• https://www.facebook.com/insanveislam.org/
  • https://twitter.com/insanuislam
MAKALELER
VAAZ ARŞİVİ
DİYANET FETVALARI

Allah'ın Kullarını Denetlemesi Murakabe

5- بَابُ المراقبة

ALLAH’IN KULLARI DENETLEMESİ  ( MURÂKABE )

Âyetler

قَالَ اللَّه تعالى :  { الَّذِي يَرَاكَ حِينَ تَقُومُ  [218] وَتَقَلُّبَكَ فِي السَّاجِدِينَ  [219] } .

1. “O (öyle Allah’týr) ki, gece namaza kalktýðýnda ve secde edenler arasýnda dolaþtýðýnda seni görüyor.”   Þuarâ sûresi (26), 218-219

Âyet Hz. Peygamber’e hitâbetmekte, Allah seni ayakta, rükûda ve secdede iken her halinde görmekte, sürekli izlemektedir. Ayný denetim ve gözetim her müslüman için de aynen geçerlidir.

وقَالَ تعالى :  { وَهُوَ مَعَكُمْ أَيْنَ مَا كُنتُمْ } .

2. “Nerede olursanýz olunuz, Allah sizinledir.”    Hadîd sûresi (57), 4  

Önceki âyette Hz. Peygamber’e hitâben hangi halde olursa olsun Allah’ýn onu gördüðü bildirilmiþken, bu âyette tüm mü’minlere hitap edilerek ve “nerede olursanýz olunuz” diye mekân bakýmýndan da Allah’ýn denetim ve gözetiminden kimsenin kurtulamayacaðý hatýrlatýlmaktadýr. Allah’tan uzak bir yerde bulunmak mümkün olmadýðý ve dolayýsýyla “denetim dýþý” anlamýnda bir “özel hayat”ýn bulunmadýðý açýk þekilde bildirilmektedir. Ebû’l-Meâlî ne güzel ifâde etmiþtir: “Mi’rac gecesi Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem Allah’a, balýðýn karnýnda bulunduðu sýrada Hz. Yûnus’tan daha yakýn olmamýþtýr” [bk. Kurtubî, Câmi, XVII, 237].

وقَالَ تعالى :  { إِنَّ اللّهَ لاَ يَخْفَىَ عَلَيْهِ شَيْءٌ فِي الأَرْضِ وَلاَ فِي السَّمَاء  } .

3“Yerde ve gökte hiç bir þey, aslâ Allah’a gizli kalmaz.”    Âl-i Ýmrân sûresi (3), 5

Bu âyette de “nerede”ye açýklýk getirilmekte, “yerde ve gökte” yani evrende hiç bir þeyin Allah’a asla gizli kalmayacaðý kesin bir dille ifâde buyurulmaktadýr.

وقَالَ تعالى :  { إِنَّ رَبَّكَلَبِالْمِرْصَادِ } .

4. “Doðrusu senin Rabbin hep gözetlemektedir.” Fecr sûresi (89), 14

Bu âyette ise, ilâhi denetim ve gözetimin kesintisiz ve sürekli olduðu belirtilmektedir. Ne zaman, ne de yer bakýmýndan, “denetim” dýþý kalma imkânýnýn bulunmadýðýna dikkat çekilmektedir.

وقَالَ تعالى :  { يَعْلَمُ خَائِنَةَ الْأَعْيُنِ وَمَا تُخْفِي الصُّدُورُ } .

5. “Allah, gözlerin sinsi bakýþlarýný ve kalblerin saklayageldiklerini bilir.” Mü’min sûresi (40), 19

Âyet, ilâhî denetim ve murâkabeden, kalblerin bile kurtulamadýðýný, onlarýn insanlara açýklamayýp kendilerine sakladýklarýný Allah’ýn bildiðini haber vermektedir. Gözlerin sinsi sinsi bakýþlarýna varýncaya kadar her çeþit hareketin, Allah’ýn malûmu olduðunu bildirmektedir.

Hadisler

61- وأَمَّا الأحاديثُ ، فالأَوَّلُ : عَنْ عُمرَ بنِ الخطابِ ، رضيَ اللَّهُ عنه ، قال: «بَيْنما نَحْنُ جُلُوسٌ عِنْد رسولِ اللَّه صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم ، ذَات يَوْمٍ إِذْ طَلع عَلَيْنَا رجُلٌ شَديدُ بياضِ الثِّيابِ ، شديدُ  سوادِ الشَّعْر ، لا يُرَى عليْهِ أَثَر السَّفَرِ ، ولا يَعْرِفُهُ منَّا أَحدٌ ، حتَّى جَلَسَ إِلَى النَّبِيِّ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم ، فَأَسْنَدَ رَكْبَتَيْهِ إِلَى رُكبَتيْهِ ، وَوَضع كفَّيْه عَلَى فخِذيهِ وقال : يا محمَّدُ أَخبِرْنِي عن الإسلام فقالَ رسولُ اللَّه صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم : الإِسلامُ أَنْ تَشْهَدَ أَنْ لا إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ ، وأَنَّ مُحَمَّداً رسولُ اللَّهِ وَتُقِيمَ الصَّلاَةَ ، وَتُؤتِيَ الزَّكاةَ ، وتصُومَ رَمضَانَ ، وتحُجَّ الْبيْتَ إِنِ استَطَعتَ إِلَيْهِ سَبيلاً.

قال : صدَقتَ . فَعجِبْنا لَهُ يسْأَلُهُ ويصدِّقُهُ ، قَالَ : فَأَخْبِرْنِي عن الإِيمانِ . قَالَ: أَنْ تُؤْمِن بِاللَّهِ وملائِكَتِهِ ، وكُتُبِهِ ورُسُلِهِ ، والْيومِ الآخِرِ ، وتُؤمِنَ بالْقَدَرِ خَيْرِهِ وشَرِّهِ . قال: صدقْتَ قال : فأَخْبِرْنِي عن الإِحْسانِ . قال : أَنْ تَعْبُدَ اللَّه كَأَنَّكَ تَراهُ . فإِنْ لَمْ تَكُنْ تَراهُ فإِنَّهُ يَراكَ قَالَ : فَأَخْبِرْنِي عن السَّاعةِ . قَالَ : مَا المسْؤُولُ عَنْهَا بأَعْلَمَ مِن السَّائِلِ . قَالَ : فَأَخْبرْنِي عَنْ أَمَاراتِهَا . قَالَ أَنْ تلدَ الأَمَةُ ربَّتَها ، وَأَنْ تَرى الحُفَاةَ الْعُراةَ الْعالَةَ رِعاءَ الشَّاءِ يتَطاولُون في الْبُنيانِ ثُمَّ انْطلَقَ ، فلبثْتُ ملِيًّا ، ثُمَّ قَالَ : يا عُمرُ ، أَتَدرِي منِ السَّائِلُ قلتُ : اللَّهُ ورسُولُهُ أَعْلمُ قَالَ : فَإِنَّهُ جِبْرِيلُ أَتَاكُمْ يُعلِّمُكم دِينِكُمْ » رواه مسلمٌ.

ومعْنَى : « تلِدُ الأَمةُ ربَّتَهَا» أَيْ : سيِّدتَهَا ، ومعناهُ أَنْ تكْثُرَ السَّرارِي حتَّى تَلد الأمةُ السرِّيةُ بِنتاً لِسيدهَا ، وبْنتُ السَّيِّدِ في معنَى السَّيِّدِ ، وقِيل غيرُ ذَلِكَ و « الْعالَةُ » : الْفُقراءُ . وقولُهُ « مَلِيًّا » أَيْ زمناً طويلاً ، وكانَ ذلك ثَلاثاً .

61. Ömer Ýbnü’l-Hattâb radýyallahu anh þöyle dedi:

Bir gün Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in huzurunda bulunduðumuz sýrada, elbisesi beyaz mý beyaz, saçlarý siyah mý siyah, yoldan gelmiþ bir hali olmayan ve içimizden kimsenin tanýmadýðý bir adam çýkageldi. Peygamber’in yanýna sokuldu, önüne oturdu, dizlerini Peygamber’in dizlerine dayadý, ellerini (kendi) dizlerinin üstüne koydu ve:

- Ey Muhammed, bana Ýslâm’ý anlat! dedi.

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:

- “Ýslâm, Allah’tan baþka ilah olmadýðýna ve Muhammed’in Allah’ýn resûlü olduðuna þehâdet  etmen, namazý dosdoðru kýlman, zekâtý (tastamam) vermen, ramazan orucunu (eksiksiz) tutman, yoluna güç yetirebilirsen Kâbe’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdu. Adam:

- Doðru söyledin dedi. Onun hem sorup hem de tasdik etmesi tuhafýmýza gitti. Adam:

- Þimdi de imaný anlat bana, dedi. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:

- “Allah’a, meleklerine, kitaplarýna, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandýr. Yine kadere, hayrýna ve þerrine iman etmendir” buyurdu.

Adam tekrar:

- Doðru söyledin, diye tasdik etti ve:

- Peki ihsan nedir, onu da anlat, dedi. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:

- “Ýhsan, Allah’a onu görüyormuþsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdu.

