• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/insanveislam.org/
  • https://plus.google.com/https://www.facebook.com/insanveislam.org//posts
  • https://twitter.com/insanuislam
     Türkiye Diyanet Vakfı
|| HOŞ GELDİNİZ ||
MAKALELER
EĞİTİM ve SUNUM DOSYALARI
VAAZ ARŞİVİ KATEGORİLERİ
DİYANET FETVALARI

Gıybet ve İftira Büyük Günahtır

GIYBET VE İFTİRA BÜYÜK GÜNAHTIR[1]

 

I-KONUNUN PLÂNI

A-Gıybet ve İftira Kavramları

B-Gıybet ve İftira Benzeri Diğer Kötü Alışkanlıklar

1-Koğuculuk

2-Yalan Söylemek

3-Yalancı Şahitlik

C- Gıybet ve İftiranın Zararları

1-Gıybet ve İftiranın Kişisel Zararları

2-Gıybet ve İftiranın Toplumsal  Zararları

D- Gıybet ve İftiranın  Hükmü

E-Gıybet ve İftiradan  Korunma Yolları ve Bu Eylemi İşleyenlere Takınılacak Tavır

II. KONUNUN AÇILIMI VE İŞLENİŞİ

 

Konuya gıybet ve iftira kavramı açıklanarak başlanır. Bu iki kavram arasındaki benzer ve farklılıklar anlatıldıktan sonra, aynı kategoride yer alan, başka bir ifade ile, dil ile işlenen kötü davranışlar arasında yer alan, koğuculuk, yalan söylemek ve yalancı şahitlik üzerinde de durulur. Bu kötü davranışların gıybet ve iftira ile benzerlikleri kurulup karşılaştırma yapılır. Daha sonra gıybet ve iftiranın kişisel ve toplumsal zararları üzerinde durulup; bu kötülükleri işleyen kişilerin ne gibi müeyyidelerle karşılaşacakları, yani hükmü açıklanır. Son olarak da gıybet ve iftiradan korunmak için ne gibi tedbirler almamız gerektiği ve bu eylemleri yapanlara karşı takınmamız gereken tavırlar üzerinde durularak konunun bir özeti yapılıp bitirilir.

           

 III. KONUNUN ÖZET SUNUMU

İslam dini; sosyal ilişkilere, ahlâkî davranışlara, kişilik haklarının korunmasına, güven, huzur ve barış ortamını yok edecek, kavga, tartışma ve dargınlıklara sebep olacak davranışlardan kaçınılmasına büyük önem vermiştir. Gıybet ve iftira bu davranışlar arasında yer almaktadır.

Gıybet; bir insanı gıyabında eleştirmek, çekiştirmek ve hoşlanmayacağı sözler söylemektir. Halk arasında buna "dedi-kodu" da denir. Kişinin bedeni, nesebi, ahlâkı, işi, dini, elbisesi, evi, bineği ve benzeri şeyler dedikodu konusu olabilir. Gözün şaşılığı, saçların döküklüğü, uzun veya kısa boylu, siyah veya sarı renkte olmak gibi nitelikler hakkında alaylı bir şekilde bahsedilmesi gıybet olur.

İftira ise; bir kimsenin işlemediği bir suçu yapmış gibi anlatmak, onda bulunmayan bir kötülüğü  varmış gibi  göstermektir. Kişinin sorumluluğunu unutarak isteklerine ulaşmak amacıyla insanlara iftira etmesi bir hastalıktır. İftiranın gayesi; hoşlanmadığı kişileri yıpratmaktır. Bu bakımdan her söze, her habere inanmamak, onu iyice araştırmak gerekir. 

