• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/insanveislam.org/
  • https://plus.google.com/https://www.facebook.com/insanveislam.org//posts
  • https://twitter.com/insanuislam
                
MAKALELER
EĞİTİM ve SUNUM DOSYALARI
VAAZ ARŞİVİ KATEGORİLERİ

Yedi İmtiyazlı İnsan

YEDİ İMTİYAZLI İNSAN

Değerli Müminler! Bugünkü sohbetimizde Efendimizin bir hadisini açıklamaya çalışacağız.          

Buhari ve Müslim’in Ebu Hüreyre’den rivayet ettiklerine göre Efendimiz şöyle buyurmuştur:[1][1]

عن أبى هريرة عن النبى قال: سبعة يظلهم الله فى ظله يوم لا ظل إلا ظلُّه: الإمام العادل وشاب نشأ فى عبادة ربه ورجل ورجل قلبه معلِّق فى المساجد ورجلان تَحابَّا فى الله إجتمعا عليه وتفرقا عليه ورجل طلبته ذاتُ مَنْصِبٍ وجمال فقال إنى أخاف الله وتصدق أخفى لا تَعلم شماله ما تُنفق يمينه ورجل ذكر الله خاليا ففاضت عيناه. 

1. Adaletli Yönetici

Hatiplerimiz her cuma günü hutbenin sonunda okuyup mealini verdikleri Nahl suresinin 16/90. ayetinde şöyle buyuruluyor:

إن الله يأمر بالعدل والإحسان وإيتاء ذي القربى وينهى عن الفحشاء والمنكر والبغي يعظكم لعلكم تذكرون.

Adalet, her şeyi layık olduğu yere koymak, doğru hüküm vermek; haksızlıktan ve taraflı davranmaktan sakınmaktır. Adaletle herkes yükümlüdür. Adaletin egemen olduğu yerde huzur vardır, güzellik vardır. Bir aile düşünün, o ailede baba aile fertleri arasında adalet ölçülerine uymaz, aile fertlerinden bazılarına farklı davranır, farklı sevgi gösterirse bu ailede huzur olur mu ? Bu aile fertlerinin birbirlerine sevgi ve saygıları kalır mı? Elbette kalmaz.

Aile fertleri arasında farklı davranan bir sahabiyi bakınız Efendimiz nasıl uyarıyor. Numan b. Beşir anlatıyor ve diyor ki:[2]

-Babam Beşir, annemin baskısı ile bana bir hibede bulundu. Annem Revaha kızı Amre babama:

-Sen bu çocuğa verdiğine Efendimizi şahit kılmadıkça, yani onun tasvibini almadıkça, inanmam dedi. Bunun üzerine babam Efendimize geldi ve:

-Ey Allah’ın Rasulü! Ben Amre bint. Revaha’dan olan oğluma bir bağışta bulundum. Fakat eşim bana sizi şahit göstermemi söyledi, dedi. Efendimiz:

-Numan’a bağışta bulunduğun gibi diğer çocuklarına da verdin mi? diye sordu. Babam Beşir:

-Hayır, vermedim, diye cevap verdi. Bunun üzerine Efendimiz:

-Allah’tan korkunuz da çocuklarınız arasında adalet ediniz, buyurdu.

Babanın çocuklarına bağışta bulunurken eşit davranması ve çocuklarından bir kısmını mahrum etmek gayesiyle diğerlerini sevindirmesini Efendimizin hoş görmediği ve bu tür haksızlıklara kendisinin şahit tutulmasını istemediği anlaşılmaktadır.

Babanın ailedeki rolü ne ise, yöneticinin toplumdaki durumu da aynıdır. Hatta yöneticinin durumu daha önemlidir ki, Efendimiz yöneticiyi örnek vermektedir. Çünkü toplumun birlik ve kardeşliğini korumak ve toplumda meydana gelecek huzursuzluğu önlemek için yöneticinin adil davranmasına ve haksız davranışlardan uzak durmasına daha çok ihtiyaç vardır.