Adam yine:

- Doðru söyledin dedi, sonra da:

- Kýyâmet ne zaman kopacak? diye sordu.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem:

- “Kendisine soru yöneltilen, bu konuda sorandan daha bilgili deðildir” cevabýný verdi.

Adam:

- O halde alâmetlerini  söyle, dedi.

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:

- “Annelerin, kendilerine câriye muamelesi yapacak çocuklar doðurmasý, yalýn ayak, baþý kabak, çýplak koyun çobanlarýnýn, yüksek ve mükemmel binalarda birbirleriyle yarýþmalarýdýr ” buyurdu.

Adam, (sessizce) çekip gitti. Ben bir süre öylece kalakaldým. Daha sonra Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem:

- “Ey Ömer, soru soran kiþi kimdi, biliyor musun?” buyurdu. Ben:

- Allah ve Resûlü bilir, dedim.

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:

- “O Cebrâil’di, size dininizi öðretmeye geldi” buyurdu.

Müslim, Îmân 1, 5. Ayrýca bk. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16; Nesâi, Mevâkît 6; Ýbni Mâce, Mukaddime, 9

Açýklamalar

Kurtubî’ye göre sünnetin esasý (ümmü’s-sünne) denilmeye lâyýk ve “Cibril Hadisi” diye meþhur olan hadisin konumuzu doðrudan ilgilendiren kýsmý, “Sen Allah’ý görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” cümlesidir. Bu ise, yukarýdaki âyetlerde yer alan ilâhî gözetim ve denetimin tasdik ve itirafýdýr. Kullukta kalite iþte bu noktanýn bilincine varmakla gerçekleþebilecektir.

Dinimizin temel kavramlarý hakkýnda önemli tarifler ihtivâ eden hadis üzerinde, konuyu daðýtmayacak ve fakat merak giderecek kadar durmakta fayda görüyoruz.

Öncelikle Cebrâil aleyhisselâm’ýn farklý bir þekilde gelip Hz. Peygamber’e sokulmasý ve sonra ismiyle hitâbetmesi, talebe gibi soru sorup hoca gibi cevaplarý doðrulamasý oradaki müslümanlarýn dikkatlerini tam olarak çekmek, öðrenimlerini kolaylaþtýrmak içindir. Çok medeni görünüþüne raðmen bedevi Araplar  gibi Hz. Peygamber’e ismiyle hitabetmesi, meleklerin, müminlerle ayný yükümlülükleri taþýmadýklarýný göstermektedir. Aralarýndaki özel dostluktan kaynaklanmýþ olmasý da düþünülebilir.

Cebrâil aleyhisselâm’ýn sýrasýyla Ýslâm, iman, ihsân ve kýyameti sormasý da Hz. Peygamber’e yöneltilecek sorularýn temel meselelerle ilgili olmasý gerektiðini göstermektedir.

Ýslâm’ýn beþ þartýnýn ve imanýn altý esasýnýn tam olarak sayýlmasý ve kadere imanýn ayrýca vurgulanmasý, dindeki bütünlüðü ve en çok tartýþma konusu olacak noktayý iþâret anlamý taþýmaktadýr.

“Ýhsan”ýn “Allah’ý görüyormuþcasýna kulluk etmek” þeklinde tarifi “müslüman kiþi”nin kalitesini pek veciz olarak ortaya koymaktadýr. Allah tarafýndan görülmek, O’nu  görüyormuþ gibi davranmak için yeterli sayýlmýþtýr. Bu mü’minde sürekli bir kendi kendini denetim (murâkabe) þuuru geliþtirecektir. Merkezinde ihsanýn bulunduðu bir iman ve Ýslâm anlayýþý ve hayatý herhalde ideal hayattýr.

“Kýyametin ne zaman kopacaðý” müþterek merak konusudur. Önceki sorulara kolaylýkla cevab veren Hz. Peygamber, bu konu sorulunca Allah’tan baþka herkesin bilemeyeceði bir þeylerin olacaðýný da belgeleyen o tatlý cevabýný veriyor:

“Kendisine soru yöneltilen (ben), bu konuda soru soran senden daha bilgili deðilim.”

Hz. Peygamber “bilmiyorum” demenin ayýp olmadýðýný böylece biz ümmetine öðretmiþ olmaktadýr. Peygamberler ancak Allah’ýn bildirdiði kadar gaybý bilebilirler.

Kýyametin ne zaman kopacaðý  kadar, alâmetlerinin de merak konusu olduðu açýktýr. Bu sebeple Cebrâil’in “bari alâmetlerini söyle” diye istekte bulunmasý pek tabiîdir. Bu suâle Hz. Peygamber, toplumun ahlâk ve ekonomik yapýsýndaki iki olumsuz geliþmeyi haber vermekle yetinmiþtir. Câriyenin hanýmefendisini (bir baþka rivayete göre, efendisini) doðurmasý ki, bunu “analarýn kendilerine câriye muamelesini revâ görecek âsî çocuklar doðurmasý” olarak anlamak lâzýmdýr. Nitekim bir rivayette “câriye” yerine “kadýn” kelimesi yer almaktadýr. Tercümeyi buna göre yaptýk. Kölelik kurumunun resmen kaldýrýlmýþ olmasý, þerhlerde yer alan câriye-köle merkezli açýklamalarý bugün için geçersiz kýlmaktadýr. 

Kýyâmetin bir baþka alâmeti de lüks ve refâhýn, dünün fakirlerini büyük ve lüks binalar yapmakta yarýþa sokacak kadar artmasýdýr. Dünyanýn, bütün zenginliklerini insanlara sunmasýdýr. Bunun anlamý, servet ve paranýn yegâne deðer ölçüsü hâline gelmesi, hizmete deðil, tüketim ve gösteriþe son derece düþkünlük gösterilmesi demektir.

“Size dininizi öðretmek için gelmiþti” cümlesi, yerinde soru sormanýn bir çeþit öðretim anlamý taþýdýðýný göstermektedir.

Hadisten Öðrendiklerimiz

1. Melekler insan kýlýðýna girebilirler. Konuþabilirler, konuþmalarýný insanlar da duyabilir.

2. Ýman, dinin esaslarýný kabullenmek, Ýslâm ise, þer’î fiilleri yerine getirmektir. Binaenaleyh bu ikisi kavram olarak ayrý olmalarýna raðmen, gerçekte biribirlerinden ayrý deðildir.

3. Gücü yetenin kelime-i þehâdeti açýkca söylemesi, müslüman muamelesi görmesi için gereklidir.

4. Eðitim-öðretimde soru-cevap usûlü geçerli bir yoldur.

5. Ýlim adamlarýna ve ilim meclislerine saygý göstermek esastýr.

6. Kýyametin ne zaman kopacaðýný Allah’dan baþka kimse bilemez. Bu konudaki söylentilere ve tahminlere asla aldanmamak, kulak asmamak gerekir.

7. Ýþlerin, üstesinden gelemeyecek olanlarýn eline geçmesi, itaatsizliðin artmasý ve aile yapýsýnýn sarsýlmasý kýyamet alâmetidir.

8. Müslümanýn daima Allah’ýn gözetimi (murâkabesi) altýnda olduðu bilinciyle yükümlülüklerini yerine getirmesi, sorumluluklarýna sahip çýkmasý gerekmektedir.

9. Ýhsan ve murâkabenin iki derecesi vardýr: Kulun “Allah’ý görüyor gibi” yaþamasý, birinci derecedir. “Kendisini Allah’ýn gördüðü þuuruna sahip olmasý” ise, ikinci derecedir.

62- الثَّاني : عن أبي ذَرٍّ جُنْدُبِ بْنِ جُنَادةَ ، وأبي عبْدِ الرَّحْمنِ مُعاذِ بْنِ جبل رضيَ اللَّه عنهما ، عنْ رسولِ اللَّهِ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم ، قال : « اتَّقِ اللَّهَ حَيْثُمَا كُنْتَ وأَتْبِعِ السَّيِّئَةَ الْحسنةَ تَمْحُهَا، وخَالقِ النَّاسَ بخُلُقٍ حَسَنٍ » رواهُ التِّرْمذيُّ وقال : حديثٌ حسنٌ .

62. Ebû Zer Cündeb Ýbni Cünâde ve Ebû Abdurrahman Muâz Ýbni Cebel radýyallahu anhümâ’dan rivayet edildiðine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem þöyle buyurmuþtur:

Nerede ve nasýl olursan ol, Allah’dan kork.

Kötülük iþlersen, hemen arkasýndan iyilik yap ki, o kötülüðü silip süpürsün.

Ýnsanlarla güzel geçin!”   Tirmizî, Birr 55

Ebû Zer Cündeb Ýbni Cünâde

Ebû Zer hazretlerinin ismi Cündeb Ýbni Cünâde’dir ve Gýfâr kabilesine mensuptur. Bu sebeple Ebû Zer el-Gýfârî diye meþhur olmuþtur. Kendisi ilk müslümanlardandýr. Daha doðrusu müslümanlarýn beþincisidir.