Gıybet ve iftira ile aynı kategoride yer alan kötü fiillerden bazıları da koğuculuk, yalan söylemek ve yalancı şahitliktir. Burada kısaca bu kavramlara da değinmek yerinde olacaktır. Koğuculuk, insanlar arasında söz taşımak anlamına gelip, dinimizin yasak ettiği ve büyük günah olarak saydığı ahlak dışı kötü davranışlardan biridir. Koğuculuk yapan kimseler, Peygamber efendimizin hadislerinde "nemmâm"  ve "kattât" olarak isimlendirilmiş ve bu kimselerin (cezalarını) çekmeden cennete giremeyecekleri bildirilmiştir.Yalan söylemek; gerçek dışı ve aslı olmayan beyanlarda bulunmaktır. Yalan İslam'ın şiddetle yasak kıldığı ve büyük günah saydığı davranışlardan olup, münafıklık alâmetidir.Yalancılık, ailelerin yıkılmasına, toplumun fesadına, işlerin dağılmasına neden olabilir. Yalan söyleyen kimse insanların gözünden düşüp, sözüne itibar edilme hale gelir. “Yalan söyleyenin evi yanmış, buna kimse inanmamış,” atasözü, yalancının sonunun nasıl hüsran olduğunu belirtmektedir. Yine atalarımız; “yalancının mumu yatsıya kadar yanar”, “şehrin yukarısında bir yalan söyledim,  aşağıda kendim de inandım”, “yalan söyle, tutunmazsa izi kalır” sözleriyle yalanın toplum hayatındaki olumsuz etkisine dikkati çekmişlerdir. Yalancı şahitlik ise; insanların ruhuna zarar veren, hakkını zayi eden, anarşiyi yayan, bir şey olup, toplumsal kötülüklerin en tehlikelisi ve en çirkinidir. Yüce Allah "Rahmanın kulları" diye övdüğü ve cennete koyacağını bildirdiği müminlerin özellikleri arasında onların yalancı şahitlik yapmamayı da zikretmiştir. Yalancı şahitlik yapmak hem yalan söylemek hem de dolaylı olarak iftira etmektir. Yalancı şahitlik ile kul hakkının ihlal edilmesine ve zulüm yapılmasına sebep olunmuş olur. Bu büyük günahlardan biridir.

Gıybet ve iftiraya tekrar dönecek olursak:

 Gıybet eden insan ahlakından taviz vermiş, kul hakkı yüklenmiş ve büyük günah işlemiş olur. Gıybet; zayıf, zelil, manen ve ahlâken aşağı mertebede olan insanların yapabileceği bir davranıştır. Gıybet; kişi, aile, toplum hatta bir milletin bütün mensuplarını rencide edebilir. Bu; kişiler, aileler ve toplumlar arasında huzursuzluk, kırgınlık hatta kavgaya bile sebebiyet verebilir. Bu sebeple yüce Rabbimiz ve sevgili Peygamberimiz gıybet etmeyi şiddetle yasaklamışlar, büyük günah olduğunu bildirmiştir. Gıybet, müminin "fâsık" ve "âsî"  olmasına sebep olur. Gıybeti yapılan kimse hakkını helal etmedikçe kişi gıybetin günahından kurtulamaz. Çünkü gıybet etmek kul hakkı yüklenmektir. Kul hakkını ise Allah bağışlamaz. Bunun yanında söylediği söz, yaptığı fiil ve sergilediği davranış ile her türlü günahı ve kötülüğü işleyen, fert ve topluma zararlı olan, sözgelimi, hırsızlık ve iftira eden, ırz ve namus düşmanlığı yapan bir kimsenin bu ahlak dışı niteliği zararından korunması için bir başkasına söylenebilir. Bu gıybet değildir.

Gıybet, söz dışında, yazı ve fiil ile yani el, kol, göz, kaş işaretleri ile de yapılabilir. Gıybeti yapılan kimse, bundan haberdar olmuşsa, ben de onun gıybetini yapayım dememelidir. Bu takdirde kendisi de gıybet eden kişinin konumuna düşmüş, büyük günah işlemiş olur. Öyle ise ne yapması gerekir? Söz konusu edilen gıybet yanlış bilgiden kaynaklanıyorsa, gıybete eden uygun bir üslup ile durumu anlatabilir. Sabırlı olmak, hiç duymamış gibi davranmak en isabetli olanıdır.

