• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/insanveislam.org/
  • https://twitter.com/insanuislam
  
MAKALELER
EĞİTİM SUNUMLARI
VAAZ ARŞİVİ
DİYANET FETVALARI

Şehitlik ve Gazilik-2

ŞEHİTLİK VE GAZİLİK

İnsan çalışarak pek çok rütbe ve unvanlar elde eder. Bu rütbelerin başında hiç şüphe yok ki, şehitlik ve gazilik gelir. Çünkü bu rütbeler hayat karşılığında elde edilmekte ve inanç sayesinde kazanılmaktadır. Hem Hak katında ve hem de halk yanında şehadet mertebesine yükselmek, büyük bir mazhariyettir.

Şehit, Allah’ın huzurunda diri olarak hazır bulunup, rızıklandırılacağı ve cennete gireceğine şehadet olunduğu için bu adı almıştır.

Gazi ise; Allah yolunda ve vatan uğrunda savaştığı ve şehit olmayı arzu ettiği halde ölmeyip, sağ kalan kimseye verilen addır. Gazi de, şehit olmak ve bu mertebeye yükselmek için savaştığından dolayı, şehitler derecesindedir. Hatta Efendimiz buyurmuştur ki:[1]

من طلب الشهادة صادقا اُعطيَها ولو لم تُصبه.

Şehitlerin Fazileti         

İnsan niçin şehit veya gazi olmayı ister? Çünkü başka bir çaba ile bu rütbelere erişemez de ondan. Bu rütbeler canı feda etme karşılığında elde edilir. Efendimize bir adam sordu:[2] -Ey Allah’ın Rasulü, bana, savaşa denk olan bir amel göster? Efendimiz:

-Buna denk bir amel bulamıyorum, buyurdu. Sonra da:

-Savaşçı savaşa çıktığı zaman, camiye kapanır durmadan ve usanmadan namaz kılmaya ve ara vermeden oruç tutmaya gücünüz yeter mi? buyurdu. Bunun üzerine adam:

-Buna kimin gücü yeter, Ey Allah’ın Rasulü? dedi.

Tevbe Suresi 19. ayetinde şöyle buyuruluyor:

أَجَعَلْتُمْ سِقَايَةَ الْحَاجِّ وَعِمَارَةَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ كَمَنْ آمَنَ بِاللّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ وَجَاهَدَ فِي سَبِيلِ اللّهِ لاَ يَسْتَوُونَ عِندَ اللّهِ وَاللّهُ لاَ يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ.

Bu ayetin nazil olması ile ilgili Müslim’de şu rivayet yer almaktadır:[3] Numan b. Beşir adındaki sahabi şöyle demiştir:       

-Ben Efendimizin minberi yanında idim. Bir adam bana:

-Ben müslüman olduktan sonra hacılara sakalık etmem hariç, hiç bir amel yapmasam gam yemem, dedi. Bir başkası da:

-Ben Kabe’yi onarsam da başka hiçbir amel yapmasam aldırış etmem, dedi. Bir diğeri de:

-Allah yolunda savaşmak, bu sizin söylediklerinizden daha faziletlidir, dedi. Bu bir cuma günü idi. Bunları dinleyen Hz. Ömer:       

-Susun, Peygamberin minberi yanında böyle sesinizi yükseltmeyin. Ben cumayı kıldıktan sonra konuyu Efendimizden sorup öğrenirim, dedi. Allah da bu ayeti indirdi ve onların sözünü ettikleri amellerden hiçbirinin Allah yolunda savaşmakla aynı olmadığını bildirdi.

Özürsüz olarak evinde oturup, herhangi bir ameli yapan kimseler ile Allah yolunda savaşanların Allah katındaki dereceleri itibariyle eşit olmadıklarını bildiren bir başka ayet de şöyledir:[4]

لاَّ يَسْتَوِي الْقَاعِدُونَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ غَيْرُ أُوْلِي الضَّرَرِ وَالْمُجَاهِدُونَ فِي سَبِيلِ اللّهِ بِأَمْوَالِهِمْ وَأَنفُسِهِمْ فَضَّلَ اللّهُ الْمُجَاهِدِينَ بِأَمْوَالِهِمْ وَأَنفُسِهِمْ عَلَى الْقَاعِدِينَ دَرَجَةً وَكُـلاًّ وَعَدَ اللّهُ الْحُسْنَى وَفَضَّلَ اللّهُ الْمُجَاهِدِينَ عَلَى الْقَاعِدِينَ أَجْراً عَظِيماً.