Uzun boylu, esmer tenli, beyaz saçlý ve geniþ omuzlu olan Ebû Zerr, zühd ve takvâ, kanaat ve istiðnâ sahibiydi. Bu sebeple Hz. Peygamber’in kendisine “Ýslâm’ýn Ýsâ’sý” (Mesîhu’l-Ýslâm) lakabýný verdiði kaydedilmektedir.

Ýslâm’ýn ilk günlerinde müslümanlýðýn yayýlmasýnda önemi büyük olan dört kiþiden biri de Ebû Zer hazretleridir. Ebû Zer, hemen daima Hz. Peygamber’in huzurunda bulunur, ondan istifâde ederdi. Öðrenme konusunda büyük arzu ve iþtiyak sahibiydi. Bilmediði her þeyi Hz. Peygamber’e sorardý. Hz. Ali onun için  “ilim daðarcýðý” demiþtir.

Hz. Peygamber’e karþý son derece saygý ve muhabbet duyardý. Resûl-i Ekrem’den “halîlî” (dostum) diye bahsederdi.

Kendisi hak yanlýsý, hak sever bir insandý. Bu sebeple de ashâb arasýndaki ihtilaflara taraf olmadý. Fetihlerden sonra ümmetin zengin olmasý, emirlerin þatafat ve saltanata meyletmeleri, mal biriktirmeleri hoþuna gitmedi ve onlarý sert bir dille tenkid etti.

Ebû Zer hazretleri öðrendiði hadisleri zevkle ve þevkle anlatýrdý. Hatta o bir keresinde þöyle demiþti:

 “Kýlýcý enseme dayasanýz, ben de Resûlullah’dan duyduðum bir hadisi baþým kesilinceye kadar tebliðe vakit bulacaðýmý bilsem, o hadisi elbette size yetiþtirirdim” (Buhârî, Ýlim 10; Dârimî, Mukaddime 46). Bu sözüne raðmen ondan bize 281 hadis intikal etmiþtir. Bu biraz da onun inzivâyý tercih etmesiyle ilgili bir netice olmalýdýr. Rivayetlerinin on ikisi hem Buhârî hem de Müslim’de, ikisi sadece Buharî’de, yedisi sadece  Müslim’de yer almýþtýr. Sahâbe ve tâbiînden bir çok kiþi kendisinden rivayette bulunmuþlardýr.

Ebû Zer hazretleri Mekke yakýnlarýndaki Rebeze’de hicrî 31. yýlda vefat etmiþtir. Oradan geçmekte olan küçük bir grup cenâze namazýný kýlýp defnetmiþtir.

 Allah ondan razý olsun.

  Açýklamalar

Hz. Peygamber’in özlü sözlerinden biri olan hadis, “Nerede (ve nasýl) olursan ol, Allah’tan kork” cümlesinden dolayý, burada zikredilmiþtir.

Takvâ, Allah’ýn emirlerini yerine getirmek, yasaklarýndan kaçýnmakla gerçekleþen ve dinin temeli olan bir ilkedir. Buna Allah saygýsý, Allah korkusu da denir. Takvâ çeþitli derecelere ayrýlmaktadýr. En alt tabakasý, þirkten uzak kalmak, en üst derecesi ise, Allah’dan baþka her þeyden (mâsivâ) yüz çevirmektir. Takvânýn birbirlerinden farklý dereceleri bulunmaktadýr. Ancak onun tabiî sonucu ilâhî murâkebe altýnda olduðu bilinci ile hareket etmekten ibârettir. Takvâ, yalnýzlýkta, toplum içinde, belâ ve musîbet anýnda, bolluk ve refahta yokluk ve darlýkta, hâsýlý her durumda Allah’a karþý saygýlý olmak, sürekli uyanýk, dikkatli ve þuurlu bulunmaktýr.

Böyle bir duygu ve hâlin sonuçlarý ise, yüce kitabýmýzda; Allah’ýn dostluðu [bk.Yûnus sûresi (10), 62], ilâhî övgü [Âl-i Ýmrân sûresi  (3), 186], Allah’ýn yardýmýna ulaþmak [Âl-i Ýmrân sûresi (3), 120], sýkýntýlardan kurtulmak ve beklenmedik yerlerden rýzka kavuþmak [Nahl sûresi (16), 120], amellerin ýslahý ve günahlarýn baðýþlanmasý [Ahzâb sûresi (33), 70-71], ilâhî muhabbet [Al-i Ýmrân sûresi (3), 76], Allah katýnda makbûliyet [Hucurât sûresi (49), 13], ölüm anýnda müjde [Yûnus sûresi (l0), 63], cehennemden kurtuluþ [Leyl sûresi (92), 17] ve nihâyet cennette temelli mutluluðu buluþ [Âl-i Ýmrân sûresi (3), 133] olarak belirtilmektedir.

Allah Teâlâ’nýn, gazabýndan sakýndýrmasý [bk. Âl-i Ýmrân sûresi (3), 28] ve Hz. Peygamber’in, “Nerede ve nasýl olursan ol, Allah’a karþý saygýlý bulun” tavsiyesi, müslümanlarý bu güzel sonuçlara davet etmektir. Böylece Hz. Peygamber mü’minleri, “Gerçekten Allah, üzerinizde gözetleyicidir [Nisâ sûresi (4), 1] âyetinin mânâsýna uygun  davranmaya çaðýrmýþ olmaktadýr.

Takvâ, günah iþlemeye, günah iþlemek takvâ sahibi olmaya engel olmadýðý için, insanlýk gereði iþlenecek günahlarýn peþinden iyilik yapmak, o hata ve günahýn sonuçlarýný ve hatta bizzat günahýn kendisini ortadan kaldýrmak gerekmektedir. Zira Allah Teâlâ; iyiliklerin kötülükleri giderdiðini [bk. Hûd sûresi (11) 114] ve hatta iyiliklere tebdil ettiðini [bk. Furkân sûresi (25), 70] haber vermiþtir. Bu da murâkabe þuurunun olumlu bir baþka neticesidir. Ýyiliðin hatayý iyiliðe dönüþtürmesi veya hiç deðilse, kötülüðün sonuçlarýnýn ortadan kaldýrýlmasý, hiç hata iþlememenin mümkün olmadýðý dünyamýzda, kötülüklere karþý müsamahasýz olmayý öngörmek ve öðütlemek demektir. Günahlarýn ve kötülüklerin tortularýný, iþlenen iyiliklerle dezenfekte edebilmek gerçekten çok büyük bir imkân ve þanstýr.

Ýnsanlarla güzel geçinmek, ahlâkî olgunluðun ve murâkabe þuurunun günlük hayattaki ve beþerî iliþkilerdeki sonucu olmaktadýr. Bu uygulamanýn ölçüsü de  Peygamber Efendimiz tarafýndan, baþkalarýnýn kendisine yapmasýný istemediðini onlara yapmamak þeklinde belirtilmiþtir.

Hadisten Öðrendiklerimiz

1. Ýyilikler kötülükleri ya büsbütün ortadan kaldýrmak ya da iyiliðe dönüþtürmek suretiyle yok eder.

2. Güler yüz göstermek, zarar vermemek, iyiliklerin yaygýnlaþmasýna gayret etmek ve kendisine yapýlmasýný istemediðini baþkalarýna yapmamak, insanlarla güzel geçinmek demektir.

3. Takvâ ya da Allah’a karþý saygýlý olmak, müslümaný her türlü kötülüklerden koruyacak üstün bir meziyettir.

4. Her yer ve þartta Allah’a karþý saygýlý olmak, murâkabe þuurunun göstergesidir.

63- الثَّالثُ : عن ابنِ عبَّاسٍ ، رضيَ اللَّه عنهمَا ، قال : « كُنْتُ خَلْفَ النَّبِيِّ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم يوْماً فَقال : « يَا غُلامُ إِنِّي أُعلِّمكَ كَلِمَاتٍ : « احْفَظِ اللَّهَ يَحْفَظْكَ  احْفَظِ اللَّهَ تَجِدْهُ تُجَاهَكَ ، إِذَا سَأَلْتَ فَاسْأَل اللَّه ، وَإِذَا اسْتَعَنْتَ فَاسْتَعِنْ بِاللَّهِ ، واعلَمْ : أَنَّ الأُمَّةَ لَو اجتَمعتْ عَلَى أَنْ ينْفعُوكَ بِشيْءٍ ، لَمْ يَنْفعُوكَ إِلاَّ بِشَيْءٍ قَد كَتَبَهُ اللَّهُ لَكَ ، وإِنِ اجْتَمَعُوا عَلَى أَنْ يَضُرُّوك بِشَيْءٍ ، لَمْ يَضُرُّوكَ إِلاَّ بَشَيْءٍ قد كَتَبَهُ اللَّه عليْكَ ، رُفِعَتِ الأقْلامُ ، وجَفَّتِ الصُّحُفُ». رواهُ التِّرمذيُّ وقَالَ : حديثٌ حسنٌ صَحيحٌ .

