• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/insanveislam.org/
  • https://plus.google.com/https://www.facebook.com/insanveislam.org//posts
  • https://twitter.com/insanuislam
                
MAKALELER
EĞİTİM ve SUNUM DOSYALARI
VAAZ ARŞİVİ KATEGORİLERİ

İbadete İhtiyacımız Vardır

İBADETE İHTİYACIMIZ VARDIR

Bugünkü vaazımızda yaratılışımızın gayesi olan, ibadetten söz etmek istiyorum. Allah Teala Kuran'da şöyle buyuruyor:[1]

يَا أَيُّهَا النَّاسُ اعْبُدُواْ رَبَّكُمُ الَّذِي خَلَقَكُمْ وَالَّذِينَ مِن قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُون. الَّذِي جَعَلَ لَكُمُ الأَرْضَ فِرَاشاً وَالسَّمَاء بِنَاء وَأَنزَلَ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً فَأَخْرَجَ بِهِ مِنَ الثَّمَرَاتِ رِزْقاً لَّكُمْ فَلاَ تَجْعَلُواْ لِلّهِ أَندَاداً وَأَنتُمْ تَعْلَمُونَ.

İnsanı yoktan var eden ve varlığından haberdar eden Allah Teala, yarattığı insanın kendisini tanımasını ve Ona ibadet etmesini emrediyor. Ancak bu sayede kötülüklerden ve sonuç olarak da Allah'ın azabından korunabileceği bildiriliyor.

İbadet; gönülden ve isteyerek Allah'a yönelmek ve emirlerine itaat etmektir. Kul, kendisini yaratana, lütfettiği sayısız nimetlerden dolayı şükretmek için ibadet eder. Biz insan olarak bize yapılan bir iyiliğe teşekkür etme ihtiyacı duyarız. Bu, insanın yaratılışında var olan bir özelliktir. Değil insanlar, bazı hayvanlar bile, kendilerini yedirip içiren, barındıran insanlara bağlılık gösterir ve yapılan iyililiğe tavırları ile karşılık vermek isterler.

Yaratıklar içinde üstün bir varlık olan ve akıl gibi üstün yeteneklerle donatılmış bulunan insanın, bunca lütuf ve nimetler karşısında duygusuz kalması, bunları kendisine veren Allah'a şükretmemesi nasıl düşünülebilir? Kuran'da insana verilen bu nimetlerin bir kısmı hatırlatılarak, şöyle buyuruluyor:[2]

اللّهُ الَّذِي خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضَ وَأَنزَلَ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً فَأَخْرَجَ بِهِ مِنَ الثَّمَرَاتِ رِزْقاً لَّكُمْ وَسَخَّرَ لَكُمُ الْفُلْكَ لِتَجْرِيَفِي الْبَحْرِ بِأَمْرِهِ وَسَخَّرَ لَكُمُ الأَنْهَارَ. وَسَخَّر لَكُم ُالشَّمْسَ وَالْقَمَرَ دَآئِبَينَ وَسَخَّرَ لَكُمُ اللَّيْلَ وَالنَّهَارَ. وَآتَاكُم مِّن كُلِّ مَا سَأَلْتُمُوهُ وَإِن تَعُدُّواْ نِعْمَتَ اللّهِ لاَ تُحْصُوهَا إِنَّ الإِنسَانَ لَظَلُومٌ كَفَّارٌ.

 Allah'ın, kendisine bu kadar nimetler verdiği insan, elbette Ona şükretme ihtiyacını duyacaktır. İşte bu teşekküre, ibadet diyoruz.

Kuran’da Allah'ın cinleri ve insanları, kendisini tanıyıp Ona ibadet ve kulluk etmeleri için yarattığı bildirilmekte, böyle ibadet ve kulluğun yararının Allah'a ait olmayıp, yine kulların menfaatleri için olduğuna dikkat çekilerek şöyle buyurulmaktadır:[3]

وَمَاخَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْإِنسَ إِلَّا لِيَعْبُدُونِ. مَا أُرِيدُ مِنْهُم مِّن رِّزْق ٍوَمَا أُرِيدُ أَن يُطْعِمُونِ. إِنَّ اللَّهَ هُوَ الرَّزَّاقُ ذُو الْقُوَّةِ الْمَتِينُ.

