• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/insanveislam.org/
  • https://plus.google.com/https://www.facebook.com/insanveislam.org//posts
  • https://twitter.com/insanuislam
                
MAKALELER
EĞİTİM ve SUNUM DOSYALARI
VAAZ ARŞİVİ KATEGORİLERİ

Enfal Suresi 24-25. Ayetler Tefsiri

ENFAL SURESİ  24-25. AYETLER

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ اسْتَجِيبُواْ لِلّهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُم لِمَا يُحْيِيكُمْ وَاعْلَمُواْ أَنَّ اللّهَ يَحُولُ بَيْنَ الْمَرْءِ وَقَلْبِهِ وَأَنَّهُ إِلَيْهِ تُحْشَرُونَ:وَاتَّقُواْ فِتْنَةً لاَّ تُصِيبَنَّ الَّذِينَ ظَلَمُواْمِنكُمْ خَآصَّةً وَاعْلَمُواْ أَنَّ اللّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ:

   24-) “Ey iman edenler! Allah ve Peygamber, hayat veren şeye sizi çağırdığında icabet edin. Bilin ki Allah kişi ile kalbi arasına girer ve sonunda (dirilip hepiniz) O’nun huzurunda bir araya getirilerek toplanacaksınız.”

   25-) “Öyle bir fitneden korkup sakının ki, o yalnız zalimlere dokunmaz. Bilin ki gerçekten Allah’ın ceza olarak vereceği azap çok şiddetlidir.”

   26-) “Hatırlayın ki bir zamanlar siz yeryüzünde hem az hem de zayıf ve acizdiniz, insanların sizi kapıp götürmesinden korkuyordunuz, bu durumdayken Allah size yer-yurt verip barındırdı, sizi yardımıyla destekleyip kuvvetlendirdi ve sizi temiz ve helal şeylerle rızıklandırdı ki şükredesiniz.”

 

İLGİLİ HADİSLER

 

   Ashab-ı Kiram’dan Ebu Said el-Mualla anlatıyor: Mescid-i Saadette namaz kılıyordum. Tam o sırada Peygamber (SAV) beni çağırdı. Namazda bulunduğum için hem cevap veremedim hem de gidemedim. Namazdan sonra huzuruna vardım ve namazda bulunduğum için gelemedim diyerek özür diledim. Bunun üzerine Peygamber (SAV) bana: “Allah Kur’an’da, Allah ve Peygamberi sizi çağırdığında icabet edin, buyurmuyor mu?” buyurarak uyarıda bulundu.

   Ebu Hüreyre (RA) anlatıyor: Peygamber (SAV), Übey b. Ka’b’a gitmek üzere yola çıktı. O sırada Übey namaz kılıyordu. Peygamber (SAV): “Ya Übey” diye seslendi. Übey göz ucuyla baktı fakat icabet etmedi. Namazını hafif tutup bitirdikten sonra Peygamber (SAV)’e geldi ve selam verdi. Peygamber (SAV),onun selamını aldı ve: “Benim davetime icabet etmekten seni alıkoyan nedir?” diye sordu. O da namaz deyince Efendimiz (SAV) şöyle buyurdu: “Allah’ın bana vahyettiği kitapta, Allah ve Peygamberi, hayat veren şeye sizi çağırdığında icabet edin, buyrulduğunu görmedin mi?” Übey (RA): “Evet, gördüm, inşallah bundan böyle o hataya bir daha dönmem.” diyerek af diledi.

   Tabii bu durum sadece Peygamberimiz (SAV)’e has bir saygıdır. Başka birinin çağırması, farz namazı yarıda kesmemizi gerektirmez. Ancak nafile namaz kılarken adamın ana veya babası çağırırsa, nafile namazı olduğu yerde kesip onların çağrısına koşar.

   Peygamberimiz (SAV) şöyle buyurdu:

   “Doğrusu âdemoğlunun kalbi Rahman’ın iki parmağı arasında bulunuyor, onu dilediği gibi çevirir.”

   “Ey kalpleri çeviren Allah’ım! Bizim kalbimizi sana itaat üzere sabit kıl.”