وفي رواية غيرِ التِّرْمِذيِّ : « احفظَ اللَّهَ تَجِدْهُ أَمَامَكَ ، تَعَرَّفْ إِلَى اللَّهِ في الرَّخَاءِ يعرِفْكَ في الشِّدةِ ، واعْلَمْ أَنّ مَا أَخْطَأَكَ لَمْ يَكُنْ لِيُصيبَك ، وَمَا أَصَابَكَ لمْ يَكُن لِيُخْطِئَكَ واعْلَمْ أنّ النَّصْرَ مَعَ الصَّبْرِ ، وأَنَّ الْفَرَجَ مَعَ الْكَرْب ، وأَنَّ مَعَ الْعُسرِ يُسْراً » .

63. Abdullah Ýbni Abbas  radýyallahu anhümâ’dan nakledildiðine göre þöyle demiþtir:

Bir gün Hz. Peygamber’in terkisinde bulunuyordum. Bana:

“Yavrucuðum, sana bazý kaideler öðreteyim” dedi ve þöyle buyurdu: “Allah’ýn buyruklarýný gözet ki, Allah da seni gözetip korusun. Allah’ýn (rýzâsýný) her iþte önde tut, Allah’ý önünde bulursun. Bir þey isteyeceksen Allah’tan iste. Yardým dileyeceksen, Allah’tan dile! Ve bil ki, bütün bir ümmet toplanýp sana fayda temin etmeye çalýþsalar, ancak Allah’ýn senin için takdir ettiði faydayý temin edebilirler. Yine eðer bütün ümmet, sana zarar vermeye kalksalar, ancak Allah’ýn senin hakkýnda takdir ettiði zararý verebilirler. Çünkü artýk kaderi yazan kalem yazmaz olmuþ, yazýlarý deðiþmeyecek þekilde kesinleþmiþtir. (Bundan sonra takdirde herhangi bir deðiþiklik söz konusu deðildir.)  Tirmizî, Kýyâmet 59

Tirmizî dýþýnda bir rivayette de (Ahmed Ýbni Hanbel, Müsned, I, 307) þöyle buyurulmaktadýr: “Allah’ýn emir ve yasaklarýný gözet, O’nu önünde bulursun. Bolluk içindeyken (emirlerine baðlý kalmakla) sen Allah’ý taný ki O da darlýða düþünce (kurtarmak suretiyle) seni tanýsýn. Bil ki senin hakkýnda yazýlmamýþ olan þey baþýna gelmez. Sana takdir edilen de seni atlayýp (baþkalarýna) gitmez. Bil ki zafer sabýrla, sevinç üzüntüyle, kolaylýk da zorlukla birliktedir.”

Açýklamalar

Hz. Peygamber, zaman zaman sahâbî çocuklarýný terkisine bindirirdi. Hadisimiz, on yaþlarýndaki Abdullah Ýbni Abbas’ýn da Hz. Peygamber’in bu tür iltifatlarýna mazhar olduðunu ve ayrýca iman ve ahlâk esaslarýný ondan öðrenme þansýna kavuþtuðunu göstermektedir. Hadis, “Allah’ýn buyruklarýný gözet ki, Allah da seni gözetip korusun!” tavsiyesinden ötürü buraya alýnmýþtýr. Zira bu beyân, “Onu görüyormuþcasýna Allah’a kulluk etmek” diye tarif edilen ihsân ve ilâhî denetimin bir baþka þekilde dile getirilmesidir.

Hadisteki kaideler Allah, kader ve öteki insanlardan gelecek fayda-zarar konularýna açýklýk getirmekte, takdir edilenden baþkasýnýn kiþiye ulaþmayacaðýný, ulaþtýrýlamayacaðýný, açýk-seçik anlatmaktadýr. Neticede mü’min için gözetilecek asýl noktanýn, sadece Allah’ýn emir ve yasaklarý olduðu belirtilmiþ olmaktadýr. Hadis, kaderde olmayanýn baþa gelmeyeceði güvencesini vermektedir. Kaderin ise, çoktan tesbit edildiðini, artýk onda bir düzeltme ya da deðiþtirmenin kesinlikle olmayacaðýný bildirmektedir. O halde mü’minlerin yersiz kuþkulara kapýlmalarýna gerek yoktur. Onlar inançlarý doðrultusunda yaþamaya bakmalýdýrlar.

Kulun bütün himmet ve dikkatini Allah’a çevirmesi gereði herhalde ancak bu kadar güzel ve güçlü ifade edilebilirdi. Biz bu hadise sünnetu’llah’a ait bazý esaslarýn tebliði ve ta’limi de diyebiliriz.

el-Mukadder lâ yuðayyer (takdir olunan deðiþmez), nasîbuke yusîbuke (nasibin seni bulur), “alýn yazýmmýþ” gibi sözler, sorumluluðu kadere yükleyip sorumsuzluða kapý açacak þekilde deðil, mü’mini hayatta kendi deðer ölçüleri çerçevesinde sürekli bir güven ve faaliyet içinde tutacak biçimde anlaþýlýp yorumlanmalýdýr. Yani tam teslimiyet içinde tam faaliyet... Galiba ilk müslüman nesillerin en belirgin vasýflarý da bu idi… Baþarý bu çizgide yürümektedir.

Bir konuda þartlarýn tamamen lehte veya aleyhte gözükmesi, takdirin önüne geçecek deðildir. Bir baþka deyiþle görünür þartlar herkes için ayný sonuçlarý doðurmaz. Bunun tabii neticesi de, herkesin karþýlaþtýðý sonuca razý olmasý isyan psikolojisi ve davranýþý göstermemesidir.

Hadisten Öðrendiklerimiz

1. Allah’ýn ilminde herhangi bir deðiþiklik söz konusu deðildir.

2. Hadisimiz murâkabe, Allah’ýn emirlerine riayet, tevekkül ve kullarýn Allah’a olan ihtiyaçlarý gibi pek önemli konulara ýþýk tutmaktadýr.

64- الرَّابعُ : عنْ أَنَس رضي اللَّهُ عنه قالَ : « إِنَّكُمْ لَتَعْملُونَ أَعْمَالاً هِيَ أَدقُّ في أَعْيُنِكُمْ مِنَ الشَّعَرِ ، كُنَّا نَعْدُّهَا عَلَى عَهْدِ رسولِ اللَّهِ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم مِنَ الْمُوِبقاتِ » رواه البخاري . وقال : « الْمُوبِقَاتُ » الْمُهْلِكَاتُ .

64. Enes Ýbni Mâlik radýyallahu anh þöyle dedi:

“Siz kýl kadar bile önemsemediðiniz birtakým iþler yapýyorsunuz ki, biz onlarý, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem zamanýnda helâk edici büyük hatalardan sayardýk.”  Buhârî, Rikak 32

Açýklamalar

Hepimizin bildiði bir gerçektir ki, her insanýn dikkatli, daha dikkatli olduðu zamanlarý bulunduðu gibi, önemli þeyleri bile pek kâle almadýðý anlarý da olur. Ümmetler, milletler de böyledir. Bazý nesiller çok daha titiz ve dikkatli, bazýlarý da rahat hatta kayýtsýz olabilirler. Tabiatýyla bu durum, bazý zararlarýn önemsenmemesi gibi, neticede tehlikeli olabilecek geliþmelere de yol açabilir. Ýþte hadisimiz, Enes Ýbni Mâlik hazretlerinin kanaatine göre, tâbiîn neslinin gözünde pek küçük görülen bazý fiillerin Resûlullah zamanýnda sahâbîler tarafýndan helâk vesilesi kabul edildiðini, bu ilk iki nesil arasýnda bazý konularda bu derece yaklaþým ve deðerlendirme farký olduðunu delillendirmektedir. Tabii bu, genel bir gözlemdir. Örnek verilmemiþtir.

Hadisten Öðrendiklerimiz

1. Ashâb-ý kirâm, Allah’a karþý duyduklarý derin saygýdan dolayý, küçük günahlarý bile helâk sebebi sayarlardý. Çünkü onlar hatanýn küçüklüðünü deðil, emrine karþý gelinen Allah’ýn büyüklüðünü dikkate alýrlardý.

2. Aslýnda “büyük” olmasýna raðmen, zamanla insanlar tarafýndan önemsenmeyen, “küçük” görülen bazý fiiller olabilir. Bu hal “…Onu önemsiz bir iþ sanýyorsunuz. Oysa o, Allah katýnda büyük (bir günah) týr…” [Nûr sûresi (24), 15] âyetinde de açýklanmýþ bir gerçektir.

3. Kendini kontrol etme melekesi geliþmiþ müslümanlar, hatalarý deðerlendirmede daha titiz ve daha derin bir anlayýþ sahibidirler.

4. Günahlarý küçümsemek, Allah saygýsýnýn azlýðýna delildir.

65- الْخَامِس : عَنْ أبي هريْرَةَ ، رضي اللَّه عنه ، عن النبيِّ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم قال : إِنَّ اللَّهَ تَعَالَى يَغَارُ ، وَغَيْرَةُ اللَّهِ تَعَالَى ، أنْ يَأْتِيَ الْمَرْءُ مَا حَرَّمَ اللَّهُ عَلَيْهِ » متفقٌ عليه . و « الْغَيْرةُ » بفتح الغين : وَأَصلهَا الأَنَفَةُ .