Evet, insan niçin şehit olmak ister? Çünkü Allah şehadet mertebesine yükselene cenneti vaat ediyor. Kuran’da şöyle buyuruyor:[5]

إِنَّ اللّهَ اشْتَرَى مِنَ الْمُؤْمِنِينَ أَنفُسَهُمْ وَأَمْوَالَهُم بِأَنَّ لَهُمُ الجَنَّةَ يُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِ اللّهِ فَيَقْتُلُونَ وَيُقْتَلُونَ وَعْداً عَلَيْهِ حَقّاً فِي التَّوْرَاةِ وَالإِنجِيلِ وَالْقُرْآنِ وَمَنْ أَوْفَى بِعَهْدِهِ مِنَ اللّهِ فَاسْتَبْشِرُواْ بِبَيْعِكُمُ الَّذِي بَايَعْتُم بِهِ وَذَلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ.

Bir adam Efendimize: -Ey Allah’ın Rasulü, Allah yolunda öldürülürsem yerim neresidir? diye sordu. Efendimiz:

-Cennettir, buyurdu. Adam, yemekte olduğu elindeki hurmaları bırakıp savaşa girdi ve sonunda şehit oldu.[6]

Değerli Müminler!

Müslüman Türk’ü zaferden zafere koşturan ve tarih sayfalarını kahramanlık destanları ile süsleten, Allah’ın hak olan vadine ermek ve O’nun şehitler için hazırladığı mükafata mazhar olma arzu ve isteğidir.

İslam için ve müslümanlar için büyük bir felaket olan Haçlı ordularını bu ruh ve heyecanla durdurmuş, 1071 tarihinden itibaren Anadolu’yu Müslüman Türk’e anavatan yapmış, 1453’de İstanbul’un fethiyle Bizans İmparatorluğunu yıkarak, orta çağı kapatıp yeni çağı açmış, 30 Ağustos 1922’de Dumlupınar Meydan Savaşını kazanarak ülkeyi düşmandan temizlemiştir. Yakın tarihte 1974’de yine bu ruh ile Mehmetçik Kıbrıs’ta savaşmış, soydaş ve kardeşlerini Yunan mezaliminden kurtarmıştır.

Evet, Değerli Müminler!

İnsan niçin şehit olmak ister? Çünkü Cenab-ı Hak, şehitlerin ölü değil, diri olduklarını ve O’nun tarafından rızıklandırıldıklarını bildiriyor. İnsan, ancak ölmekle bu mertebeye yükseldiği halde, Cenab-ı Hak onların ölü değil, bizim anlayamayacağımız bir hayat ile diri olduklarını bildiriyor, şöyle buyuruyor:[7]

وَلاَ تَقُولُواْ لِمَنْ يُقْتَلُ فِي سَبيلِ اللّهِ أَمْوَاتٌ بَلْ أَحْيَاء وَلَكِن لاَّ تَشْعُرُونَ.

Yine başka bir ayette şöyle buyuruluyor:[8]

وَلاَ تَحْسَبَنَّ الَّذِينَ قُتِلُواْ فِي سَبِيلِ اللّهِ أَمْوَاتاً بَلْ أَحْيَاء عِندَ رَبِّهِمْ يُرْزَقُونَ. فَرِحِينَ بِمَا آتَاهُمُ اللّهُ مِن فَضْلِهِ وَيَسْتَبْشِرُونَ بِالَّذِينَ لَمْ يَلْحَقُواْ بِهِم مِّنْ خَلْفِهِمْ أَلاَّ خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلاَ هُمْ يَحْزَنُونَ.

Sevgili Efendimiz şehitliğin derecesiyle ilgili olarak şöyle buyurmuştur:[9]

عن أنس بن مالك قال: مَا أحَدٌ يَدْخُلُ الجَنَّةَ يُحِبُّ أنْ يَرْجِعَ إلى الدُّنْيَا، وَلَهُ مَا عَلى الأرْضِ مِنْ شَئٍ إلا الشَّهِيدُ، وَيَتَمَنَّى أنْ يَرْجِعَ إلى الدُّنْيَا فَيُقْتَلَ عَشْرَ مَرَّاتٍ لِمَا يَرَى مِنَ الْكَرامَةِ.  

Bizzat Efendimiz, bir defa değil birkaç defa şehit olmayı istemiş ve şöyle buyurmuştur:[10]

والذى نفس محمد بيده لوددت أنى أغزو فى سبيل الله فاُقْتَلَ ثم أغزو فاُقْتَلَ  ثم أغزو فاُقْتَلَ. 

Şehitlik olmadan vatan olmaz. Evet, vatan bir toprak parçasıdır, ama her toprak parçası vatan değildir. Vatan, uğruna şehitlerin kan akıttıkları toprak parçasıdır. Toprak, eğer uğruna ölen varsa vatandır. sözü, ne güzel bir sözdür.