Efendimiz, Allah'ın yüceliği ve lütfettiği sayısız nimetleri karşısında Ona daha çok şükretme gereğini duyarak, geceleri bile kalkar namaz kılar, ibadet ederdi. Hz. Aişe anlatıyor:

-Efendimiz geceleri mübarek ayakları şişinceye kadar ibadet ederdi. Ben kendisine:

-Ey Allah'ın Rasulü, geçmişte işlenmiş ve gelecekte işlenmesi muhtemel bulunan günahlarını Allah bağışladığı halde niçin bu kadar yoruluyorsunuz? dedim. Efendimiz:

-Ya Aişe, Allah'a şükreden bir kul olmayayım mı? buyurdular.[4] Efendimiz bu sözleri ile bazılarının zannettiği gibi Allah korkusu sebebi ile değil, Allah sevgisi ve zevki ile ibadet ettiğini ifade ediyordu. Efendimizin namazda en büyük zevki duyduğunu söylemesinin hikmeti bu idi. Hatta o, sabah namazının iki rekat sünneti hakkında:         -O iki rekat bana dünyadaki her şeyden daha çok sevimlidir, demiştir.[5]

Sahabeden Hz.Hüzeyfe şöyle anlatıyor: -Bir gece Efendimizle birlikte namaz kıldım. Bakara suresine başladı, ben içimden, yüz ayet okuyunca rüku eder, dedim, devam etti. Ben, her halde bütün sureyi bir rekatta okuyacak diye düşündüm. O, yine devam etti. Ben bu sure ile rükua varır dedim, sonra Nisa suresine başladı, onu da okudu. Sonra Al-i İmran suresine başladı, onu da okudu. Ağır ağır okuyor, içinde tesbih bulunan bir ayet gelince tesbih ediyor, istek ayetine gelince istekte bulunuyor, sığınma ayetine gelince Allah'a sığınıyordu. Sonra rükua gitti ve: -Sübhane Rabbiye'l-Azim dedi. Efendimiz, rükuda da kıyamda olduğu kadar kaldı. Sonra: -Semiallahu dedi ve doğruldu. Rükuuna yakın uzun bir süre ayakta durdu, sonra secde etti ve: -Sübhane Rabbiye'l-A’la dedi. Secdesi de hemen kıyamı kadardı.[6]

Bu konuda şu hususu vurgulamakta yarar vardır. Kuran, Allah'ın alemlerden müstağni olduğunu bildiriyor. Bu, Allah hiçbir şeye muhtaç değil demektir, insanların ibadetine de ihtiyacı yoktur. İbadetin hikmet ve faydalarını kavrayamayanlar, daha doğrusu Allah'a ibadet etmenin hazzını duyamayan bazı kimseler: -Allah'ın ibadete ihtiyacımı vardır ki Ona ibadet edelim, derler. Evet, Allah'ın ibadetimize ihtiyacı yoktur. Aksine buna muhtaç olan biziz. Çünkü ibadetler her şeyden önce insan hayatını disipline eder. İnsanın belli zamanlarda yerine getirmekle yükümlü olduğu ibadetler, insanı dağınıklıktan, başı boşluktan ve sorumsuzluktan kurtarır. Her işinde Cenab-ı Hakk'ın denetimini gönlünde taşımasını sağlar. Böylece sorumluluk duygusu gelişen kimsenin, toplum içindeki davranışları da ölçülü ve düzenli olur. Haksızlıktan ve başkalarını zarara uğratmaktan sakınır. Mükafatını Allah'tan umarak herkese elinden geldiğince iyilik yapmaya çalışır.

İbadet, insanı Allah'a yaklaştıran ve Allah ile buluşturan en güzel vasıta, bir kulun dünyada erişebileceği makamların en yücesidir. Hayatımızın en değerli ve pürüzsüz zamanları ibadetle geçirdiğimiz vakitlerdir.

İbadet, ruhumuzu yüceltir, gönlümüzü kötü duygu ve düşüncelerden arındırır. Davranışlarımızı düzelterek bizi ahlaken olgunlaştırır. Nitekim Kuran’da şöyle buyurulmuştur:[7]

اتْلُ مَا أُوحِيَ إِلَيْكَ مِنَ الْكِتَابِ وَأَقِمِ الصَلاةَ إِنَّ الصَّلاةَ تَنْهَى عَنِ الْفَحْشَاء وَالْمُنكَرِ وَلَذِكْرُ اللَّهِ أَكْبَرُ وَاللَّهُ يَعْلَمُ مَا تَصْنَعُونَ.