65. Ebû Hüreyre radýyallahu anh’den rivayet edildiðine göre Nebî sallallahu aleyhi ve sellem þöyle buyurdu:

Allah Teâlâ kýskanýr. Allah’ýn kýskanmasý, haram kýldýðý þeyi kulun iþlemesindendir.

Buhârî, Nikâh 107; Müslim, Tevbe 36. Ayrýca bk. Tirmizî, Radâ 4

Açýklamalar

Kýskançlýk anlamýna gelen “gayret” kelimesi, Allah’a nisbet edilince, “kullarýna merhamet etmesi ve saadetlerini dilemesi” anlaþýlýr. Nitekim Müslim’in rivayet ettiði bir baþka hadiste bu durum þöylece açýklanmýþtýr:

“Allah’tan daha kýskanç kimse yoktur. Bundan dolayý kötülüklerin açýðýný da kapalýsýný da haram kýlmýþtýr…” (Müslim, Tevbe 33). Nelerden razý olduðunu ve hangi fiil ve sözlerden razý olmadýðýný önceden bildirmiþ olmasý O’nun, kullarýnýn saadetlerini dilemesinin, azab çekmelerini istememesinin sonucudur. Herhangi bir haksýzlýk ya da fenalýk görülünce, “gayretullah’a (veya gayret-i ilâhiyeye) dokunur” denilmesi de bu mânadadýr.

Kýskançlýk, daha çok karý-koca arasýnda her birinin yekdiðerini baþkalarýna kaptýrmaktan sakýnmasý, bunun için tedirginlik duymasý, tepki göstermesi demektir. Aslýnda bu duygu ve davranýþlarýn temelinde de eþlerin birbirlerine karþý duyduklarý sevgi vardýr.

Birbirlerini koruma isteði vardýr. Ancak eþler bu duygularýný, ters bir durumla karþýlaþtýklarýnda ortaya koyarlar. Allah Teâlâ ise, kullarýný kötülüklerden korumak için emir ve yasaklarýný önceden bildirmiþtir. Âni tepki þeklindeki bir gayret ve kýskançlýk Allah hakkýnda düþünülemez. Allah Teâlâ koyduðu sýnýrlara uyulmamasý halinde gazab edeceðini de (gayretinin sonucu olarak) yine önceden bildirmiþtir.

Kaydedildiðine göre Sa’d Ýbni Ubâde radýyallahu anh bir gün Resûlullah’ýn huzurunda:

- “Eðer karýmýn yanýnda yabancý bir erkek görecek olsam onu, kýlýcýmýn keskin tarafýyla doðrarým” demiþtir. Bunun üzerine Hz. Peygamber, çevresindekilere:

- “Sa’d’ýn bu gayret ve hamiyetine þaþmayýn! Çünkü ben Sa’d’dan daha kýskancým. Allah Teâlâ da benden daha kýskançtýr” buyurmuþtur. Bir yasaðýn çiðnenmesine karþý Hz. Peygamber ve Allah Teâlâ’nýn tepkisi, elbette eþlerin birbirlerini kýskanmalarýndan çok daha ileridir (bk. Buhârî, Nikâh 36). Allah ve Resûlü, mü’minlerin haramlara düþmesini asla arzu etmezler.

Hadîs-i þerîf 1810 numarada tekrar gelecektir.

Hadisten Öðrendiklerimiz

1. Allah Teâlâ koyduðu sýnýrlarý, mü’minleri korumak için koymuþtur. Bu sebeple de sýnýrlarýn çiðnenmesine razý deðildir.

2. Haramlarý iþlemek, Allah’ýn gazabýna uðramaya sebeptir.

3. Murâkabe bilincinin canlý tutulmasý, müslümaný haramlarý iþlemekten ve sonuçta ceza görmekten alýkor.

66- السَّادِسُ : عَنْ أبي هُريْرَةَ رضي اللَّه عنه أَنَّهُ سمِع النَّبِيَّ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم يَقُولُ : « إِنَّ ثَلاَثَةً مِنْ بَنِي إِسْرائيلَ : أَبْرَصَ ، وأَقْرَعَ ، وأَعْمَى ، أَرَادَ اللَّهُ أَنْ يَبْتَليَهُمْ فَبَعث إِلَيْهِمْ مَلَكاً ، فأَتَى الأَبْرَصَ فَقَالَ : أَيُّ شَيْءٍ أَحبُّ إِلَيْكَ ؟ قَالَ : لَوْنٌ حسنٌ، وَجِلْدٌ حَسَنٌ ، ويُذْهَبُ عنِّي الَّذي قَدْ قَذَرنِي النَّاسُ ، فَمَسَحهُ فذَهَب عنهُ قذرهُ وَأُعْطِيَ لَوْناً حَسناً . قَالَ : فَأَيُّ الْمالِ أَحَبُّ إِلَيْكَ ؟ قال : الإِبلُ     أَوْ قَالَ الْبَقَرُ     شَكَّ الرَّاوِي     فأُعْطِيَ نَاقَةً عُشرَاءَ ، فَقَالَ : بارَك اللَّهُ لَكَ فِيها .

فأَتَى الأَقْرعَ فَقَالَ : أَيُّ شَيْءٍ أَحب إِلَيْكَ ؟ قال : شَعْرٌ حسنٌ ، ويذْهبُ عنِّي هَذَا الَّذي قَذِرَني النَّاسُ ، فَمسحهُ عنْهُ . أُعْطِيَ شَعراً حسناً . قال فَأَيُّ الْمَالِ . أَحبُّ إِلَيْكَ ؟ قال : الْبَقرُ ، فأُعِطيَ بقرةً حامِلاً ، وقَالَ : بَارَكَ اللَّهُ لَكَ فِيهَا .

فَأَتَى الأَعْمَى فَقَالَ : أَيُّ شَيْءٍ أَحَبُّ إِلَيْكَ ؟ قال : أَنْ يرُدَّ اللَّهُ إِلَيَّ بَصَري فَأُبْصِرَ النَّاسَ فَمَسَحَهُ فَرَدَّ اللَّهُ إِلَيْهِ بصَرَهُ . قال : فَأَيُّ الْمَالِ أَحَبُّ إِليْكَ ؟ قال : الْغنمُ فَأُعْطِيَ شَاةً والِداً فَأَنْتجَ هذَانِ وَولَّدَ هَذا ، فكَانَ لِهَذَا وَادٍ مِنَ الإِبِلِ ، ولَهَذَا وَادٍ مِنَ الْبَقَرِ ، وَلَهَذَا وَادٍ مِنَ الْغَنَم .

ثُمَّ إِنَّهُ أتَى الأْبرص في صورَتِهِ وَهَيْئتِهِ ، فَقَالَ : رَجُلٌ مِسْكينٌ قدِ انقَطعتْ بِيَ الْحِبَالُ في سَفَرِي ، فَلا بَلاغَ لِيَ الْيَوْمَ إِلاَّ باللَّهِ ثُمَّ بِكَ ، أَسْأَلُكَ بِالَّذي أَعْطَاكَ اللَّوْنَ الْحَسَنَ ، والْجِلْدَ الْحَسَنَ ، والْمَالَ ، بَعيِراً أَتبلَّغُ بِهِ في سفَرِي ، فقالَ : الحقُوقُ كَثِيرةٌ . فقال : كَأَنِّي أَعْرفُكُ أَلَمْ تَكُنْ أَبْرصَ يَقْذُرُكَ النَّاسُ ، فَقيراً ، فَأَعْطَاكَ اللَّهُ ، فقالَ : إِنَّما وَرثْتُ هَذا المالَ كَابراً عَنْ كابِرٍ ، فقالَ : إِنْ كُنْتَ كَاذِباً فَصَيَّركَ اللَّهُ إِلى مَا كُنْتَ .

وأَتَى الأَقْرَع في صورتهِ وهيئَتِهِ ، فَقَالَ لَهُ مِـثْلَ ما قَالَ لهذَا ، وَرَدَّ عَلَيْه مِثْلَ مَاردَّ هَذَّا ، فَقَالَ : إِنْ كُنْتَ كَاذِباً فَصَيّرَكَ اللهُ إِليَ مَاكُنْتَ .

وأَتَى الأَعْمَى في صُورتِهِ وهَيْئَتِهِ ، فقالَ : رَجُلٌ مِسْكينٌ وابْنُ سَبِيلٍ انْقَطَعَتْ بِيَ الْحِبَالُ في سَفَرِي ، فَلا بَلاغَ لِيَ اليَوْمَ إِلاَّ بِاللَّهِ ثُمَّ بِكَ ، أَسْأَلُكَ بالَّذي رَدَّ عَلَيْكَ بصرَكَ شَاةً أَتَبَلَّغُ بِهَا في سَفَرِي ؟ فقالَ : قَدْ كُنْتُ أَعْمَى فَرَدَّ اللَّهُ إِلَيَّ بَصري ، فَخُذْ مَا شِئْتَ وَدعْ مَا شِئْتَ فَوَاللَّهِ ما أَجْهَدُكَ الْيَوْمَ بِشْيءٍ أَخَذْتَهُ للَّهِ عزَّ وجلَّ . فقالَ : أَمْسِكْ مالَكَ فَإِنَّمَا ابْتُلِيتُمْ فَقَدْ رضيَ اللَّهُ عنك ، وَسَخَطَ عَلَى صَاحِبَيْكَ » متفقٌ عليه .