İnsanlar arasında hükmederken, hakemlik yaparken veya herhangi bir olaya şahitlik ederken adalete uymak Kuran’ın emridir:

إِنَّ اللّهَ يَأْمُرُكُمْ أَن تُؤدُّوا الأَمَانَاتِ إِلَى أَهْلِهَا وَإِذَا حَكَمْتُم بَيْنَ النَّاسِ أَن تَحْكُمُوا بِالْعَدْلِ إِنَّ اللّهَ نِعِمَّا يَعِظُكُم بِهِ إِنَّ اللّهَ كَانَ سَمِيعاً بَصِيرا.[3]

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ كُونُوا قَوَّامِينَ لِلّهِ شُهَدَاء بِالْقِسْطِ وَلاَ يَجْرِمَنَّكُمْ شَنَآنُ قَوْمٍ عَلَى أَلاَّ تَعْدِلُوا اعْدِلُوا هُوَ أَقْرَبُ لِلتَّقْوَى وَاتَّقُوا اللّهَ إِنَّ اللّهَ خَبِيرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ.[4]

İnsan genelde biri maddi, diğeri de manevi olmak üzere iki şeyin etkisinde kaldığında haksızlık yapar ve adaletsiz davranır:      

a. Bu iki şeyden birisi maddi çıkardır. Bir yöneticiye rüşvet verilirse, haktan uzaklaşır ve haksız hüküm verir. Rüşvete başvuran kimse, hakkı olmayan bir şeyi elde etmek için bu yolu seçer. Rüşveti kabul eden kimse de, bu davranışı ile hakkı örtbas eder. Böyle bir gaye için bir şey vermek, almak ve buna aracı olmak da yasaktır, günahtır. Çünkü rüşvet, haklıyı haksız, haksızı da haklı yaparak adaletin ortaya çıkmamasına ve haksızlıkların yayılmasına sebep olur. Rüşvet, kişiler için olduğu kadar toplumlar için de çok kötü sonuçlar doğurur. Rüşvetin yaygın olduğu yerde emniyet ve güven olmaz. Sosyal düzen bozulur. Parası olan işini yapar, parası olmayan haklı da olsa işini yapamaz. Toplumda şikayet ve rahatsızlıklar had safhaya ulaşır. Bunun içindir ki Efendimiz buyuruyor:[5]

الراشى والمرتشى فى النار.

İşte rüşvet almayı ve rüşvetle iş görmeyi adet edinen kimse, adaletten ayrılır ve haksızlık yapmış olur.

b. Kişinin veya kişilerin duygusal davranmalarıdır. Hakkında hüküm vereceği veya şahitlik yapacağı kimse akrabası, yakını ve tanıdığı veya aynı düşünceyi paylaştığı kimse ise, duygusal davranarak hakkın ortaya çıkmasına engel olur. Az önce okuduğumuz ayette de bu husus hatırlatılmış ve böyle bir durumda bile adaletten ayrılmamamız emredilmiştir. Bir başka ayette de şöyle buyurulmuştur:[6]

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا كُونُوا قَوَّامِينَ بِالْقِسْطِ شُهَدَاء لِلّهِ وَلَوْ عَلَى أَنفُسِكُمْ أَوِ الْوَالِدَيْنِ وَالأَقْرَبِينَ إِن يَكُنْ غَنِيّاً أَوْ فَقَيراً فَاللّهُ أَوْلَى بِهِمَا فَلاَ تَتَّبِعُوا الْهَوَى أَن تَعْدِلُوا وَإِن تَلْوُوا أَوْ تُعْرِضُوا فَإِنَّ اللّهَ كَانَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيراً.

Ayet, hakkında şahitlik edeceğimiz kimseler, hayatımızın sebebi olan anne ve babalarımız dahi olsalar doğruyu söylemekten ve adaletten ayrılmamamızı emretmektedir. İşte tam da bu noktada, adalet mülkün temelidir sözü ne kadar da anlamlıdır. Ülkeler silahla alınır, ancak adaletle korunur. Bir ülkede adalet olmazsa zulüm ve haksızlıklar alabildiğine çoğalır ve toplumun huzurunu kaçırır. Toplumun birlik ve kardeşliğini bozar.

 Adalet kainatın da düzenidir. Ahlaki bir fazilettir. Kıyamet günü Allah’ın en çok değer vereceği kimselerin adaletle iş görenler olduğu Efendimiz tarafından bildirilmiş ve şöyle buyurulmuştur:[7]

عن أبى سعيد قال: أحب الناس إلى الله تعالى يوم القيامة وأدناهم منه مجلسا إمام عادل، وأبغض الناس إلى الله يوم القيامة وأبعدهم منه مجلسا إمام جائر.

2. Allah’a İbadetle Büyüyen Genç

Bir gencin Allah’a ibadetle büyümesi demek; erginlik çağına geldiği andan itibaren Allah’a karşı yükümlü olduğu ibadetleri aksatmadan yapması; kendisine, ailesine, içinde yaşadığı topluma ve hatta insanlığa yararlı olacak işlerle meşgul olmasıdır.     İnsanın çocukluk, gençlik ve yaşlılık olmak üzere üç dönemi vardır. Bunların en önemlisi ve insan hayatı üzerinde en etkili olanı hiç şüphe yok ki gençlik dönemidir.