Bugün sahip olduğumuz bu cennet vatan, kahraman atalarımızın her karışını kanları ile sulayarak bize emanet ettikleri topraklardır. Şair güzel söylemiş:

Ecdadını zannetme asırlarca uyurdu,

Nerden bulacaktın o zaman eldeki yurdu.

Vatan, bir müslümanın her şeyidir. Çünkü din, namus, şeref ve bağımsızlık gibi kutsal değerler ancak vatan sayesinde korunabilir. Bunun için atalarımız vatanımız için her fedakarlıkta bulunmuşlar, kanlarını akıtarak onu düşmana teslim etmemişlerdir.

Değerli Müminler!

Allah’a ve O’nun Peygamberine imandan sonra, insanı en çok Allah’a yaklaştıran amel, hiç şüphe yok ki Allah yolunda savaşmaktır.

Ebu Zerr gelen rivayete göre:[11]

عن أبى ذر قال: قلت يا رسول الله أى العمل أفضل؟ قال: الإيمان بالله والجهاد فى سبيل الله.

Şehitler Üç Çeşittir

Şehit denilince, Allah yolunda ve vatan uğrunda canını feda eden kimse akla gelir. Esasen şehit, genelde bu anlamda kullanılır. Bununla beraber, başka şekillerde ölenlerden şehit olanlar da vardır. Ayrıca bazı şehitler vardır ki, onlara uygulanan hükümler diğer şehitlere uygulanmaz. Bunun için İslam Alimleri şehitleri, kendilerine uygulanan dünya hükümleri ve Allah katındaki durumları itibariyle üç kısma ayırmışlardır.

1. Hem Dünya ve Hem de Ahiret Bakımından Şehit Olanlar         

Bunlar;

1. Savaşta gayr-ı müslimlerle veya eşkıya ve yol kesicilerle yapılan çatışma sonunda öldürülmüş olanlar,      

2. Savaş alanında, üzerlerinde öldürülmüş olduklarına dair belirti olduğu halde ölü bulunanlar (üzerlerindeki öldürülme alameti, bunların savaşta öldürülmüş olduğunu gösterir.)

3. Kendisine haksız yere yapıldığı bilinen bir saldırı sonunda öldürülmüş olan ve bundan dolayı da varislerine diyet olarak bir mal verilmesi gerekmeyen herhangi bir müslüman,   

4. Malını, canını ve ırzını korurken haksız yere öldürülmüş bulunan kimse, Nitekim Efendimiz şöyle buyurmuştur:[12]

عن سعيد بن زيد قال: مَنْ قتِلَ دُونَ مِالِهِ فَهُوَ شَهِيدٌ، وَمَنْ قُتِلَ دُونَ دِينِهِ فَهُوَ شَهِيدٌ، وَمَنْ قُتِلَ دُونَ دمه فَهُوَ شَهِيدٌ.

İşte bunlar, hem dünya hükümleri itibariyle hem de ahiret bakımından şehittirler. Bu durumdaki şehitler yıkanmaz, üzerlerindeki elbiseler çıkarılmaz, öylece namazları kılınarak gömülürler.[13]

Şehidin kefeni, üzerindeki elbisesidir. Ancak üzerinde bulunan ve kefen cinsinden olmayan palto ve ayakkabı gibi şeyler çıkarılır. Üzerindeki elbisesi, örtülmesi gereken yerlere eksik gelirse, tamamlanır.

 

2. Ahiret Şehidi  

Ahiret şehidi kime diyoruz ve bu adı niçin veriyoruz? Ahiret şehidi; düşmanla veya devlete başkaldıran ve yol kesenlerle yani eşkıya ile savaşırken yaralandıktan sonra hemen ölmeyip; tedavi olan yemek yiyen, su içen veya bir süre uyuyan veya savaş alanında ölmeyip, başka bir yere nakledildikten sonra ölenlerdir.

Bunlar, Allah katında şehittir ve şehit mükafatı alacaklardır. Ancak bunlara dünya hükümleri uygulanmaz. Bunlar, diğer ölüler gibi yıkanır, kefenlenir ve namazları kılınarak defnedilirler.

Bir hata sonucu öldürülen müslüman da ahiret şehididir. Ayrıca boğularak, yanarak, bir yıkıntı altında kalarak ölenler ile aile ve çocuklarının geçimini sağlamak için helal yoldan çalışıp kazanırken ölen kimseler ve ilim yolunda ölenler de ahiret şehidi sayılır. Nitekim Efendimiz şöyle buyurmuştur:[14]

عن أبى هريرة قال: الشُّهَدَاءُ خَمْسَةٌ: الْمَطْعُونُ وَالْمَبْطُونُ وَالْغَرِيقُ وَصَاحِبُ الْهَدْمِ وَالشَهِيدُ في سَبِيلِ اللّهِ.