« وَالنَّاقةُ الْعُشَرَاءُ » بِضم العينِ وبالمدِّ : هِيَ الحامِلُ . قولُهُ : « أَنْتجَ » وفي روايةٍ : «فَنَتَجَ » معْنَاهُ : تَوَلَّى نِتَاجَهَا ، والنَّاتجُ للنَّاقةِ كالْقَابِلَةِ لَلْمَرْأَةِ . وقولُهُ: « ولَّدَ هَذا » هُوَ بِتشْدِيدِ اللام : أَيْ : تَولَّى وِلادَتهَا ، وهُوَ بمَعْنَى نَتَجَ في النَّاقَةِ . فالمْوَلِّدُ ، والناتجُ ، والقَابِلَةُ بمَعْنى ، لَكِنْ هَذا للْحَيَوانِ وذاكَ لِغَيْرِهِ . وقولُهُ : « انْقَطَعَتْ بِي الحِبالُ » هُوَ بالحاءِ المهملة والباءِ الموحدة : أَي الأَسْبَاب . وقولُه : « لا أَجهَدُكَ » معناهُ : لا أَشَقُّ عليْك في رَدِّ شَيْءٍ تَأْخُذُهُ أَوْ تَطْلُبُهُ مِنْ مَالِي . وفي رواية البخاري : « لا أَحْمَدُكَ » بالحاءِ المهملة والميمِ ، ومعناهُ : لا أَحْمَدُكَ بِتَرْك شَيْءٍ تَحتاجُ إِلَيْهِ ، كما قالُوا : لَيْسَ عَلَى طُولِ الحياةِ نَدَمٌ أَيْ عَلَى فَوَاتِ طُولِهَا .

66. Ebû Hüreyre radýyallahu anh’den rivayet edildiðine göre kendisi, Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in þöyle buyurduðunu iþitmiþtir:

“Ýsrâil oðullarý arasýnda biri ala tenli (abraþ), biri kel, biri de kör üç kiþi vardý. Allah Teâlâ onlarý sýnamak istedi ve kendilerine bir melek gönderdi.

Melek ala tenliye geldi:

- En çok istediðin þey nedir? dedi. Ala tenli:

- Güzel (bir) renk, güzel (bir) ten ve insanlarýn iðrendiði þu halin benden giderilmesi, dedi. Melek onu sývazladý ve ala tenlilik gitti, rengi güzelleþti. Melek bu defa:

- En çok sahip olmak istediðin mal nedir? dedi. Adam:

- Deve (yahut da sýðýr)dýr, dedi. Ona on aylýk gebe bir deve verildi. Melek:

- Allah sana bu deveyi bereketli kýlsýn! diye dua etti.

Sonra kele gelerek:

- En çok istediðin þey nedir? dedi. Kel:

- Güzel (bir) saç ve insanlarý benden uzaklaþtýran þu kelliðin giderilmesi dedi. Melek onu sývazladý, kelliði kayboldu. Kendisine gür ve güzel (bir) saç verildi. Melek sordu:

- En çok sahip olmak istediðin mal nedir? Adam:

- Sýðýr… dedi. Ona da gebe bir inek verildi. Melek:

- Allah sana bunu bereketli kýlsýn! diye dua ettikten sonra körün yanýna geldi ve :

- En çok istediðin þey nedir? dedi. Kör:

- Allah’ýn gözlerimi iâde etmesini ve insanlarý görmeyi çok istiyorum, dedi. Melek (onun gözlerini) sývazladý. Allah onun gözlerini iâde etti. Bu defa Melek:

- En çok sahip olmak istediðin þey nedir? dedi. O da:

- Koyun… dedi. Bunun üzerine ona döl veren bir gebe koyun verildi.

Deve ve sýðýr yavruladý, koyun kuzuladý. Neticede birinin vâdi dolusu develeri, diðerinin vâdi dolusu sýðýrý, ötekinin de bir vâdi dolusu koyun sürüsü oldu.

Daha sonra melek ala tenliye, eski kýlýðýnda geldi ve:

- Fakirim, yoluma devam edecek imkâným yok. Gitmek istediðim yere önce Allah sonra senin yardýmýn sâyesinde ulaþabilirim. Rengini ve cildini güzelleþtiren Allah aþkýna senden yolculuðumu tamamlayabileceðim bir deve istiyorum, dedi.

Adam:

- Mal verilecek yer çoook, dedi. Melek:

- Ben seni tanýyor gibiyim. Sen insanlarýn kendisinden iðrendikleri, fakirken Allah’ýn zengin ettiði abraþ deðil misin? dedi. Adam:

- Bana bu mal atalarýmdan miras kaldý, dedi. Melek:

- Eðer yalan söylüyorsan, Allah seni eski haline çevirsin, dedi.

Sonra melek, eski kýlýðýna girip kelin yanýna geldi. Ona da abraþa söylediklerini söyledi. Kel de abraþ gibi cevap verdi. Melek ona da:

- Yalan söylüyorsan, Allah seni eski haline çevirsin! dedi.

Körün kýlýðýna girip bu defa da onun yanýna gitti ve:

- Fakir ve yolcuyum. Yoluma devam edecek imkâným kalmadý. Bugün önce Allah’ýn sonra senin sâyende yoluma devam edebileceðim. Sana gözlerini geri veren Allah aþkýna senden bir koyun istiyorum ki, onunla yoluma devam edebileyim, dedi. Bunun üzerine (eski) kör:

- Ben gerçekten kördüm. Allah gözlerimi iâde etti. Ýstediðini al, istediðini býrak. Allah’a yemin ederim ki, bugün alacaðýn hiçbir þeyde sana zorluk çýkarmayacaðým, dedi. Melek:

- Malýn senin olsun. Bu sizin için bir imtihandý. Allah senden razý oldu, arkadaþlarýna gazap etti, cevabýný verdi (ve oradan ayrýldý).   Buhârî, Enbiyâ 51; Müslim, Zühd 10

Açýklamalar

Fahr-i Kâinât Efendimiz’in verdiði bu örnekte, insanoðlunun darlýk ve bolluk, felâket ve saadet, hastalýk ve saðlýk gibi  farklý hal ve zamanlarýnda nasýl farklý davranabildiði görülmektedir. Davranýþlardaki bu farklýlýk, her þeyden önce, murâkabe þuurundan uzaklaþmaktan ileri gelmektedir. Nitekim Kur’ân-ý Kerîm’de de bu tutarsýz davranýþlara iþaret buyurulmuþtur. Meselâ Lokman sûresinin 32. âyetinin meali þöyledir:

“Onlarý, gölgeler salan daðlar gibi dalgalar sardýðý zaman, bütün samimiyetleriyle Allah’a yönelerek O’na yalvarýrlar. Fakat Allah, onlarý kurtarýp karaya çýkarýnca içlerinden bir kýsmý orta yolu tutar (bir çoðu da inkâr eder); zaten bizim âyetlerimizi (öyle) nankör gaddarlardan baþkasý inkâr etmez.”

Hadiste sözü edilen abraþlýk (alatenlilik), kellik ve körlük baþkalarýnca görülen hastalýklar olduðu için özellikle eski toplumlarda bu tür hastalar ayýplanýr, kýnanýr ve hatta toplumdan dýþlanýrdý. Tabiatýyla böyle bir muamele onlar için daha da büyük bir felâket olurdu. Bu tür hastalýklardan kurtulmak da hiç þüphesiz hastalara büyük mutluluk verirdi. Zira onlar hem hastalýktan, hem de toplumun dýþlamasýndan kurtulmuþ olurlardý. Böylece her nimete bir þükür hesabýndan bunlara iki þükür gerekirdi.

Hadiste zikredilen þükür imtihanýný ancak üç kiþiden birinin kazandýðý  görülmektedir. Bu ölçü ve oran belki de insanoðlunun, ilâhî nimetlere karþý tavrýný ortaya koymaktaydý. Yani ilâhî denetim altýnda yaþadýðýný her hâl ü kârda farkedebilenler ancak üçte bir oranýndaydý. Nitekim Allah Teâlâ “Þükreden kullarým gerçekten pek azdýr” [Sebe’ sûresi (34), 13] buyurmamýþ mýydý?

Hadis þerhlerinde iþin psikolojik tarafýna da dikkat çekilmektedir. Þöyle ki, alatenlilik ve kellik kiþinin bünyesi, fizik yapýsý, mizacý, tabiatý ile ilgilidir. Yani bu hastalýklarýn sebebi, dâhîlidir. Dolayýsýyla hastanýn psikolojisini de etkilemektedir. Körlük ise, böyle deðildir. Haricî sebeplerle de insan kör olabilir. Netice itibariyle de insan psikolojisini diðerleri kadar olumsuz etkilemez. Hadiste de bunun örneði görülmektedir. Ala tenli ve kel, mizaclarýna baðlý olarak huylarý da bozulmuþ olduðu için kendilerine yapýlan ikram ve iyiliði ve onun sahibi olan Allah’ý unutmuþlar ve imtihaný böylece kaybetmiþlerdir. Kör ise, böylesi kötü bir sonuçtan kendisini kurtarabilmiþtir.

