• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/insanveislam.org/
  • https://plus.google.com/https://www.facebook.com/insanveislam.org//posts
  • https://twitter.com/insanuislam
                
MAKALELER
EĞİTİM ve SUNUM DOSYALARI
VAAZ ARŞİVİ KATEGORİLERİ

Tövbe

TÖVBE

Tevbe sözlükte; geri dönmek anlamına gelir. Dindeki anlamı ise; işlenmiş olan günahtan, suç ve kabahatten, bir daha işlenmeyeceğine dair verilen söz demektir veya kabahatten, kabahat olduğu için pişmanlık duyarak vazgeçmektir.

Peygamberler dışında hiç kimse masum değil, yani günahtan korunmuş değildir. Herkes günah işleyebilir. Ne var ki insanlar birbirlerine oranla daha az,  çok günah işleyebilirler. Peygamberimiz bu hususu şöyle ifade buyuruyor: [1]

كل بنى ادم خطاء و خير الخطائين التوابون.

Bu hadis, bazı insanların günah işlemeyeceğini sanmanın veya buna inanmanın doğru olmadığını ifade ediyor.

Tevbe; Allah’ın, günah işleyen insanların, işledikleri günahlardan kurtulmaları için onlara tanıdığı bir imkandır. İnsan ne kadar çok günah işlerse işlesin, ümitsizliğe düşmemeli, Allah’ın ona tanıdığı bu imkandan yararlanmalıdır. İnanan insan Allah’tan ümit kesmez. Allah’ın rahmetinden ancak inanmayanlar ümit keserler.

Suyun kiri temizlediği gibi, samimi tevbe de günahları temizler. Yeter ki insan işlediği günaha pişmanlık duyarak onu terk etmiş ve bir daha onu yapmamaya karar vermiş olsun.

Allah’ın, kullarına sonsuz merhamet ve şefkati vardır. Onların günahkar olarak huzuruna gelmelerini istemez. Bunun için tevbe edip günahlardan arınmalarını ister. Bakınız Kuran-ı Kerim’de ne buyuruyor:[2]

وَتُوبُوا إِلَى اللَّهِ جَمِيعاً أَيُّهَا الْمُؤْمِنُونَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ.  

Ayet’in kurtuluş için gösterdiği yol; kadın, erkek inanan herkesin kusur ve kabahatlerinden tevbe ile Allah’ın yardımına sığınıp emirlerine özen ve dikkat göstermektir.

Diğer taraftan tevbenin nasıl olacağını bildirmek üzere de şöyle buyuruyor:[3]

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا تُوبُوا إِلَى اللَّهِ تَوْبَةً نَّصُوحاً. عَسَى رَبُّكُمْ أَن يُكَفِّرَ عَنكُمْ سَيِّئَاتِكُمْ وَيُدْخِلَكُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ يَوْمَ لَا يُخْزِي اللَّهُ النَّبِيَّ وَالَّذِينَ آمَنُوا مَعَهُ.

Ayette nasuh tevbe ile tevbe etmemiz isteniyor.

Nasuh; nush kökünden mübalağa kipidir ve çok öğüt veren demektir. Çok öğüt verici olarak nitelenen tevbe sahibine günahı bırakmasını öğütleyen, onu günahtan kurtaran sadık ve samimi bir tevbe demektir.

Hz. Ömer, nasuh tevbesini şöyle tanımlamıştır:

-Nasuh tevbe, günahtan tevbe edip, o günaha bir daha dönmemek veya dönmek istememektir.[4]

Hangi Tevbe Makbul Olur?

Allah’ın kabul edeceği tevbe ile ilgili olarak şöyle buyuruluyor:[5]

إِنَّمَا التَّوْبَةُ عَلَى اللّهِ لِلَّذِينَ يَعْمَلُونَ السُّوَءَ بِجَهَالَةٍ ثُمَّ يَتُوبُونَ مِن قَرِيبٍ فَأُوْلَـئِكَ يَتُوبُ اللّهُ عَلَيْهِمْ وَكَانَ اللّهُ عَلِيماً حَكِيماً. وَلَيْسَتِ التَّوْبَةُ لِلَّذِينَ يَعْمَلُونَ السَّيِّئَاتِ حَتَّى إِذَا حَضَرَ أَحَدَهُمُ الْمَوْتُ قَالَ إِنِّي تُبْتُ الآنَ وَلاَ الَّذِينَ يَمُوتُونَ وَهُمْ كُفَّارٌ أُوْلَـئِكَ أَعْتَدْنَا لَهُمْ عَذَاباً أَلِيماً .  