   “Herhangi bir kavim ve topluluk arasında bir adam günah işler de onlar onu değiştirmeye (vazgeçirmeye) güçleri yettiği halde değiştirmezler (ona engel olmazlar) sa, kendileri ölmeden önce Allah onlara herhalde bir azap eriştirecektir.”

   “İleride bir takım fitneler olacak; o günlerde oturan, ayakta durandan; Ayakta duran, yürüyenden; yürüyen, koşandan hayırlı olacak. Kim o fitneye doğru yüz çevirip onu görmeye çalışırsa, herhalde fitne onu görecek ve onu kahredecek. Kim de fitne zamanı iltica edecek veya sığınacak bir yer bulacak olursa, hemen oraya sığınsın.”

   “Canımı kudret elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, Ya iyilikle emreder ve kötülükten men edersiniz, ya da çok sürmez Allah kendi yanından üzerinize bir azap gönderir de ondan sonra dua edersiniz, duanız kabul olmaz.”

   “Allah’ın koyduğu sınırlar üzerinde durup (onu aşmayan) kimse ile o sınırı aşan kimsenin misali, bir geminin yolcularına benzer: Onlar gemiye yerleşmek hususunda kura çektiler. Bir kısmına geminin üst kısmı, bir kısmına da altı isabet etti. Geminin alt kısmında bulunanlar (deniz ) suyundan yararlanmak istedikleri zaman, yukarı kısımdakilere başvurarak dediler ki: Bize ait yerden bir delik açıp yararlansak da üstümüzdekilere zarar vermesek (ne dersiniz?) Üsttekiler, onları arzuladıkları şeyi yapmaya terk eder de müdahale etmeyecek olurlarsa, hepsi birden helak olurlar. Ama onların ellerinden tutup engel olurlarsa, hem kendileri hem de onlar kurtulurlar.”

 

İLAHİ DAVETTE EĞİTİMİN ÖNEMİ

 

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ اسْتَجِيبُواْ لِلّهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُم لِمَا يُحْيِيكُمْ:

    “Ey iman edenler! Allah ve Peygamberi, hayat veren şeye sizi çağırdığında icabet edin.”

   Bu ayetle, insanlara maddi ve manevi hayat veren, insana gerçek yaratanını tanıtan, kulluğun anlam ve hikmetinin öğreten, görevini belleten, insanı hayvani sıfatların tesirinden bir ölçüye kadar uzaklaştıran, onu melek tabiatlı yapan, aileye düzen, topluma huzur, ülkelere adalet güneşini doğuran Allah ve Peygamberinin talim ve terbiye çağrılarına kulak verip gitmemiz emrediliyor. Çünkü sözü edilen gerçekleri yalnız ilim ve akılla bulup bütünüyle kavramamız, hikmetiyle anlayıp amel etmemiz bir bakıma mümkün değildir. Beşer aklının ürünü olan eğitim sistemi, beşer kadar kusurlu ve onun kadar kısa ömürlüdür, aynı zamanda öyle bir eğitimin hedefi de sadece dünya ve maddedir. Allah’ın gösterdiği eğitim yolu ise hem iki yönlüdür, bir yüzü dünyaya, diğer yüzü ahirete yöneliktir, hem de kalıcıdır.

   O bakımdan beşer aklının ürünü olan eğitimde iman ve din ahlakının mayası bulunduğu takdirde, çok başarılı ve netice vericidir. Tecrübeler bunu ispatlamıştır. Akıl, zekâ, kulak, göz, dil ve duygularımız böylesine kalıcı ve olumlu sonuç verici bir eğitime yönelmeye birer vasıta niteliğindedirler; her biri yerinde, yaratıldığı amaca göre kullanıldığı ölçüde mutluluk va’deder.

 

وَاعْلَمُواْ أَنَّ اللّهَ يَحُولُ بَيْنَ الْمَرْءِ وَقَلْبِهِ:

    “Bilin ki Allah, Kişiyle kalbi arasına girer.”

