerden alıkoyar. Allah'ı zikretmek ise muhakkak en büyüktür. Allah, yaptıklarınızı bilir.[9]

 

"Rasûlullah buyurdular ki:

يَقُولُ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ أَنَا عِنْدَ ظَنِّ عَبْدِي بِي وَأَنَا مَعَهُ حِينَ يَذْكُرُنِي إِنْ ذَكَرَنِي فِي نَفْسِهِ ذَكَرْتُهُ فِي نَفْسِي

"Allah Teâla hazretleri diyor ki: "Kulum, hakkımda nasıl bir zan yürütürse ben öyleyimdir. O, beni zikredince ben onunla beraberim. O beni içinden geçirirse, ben de onu içimden geçiririm.

وَإِنْ ذَكَرَنِي فِي مَلَإٍ ذَكَرْتُهُ فِي مَلَإٍ هُمْ خَيْرٌ مِنْهُمْ وَإِنْ تَقَرَّبَ مِنِّي شِبْرًا تَقَرَّبْتُ إِلَيْهِ ذِرَاعًا وَإِنْ تَقَرَّبَ إِلَيَّ ذِرَاعًا تَقَرَّبْتُ مِنْهُ بَاعًا وَإِنْ أَتَانِي يَمْشِي أَتَيْتُهُ هَرْوَلَةً

O, beni bir cemaat içerisinde anarsa, ben de onu, onunkinden daha hayırlı bir cemaatte anarım. O, bana bir karış yaklaşırsa ben ona bir arşın yaklaşırım. O bana bir arşın yaklaşırsa, ben ona bir kulaç yaklaşırım. O bana yürüyerek gelirse ben ona koşarak giderim."[10]

******

Rasulullah buyurdu ki:

“Allah Teâlâ’nın yollarda dolaşıp zikredenleri tesbih eden melekleri vardır. Bunlar Cenâb-ı Hakk’ı zikreden bir topluluğa rastladıkları zaman birbirlerine “Gelin! Aradıklarınız burada!” diye seslenirler ve o zikredenleri dünya semâsına varıncaya kadar kanatlarıyla çevirip kuşatırlar. Bunun üzerine Allah Teâlâ, meleklerden daha iyi bildiği halde yine de onlara:

- “Kullarım ne diyor?” diye sorar. Melekler:

-  Sübhânallah diyerek seni ulûhiyyetine yakışmayan sıfatlardan  tenzih ediyorlar, Allâhü ekber diye tekbir getiriyorlar, sana hamdediyorlar ve senin yüceliğini dile getiriyorlar, derler.

Konuşma şöyle devam eder:

- “Peki onlar beni gördüler mi ki?”

- Hayır, vallahi seni görmediler.

- “Beni görselerdi ne yaparlardı?”

- Şayet seni görselerdi sana daha çok ibadet ederler, şânını daha fazla yüceltirler, ulûhiyyetine yakışmayan sıfatlardan seni daha çok tenzih ederlerdi.

- “Kullarım benden ne istiyorlar?”

- Cennet istiyorlar.

- “Cenneti görmüşler mi?”

- Hayır, yâ Rabbi! Vallahi onlar cenneti görmediler.

- “Ya cenneti görseler ne yaparlardı?”

- Şayet cenneti görselerdi onu büyük bir iştiyakla isterlerdi, onu elde etmek için büyük gayret sarfederlerdi.

- Bunlar Allah’a neden sığınıyorlar?”

- Cehennemden sığınıyorlar.

- “Peki cehennemi gördüler mi?”

- Hayır, vallahi onlar cehennemi görmediler.

- “Ya görseler ne yaparlardı?”

- Şayet cehennemi görselerdi ondan daha çok kaçarlar, ondan pek fazla korkarlardı.