Genelde bu dönem insanın sağlığı yerindedir. Olaylara karşı duyarlıdır, dayanıklıdır. Yapmak istediği her işi yapabilecek güçtedir. Allah’a karşı ibadet görevlerini de neşe içerisinde yapar. Gençliğin önemi, her nimet gibi elden çıktıktan sonra bilinir. Bir şair bunu şöyle ifade eder:

Nolaydı, gençlik bir daha geri gelseydi de, yaşlılığın bana yaptığını ona anlatsaydım. Fakat geçen günler geçmiştir. Onları geri getirmek mümkün değildir. Onun için gençlik elde iken onun kıymeti bilinmeli ve iyi değerlendirilmelidir.

İşte gençliğini iyi değerlendirenleri Allah, kıyamet gününde mükâfatlandıracaktır.

3. Kalbi Camilere Bağlı Kimse

Camiler, Allah’a ibadet edilen yerlerdir, ruhun huzura erdiği mekanlardır. Buralarda sadece Allah’a ibadet edilir. Kalbi camilere bağlı demek, beş vakit namazını camilerde cemaatle kılan demektir. Gerçi namaz her yerde kılınır, ancak camilerde cemaatle kılınması, camilerin yalnız Allah’a ibadet edilen yerler olmaları hasebiyle sevabı daha çoktur. Kalbi camiye bağlı kimse bu sevaba talip olan kimsedir.

4. Allah İçin Sevmek

Sevgilerin en güzeli bir insanı Allah için sevmektir. Tanımadığımız fakat sevdiğimiz pek çok insan vardır. Bunları görmediğimiz gibi aramızda herhangi bir çıkar ilişkisi de söz konusu değildir. Onları sadece Allah için ve Allah rızasına uygun yaptıkları işler sebebiyle severiz. Efendimizin arkadaşları ilk Müslümanlar, İslam’a hizmet etmiş olanlar, bu görmediğimiz halde sevdiğimiz kimselerdendir. Bunları niçin seviyoruz? Çünkü bunlar Efendimize ilk inanan ve bu uğurda her türlü fedakarlığa katlanan kimselerdir. Bunları, bu özellikleri sebebiyle severiz ve saygı ile anarız. Daha doğrusu, Efendimizi sevdiğimiz için severiz. Nitekim Efendimiz buyuruyorlar ki:[8]

-Her kim, benim ashabımı severse, bana olan sevgisinden dolayı sever.

İnsan Peygamberi de Allah sevgisi sebebiyle sever. O halde bu sevgi Allah için olan bir sevgidir. Birbirini Allah için sevenlerle ilgili olarak Efendimiz şu müjdeyi veriyor:[9]

عن معاذ بن جبل قال رسول الله يقول الله عز وجل: المُتَحابُّون في جلالي لهم منابرُ من نور يَغْبِطُهم النبيون والشهداء.

 Ne mutlu Allah sevgisi gönlünde yer etmiş olanlara ve yine ne mutlu Allah için birbirini sevenlere.

5. Allah Korkusu         

İnsan nefsi, arzu ettiği her şeyi ayıp ve yasak ayırımı yapmaksızın yapmak ister. İyiyi kötüden ayıran, ayıp ve yasak gözeten akıldır. İnsan, aklı sayesinde ayıp ve yasaklardan uzak durup iyi ve yararlı olan şeyleri yapmak ister. Aklı olan insanın kötülüklerden, ayıp ve çirkin işlerden uzak durmasını sağlayan, ya kanun veya Allah korkusudur. Bunlardan en etkili olanı hiç şüphe yok ki Allah korkusudur. Çünkü insan bir kötülük veya haksızlığı, insanlardan, dolayısıyla kanundan saklı olarak yapabiliyorsa, onu yapar. İnsanlar, onun bu yaptığından haberdar olmadığı için onu cezalandırmaz ve böylece yaptığının yanına kaldığını sanır.