3. Dünya Şehidi

Bu, inanmadığı halde, müslüman görünen ve müslümanların yanında savaşırken öldürülen kimsedir. Bu da şehit sayılır, yıkanmadan namazı kılınarak elbisesiyle gömülür. Ancak, inancı olmadığı ve yalnız dünya ile ilgili amaçlar için savaşarak öldürüldüğünden Allah katında şehit değildir.

Burada önemli olan iki hususa işaret etmekte yarar vardır.

Birincisi; yapılan işler kişinin niyetine bağlı olarak değerlendirilir. Nitekim Efendimiz bu konuda şöyle buyurmuştur:[15]

عن عمر بن الخطاب قال: إنما الأعمال بالنيات، وإنما لكل امرئ ما نوى.

İkincisi; hiç kimsenin iç dünyası bilinemeyeceği için bu şehidin durumu kendisiyle Allah arasında olan bir husustur. Çünkü bir kimsenin içinde neyi sakladığı ve ne amaçla savaştığını ancak Allah ile kendisi bilir. Bu itibarla, bir kimsenin bazı davranışlarına bakarak, o kimse hakkında kesin bir şey söylemek doğru değildir. Aksi takdirde insan yanılır ve bu yüzden günaha girmiş olur. Bu noktada şu hadisi hatırlamakta yarar vardır:[16]

عن أبى موسى قالَ: سُئِلَ رسولُ اللّه عَنْ الرَّجُلِ يُقَاتِلُ شَجَاعَةً، وَيُقَاتِلُ حَمِيَّةً، وَيُقَاتِلُ رِيَاءً، أىُّ ذلِكَ في سَبِيلِ اللّهِ؟ فقَالَ: مَنْ قَاتَلَ لِتَكُونَ كَلِمَةُ اللّهِ هِىَ الْعَلْيَا فَهُوَ في سَبِيلِ اللّهِ.

İşte şehitlerimiz kanlarını akıtarak bu cennet vatanı bize emanet etmişlerdir. Bize düşen de bu toprakları imar etmek, korumak ve bizden sonraki nesillere devretmektir. Bunu yapmadığımız takdirde hem vatanımıza ve hem de şehitlerimize karışı görevlerimizi yapmamış ve onların ruhlarını incitmiş oluruz.

Değerli Müminler! Saff Suresi 10 ile 12. ayetleriyle konumuzu bitirelim. Bu ayetlerde şöyle buyuruluyor:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آَمَنُوا هَلْ أَدُلُّكُمْ عَلَى تِجَارَةٍ تُنجِيكُم مِّنْ عَذَابٍ أَلِيمٍ. تُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ وَرَسُولِهِ وَتُجَاهِدُونَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ بِأَمْوَالِكُمْ وَأَنفُسِكُمْ ذَلِكُمْ خَيْرٌ لَّكُمْ إِن كُنتُمْ تَعْلَمُونَ. يَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَيُدْخِلْكُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ وَمَسَاكِنَ طَيِّبَةً فِي جَنَّاتِ عَدْنٍ ذَلِكَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ.

Allah şehitlerimize rahmet eylesin, cennetiyle cemaliyle onları şereflendirsin, bizlere de onların yolundan yürümeyi nasip eylesin. Ülkemizi her türlü felaket ve musibetlerden muhafaza buyursun. Aziz milletimize kötü ve karanlık günler göstermesin. Amin.

 



[1] Müslim, İmare, 46.

[2] Buhari, Cihad, 1.

[3] Müslim, İmare, 29.

[4] Nisa, 4/95.

[5] Tevbe, 9/111.

[6] Müslim, İmare, 41.

[7] Bakara, 2/154.

[8] Al-i İmran, 3/169-170.

[9] Buhari, Cihad, 5; Müslim, İmare, 29.

[10] Buhari, Cihad, 7; Müslim, İmare, 28.

[11] Müslim, İman, 36.

[12] Tirmizi, Diyat, 22; Buhari, Mezalim, 33; Müslim, İman, 62.

[13] Diğer üç imama göre bunlara cenaze namazı da kılınmaz.

[14] Buhari, Ezan, 32; Müslim, İmare, 51. (Veba, ishal, boğulan, duvar ve toprak altında kalan)

[15] Buhari, Bedu’l-Vahiy, 1; Müslim, İmare, 45.

[16] Buhari, Cihad, 15; Müslim, İmare, 43.

Kaynak: Lütfi Şentürk-Diyanet Aylık Dergi

Aktif Ziyaretçi26
Bugün Toplam2011
Toplam Ziyaret1641450