Meleðin bu üç kiþiden her birine onlarýn eski hallerine bürünerek gelmesi, onlara eski durumlarýný hatýrlatmak, istemedikleri o halleri gözlerinin önüne getirmekle ve onlara herhangi bir mâzeret ileri sürme imkâný býrakmamak içindir.

Ayrýca olayda mal ve servetin insaný nasýl azdýracaðýna da dikkat çekilmiþtir.

Hadisten Öðrendiklerimiz

1. En kötü huy, nankörlük ve cimriliktir. Çünkü bu huylar insana Allah’ý ve O’nun nimetlerini unutturur, hatta inkâr ettirir.

2. Cimrilik ve yalancýlýk Allah’ýn gazabýna uðramaya sebeptir.

3. Doðruluk ve cömertlik güzel huylardýr.

4. Ýsrailoðullarýnýn baþýndan geçenleri anlatmak câizdir. Özellikle ibret alýnacak olaylarýn eðitim maksadýyla naklinde hiçbir sakýnca yoktur.

5. Eðitim ve irþadda kýssalardan yararlanmak faydalýdýr.

6. Mü’mine doðruluk ve cömertlik yakýþýr.

7. Allah’ýn verdiði nimetlere söz ve fiil olarak þükürde bulunmak lâzýmdýr. Nimetin devamý ve artmasý buna baðlýdýr.

8. “Ne oldum delisi” olmamak, geçmiþi unutmamak gerekir.

67- السَّابِعُ : عَنْ أبي يَعْلَى شَدَّادِ بْن أَوْسٍ رضي اللَّه عنه عن النبي صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم قال : «الكَيِّس مَنْ دَانَ نَفْسَهُ ، وَعَمِلَ لِما بَعْدَ الْموْتِ ، وَالْعَاجِزُ مَنْ أَتْبَعَ نَفْسَه هَواهَا ، وتمَنَّى عَلَى اللَّهِ الأماني » رواه التِّرْمِذيُّ وقالَ  حديثٌ حَسَنٌ    قال التِّرْمذيُّ وَغَيْرُهُ مِنَ الْعُلَمَاءِ : مَعْنَى « دَانَ نَفْسَه » : حَاسَبَهَا .

67. Ebû Ya’lâ Þeddâd Ýbni Evs radýyallahu anh’den rivayet edildiðine göre Nebî sallallahu aleyhi ve sellem þöyle buyurdu:

“Akýllý kiþi, nefsine hâkim olan ve ölüm sonrasý için çalýþandýr. Âciz kiþi de, nefsini duygularýna tâbi kýlan ve Allah’tan dileklerde bulunup duran (bunu yeterli gören) dýr”

Tirmizî, Kýyâmet 25. Ayrýca bk. Ýbni Mace, Zühd 31

Þeddâd Ýbni Evs

Konuþtuðu zaman güzel konuþan ve kýzdýðý zaman gayzýna hâkim olan Þeddâd, müslüman bir ailenin çocuðudur. Künyesi Ebû Ya’lâ veya Ebû Abdurrahman’dýr. Ýlim ve hilm yönünden pek üstündü. Âbid, zâhid, yufka yürekli, temiz kalbli kâmil bir müslümandý.

Hz. Peygamber’den 50 kadar hadis rivayet etmiþtir. Rivayetleri Kütüb-i Sitte’de yer almýþtýr. Hicrî 58. yýlda 75 yaþlarýndayken Kudüs’te vefat etmiþtir.

Allah ondan razý olsun.

Açýklamalar

Sonlu bir dünyada sorumlu ve belli bir ömre sahip olan insanoðlu, dünyayý ve sonrasýný deðerlendirirken bazý güç odaklarýnýn tesiri altýnda kalmýþtýr. Bunlar iman, dünya, nefis, öteki insanlar ve þeytandýr.

“Nefse hakimiyet” ve “ölüm sonrasý için gayret” þeklinde belirlenmiþ olan akýllýlýk göstergeleri, büyük ölçüde kâmil, yani etkili bir iman ile alâkalýdýr. “Nefse hakimiyet”, aklý hayata egemen kýlmak demektir. “Âhiret” ise, akýllýlýkta dikkate alýnacak çok önemli ve temelli bir unsurdur. Davranýþlarýný âhiretteki sonuçlarýný dikkate alarak ayarlamak gerçek anlamda “akýllý kiþi”lerin tavrýdýr. “Herkes yarýn için önceden neler gönderdiðine dikkat etsin” [Haþr sûresi (59), 18] âyeti, “ölüm sonrasý için denetimli çalýþan”larýn ne kadar isâbetli ve akýllý iþler yaptýklarýný belgelemektedir. Nitekim Ýmam Tirmizî, bizim “nefsine hâkim olan” diye tercüme ettiðimiz ifadenin “kýyamette hesaba çekilmeden önce öz nefsini hesaba çeken kiþi” demek olduðuna iþâret etmektedir. Sonra da bunu desteklemek üzere iki görüþ nakletmektedir.

Hz. Ömer demiþ ki:

“Hesaba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekin. Büyük duruþma için hazýrlýk yapýn. Âhiretteki hesap, ancak dünyada nefsini hesaba çekmiþ olanlar için hafif ve kolay olacaktýr.”

Meymûn Ýbni Mihrân’da þöyle der:

“Kul, yediðini ve giydiðini nereden karþýlýyor?” diye ortaðýný gözetleyip durduðu gibi, kendi öz nefsini denetlemedikçe asla takvâ sahibi olamaz.”

Sevgili Peygamberimiz bir baþka hadîs-i þerîflerinde:

“Ýþlerin asýl deðeri sonuçlarýna göre ölçülür” (Buhârî, Kader 5; Rikâk 33; Tirmizî, Kader 4) buyurmuþtur. Ýnsanýn akýllýsý ve hasý da âhirette belli olur. Orada, hayatýnýn hesabýný yüz akýyla verebilen kiþi, dünyayý iyi yönleriyle âhirete taþýmayý baþarmýþ demektir. Hadisimizdeki “akýllý kiþi” tarifine uymuþtur. Baþkalarýnýn onun hakkýnda þöyle veya böyle konuþmalarýnýn hiçbir kýymeti yoktur.

Âcizliðin alâmeti olarak hadiste “nefsini hevâ ve heveslerine tâbi kýlmak” sonra da “Allah’tan dileklerde bulunmak” sayýlmýþtýr. His ve hevesleri peþinde ömür tüketen  insanlar, zaman zaman kapýldýklarý hesap verme kaygýsý sonucu boþ ümitlere ve temennilere kucak açarlar. Kuruntulara kapýlýrlar. Tabiî bunlar neticeyi deðiþtirmez. Nefsine uymuþ kiþilerin belki de tek çareleri kuruntularýyla avunmaktýr. Þu âyetler ne kadar ciddi uyarýdýr:

“Ey insanoðlu, seni yaratýp sonra þekil veren, düzenleyen, mütenâsib kýlan, istediði þekilde terkib eden, çok cömert olan Rabbine karþý seni aldatan nedir?” [Ýnfitâr sûresi (82), 6-8].

“Kullarýma benim, baðýþlayan, merhamet eden olduðumu, azabýmýn can yakýcý bir azab olduðunu haber ver!” [Hýcr sûresi (15), 49-50].

Allah Teâlâ’dan dilekte bulunmak dinimizde teþvik edilmiþtir. Ancak böylesi bir ümit için kendine düþeni yapmýþ olmak da gereklidir. Bakara sûresi’nin 218. âyetinde Allah’ýn rahmetini umut etmek için iman, hicret ve cihad gibi dinin temel gereklerini yerine getirmiþ olmak lâzým geldiði anlatýlmaktadýr. Herhangi bir iþ yapmadan kuru kuru ümitte ve dilekte bulunmaya “temennî” denilmektedir. Böylesi kuru bir temenni ile yetinen kiþi, elbette kendisinden beklenen akýllýlýðý gösterememiþ, en ciddi konuda en anlamsýz bir davranýþ sergilemiþ demektir. Böyle bir davranýþ ise, bir âyet-i kerîmeye göre -Allah korusun- dini eðlence-oyun yerine koyan kâfirler ile ayný durumu paylaþmak olur. Bu durumda Allah’ýn maðfiretini ummak, bazý cahiller gibi, “Allah beni de affetmeyecekse kimi affedecek” þeklinde ciddiyetten uzak sözler sarfetmek tam anlamýyla “Allah ile aldanmak” olur. Nitekim “Allah ile aldanmak, günah iþleyip dururken baðýþlanma ummak”týr. (bk. Aclûnî, Keþfü’l-hafâ, II, 136.) Bu durumdakiler þu âyeti hatýrlamalýdýrlar:

“Ýþte Rabbinize karþý beslediðiniz bu zannýnýz, sizi helâk etti, ziyâna uðrayanlar olup çýktýnýz” [Fussýlet sûresi (41), 23].

Bir de unutulmamalýdýr ki kuruntu, þeytanýn insanlarý yanýltma taktiklerindendir [bk. Nisâ sûresi (4), 120].