Ancak Allah’a inanan ve bütün yaptıklarından haberdar olan ve bir gün onun tarafından sorgulanacağını bilen kimse yalnız da kalsa kötülük ve haksızlık yapmaz. Her zaman ve her yerde Allah’ın kendisini gözetlemekte olduğunu ve hiçbir şeyi onun bilgisi dışında yapmasının mümkün olmadığını bilir ve ona göre kendisine çeki düzen verir ve bu hususları ifade eden şu ayetleri hatırlar:

لِّلَّهِ ما فِي السَّمَاواتِ وَمَا فِي الأَرْضِ وَإِن تُبْدُوا مَا فِي أَنفُسِكُمْ أَوْ تُخْفُوهُ يُحَاسِبْكُم بِهِ اللّهُ فَيَغْفِرُ لِمَن يَشَاءُ وَيُعَذِّبُ مَن يَشَاءُ وَاللّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ. [10]

إِنَّ اللّهَ لاَ يَخْفَىَ عَلَيْهِ شَيْءٌ فِي الأَرْضِ وَلاَ فِي السَّمَاء.[11]

يَعْلَمُ خَائِنَةَ الْأَعْيُنِ وَمَا تُخْفِي الصُّدُورُ. [12]

أَيَحْسَبُ أَن لَّمْ يَرَهُ أَحَدٌ. [13]

Ayetlerde Allah’ın, insanın yaptıklarını değil, gönüllerinde sakladıklarını ve tasarladıklarını da bildiği ifade edilmektedir. Böyle bir inanca sahip olan kimse nerde olursa olsun, bir şey yaparken kendisini Allah’ın gördüğünü ve bunlardan bir gün kendisini sorgulayacağını düşünerek sözlerinde ölçülü ve işlerinde dikkatli olur. Burada İmam Gazali’nin anlattığı şu olayı nakletmekte yarar vardır:        -Muaz b. Cebel Hz.Ömer’in zekat tahsildarı idi. Zekat tahsilinden dönünce evine eli boş geldi. Eşi kendisine:         

-Hani diğer zekat tahsildarlarının dönüşlerinde evlerine getirdikleri hediyelerden sende bir şey yok, niçin bir şey getirmedin? diye çatınca, Muaz:

-Gözcü vardı, beni gözetliyordu, onun için bir şey alamadım, dedi. Eşi, bu sözden Hz. Ömer’in kendisini izlettirdiğini anlayarak:

-Ne demek, sen Efendimizin ve Hz. Ebubekir’in zamanında güvenilir birisi olduğun halde nasıl olur da Ömer seni izlettirir? dedi. Bunu kadınlar arasında konuşarak Hz. Ömer’den yakındı.     

Hz. Ömer bunu duyunca Muaz’ı çağırttı ve:

-Ben seni gözetlettim mi? diye sordu. Muaz:

-Hayır, ben ancak bu sözle mazeret beyan etmek istedim, dedi ve gülüştüler.[14] Esasen Muaz b. Cebel yalan söylememişti. Çünkü gözetleyen Allah’tı. Zaten Muaz da onu kastetmişti. Fakat eşi bu sözden Hz. Ömer’in gözetleyici görevlendirdiğini anlamıştı.

Allah korkusu ahlaka yükseklik veren bir duygudur. Merhum Şair M. Akif ne güzel söylemiş:   

Ne irfandır veren ahlaka yükseklik, ne vicdandır,

Fazilet hissi insanlarda Allah korkusundandır,

Yüreklerden çekilmiş farz edilsin havf-ı Yezdan’ın,

Ne irfanın kalır tesiri, katiyyen ne vicdanın.

Allah korkusu ve saygısı gönüllerinde yer etmiş olan kimseler, dünyada mutlu yaşayacakları gibi ahirette de büyük ecirlere erecekleri Kuran’da müjdelenmiş ve şöyle buyurulmuştur:

وَأَمَّا مَنْ خَافَ مَقَامَ رَبِّهِ وَنَهَى النَّفْسَ عَنِ الْهَوَى. فَإِنَّ الْجَنَّةَ هِيَ الْمَأْوَى. [15]

وَلِمَنْ خَافَ مَقَامَ رَبِّهِ جَنَّتَان. [16]

6. Sadakayı Gizli Vermek

Kuran’da şöyle buyuruluyor:[17]

إِن تُبْدُوا الصَّدَقَاتِ فَنِعِمَّا هِيَ وَإِن تُخْفُوهَا وَتُؤْتُوهَا الْفُقَرَاء فَهُوَ خَيْرٌ لُّكُمْ وَيُكَفِّرُ عَنكُم مِّن سَيِّئَاتِكُمْ وَاللّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرٌ.

Ayet, yoksullara ve kimsesizlere verilecek sadakanın açıkça da; gizli olarak da verilebileceğini, ancak gizli olarak vermenin açıkça vermekten daha hayırlı olduğunu ifade etmektedir. Çünkü gizlice verilen sadaka, hem gösterişten uzak olur, hem de yoksulun onuru korunmuş olur. Ancak açıkça vermekten maksat, başkalarını da sadaka vermeye teşvik gibi bir amaç taşıyorsa, o zaman açıkça sadaka vermek daha faziletlidir. Nitekim Efendimiz buyuruyorlar ki:[18]

السر أفضل من العلانية، والعلانية أفضل لمن أراد الإقتداء به.