Ayette, cehaletle kötülük etmekten söz ediliyor. Ancak buradaki cehalet bir şeyin günah olduğunu bilmeden onu yapmak anlamında değildir. Buradaki cehaletten maksat, akılsızlıktır. Yani; yaptığı işin sonucunun, kişiyi nereye götüreceğini düşünmeden, nefsinin arzu ve isteklerine kapılarak, Allah’ın yasakladığı bir şeyi, yasak olduğunu bile bile yapmasıdır.

İşte nefsin isteklerine uyarak, her nasılsa günah işlemiş olan kimseler, yaptıklarına pişmanlık duyar, bir daha yapmamaya karar vererek, Allah’tan af dilerlerse, Allah tevbelerini kabul eder ve onları bağışlar, ayet bu müjdeyi veriyor.

Ancak yeis haline gelinceye kadar, yani yaşamaktan ümidi kesinceye kadar tevbeyi geciktirmemeye de dikkatimiz çekilmektedir. Bu noktaya geldikten, yani yaşama ümidini kaybettikten sonra yapılan tevbe kabul olmaz. Çünkü tevbe için, inandıktan sonra iyi bir iş yapabilecek kadar bir zaman bulunmalıdır.

Bununla beraber günahkar müminin son nefesindeki tevbesinin kabul olacağı Efendimiz tarafından bildirilmiştir:[6]

إن الله عز و جل ليقبل توبة العبد ما لم يُغَرْغِرْ.

Fakat Değerli Müminler, tevbeyi günahın peşinden yapmak en doğrusudur. Çünkü Allah böyle olan tevbeyi kabul edeceğini bildirmektedir.

Kimin Tevbesi Makbuldür?

Tevbenin nasıl yapılacağı ve kimin yaptığı tevbenin kabul olacağını açıklamadan önce, günahların çeşitlerini bildirmek uygun olur. İnsanın işlediği günahlar iki kısımdır.

Bir kısmı içki içmek gibi kul hakkı ile ilgili olmayan, yalnız Allah’a karşı işlenmiş günahlardır . Bu gibi yalnız Allah hakkı ile ilgili olan günahlardan tevbe etmek için üç şartın yerine getirilmesi gerekir. Bunlar:

a)     Günahı terk etmek,

b)    Yaptığına pişmanlık duymak,

c)     Bir daha yapmamaya karar vermek.

Günahı terk etmeden yapılmış olan tevbe ile yine günaha pişman olmadan ve aynı günahı bir daha işlememeye karar vermeden yapılan tevbe, tevbe sayılmaz. Bu, içki içmekte olan kimsenin, “ben içkiye tevbe ettim’’ demesine benzer ki, buna tevbe denmez.

Günahın diğer bir kısmı da hırsızlık yapmak gibi insan hakkı ile ilgili olan günahtır. Hırsızlık yapmak günahtır, çünkü Allah bunu yasaklamıştır. Bu gibi günahlardan tevbe etmenin, yukarıdaki şartlara ilaveten bir şartı daha vardır ki, o da hak sahibine hakkını vermek veya ondan helallık almaktır.

İşte işlenen günaha göre şartlarına uyarak yapılan tevbe makbul olur ve Allah böyle tevbe edeni bağışlar.

Bir defasında Hz. Ali, bir bedevinin:

-Ey Allah’ım! senin beni bağışlamanı diliyor ve sana tevbe ediyorum, dediğini işitmişti de ona:

-Ey kişi, tevbede dil çabukluğu yalancıların tevbesidir, demişti. Adam:

-O halde tevbe nedir? diye sorunca, Hz. Ali:

-O tevbenin altı özelliği vardır:

1. Geçmiş günahlara pişmanlık duymak,

2. Vaktinde ve zamanında yapılmayan farzları kılınmayan namazlar ile tutulmayan oruçları iade etmek,

3. Haksızlık yaptığı kimsenin hakkını vermek,

4. Düşmanlarla helalleşmek,

5. Bir daha o günaha dönmemeye azmetmek,

6. Nefsi günahla büyüttüğün gibi Allah’a itaatte eritmek ve ona günahların tadını tattırdığın gibi itaatin hazzını tattırmaktır, dedi.