Gerek bu ayette ve gerekse hadislerde, namazın mutlaka kötülüklerden alıkoyacağı ifade edilmiştir.

Elbette günde beş defa Allah'a yönelen kimse Onu hatırından çıkarmayacaktır. Bir gün Onun huzuruna gelecek ve dünyada yaptığı her şeyin hesabını orada vasıta ve tercüman olmadan, bizzat Allah'a vereceğini düşünecektir. Şüphesiz bu duygu, onun ölçülü olmasını ve her işinde dürüst davranmasını sağlayacaktır.

Efendimiz oruç ibadetinden söz ederken de, şöyle buyurmuşlardır:[8][8]

من لم يدع قول الزور والعمل به فليس لله حاجة فى ان يدع طعامَه وشرابه.

Değerli Müminler! Allah'ın emri olan ibadet, Allah'ın kulları üzerindeki bir hakkıdır.

Konuyla ilgili hadisimiz şöyledir:[9]

عن معاذِ بن جبلٍ قال: قال رسول الله: يا معاذُ اتَدرى ما حقُ الله على العباد؟ قال: الله ورسوله اعلم. قال: فان حق الله على العباد ان يعبدوه ولا يشركوا به شيئا. قال: اتدرى ما حقهم عليه اذا فعلوا ذلك؟ فقال: الله ورسوله اعلم. قال: ان لا يُعذبَهم.

İbadet, Allah katında insanlara değer kazandırır. Allah kendisine ibadet edeni sever, ona değer verir. İbadet görevini yerine getirmeyenler Allah'ın sevgisinden mahrum kalır. Nitekim Kuran’da:[10]

قُلْ مَا يَعْبَؤا بِكُمْ رَبِّي لَوْلاَ دُعَاؤُكُمْ.

Değerli Kardeşlerim, en büyük saygı demek olan ibadet, yalnız Allah'a yapılır. Allah'tan başka kim olursa olsun, peygamberler de dahil, hiç kimseye ibadet edilmez.

Hz. Adem’den itibaren bütün peygamberler, Allah'ı tanımaya ve yalnız Ona ibadet etmeye çağırmışlardır. Bu konuda Hz. İbrahim'in, babası ve kavmi ile yaptığı konuşma Kuran’da şöyle bildiriliyor:[11]

وَاتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَأَ إِبْرَاهِيمَ. إِذْ قَالَ لِأَبِيهِ وَقَوْمِهِ مَا تَعْبُدُونَ. قَالُوا نَعْبُدُ أَصْنَاماً فَنَظَلُّ لَهَا عَاكِفِينَ. قَالَ هَلْ يَسْمَعُونَكُمْ إِذْ تَدْعُونَ. أَوْ يَنفَعُونَكُمْ أَوْ يَضُرُّونَ. قَالُوا بَلْ وَجَدْنَا آبَاءنَا كَذَلِكَ يَفْعَلُونَ. قَالَ أَفَرَأَيْتُم مَّا كُنتُمْ تَعْبُدُونَ. أَنتُمْ وَآبَاؤُكُمُ الاقْدَمُونَ. فَإِنَّهُمْ عَدُوٌّ لِّي إِلا رَبَّ الْعَالَمِينَ. الَّذِي خَلَقَنِي فَهُوَ يَهْدِينِ. وَالَّذِي هُوَ يُطْعِمُنِي وَيَسْقِينِ. وَإِذَا مَرِضْتُ فَهُوَ يَشْفِينِ. وَالَّذِي يُمِيتُنِي ثُمَّ يُحْيِينِ. وَالَّذِي أَطْمَعُ أَن يَغْفِرَ لِي خَطِيئَتِي يَوْمَ الدِّينِ.

Bütün peygamberler Hz. İbrahim gibi, gönderildikleri kavimlerle benzer konuşmaları yapmışlardır.

Cenab-ı Hak Efendimize şu talimatı vermiştir:[12]

قُلْ يَا أَهْلَ الْكِتَابِ تَعَالَوْاْ إِلَى كَلَمَةٍ سَوَاء بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمْ أَلاَّ نَعْبُدَ إِلاَّ اللّهَ وَلاَ نُشْرِكَ بِهِ شَيْئاً وَلاَ يَتَّخِذَ بَعْضُنَا بَعْضاً أَرْبَاباً مِّن دُونِ اللّهِ فَإِن تَوَلَّوْا فَقُولُواْ اشْهَدُواْ بِأَنَّا مُسْلِمُونَ.