Gıybeti yapılan kimse gıybet sebebiyle zarara uğramış veya zara uğraması söz konusu ise duruma müdahale edebilir, ilgili mercilere şikayet edebilir. Bunun yanında gıybeti yapılan kimsenin hiçbir şey söylemeden gıybeti dinlemesi âhlâkî bir davranış değildir. Böyle bir durumla karşılaşan kişi, ya sözlü olarak müdahale eder; bunun doğru olmadığını, gıybet etmenin haram ve büyük günah olduğunu söyler ki bu müminin iyiliği emretme ve kötülükten sakındırma görevidir ya da - sözlü olarak gıybetin yapılmasına engel olamayacaksa yapılan gıybete ortak olmamak ve gıybet sözlerini dinlememek için gıybet yapılan ortamı terk eder.

Gıybet etmenin âyet ve hadislerde dünyada uygulanacak bir müeyyidesi bildirilmemiştir. Ancak tövbe edilmediği veya affedilmediği takdirde  âhirette cezasını çeker. Onun için  mümin gıybet etmemelidir. Şayet böyle bir davranışta bulunduysa tövbe etmeli, gıybet ettiği kimseden af ve helalık dilemelidir. Aksi takdirde âhirette "müflis" durumuna düşecek sevaplarından gıybet ettiği kimseye vermek durumunda kalacaktır[2].

İftiranın müeyyidesine gelince; Yüce Allah, Kur'ân'da, namuslu bir erkek ve kadına iftira eden kimsenin cezası bunu dört âdil şahit ile ispat edemeyen müfterîlerin cezalarının seksen sopa vurulması olduğunu ve bunların tanıklıklarının ebedî olarak kabul edilmemesi gerektiğini bildirmektedir (Nur, 24/40). Bu ceza, iftiranın ne kadar büyük günah olduğunu ifade etmektedir.

             

 IV. KONU İŞLENİRKEN BAŞVURULABİLECEK BAZI AYETLER

يا ايها الذين امنوا اجتنبوا كثيرا من الظن ان بعض الظن اثم و لا تجسسوا و لا يغتب بعضكم بعضا ايحب احدكم ان ياكل لحم اخيه ميتا فكرهتموه و اتقوا الله ان الله تواب رحيم

 “Ey iman edenler! Zannın bir çoğundan sakının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurlarını ve mahremiyetlerini araştırmayın. Birbirinizin gıybetini yapmayın.  Herhangi biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz! Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah tövbeyi çok kabul edendir,  çok merhamet edendir”[3].

Bu âyet-i kerîme'de yüce Allah, kişilik haklarını ihlal eden üç davranıştan sakınılmasını emretmektedir. Bunlar; "kötü zanda bulunmak", "insanların gizli hallerini araştırmak" ve "gıybet etmek"tir.

وَالَّذِينَ يُؤْذُونَ الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ بِغَيْرِ مَا اكْتَسَبُوا فَقَدِ احْتَمَلُوا بُهْتَانًا وَإِثْمًا مُبِينًا

   “Mü’min erkeklere ve Mü’min kadınlara yapmadıkları bir şeyden dolayı eziyet edenler,  şüphesiz bir iftira ve apaçık bir günah yüklenmişlerdir”[4]

V. KONU İŞLENİRKEN BAŞVURULABİLECEK BAZI HADİSLER

 

Hz. Peygamber:

أَتَدْرُونَ ماَ ‏ ‏الْغِيبَةِ  "Gıybet nedir bilir misiniz?" diye sormuş, sahabe;

.قَالُوا اللهُ وَرَسُولُهُ أَعْلَمُ 

"Allah ve Resulü daha iyi bilir" cevabını vermişler, bunun üzerine Peygamberimiz (a.s.);

.قاَلَ ذِكْرُكَ أَخَاكَ بِماَ يَكْرُهُُ

 "Kardeşini onun hoşlanmadığı bir nitelik ile anmandır" diye tarif etmiştir. Kendisine,