Değerli Müminler, işte bu şekilde tevbe eden kimsenin günahları silinir.

İbn Abbas anlatıyor:

Müşriklerden bazı kimseler adam öldürmüşler, bir çok cinayet işlemişler, zina edip bunda da çok ileri gitmişlerdi. Bunlar, bu kusurları ile Efendimize gelerek:

-Ey Muhammed, senin tebliğ ettiğin ve kendisine çağırdığın İslam dini kuşkusuz çok güzeldir. Eğer bize vaktiyle işlediğimiz bunca cinayet ve meşru olmayan ilişkilerin arınma yolu bulunduğunu bildirirseniz, (iyi olur) demişlerdi. Bunun üzerine şu ayetler nazil oldu:[7]

وَالَّذِينَ لَا يَدْعُونَ مَعَ اللَّهِ إِلَهاً آخَرَ وَلَا يَقْتُلُونَ النَّفْسَ الَّتِي حَرَّمَ اللَّهُ إِلَّا بِالْحَقِّ وَلَا يَزْنُونَ وَمَن يَفْعَلْ ذَلِكَ يَلْقَ أَثَاماً. يُضَاعَفْ لَهُ الْعَذَابُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَيَخْلُدْ فِيهِ مُهَاناً. إِلَّا مَن تَابَ وَآمَنَ وَعَمِلَ عَمَلاً صَالِحاً فَأُوْلَئِكَ يُبَدِّلُ اللَّهُ سَيِّئَاتِهِمْ حَسَنَاتٍ وَكَانَ اللَّهُ غَفُوراً رَّحِيماً.

Bir de:[8]

قُلْ يَا عِبَادِيَ الَّذِينَ أَسْرَفُوا عَلَى أَنفُسِهِمْ لَا تَقْنَطُوا مِن رَّحْمَةِ اللَّهِ إِنَّ اللَّهَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ جَمِيعاً إِنَّهُ هُوَ الْغَفُورُ الرَّحِيمُ.

Allah’ın rahmeti sonsuzdur. İşlediği günahlardan pişmanlık duyup tevbe eden ve Allah’tan af ve bağış dileyen kullarının tevbelerini kabul eder ve onları bağışlar. Nitekim Kuran’da:[9]

وَهُوَ الَّذِي يَقْبَلُ التَّوْبَةَ عَنْ عِبَادِهِ وَيَعْفُو عَنِ السَّيِّئَاتِ وَيَعْلَمُ مَا تَفْعَلُونَ.

 Yine başka bir ayette:[10]

وَإِنِّي لَغَفَّارٌ لِّمَن تَابَ وَآمَنَ وَعَمِلَ صَالِحاً ثُمَّ اهْتَدَى.

Yine başka bir ayette:[11]

وَمَن يَعْمَلْ سُوءاً أَوْ يَظْلِمْ نَفْسَهُ ثُمَّ يَسْتَغْفِرِ اللّهَ يَجِدِ اللّهَ غَفُوراً رَّحِيماً.

 

Kuran, yaptığına pişman olup Allah’a sığınan ve O’ndan af ve bağış dileyenleri Allah’ın affettiğine dair örnekler verir. İşte bir örnek:[12]

وَعَلَى الثَّلاَثَةِ الَّذِينَ خُلِّفُواْ. حَتَّى إِذَا ضَاقَتْ عَلَيْهِمُ الأَرْضُ بِمَا رَحُبَتْ وَضَاقَتْ عَلَيْهِمْ أَنفُسُهُمْ وَظَنُّواْ أَن لاَّ مَلْجَأَ مِنَ اللّهِ إِلاَّ إِلَيْهِ. ثُمَّ تَابَ عَلَيْهِمْ لِيَتُوبُواْ. إِنَّ اللّهَ هُوَ التَّوَّابُ الرَّحِيمُ.