Efendimiz vefat edince Ashab-ı Kiram çok üzülmüş ve adeta şaşırmışlardı. Hz.Ömer bile:

-Peygamber vefat etmedi ve etmez. Her kim Muhammed öldü derse boynunu vururum, demişti. İşte bu sırada Hz.Ebu Bekir mescide gelerek orada toplanmış bulunan ve şaşırmış bir halde ne yapacaklarını bilmeyen ashaba önemli bir konuşma yapmış ve şu sözleri söylemişti:

-Sizden her kim Muhammed'e tapıyor idiyse, bilsin ki O, ölmüştür. Kim ki Allah'a ibadet ediyorsa bilsin ki, Allah diridir, ölmez, dedikten sonra şu ayeti okudu: [13]

وَمَا مُحَمَّدٌ إِلاَّ رَسُولٌ قَدْ خَلَتْ مِن قَبْلِهِ الرُّسُلُ أَفَإِن مَّاتَ أَوْ قُتِلَ انقَلَبْتُمْ عَلَى أَعْقَابِكُمْ وَمَن يَنقَلِبْ عَلَىَ عَقِبَيْهِ فَلَن يَضُرَّ اللّهَ شَيْئاً وَسَيَجْزِي اللّهُ الشَّاكِرِينَ.

Hz. Ebu Bekir önemli bir noktaya dikkat çekmişti: İbadet, yalnız Allah'a yapılır, Ondan başka hiç kimseye ibadet edilmez.

Değerli Kardeşlerim! Kuran’da Allah'a ibadet edilmesini emreden hemen her ayette Ona ortak koşulmaması istenmiştir. Çünkü Allah'a yapılan ibadete başkalarını ortak etmek, hem büyük günah, hem de böyle ibadeti Allah kabul etmez.

Allah'a ortak koşana müşrik denir. Şirk deyince, akla ilk gelen Allah'a ortak tanımaktır. Bu anlamdaki şirk, sadece günah değil, aynı zamanda küfürdür.

Efendimiz zamanındaki müşrikler Allah'ı tanıyorlar, ancak taptıkları putlarının Allah'ın ortakları olduğuna ve onları Allah'a yaklaştıracaklarına ve Allah katında onlara şefaat edeceklerine inanıyorlardı. Nitekim Kuran’da:[14][14]

وَلَئِن سَأَلْتَهُم مَّنْ خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ لَيَقُولُنَّ اللَّهُ قُلِ الْحَمْدُ لِلَّهِ بَلْ أَكْثَرُهُمْ لَا يَعْلَمُونَ.

Evet, bu müşrikler, gökleri ve yeri, göklerde ve yerde olan her şeyi, Allah'ın yarattığını bildikleri halde Ona ortak koşma tutarsızlığına düşüyorlardı. Öyle ya, madem ki gökleri ve yeri yaratan Allah'tır, o halde yalnız Ona ibadet edilmesi gerekir. Ama çokları bunu anlamak istemezler. Müşriklere, niçin putlara taptıkları sorulduğunda onlar Kuran ifadesiyle şöyle diyorlardı:[15]

...مَا نَعْبُدُهُمْ إِلَّا لِيُقَرِّبُونَا إِلَى اللَّهِ زُلْفَى...

Oysa Allah, kendisine ibadet edilirken başkalarının araya sokulmasını kabul etmiyor. Hatta Kuran, peygamberlerin görevlerinin sadece tebliğ ve tebyinden ibaret olduğunu, hidayetin Allah'a ait bulunduğunu bildiriyor. Nitekim Efendimize hitaben şöyle buyurulmuştur:[16]

إِنَّكَ لا تَهْدِي مَنْ أَحْبَبْتَ وَلَكِنَّ اللَّهَ يَهْدِي مَن يَشَاءُ وَهُوَ أَعْلَمُ بِالْمُهْتَدِينَ.