قِيلَ أَفَرَأَيْتَ إِنْ كَانَ فِي أَخِي مَا أَقُولُ 

"Kardeşimde dediğim nitelik varsa ne buyurursunuz? denilmesi üzerine,

قَالَ إِنْ كاَنَ فِيهِ مَا تَقُولُ فَقَدِ ‏ ‏اغْتَبْتَهُ ‏ ‏وَإِنْ لَمْ يَكُنْ فِيهِ فَقَدْ ‏ ‏بَهَتَّه 

"Eğer dediğin sıfat kardeşinde varsa işte o zaman gıybet olur. Yoksa, ona bühtan ve iftira etmiş olursun" buyurmuştur.”[5]

 

Peygamberimizin eşi Hz. Aişe validemiz anlatıyor: Bir gün Hz. Peygambere;

‏‏قُلْتُ لِلنَّبِيِّ ‏ ‏صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ‏ ‏حَسْبُكَ مِنْ ‏ ‏صَفِيَّةَ ‏ ‏كَذاَ وَكَذاَ ‏ ‏

"Ey Allah’ın Elçisi! (Kısa boylu oluşunu kastederek) şöyle şöyle olan Safiye   sana yeter  dedim. Bunun üzerine bana, 

فَقاَلَ : لَقَدْ قُلْتِ كَلِمَةً لَوْ مُزِجَتْ بِماَءِ الْبَحْرِ لَمَزَجَتْهُ ‏ ‏ 

"Ey Aişe! Öyle bir söz söyledin ki,  eğer o söz denizin suyu ile  karışsa her halde onu ifsat eder, tadını ve kokusunu bozardı" buyurdu.

قاَلَتْ  ‏وَحَكَيْتُ ‏ ‏لَهُ إِنْساَناً  

"Bir gün Hz. Peygambere bir insanı, davranışlarını taklit ederek anlattım." Bunun üzerine Allah'ın Elçisi,

فَقاَلَ ماَ أُحِبُّ أَنِّي حَكَيْتُ إِنْساَناً وَ أَنَّ لِي كَذاَ وَكَذاَ:

 “Mukabilinde bana dünyayı verseler bile,  bir insanı hoşlanmayacağı bir şey ile taklit ve tavsif etmeyi katiyen  sevmem” buyurdu.[6]

 

Sahabeden Süfyân b. Abdullah (r.a.) anlatıyor:

‏قُلْتُ ياَ رَسُولَ اللهِ حَدِّثْنِي بِأَمْرٍ اَعْـتَصِمُ بِهِ قاَلَ    

"Ey Allah’ın Elçisi! Bana sımsıkı sarılacağım bir amel söyle"  dedim. Peygamber Efendimiz

‏قُلْ رَبِّيَ اللهُ ثُمَّ اسْتَقِمْ   

Rabbim Allah’tır de,  sonra dosdoğru ol” buyurdu. Kendisine,

قُلْتُ  ياَ رَسُولَ اللهِ ماَ أَخْوَفُ ماَ أَخاَفُ عَلَيَّ ؟   

"Ey Allah'ın Elçisi! Hakkımda korkacağın şeyin en tehlikelisi nedir?" dedim.

فَأَخَذَ بِلِساَنِ نَفْسِهِ ثُمَّ قاَلَ : هذاَ 

"Mübarek dilini (eliyle) tuttu sonra “İşte budur” buyurdu. [7]

    لاَ يَدْخُلُ الْجَنَّةَ نَـمَّامٌ

“Nemmâm cennete girmeyecektir",

  لاَ يَدْخُلُ الْجَنَّة َقتات

"Kattât cennete giremez."[8]

 Hadiste geçen "kattât" ve "nemam"  kişiler arasında söz taşıyıcısı demektir.  Bazı alimler; "nemâm" sözü bizzat dinleyip nakleden kimse;, "kattât" ise, söylenenlere kulak kabartıp işittiği gelişi güzel dedikoduları nakleden kimsedir şeklinde tanımlamışlardır.