Bunun üzerine Allah Teâlâ meleklerine:

- “Sizi şahit tutarak söylüyorum ki, ben bu zikreden kullarımı bağışladım” buyurur. Meleklerden biri:

- Onların arasında bulunan falan kimse esasen onlardan değildir. O buraya bir iş için gelip oturmuştu, deyince Allah Teâlâ şöyle buyurur:

- “Orada oturanlar öyle iyi kimselerdir ki, onların arasında bulunan kötü olmaz.”[11]

 

Rasulullah buyurdu ki:

لَا يَقْعُدُ قَوْمٌ يذْكُرُونَ اللَّهَ إِلَّا حَفَّتْهُمُ الْمَلَائِكَةُ ، وَغَشِيَتْهُمُ الرَّحْمَةُ وَنَزَلَتْ عَلَيْهِمُ السَّكِينَةُ ، وَذَكَرَهُمُ اللَّهُ فِيمَنْ عِنْدَهُ

“Bir topluluk Allah’ı zikretmek üzere bir araya gelirse melekler onların etrafını sarar; Allah’ın rahmeti onları kaplar; üzerlerine sekînet iner ve Allah Teâlâ onları yanında bulunanlara över.”[12]

 

Ebû Saîd el-Hudrî anlatıyor: Bir gün Rasulullah bir ilim halkasında oturan sahâbîlerinin yanına geldi de onlara:

مَا أَجْلَسَكُمْ ؟

«Sizin burada oturtan sebep nedir?» diye sordu. Şöyle cevap verdiler:

جَلَسْنَا نَذْكُرُ اللَّهَ، وَنَحْمَدُهُ عَلَى مَاهَدَانَا لِلإِسْلامِ ، وَمَنَّ بِهِ عَلَيْنَا

Bize İslâmiyet’i nasip ederek büyük bir lütufta bulunması sebebiyle Allah’ı zikretmek ve ona hamdetmek için oturuyoruz, diye cevap verdiler.

Rasulullah:

آللَّهِ مَا أَجْلَسَكُمْ إِلَّا ذَاكَ ؟

 - “Gerçekten siz buraya sadece Allah’ı zikretmek için mi oturdunuz?” diye sordu. 

وَاللَّهِ مَا أَجْلَسَنَا إِلَّا ذَاكَ

- Evet, vallahi sadece bu maksatla oturduk, dediler.

Rasulullah şöyle buyurdu:

أَمَا إِنِّي لَمْ أَسْتَحْلِفْكُمْ تُهْمَةً لَكَمْ ، وَلَكِنَّهُ أَتَانِي جِبْرِيلُ فَأَخْبَرَنِي أَنَّ اللَّهَ يُبَاهِي بِكُمُ الْمَلَائِكَةَ

- “Ben size inanmadığım için yemin vermiş değilim. Fakat bana Cebrâil gelerek Allah Teâlâ’nın meleklere sizinle iftihar ettiğini haber verdi de onun için böyle söyledim”[13]

 

"Rasulullah buyurdu ki:

مَنْ قَعَدَ مَقْعَدًا لَمْ يَذْكُرِ اللَّهَ تَعَالَى فِيهِ كَانَتْ عَلَيْهِ مِنَ اللَّهِ تِرَةٌ.

"Kim bir yere oturur ve orada Allah'ı zikretmez (ve hiç zikretmeden kalkar) ise Allah'tan ona bir noksanlık vardır.

وَمَنِ اضْطَجَعَ مُضْطَجَعًالَا يَذْكُرُ اللَّهَ فيهِ كَانَتْ عَلَيْهِ مِنَ اللَّهِ تِرَةٌ،

Kim bir yere yatar, orada Allah'ı zikretmezse, ona Allah'tan bir noksanlık vardır.

وَمَا مَشَى أحَدٌ مَمْشَى لَا يَذْكُرُ اللَّهَ فِيهِ إِلَّا كَانَتْ عَليْهِ مِنَ اللَّهِ تِرَةٌ.

Kim bir müddet yürür ve bu esnâda Allah'ı zikretmezse, Allah'tan ona bir noksanlık vardır."[14]

 

Rasulullah buyurdu ki

مَثلُ الْبَيْتِ الَّذِي يُذْكَرُ اللَّهُ فِيهِ وَالْبَيْتِ الَّذِي لَا يُذْكَرُ اللَّهُ فِيهِ مَثَلُ الْحَىِّ وَالْمَيِّتِ.