Az önce de ifade ettiğimiz gibi bütün peygamberler, yalnız Allah'a ibadete çağırmışlar ve Ona hiçbir şeyin ortak koşulmamasını istemişlerdir. Bu peygamberlerden birisi de Hz.İsa'dır. O şöyle demişti:[17]

يَا بَنِي إِسْرَائِيلَ اعْبُدُوا اللّهَ رَبِّي وَرَبَّكُمْ إِنَّهُ مَن يُشْرِكْ بِاللّهِ فَقَدْ حَرَّمَ اللّهُ عَلَيهِ الْجَنَّةَ وَمَأْوَاهُ النَّارُ وَمَا لِلظَّالِمِينَ مِنْ أَنصَارٍ.

Hz.İsa Hıristiyanları uyardığı halde; onlar, onu dinlememiş ve ona Tanrılık isnat ederek, onun getirdiği hak yoldan sapmışlardır. Çünkü onun Tanrılıkla bir ilgisi olmadığı gibi böyle bir iddiası da yoktu. O, sadece Allah'ın kulu ve elçisi idi. Kuran, Allah ile Hz. İsa arasında kıyamet günü, şöyle bir konuşma olacağını bildirmektedir:[18]

 وَإِذْ قَالَ اللّهُ يَا عِيسَى ابْنَ مَرْيَمَ أَأَنتَ قُلتَ لِلنَّاسِ اتَّخِذُونِي وَأُمِّيَ إِلَـهَيْنِ مِن دُونِ اللّهِ قَالَ سُبْحَانَكَ مَا يَكُونُ لِي أَنْ أَقُولَ مَا لَيْسَ لِي بِحَقٍّ إِن كُنتُ قُلْتُهُ فَقَدْ عَلِمْتَهُ تَعْلَمُ مَا فِي نَفْسِي وَلاَ أَعْلَمُ مَا فِي نَفْسِكَ إِنَّكَ أَنتَ عَلاَّمُ الْغُيُوبِ . مَا قُلْتُ لَهُمْ إِلاَّ مَا أَمَرْتَنِي بِهِ أَنِ اعْبُدُواْ اللّهَ رَبِّي وَرَبَّكُمْ وَكُنتُ عَلَيْهِمْ شَهِيداً مَّا دُمْتُ فِيهِمْ فَلَمَّا تَوَفَّيْتَنِي كُنتَ أَنتَ الرَّقِيبَ عَلَيْهِمْ وَأَنتَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ شَهِيدٌ.

Hz. İsa gibi bütün peygamberler de gönderildikleri kavimlere ve topluluklara aynı şekilde, yalnız Allah'a ibadet etmelerini söylemişlerdir. Zaten aksi düşünülemez. Çünkü peygamberleri Allah tayin eder. Allah'ın razı olmayacağı bir şeyi söylemeleri düşünülemez.

Efendimiz, Hıristiyanların düştükleri bu hataya düşmememiz için çok dikkatli olmamızı öğütlemiş, şöyle buyurmuştur:[19]

لا تُطْرونى كما اَطْرَتْ النصارى ابنَ مريمَ فانما انا عبدُه, فقولوا عبدُ الله ورسولُه.

Allah'a yapılan ibadete başkalarını ortak koşmak günahların en büyüğü sayılmış, bundan tevbe etmedikçe Cenab-ı Hakk'ın bu günahı affetmeyeceği bildirilmiştir.

Şöyle buyuruluyor:[20]

إِنَّ اللّهَ لاَ يَغْفِرُ أَن يُشْرَكَ بِهِ وَيَغْفِرُ مَا دُونَ ذَلِكَ لِمَن يَشَاءُ وَمَن يُشْرِكْ بِاللّهِ فَقَدِ افْتَرَى إِثْماً عَظِيماً.

Allah'a yapılan ibadete başkasını ortak koşmak şirk olduğu gibi, gösteriş için, bir çıkar veya itibar sağlamak için ibadet etmek, daha doğrusu ibadet ediyor görünmek, hayır ve hasenat yapmak da şirkin bir başka çeşididir.

Gösteriş için yapılan ibadeti, hayır ve hasenatı Allah kabul etmez. Böyle bir ibadetin ve hayrın Allah katında bir değeri olmaz.

Kuran’da şöyle buyurulmuştur:[21]

فَمَن كَانَ يَرْجُو لِقَاء رَبِّهِ فَلْيَعْمَلْ عَمَلاً صَالِحاً وَلَا يُشْرِكْ بِعِبَادَةِ رَبِّهِ أَحَداً.