Farz olan zekata gelince, onu açıkça vermek daha faziletlidir. Zira Kuran’da  zekatla ilgili olarak buyuruluyor ki:[19]

خُذْ مِنْ أَمْوَالِهِمْ صَدَقَةً تُطَهِّرُهُمْ وَتُزَكِّيهِم بِهَا...

Bu ayet, zekatın açıktan alınmasını göstermektedir. Ayrıca bunun gizli olarak verilmesinde, bir takım suçlamaları üzerine çekme, halkı da; bu adam zekat vermiyor şeklinde su-i zanna düşürme tehlikesi vardır. Nitekim Efendimiz, nafile namazları genellikle evde kıldığı halde farz namazlarını açıkça ve cemaat halinde kılmıştır. Namazda töhmeti ortadan kaldırmak için farz ile nafilenin durumları nasıl değişik ise zekatta da öyledir. Diğer taraftan zekatı açıktan vermek, Allah’ın emrine uyulduğunu gösterir.

İşte Allah, sırf onun hoşnutluğunu kazanmak, riyadan ve desinler düşüncesinden uzak olarak sadakalarını gizli verenleri kıyamet gününde arşının gölgesinde gölgelendirmek suretiyle mükafatlandıracaktır.

7. Tenha Yerde Allah’ı Anarak Gözleri Yaşarmak

Allah her zaman ve her yerde anılır. Ancak tenha yerde Allah’’ın anılması gösterişten uzak bir davranıştır. Tenha bir yerde Allah’ı anarak gözlerin yaşarması, hem Allah’tan korkmanın, hem de ona duyulan derin bir saygının ifadesidir.

Allah, kulunun riyadan uzak bu davranışından hoşnut olmaktadır. Nitekim Efendimiz buyuruyor ki:[20]

ليس شيئٌ أحب إلى الله من قطرتين وأثرين:

İki damla; Allah korkusundan dolayı akan yaş ve Allah yolunda dökülen kan damlaları.

İki ize gelince; Allah yolunda (savaşırken) alınan yara izleri ile Allah’ın farzlarından birini ifa ederken meydana gelen izlerdir.

Allah korkusundan ağlamak konusu üzerinde pek çok hadisler vardır. Bu hadislerden bir tanesini daha naklederek bu konuyu tamamlamış olalım. Efendimiz buyuruyorlar ki:[21]

عن أبى هريرة قال: لا يلج النارَ رجلٌ بكى من خشية الله تعالى حتى يعود اللبنُ في الضَّرْعِ، ولا يجتمع على عبدٍ غبارٌ في سبيل الله ودخانُ جهنمَ.

İşte değerli müminler! Efendimiz bu yedi sınıf insanın kıyamet günü peygamberleri dahi imrendirecek bir dereceye yükseleceklerini, Allah’ın gölgesinde gölgelenme mutluluğuna ereceklerini müjdeliyor. Ne mutlu bu yedi sınıfın içerisinde yer alanlara. Allah, hepimizi bu mutlu kişilerden eylesin. Amin.

 



[1] Buhari, Ezan, 36/ Zekat, 16/ Rikak, 24; Müslim, Zekat, 30; Tirmizi, Zühd, 53.

[2] Buhari, Hibe, 13; Müslim, Hibat, 3.

[3] Nisa, 4/58.

[4] Maide, 5/8.

[5] Ebu Davud, Akdiye, 4.

[6] Nisa, 4/135.

[7] Tirmizi, Ahkam, 4.

[8] Tirmizi, Menakıb, 59.

[9] Tirmizi, Zühd, 53.

[10] Bakara, 2/284.

[11] Al-i İmran, 3/5.

[12] Mümin, 40/19.

[13] Beled, 90/7.

[14] İhya, 3, 123.

[15] Naziat, 79/40-41.

[16] Rahman, 55/46.

[17] Bakara, 2/271.

[18] Camiu’s-Sağir, 2, 67.

[19] Tevbe, 9/103.

[20] Tirmizi, Cihat, 26.

[21] Tirmizi, Cihat, 8.

Kaynak: Lütfi Şentürk-Diyanet Aylık Dergi



Aktif Ziyaretçi10
Bugün Toplam972
Toplam Ziyaret637705