Ayet, seferden geri kaldığı bildirilen üç kişi Ka’b b. Malik, Hilal b. Ümeyye ve Memare b. Rabi idi. Bunlar Tebük seferine -mazeretleri olmadığı halde- katılmama suçu işlemişlerdi. Peygamberimiz Tebük seferinden dönüşünde bunları sorgulamış, mazeretsiz sefere katılmadıklarını anlayınca, haklarında Allah’ın hüküm vermesine kadar beklemelerini emretmişti. Bunlar bu bekleme süresi içinde çok bunalmışlar, tevbe ederek Allah’a sığınmışlardı. Allah tevbelerini kabul buyurduğunu bu ayeti indirmekle bildirmiştir.[13]

Değerli Müminler! Allah o kadar engin merhamet sahibidir ki, günahkar olanların O’na yönelmesinden, O’ndan af ve bağış dilemesinden büyük sevinç duyar, bakınız Efendimiz bunu çok çarpıcı bir örnekle bildiriyor:

-Kulunun günahlarına tevbe etmesinden dolayı Allah’ın sevinci; sizden birinizin ıssız çölde devesi ile giderken, onu üzerindeki yiyecek ve içecekle birlikte elinden kaçırması üzerine bir ağaç altına gelerek ümitsiz (ve bitkin) bir halde yaslanıp yattığında, devesini yanı başında görmesi üzerine, devenin dizginini tutarak sonsuz sevincinden (Ey Allah’ım, Sen Rabbimsin ben de senin kulunum diyecek yerde) yanlışlıkla, ‘Allah’ım, sen benim kulumsun, ben de senin rabbinim’ dediğindeki sevincinden daha çoktur. [14]

Evet Değerli Müminler! Allah’ın; yarattığı, akıl gibi üstün yetenek vererek diğer yaratıklarına üstün kıldığı kullarına karşı sonsuz şefkat ve rahmeti vardır. Buhari ile Müslim’in rivayet ettikleri şu hadis bu hususu ne güzel ifade ediyor:[15]

Hz. Ömer anlatıyor: Peygamberimizin huzurlarına (Havazin Kabilesi’nden) bazı esirler gelmişti. Esirler arasında emzikli bir kadın vardı. Çocuğunu kaybetmişti. O kadın göğsüne biriken sütü sağıyor, çocuklara veriyor, emziriyordu. Bu kadın esirler arasında çocuğunu bulunca hemen alıp sinesine bastı ve derin bir şefkatle çocuğunu emzirmeye başladı. Bunu görünce Efendimiz bize şöyle buyurdular:

أ تُرَوْنَ هذه المرءةَ طارحة ولدَها فى النار؟ قلنا: لا و هى تَقدر على أنْ لا تَطْرَحَه. فقال: ألله أرحم بعباده من هذه بولده.

İşte bizi yaratan Rabbimiz, böyle bize acıyan ve merhameti sonsuz olan bir Rab’dir. Biz ise günahkar kullarıyız. İşlediğimiz günahta ısrar etmeden hemen tevbe edip, O’na yönelmeli ve bizi bağışlamasını dilemeliyiz. Böyle yaptığımız takdirde hem O’nun rızasını kazanmış ve mağfiretine ermiş, hem de günahlardan temizlenmiş olacağız.

Konuşmamızı, Buhari ile Müslim’in rivayet ettikleri bir hadis ile tamamlayalım.[16]

Ebu Hüreyre anlatıyor:

سمعت النبى قال: إن عبدا اصاب ذنبا و ربما قال اَذْنَب ذنبا فقال رب اذنبتُ ذنبا وربما قال اصبتُ فاغفر فقال ربُه: اَ علم عبدى انَ له ربا يغفر الذنب و ياخذ به غفرتُ لعبدى ثم مكث ما شاء الله ثم اصاب ذنبا او اذنب ذنبا فقال رب اذنبتُ او اصبتُ اخَر فاغفره فقال ا علم عبدى ان له ربا يغفر الذنب و ياخذ غفرتُ لعبدى ثم مكث ما شاء الله ثم اَذْنَب ذنبا و ربما قال اصاب ذنبا فقال رب اصبتُ او قال اذنبتُ اخِر فاغفره لى فقال اَ علم عبدى انَ له ربا يغفر الذنب و ياخذ به غفرتُ لعبدى ثلاثا فليعملْ ما شاء.