Yine Maun süresinde de buyuruluyor ki:

فَوَيْلٌ لِّلْمُصَلِّينَ. الَّذِينَ هُمْ عَن صَلاتِهِمْ سَاهُونَ. الَّذِينَ هُمْ يُرَاؤُونَ. وَيَمْنَعُونَ الْمَاعُونَ.

Efendimiz Allah'ın şöyle buyurduğunu bildirmiştir:[22]

انا اَغنَى الشركاءِ عن الشرك, من عمل عملا اَشْركَ فيه معىَ غيرى تركتُه وشركَه.      

Bu hadisi kutsinin manası şudur: Benim ortak ve yardımcıya ihtiyacım yoktur. Bir kimse, bir şeyi hem benim için, hem başkası için yaparsa, ben onu kabul etmem. Benimle birlikte o işe kimi ortak yaptı ise ona bırakırım. Demek ki, gösteriş için yapılan bir işin Allah katında bir değeri yoktur, sahibi de günahkardır.

Değerli Müminler! Erginlik çağına gelmiş, aklı başında müslüman kadın ve erkekler ibadetle yükümlüdür. Bu yükümlülük, ölünceye kadar devam eder. Hiç kimsenin, ibadet yükümlülüğünden düşeceği bir dereceye gelmesi söz konusu değildir. Esasen böyle bir derece de yoktur. Olsaydı ona Efendimiz yükselmiş olurdu. Halbuki o ölünceye kadar ibadetine devam etmiştir. Çünkü Kuran’da buyuruluyor ki:[23]

وَاعْبُدْ رَبَّكَ حَتَّى يَأْتِيَكَ الْيَقِينُ.                                                                    

İslam'da beş temel ibadet vardır ki, bunlar Efendimiz tarafından şöyle ifade edilmiştir:[24]

عن بن عمر قال قال رسول الله: بنى الاسلام على خمس: شهادةِ ان لااله الا الله وان محمدا رسول الله واقام الصلاة وايتاء الزكاة والحج وصوم رمضان.

Bu ibadetlerin içerisinde ise namaz başta gelir. Hiçbir ibadet namazın yerini tutmaz. Zira Cenab-ı Hak insanlara imandan sonra, namazdan daha faziletli bir ibadet emretmemiştir.

Değerli Kardeşlerim! Zamanımız dolduğu için konuşmamızı bir hadisle tamamlamak istiyorum. Hz. Ebu Eyyub el-Ensari anlatıyor:[25] Bir adam Efendimize:

اخبرنى بعملٍ يُدخل الجنة؟ قال: ) رجل من الصحابة( ما له, ما له؟ وقال النبى: تَعبد الله ولا تُشرك به شيئا وتُقيمُ السلاة وتُؤتى الزكاةَ وتَصِلُ الرحمَ.


[1] Bakara, 2/21-22.

[2] İbrahim, 14/32-34.

[3] Zariyat, 51/56-58.

[4] Buhari, Teheccüd, 6; Müslim, Kitabu Sıfati'l-Müsafirine ve Kasrihim, 18.  

[5] Müslim, Kitabu Sıfati'l-Müsafirine, 14.

[6] Müslim, Kitabu Sıfati'l-Müsafirine ve Kasrihim, 27.  

 

[8] Buhari, Savm, 8.

[9] Müslim, İman, 10.

[10] Furkan, 25/77.

[11] Şuara, 26/69-82.

[12] Al-i İmran, 3/64.

[13] Buhari, Cenaiz, 3; İbn Mace, Cenaiz, 65; Ayet, Al-i İmran, 3/144.

[14] Lokman, 31/25.

[15] Zümer, 39/3.

[16] Kasas, 28/56.

[17] Maide, 5/72.

[18] Maide, 5/116-117.

[19] Buhari, Enbiya, 48.

[20] Nisa, 4/48.

[21] Kehf, 18/110.

[22] Müslim, Zühd, 5.

[23] Hicr, 15/99.

[24] Buhari, İman, 2; Müslim, İman, 5.

[25] Buhari, Zekat, 1; Müslim, İman, 4.

Kaynak:  Lütfi Şentürk - Diyanet Aylık Dergi



Aktif Ziyaretçi7
Bugün Toplam68
Toplam Ziyaret741970