Hadisten Öðrendiklerimiz

1. Akýllýlýk ve ileri görüþlülük, davranýþlardan belli olur.

2. Akýllý-akýlsýz tesbiti ve tarifi, dünya ve âhireti algýlama ve deðerlendirme, dünyada iken âhirete hazýrlanma durumuna göre yapýlýr. Ýddialara veya temennîlere göre deðil.

3. Allah Teâlâ’nýn “gazabýný aþkýn rahmeti”nden yararlanabilmek için, iman ve Ýslâm çerçevesinde kendine düþeni yapma gayreti içinde bulunmak gerekir. Zira, “Allah’ýn rahmeti, iyilik edenlere yakýndýr” [Â’raf sûresi (7), 56].

4. Nefsi her zaman denetleyip hesaba çekmek gerekir.

5. Allah amellere sevap verir, amelsiz temennilere deðil.

68- الثَّامِنُ : عَنْ أبي هُرَيْرَةَ رضي اللَّهُ عنهُ قال : قالَ رسولُ اللَّه صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم : مِنْ حُسْنِ إِسْلامِ الْمَرْءِ تَرْكُهُ مَالاَ يَعْنِيهِ » حديثٌ حسنٌ رواهُ التِّرْمذيُّ وغيرُهُ .

68. Ebû Hüreyre radýyallahu anh’den rivayet edildiðine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem þöyle buyurdu:

“Kendisini (doðrudan) ilgilendirmeyen þeyi terketmesi, kiþinin iyi müslüman oluþundandýr.”

Tirmizî, Zühd 11. Ayrýca bk. Ýbni Mâce, Fiten 12

Açýklamalar

Dünyada lüzumsuz, boþ ve faydasýz hiçbir þey yoktur. Allah Teâlâ her yarattýðýný bir hikmete dayalý ve bir hizmete uygun yaratmýþtýr. Ancak herþeyin herkes için her zaman gerekli olmasý da hiç þüphesiz düþünülemez. Ýþte hadiste iþaret buyurulan mâlâyânî, “kiþinin dinine ve dünyasýna faydasý olmayan þey” anlamýndadýr.

Ýnsaný doðrudan ilgilendirmeyen þeylere bu anlamda “lüzumsuz” veya “gereksiz” denilebilir. Halkýmýz “üstüne elzem olmayan iþe karýþma” derken, iþte bu mânâyý dile getirmektedir.

Neyin mâlâyânî, neyin gerekli olduðunu ayýrabilmek için, öncelikle saðlam deðer ölçülerine sahip olmak lâzýmdýr. Hiç þüphesiz müslümanlar için müslümanlýðýn deðer ölçüleri esastýr. O halde olgun mü’min, müslümanlýðýn ölçülerine göre yaþayan ve çevresini bunlara göre deðerlendiren kiþidir. Mâlâyânînin terkedilmesi, müslümanýn sürekli uyanýk olduðunu gösterir. Murâkabe fikri ile yaþadýðýný belgeler.

Mâlâyânîyi terketmek, gerekli olaný icabeden yerde gerektiði ölçüde yerine getirmek demektir. Toplumda olumsuz geliþmelerin önlenmesi, büyük ölçüde gereksizlerin terkedilmesiyle mümkün olacaktýr. Bu sebepledir ki, Ýslâm âlimleri bu hadisi “medâr-ý Ýslâm” olan dört hadisten biri kabul ve ilân etmiþlerdir.

Gereksizi terketmek, lüzumlularý önem sýrasýna koyma fikrini de beraberinde getirir. Böylece müslüman, her konuda en lüzumlu olaný iþlemek, en gerekli olaný ortaya koymak baþarýsýný ve basiretini yani olgunluðunu gösterir. Bu da onun güzel müslüman olduðunun delili olur.

Mâlâyânî ile meþgul olmak, lüzumlularý ihmal etmeye götürür. Çünkü gerekli-gereksiz herþeyle meþgul olmak insaný, kolayý tercihe sevkeder. Bütün bunlar ise, sonuçta müslümaný fuzûlî iþlerin adamý durumuna düþürür. Bu bakýmdan hadis, fevkalâde önemli bir tesbit yapmakta, iyi müslüman olabilmek için her þeyden önce kendisini ilgilendirmeyen fuzûlî iþlerle meþgul olmamak gerektiðine dikkat çekmektedir. Çünkü ömür kýsadýr ve hýzla geçmektedir.

Gerekli-gereksiz herþeyin harman olduðu günümüzde sadece lüzumlu iþlerle meþgul olabilmek, ancak gerçekten olgun bir iman ile  mümkündür.

Hadisten Öðrendiklerimiz

1. Kendisini doðrudan ilgilendirmeyen söz ve iþlerle meþgul olmamak, müslümanýn iyi bir seçim bilincine sahip olduðuna ve imanýnýn olgunluðuna iþarettir.

2. Ýnsan, dünya ve âhireti için gerekli ve lüzumlu olan iþlerle meþgul olmalýdýr.

3. Mâlâyânîyi terk, sürekli ilâhî denetim altýnda bulunduðu þuurunun bir sonucudur. Murâkabe’nin en büyük pratik faydasý budur.

69- التَّاسعُ : عَنْ عُمَرَ رضي اللَّهُ عنه عَنِ النَّبِيِّ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم قال : « لا يُسْأَلُ الرَّجُلُ فيمَ ضَربَ امْرَأَتَهُ » رواه أبو داود وغيرُه .

69. Ömer radýyallahu anh’den rivayet edildiðine göre Nebî sallallahu aleyhi ve sellem þöyle buyurdu:

“Kiþiye, hanýmýný neden dövdüðü sorulmaz!”  Ebû Dâvûd, Nikâh 42. Ayrýca bk. Ýbni Mace, Nikâh 51

Açýklamalar

Ýmam Nevevî’nin bu hadisi murâkabe konusunda niçin zikrettiði ilk bakýþta anlaþýlamamaktadýr. Oysa Ýslâm’ý bilen bir aile reisinin, hanýmýný neden dövdüðünü sormak onun dindarlýðý, yani Allah’ýn gözetimi altýnda bulunduðu þuurundan ve dolayýsýyla yetkilerini kullanmakta haddi aþtýðýndan þüphe etmek anlamýna gelir. Aile, ilâhî murâkabe þuurunun en çok iþleyeceði kurumdur. Zira ailenin mahremiyeti vardýr. O sebeple teftiþe müsait deðildir. Olay, açýklanmasý utanç verici veya çok özel bir sebebe baðlý olabilir. Bu mahremiyeti ifade için “Kol kýrýlýr yen içinde kalýr”, “Kirli çamaþýrlar sokakta yýkanmaz” denilmiþtir. Karý-koca arasýndaki iliþkiler, onlara býrakýlmýþtýr. Kendileri açmadýkça baþkalarý aile sýrlarýný öðrenemezler. Halkýmýz ne güzel söylemiþ: “Karý-koca dövüþmüþ, aklý olmayan karýþmýþ.!”

Hadiste, kocanýn karýsýný dövmekten mutlak mânada sorumlu olmayacaðý söylenmiyor. “Uhrevî sorumluluðu da yoktur” denilmiyor. Ýslâm þeriatýnýn müsaade ettiði hal, þekil ve þartlarda olmasý halinde dövme iþi sorumluluk getirmez. Aksi ise, tam bir sorumluluktur.

Mýsýrlý âlim Muhammed Gazzalî gibi bu hadise sýrf “hukûkî açýdan” yaklaþarak, onu kadýn haklarýna aykýrý görüp tenkid etmeye kalkanlar, iþi yeterince düþünüp deðerlendirmeyenlerdir. Nevevî gibi “ahlâkî açýdan” ve “aile mahremiyeti” noktasýndan yaklaþýlmasý gerekir. Mesele hukûkî bir zemine kaydýrýldýðý takdirde elbette kimin haklý kimin haksýz olduðu adlî mercilerce araþtýrýlacak ve koca da sorgulanacaktýr.

Tekrar edelim ki, “sorulmama” keyfiyeti, hâkim ya da kâdýya gelmemiþ olaylar için geçerlidir. Yetkili makamlara ulaþtýrýlan bir dövme olayý varsa, elbette haklýnýn ortaya çýkmasý için o soruþturulacak ve araþtýrýlacaktýr.

(M. Akif Ersoy, Safahat’ýnda “Köse Ýmam” baþlýklý manzumesini bu hadîs-i þerîfin yorumuna yardýmcý olacak bir olayla baþlatýr. Merak edenler o manzumeyi okuyabilirler.)

Hadisten Öðrendiklerimiz

1. Terbiye etmek için -gerektiðinde- koca hanýmýný dövebilir. Bu bir ruhsattýr.

2. Aile içi iliþkiler, eþlerin dindarlýðýna ve özellikle murâkabe þuuruna býrakýlmýþtýr.

3. Aile mahremiyeti sonuna kadar korunmalýdýr.


Kaynak: Riyazüssalihin


Üye Girişi
Aktif Ziyaretçi10
Bugün Toplam522
Toplam Ziyaret2887874
HADİSLERLE İSLAM DİB
EĞİTİM SUNUMLARI