"İçerisinde Allah zikredilen evlerin misali ile içerisinde Allah zikredilmeyen evlerin misâli, diri ile ölünün misali gibidir."[15]

******

Muâz İbnu Cebel anlatıyor:

مَا عَمِلَ الْعَبْدُ عَمَلًا أَنْجَى لَهُ مِنْ عَذَابِ اللَّهِ مِنْ ذِكْرِ اللَّهِ تَعَالَى

"Kul, kendini Allah'ın azabından kurtarmada zikrullahtan daha müessir bir ameli işlememiştir."[16]

 

Hz. Peygamber bir gün soruyor:

أَلَا أُنَبِّئُكُمْ بِخَيْرِ أَعْمَالِكُمْ، وَأَزْكَاهَا عِنْدَ مَلِيكِكُمْ، وَأَرْفَعِهَا فِي دَرَجَاتِكُمْ وَخَيْرٌ لَكُمْ مِنْ إِنْفَاقِ الذَّهَبِ وَالْوَرِقِ، وَخَيْرٌ لَكُمْ مِنْ أَنْ تَلْقَوْا عَدُوَّكُمْ فَتَضْرِبُوا أَعْنَاقَهُمْ وَيَضْرِبُوا أَعْنَاقَكُمْ؟

"Size amellerinizin en iyisini, melikiniz katında en temizini, derece bakımından en yükseğini bildireyim mi? Ki bu amel, sizin altın ve gümüş infakınızdan; düşmanla karşılaşmanızdan ve onlarla vuruşup sonunda onların sizin boynunuzu sizin de onların boyunlarını vurmanızdan daha hayırlıdır."

 قَالُوا: بَلَى. قَالَ: «ذِكْرُ اللَّهِ تَعَالَى»

Sahâbiler: «Evet» deyince Allah Rasûlü "Allah'ı zikretmek" buyurdu.[17]

Günlük Zikirler

Rasulullah buyurdu ki:

" مَنْ قَالَ: لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ وَحْدَهُ لَا شَرِيكَ لَهُ، لَهُ المُلْكُ وَلَهُ الحَمْدُ، وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ. فِي يَوْمٍ مِائَةَ مَرَّةٍ،

"Her kim günde yüz kerre «Bir tek Allah'tan başka hiçbir ilâh yoktur. O'nun hiçbir ortağı yok­tur. Mülk O'nundur. Hamd O'na mahsûstur. Herşeye kudreti yeten O'dur» derse,

كَانَتْ لَهُ عَدْلَ عَشْرِ رِقَابٍ، وَكُتِبَ لَهُ مِائَةُ حَسَنَةٍ، وَمُحِيَتْ عَنْهُ مِائَةُ سَيِّئَةٍ،

bu onun lehine on köleyi hürriyete kavuş­turmaya denk sevâb olur ve onun lehine yüz hasene yazılır, ondan yüz seyyie de silinir.

وَكَانَتْ لَهُ حِرْزًا مِنَ الشَّيْطَانِ، يَوْمَهُ ذَلِكَ حَتَّى يُمْسِيَ، وَلَمْ يَأْتِ أَحَدٌ بِأَفْضَلَ مِمَّا جَاءَ إِلَّا رَجُلٌ عَمِلَ أَكْثَرَ مِنْهُ

Ve bu, o kimse için bu gününde tâ akşama gi­rinceye kadar şeytândan da bir sığınma olur. Hiçkimse onun yaptı­ğından daha faziletlisini yapmış olmaz, ancak onunkinden daha çok çalışmış olan adam müstesnadır"[18]

 

Rasulullah buyurdu ki:

مَنْ قَالَ: سُبْحَانَ اللَّهِ وَبِحَمْدِهِ، فِي يَوْمٍ مِائَةَ مَرَّةٍ، حُطَّتْ خَطَايَاهُ، وَإِنْ كَانَتْ مِثْلَ زَبَدِ الْبَحْرِ