Nemime; bir kimsenin halini bir başkasına fesada sebep olacak bir tarzda, rızası olmadan nakletmektir.

Peygamberimiz (a.s.) ahabından herhangi biri hakkında hoşuna gitmeyecek bir söz,  bir davranış, kötü bir huy anlatılmamasını, onlar hakkındaki yi zannı yok edecek bir durumun olmamasını istemiş ve onlara,

‏لاَ يُبَلِّغُنِي أَحَدٌ مِنْ أَصْحاَبِي عَنْ أَحَدٍ شَيْئاً  

"Kimse bana ashabımdan birinden (canımı sıkacak) bir söz getirmesin buyurmuş, sebebini,

 فَإِنِّي أُحِبُّ أَنْ أَخْرُجَ إِلَيْكُمْ وَأناَ سَلِيمُ الصَّدْرِ 

"Çünkü  ben,  karşınıza zihnimde hiç bir şey olmadan çıkmayı seviyorum "[9] şeklinde açıklamıştır.

Peygamberimiz (a.s.) اجتنبوا السبع الموبقات "Helâk edici yedi büyük günahtan sakının" buyurmuş bu yük günah arasında iffetli ve namuslu kadınlar iftirada bulunmayı da saymıştır.[10]

Peygamberimiz (a.s.),

 اية المنافق ثلاث اذا حدث كذب و اذا وعد اخلف و اذا اؤتمن خان

"Münafıklığın alameti üç tanedir; (Münafık); konuştuğu zaman yalan konuşur, vaat ettiği zaman döner, sözünü tutmaz, bir şey emanet edildiği zaman ona hainlik eder"[11] buyurmuştur.

Sevgili Peygamberimiz  (a.s.):

لا يستقيم ايمان عبد حتى يستقيم قلبه و لا يستقيم قلبه حتى يستقيم  لسانه و لا يدخل رجل الجنة لايامن جاره بوائقه      

"Kulun kalbi doğru olmadıkça imanı doğru olmaz, dili doğru olmadıkça kalbi doğru olmaz. Komşusu zararlarından emin olmadıkça kişi cennete giremez"[12] buyurmuştur.

 IV. YARARLANILABİLECEK BAZI KAYNAKLAR

1-Gazali, İhya-u Ulumu’d-Din (terc: Ahmet Serdaroğlu), Bedir Yayınları, İstanbul, III, 343.

2-Fussilet, 41/34; Nisa, 4/148; Tevbe, 9/71; Kalem,68/10-14; Hucurat, 49/6; Kaf,50/18; Hac, 22/30; Ahzab, 33/70; Mümin,,40/28; İsra,17/36;  Mâide, 5/8; Bakara, 2/283; Furkan,25/ 72; Bakara, 2/284 ayetlerinin tefsiri.

 

             

 



[1] Bu vaaz projesi Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanı Burhan ERKUŞ tarafından hazırlanmıştır.

[2] Tirmizî, Kıyame, 2 (IV, 613).

[3] Hucurât, 49/12.

[4] Ahzab 33/58. 

[5] Müslim, Birr, 70 (III, 2001); Ebu Davut, Edep, 40 (V, 191-192).

[6] Ebû Dâvud, Edeb, 40 (V, 192-193).

[7] Tirimizî,  Zühd, 60 (IV, 607).

[8] Buhari, Edeb 50 (VIII, 86); Ebu Davud, Edeb 38 (V, 190).

[9] Ebu Davud, Edeb 33 (V, 183).

[10] Buhârî, Vasâyâ, 23 (III, 195); Müslim, Îmân, 144, (I,91).

[11] Tirmizî, İman, 14 (V, 19).

[12] Ahmed b. Hanbel, III, 198.



Aktif Ziyaretçi8
Bugün Toplam648
Toplam Ziyaret1193745
Anlık
Yarın
10° 13° 8°