Bir kula bir günah isabet edip veya bir günah işleyip de: Allah’ım, ben bir günah işledim yahut bilmeyerek bana bir günah isabet etmiş, Kusurumu bağışla derse, Allah: Demek ki, kulum, (dilerse) günahını affedecek (dilerse) cezalandıracak muhakkak bir Rabbi olduğunu bildi. O halde ben de kulumu bağışladım, buyurur. Sonra bu kul, Allah’ın dilediği kadar bir zaman (günahsız) yaşar, sonra bir günah daha isabet edip veya bir günah işleyip de: Ey Rabbim, ben (bilerek) bir günah işledim, yahut (bilmeyerek) bir günaha düştüm, kusurumu bağışla, diye yalvarırsa, o kulun Rabbi: Demek ki kulum, günahını affedecek veya cezalandıracak bir Rabbi bulunduğunu bildi, o halde ben de bu kulumu bağışladım, buyurur. Sonra bu kul, Allah’ın dilediği kadar bir zaman günahsız yaşar. Sonra bir günah isabet edip veya bir günah işleyip de: Allah’ım, ben bir günah işledim veya bir günah bana isabet etti, kusurumu affeyle, diye Allah’a yalvarırsa, Allah: Demek ki kulum, günahını bağışlayacak veya onu cezalandıracak bir Rabbi olduğunu bildi. Ben de üç defa kendisini affettim. Artık bu kulum dilediği fiili işlesin (yani günahı tekrarlansa da her defasında içtenlikle tevbe etse, Allah tevbesini kabul eder.)

Bu hadis de Allah’ın kullarını ne kadar sevdiğini ve ne büyük merhamet sahibi olduğunu ifade etmektedir.

Böyle bir yaratıcısı olduğunu bilen bir mümin O’na yönelmez mi? O’ndan af ve bağış dilemez mi? O’na karşı olan kusurlu davranışlarından ötüre tevbe etmez mi?

O halde Değerli Müminler! Vakit geçirmeden veya vakti geçmeden işlediğimiz günahlara hemen tevbe etmeli, Allah’a yönelerek O’ndan af ve bağış dilemeliyiz. Tevbe işini geciktirmek doğru değildir. Çünkü ne zaman öleceğimizi bilemeyiz. Kimsenin elinde ne kadar yaşayacağına dair kesin bir bilgi yoktur. Gençliğimize ve dinçliğimize güvenmemeliyiz. Nice yaşlı ve hastalıklı insanlar dururken, genç ve sağlıklı kimselerin ölmekte oldukları hepimizin bildiği bir gerçektir. Bir şair güzel söylemiş:

Çok sağlıklı kimseler var ki, hiç hastalanmadan ölürler.

Çok da hastalıklı insanlar var ki ,uzun yıllar yaşarlar.

Bu gerçeği göz önünde bulundurarak, eğer işlediğimiz günahlarda kul hakkı varsa hemen bu hakkı sahiplerine ödemeli veya onlardan helallık almalı ve böylece bizi bağışlamasını Allah’tan dilemeliyiz. Böyle yaptığımız takdirde Allah’ın bizi bağışlayacağında şüphe yoktur. Çünkü Allah şöyle buyuruyor:[17]

إِنَّ اللَّهَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ جَمِيعاً إِنَّهُ هُوَ الْغَفُورُ الرَّحِيمُ.


[1] İbn Mace, Zühd, 30.

[2] Nur, 24/ 31.

[3] Tahrim, 66/ 8.

[4] Alusi Tefsiri, 28, 157.

[5] Nisa, 4/ 17- 18.

[6] Tirmizi, Deavat, 99; İbn Mace, Zühd, 30; Ahmed, 2, 132.

[7] Furkan, 25/ 68- 70.

[8] Zümer, 39/ 53.

[9] Şura, 42/ 25.

[10]  Taha, 20/ 82.

[11] Nisa, 4/ 110.

[12] Tevbe, 9/ 118.

[13] Buhari, Megazi, 79; Müslim, Tevbe, 9.

[14] Müslim, Tevbe, 1.

[15] Buhari, Edeb, 18; Müslim, Tevbe, 5.

[16] Buhari, Tevhid, 35; Müslim, Tevbe, 5.

[17] Zümer, 39/ 53.

Kaynak: Lütfi Şentürk-Diyanet Aylık Dergi



Aktif Ziyaretçi14
Bugün Toplam1250
Toplam Ziyaret632620