Her kim günde yüz kerre «Subhânallahi ve bi-hamdihi» (Allah'ı tesbîh ve hamdederim) derse, o kimsenin (Allah hakkı olan) günâh­ları -deniz köpüğü kadar çok olsa bile- kendisinden indirilip affedilir.[19]

 

Rasulullah buyurdu ki

كَلِمَتَانِ خَفِيفَتَانِ عَلَى اللِّسَانِ، ثَقِيلَتَانِ فِي الْمِيزَانِ، حَبِيبَتَانِ إِلَى الرَّحْمَنِ: سُبْحَانَ اللَّهِ وَبِحَمْدِهِ وَسُبْحَانَ اللَّهِ الْعَظِيمِ،

Dilde hafif olan ancak mizanda ağır olan ve Rahmana sevimli gelen iki kelime şunlardır: Allah’a hamd ederek tesbîh ederim, ve yine büyük olan Allah'ı tekrar tekrar tesbîh ederim.[20]

 

Ebu Musa anlatıyor; Rasulullah bana dedi ki:

يَا أَبَا مُوسَى - أَوْ: يَا عَبْدَ اللَّهِ - أَلَا أَدُلُّكَ عَلَى كَلِمَةٍ مِنْ كَنْزِ الْجَنَّةِ

Ey Ebu Musa (veya Ey Abdullah): Sana cennet hazinelerinden bir kelime öğreteyim mi?

قُلْتُ: بَلَى،

Ben «Evet» dedim. Rasulullah şöyle buyurdu:

قَالَ: «لَا حَوْلَ وَلَا قُوَّةَ إِلَّا بِاللَّهِ

«Tahavvül ve kuvvet an­cak Allah iledir»[21]

Namaz Sonrası Zikir:

Bir gün başta Ebu Zer olmak üzere Muhacirlerin fakirleri Peygamberimize gelerek şöyle dediler:

“Ya Rasulallah! Varlık sahipleri yüksek dereceleri ve daimi nimetleri alıp gittiler. Çünkü onlar da bizim gibi namaz kılıyorlar, oruç tutuyorlar. Ancak onlar sadaka veriyor biz veremiyoruz, onlar köle azâd ediyor, biz edemiyoruz.”

Peygamberimiz onlara şu müjdeyi verdi:

“Ben size bir şey öğreteyim mi. Onunla sizi geçenlere yetişir, sizden sonrakileri de geçersiniz. Hem hiçbir kimse sizden daha faziletli olamaz; meğerki sizin yaptığınız gibi yapmış olsunlar.

مَنْ سَبَّحَ اللهَ فِي دُبُرِ كُلِّ صَلَاةٍ ثَلَاثًا وَثَلَاثِينَ، وَحَمِدَ اللهَ ثَلَاثًا وَثَلَاثِينَ، وَكَبَّرَ اللهَ ثَلَاثًا وَثَلَاثِينَ، فَتْلِكَ تِسْعَةٌ وَتِسْعُونَ، وَقَالَ: تَمَامَ الْمِائَةِ: لَا إِلَهَ إِلَّا اللهُ وَحْدَهُ لَا شَرِيكَ لَهُ، لَهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ غُفِرَتْ خَطَايَاهُ وَإِنْ كَانَتْ مِثْلَ زَبَدِ الْبَحْرِ

“Her namazdan sonra 33 kere “SübhânAllah”, 33 kere “Elhamdülillah”, 33 kere “Allahuekber” derseniz tamamı 99 eder; yüzün tamamında da ‘Lâilâhe illallâh vahdehûlâ şerîke leh, lehü’l- mülkü velehü’l-hamdü ve hüve alâ külli şey’in kadîr’ derseniz, günahlarınız denizin köpüğü kadar da olsa bağışlanır.” [22]

Zikrin Çeşitleri

“Siz beni zikredin, ki ben de sizi zikredeyim.” (Bakara:152)

Bu ayeti tefsir eden Fahreddin Razi, şöyle der; “Bil ki Cenabı Allah, bu ayette biz kullarını iki şeyle mükellef tutmuştur: Birisi zikir, diğeri şükür. Zikir, bazen dil ile bazen kalp ile bazen da azalarla olur. İnsanların Allah’ı dilleriyle zikretmeleri, hamd, tesbih, medh ve Kuran’ı okumakla olur. Allah’ı kalp ile zikir ise üç türlüdür:

1- O’nun zatına ve sıfatlarına delalet eden deliller üzerinde ve bu delilleri cerh eden şüphelere cevap üzerinde tefekkür etmek.