    Kalp, ilahi çağrıya yöneldiği nispette O’nun sevgi ve yardımına erişir, uzaklaştığı oranda yardımsız kalıp katılaşır. Bu hal de onu asıl amacından uzaklaştırıp manevi gıdadan yoksun bırakır. Kalp katılaşma düzeyinde inkâr ve azgınlıkta ısrar ettiği sürece kararır. Üzerine kılıf geçirilir. Bu yüzden ilahi feyiz ve rahmeti alamaz olur. O kılıfı ya da kesif perdeyi yırttığı takdirde amacına yönelme imkânını bulmuş olur. Işığını ilahi sevgiden, gıdasını O’nun rahmet ve gufranından alır. Çok sürmez Allah ile beraber olma mutluluğuna erişir. İşte o zaman ne yaparsa Allah için yapar; düşünce ve duyguları ilahi süzgüden geçer. Artık o hem kendini hem de çevresini aydınlatan bir lamba olur.

 

ALLAH’TAN KAÇMAK NE MÜMKÜN

 

وَأَنَّهُ إِلَيْهِ تُحْشَرُونَ:

   “Ve sonunda (hepiniz dirilerek) O’nun huzurunda bir araya getirilip toplanacaksınız.”

   Allah’tan kaçmak, O’nun irade, ilim, kudret ve tasarrufunun dışına çıkmak mümkün müdür? Kâinat her parçasıyla O’nun kabza-i kudretinde yaratıldığı gayeye yöneltilmemiş midir? Hiç bir şey yaratıldığı kanunun, bağlı bulunduğu plan ve programın dışına çıkabilmekte midir?

   Ne var ki kişinin beyni inkâr suyuyla yıkanıp vicdanı madde ve şehvetle katılaşınca kutsi âlemden gelen esintilerden zevk alamaz olur. O yüzden Allah’ın daveti onu rahatsız eder, kalbini ve kulağını tıkayıp huzur bulmak ister. Oysa o tıkanmanın neticesi ebedi huzursuzluktur. Allah sözünü işitmek istemez, hep O’ndan uzak kalmayı ister. Ama Allah ona ondan daha yakındır, eninde sonunda dönüş Allah’adır. İlgili ayet bunu hatırlatıyor.

 

وَأَنَّهُ إِلَيْهِ تُحْشَرُونَ:

   “Öyle bir fitneden korkup sakının ki o sizden yalnız zalimlere dokunmaz.”

   İslam, toplum yapısında tam bir otokontrol sağlanmasını emreder. Sahanın ahlaksızlara, midecilere bırakılmasını asla hoş karşılamaz. Nitekim ayetin yorum ve açıklamasıyla ilgili hadisler bu gerçeği yansıtmaktadır. Toplumun bu yönüyle ilgili SÜNNETÜLLAH’ın ölçülerine göre hem ayette hem de hadislerde işaret edilmiştir. Toplum kendi bünyesine giren asalakları ve mikropları yok etme hiç değilse zararsız hale getirme gücüne sahip olduğu halde bunu ihmal ederse, gelen musibet ve fitne yalnız zalimleri ve fitnecileri değil, yaş kuru ayırt etmeden hepsini kasıp kavurur. Bu ilahi bir adettir ki pek az istisnası olabilir.

   Kur’an özellikle toplum içindeki bir bakıma hayvanlaşıp akletmeyen, sağırlaşıp dilsizleşenlere dikkatleri çektikten sonra bunları etkisiz hale getirmeyi, barış ve huzur, din ve vicdan hürriyeti içinde yaşayabilmenin yol ve çaresi olarak ortaya koyuyor: “Öyle bir fitneden sakının ki o yalnız sizden zalim olanlara dokunmaz.” buyuruyor. Onun için iyilikle emretmek, kötülükten men etmek, farz-ı kifaye sayılmıştır. Buna günümüzde OTOKONTROL denilmektedir. Aksine bir anlayış ve tutumdan dolayı herkes sorumlu ve günahkârdır.

 

KAYNAK : İLMİN IŞIĞINDA ASRIN KUR’AN TEFSİRİ     CELAL YILDIRIM



Aktif Ziyaretçi17
Bugün Toplam302
Toplam Ziyaret820379