2- Hak Teâla’nın insanlara verdiği mükellefiyetlerinin, ahkam, emir ve yasaklarının, va’ad ve vaidinin nasıl olduğunu gösteren deliller üzerinde düşünmek.

3- Allah’ın mahlukatının sırları üzerinde düşünmek. Bu düşünce ile mahlukatın her zerresi kutsi alemin karşısında bulunan cilalı bir ayna gibi olur.

İnsanların Allah’ı uzuvları ile zikretmelerine gelince, bu onların uzuvlarının emrolundukları işlerle iyice meşgul olması ve nehyolundukları amellerden tamamen uzak kalmalarıdır.

 

Zikrin 4 Derecesi

Birinci Derece: Dil ile olan zikirdir. Ama gönül ondan gafildir. Bunun tesiri zayıftır. Lâkin bütün bütün de tesirsiz değildir. Zira hizmetle meşgul edilen dilin fazileti, boş şeylerle uğraşan dilden daha üstündür. Abes şeylerle uğraştırılan ya da hiç bir sele meşgul edilmeyen dil muattal, tembel bırakılmış olur.

İkinci Derece: Bu zikir gönülde olan zikirdir. Ama orada karar tutmamıştır. Gönlü ona karar tutturulur. Eğer bu cehd ve gayret olmazsa gönül gaflette ve nefsin endi­şesinde olur.

Üçüncü Derece: Zikrin gönülde yerleşmesi, karargâh kurmasıdır. Kalb an­cak onunla meşgul olmaktan başka şeylerle uğraşamaz.

Dördüncü Derece: Bu türlü zikir, kişinin gönlüne galip değildir. Belki zikrolunanın zatı galiptir ki, bu da Allahü Teâlâ'dır. Bu ikisi arasında fark vardır. Birinin gönlü zîkrolunanı dost tutar, öteki ise zikri dost tutar, Kemal derecesinde olanı, zikir sev­dasının gönülden gitmesi, yalnız zikrolunan zatın, yâni Allahü Teâlâ'nın gönülde kalma­sıdır.

İnsan zikirde ilerledikçe kimi zaman olur kî, muhabbeti kendisini o kadar sarar ki, öz benliğini unutur. Vakta ki o kişiyi bu derecede muhabbet sarar ve o sevgiye başlarsa kendisini ve Hak Teâlâ'dan başka her ne varsa hepsini hatırından çıkarır, unutur. İşte bu anda tasavvuf yolunun başlangıcına erişir. Bu hâle Sofiler (Mutasavvıflar) Fena der­ler. Fena hali denildiği gibi yokluk da derler. Öyle ki, dünyada her şey o fenaya kavuşan kişinin hatırından gider, yok olur. Belki kendi özü de yok olur. Çünkü kendini de unut­muş olur.


Hazırlayan: Mehmet ERGÜN 
/ Vaiz


[1] Haşr, 59/19.

[2] Casiye, 45/34.

[3] Rad, 28.

[4] Ahzab, 33/41-42.

[5] Hadid, 16.

[6] Bakara, 2/152.

[7] Nur, 24/37.

[8] Al-i İmran, 3/191.

[9] Ankebut, 29/45.

[10] Müslim.

[11] Buhari.

[12] Müslim.

[13] Müslim.

[14] Ebu Davud.

[15] Buhari.

[16] Tirmizi.

[17] İbn Mace, Tirmizi.

[18] Buhari.

[19] Buhari.

[20] Buhari.

[21] Buhari.

[22] Müslim.



Aktif Ziyaretçi41
Bugün Toplam388
Toplam Ziyaret820465