• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/insanveislam.org/
  • https://plus.google.com/https://www.facebook.com/insanveislam.org//posts
  • https://twitter.com/insanuislam
                
MAKALELER
EĞİTİM ve SUNUM DOSYALARI
VAAZ ARŞİVİ KATEGORİLERİ

Akraba İlişkileri: Sıla-i Rahim

AKRABA İLİŞKİLERİ: SILA-İ RAHİM

Prof. Dr. Rahmi YARAN
İstanbul Müftüsü

“Rabbim!, Tıpkı beni küçükken koruyup yetiştirdikleri gibi sen de onlara acı.” (İsra, 17/24)

Sıla, Arapça bir kelime olup birleştirmek, eklemek, irtibatlandırmak gibi mânaları olan “vasale” (وصل) fiilinin mastarıdır. Yine Arapça bir kelime olan “rahim” ise Türkçe’de de olduğu gibi anne karnında çocuğun teşekkül ettiği ve doğacak hâle gelinceye kadar geliştiği organdır. İsim tamlaması olarak “sılatü’r-rahim” (الرحم صلة) dendiği zaman, rahim esaslı akrabalığın canlı tutulması, ilişkilerin iyi olması, karşılıklı dayanışma hâlinin hayata geçirilmesi gibi davranışlar akla gelir ve bu durum teşvik edilir. “Rahim esaslı akrabalık” yerine Türkçe’de “kan hısımlığı” denmektedir.

Akrabalar arası ilişkiyi kesmek, akrabalık hukukunun ve ahlâkının gereklerini yerine getirmemek hakkında da “kat’u’r-rahim” (الرحم قطع) tabiri kullanılır. Bu durum da müslümana yakışmayan olumsuz bir tutum olarak yerilir. Akrabalık ahlâkının gereklerini yerine getirmede eklemek, irtibatlandırmak anlamındaki “vasale” (وصل) fiili kullanıldığı gibi, bunu yapmamak anlamında da onun karşıtı olarak “kesmek” anlamındaki “kataa” (قطع) fiili kullanılmıştır.


Gerek “vasale” gerekse “kataa” fiilleri bazen de “rahim” kelimesi söylenmeden kullanılır ve bu durumda da yine akrabalık ilişkileri veya akrabalık ilişkilerini de içine alan genel manada olumlu ilişkiler kastedilir. Bu genel manadaki ilişkilerin içine insanın Rabbi ile olan ilişkileri de dâhildir. (bk. Bakara, 2/27; Ra’d, 13/21, 25)


Cenâb-ı Hakk’ın Kur’ân-ı Kerim’de akrabalık ilişkilerine riayet edilmesine genel olarak dikkat çekmenin yanında bilhassa anne-babaya karşı iyi davranılmasına özel olarak vurgu yaptığı görülür. Aynı durum Peygamber Efendimiz’in hadis-i şeriflerinde de vardır. Anne-baba hak ve hukukuna riayet edilmesi, onlara iyi davranılmasının dört âyette sadece Allah’a kulluk etme, O’na şirk koşmama ifadesi ile birlikte hemen onun peşinden zikredilmesi câlib-i dikkattir. “O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana-babaya iyilik edin” (En’âm 6/151. Diğer âyetler: Bakara, 2/83; Nisâ, 4/36; İsrâ, 17/23).


Abdullah b. Mes’ûd, Peygamber Efendimiz’e en faziletli amelin hangisi olduğunu sormuş ve ilk sırada “vaktinde kılınan namaz” cevabını aldıktan sonra “sonra hangisi?” demiş ve “Anne-babaya iyilik” (الوالدينّ بر) cevabını almıştır. Abdullah b. Mes’ûd sormaya devam edince Peygamber Efendimiz üçüncü sırada “Allah yolunda cihad”ı saymıştır. (Buhârî, “Mevâkîtü’s-salât”, 5). Diğer taraftan büyük günahların en büyüklerini sayarken de anne-babaya isyan ve itaatsizliğe “Allah’a şirk koşmak”tan sonra ikinci sırada yer vermiştir. (Buhârî, “Edeb”, 6). Anne-baba ile iyi geçinmek ve onlara iyi davranmak, onların iman etmiş olmaları şartına da bağlanmamıştır. Lokman sûresinde (31/14-15) Allah anne-babaya iyi davranılmasını emrettikten sonra “Bana ve anne-babana teşekkür et. Dönüş banadır. Hakkında bilgin olmayan bir şeyi bana ortak koşman için seninle mücadele ederlerse onlara itaat etme ama dünyada onlarla iyi geçin” buyurmaktadır. Bazı sahabîlerin, müslüman olmayan anne ve babalarına karşı tutumlarının nasıl olacağı ile ilgili soruları karşısında da Rasûl-i Ekrem Efendimiz hep iyiliği tavsiye etmiştir: Hz. Ebû Bekir’in kızı Esmâ, ziyaretine gelen müşrik annesine karşı tutumu konusunda tereddüte düşmüş ve onunla sıla-i rahim açısından ilişkisinin nasıl olacağını sormuş ve Peygamber Efendimiz de “Annene sıla-i rahimin gereğini yap” buyurmuştur. (Buhârî, “Edeb”, 7) İbn Uyeyne, Mümtehine sûresinin 8. âyetinin de bunun üzerine indiğini söyler (Buhârî, “Edeb”, 7): “Allah, sizinle din için savaşmayan ve sizi yurdunuzdan çıkarmayanlara iyi davranmanızı, onlara karşı adaletli olmanızı yasaklamaz. Allah adaletli olanları sever.” (Mümtehine, 60/8)


Anne-baba ile ilgili özel hüküm, emir ve tavsiyelerin yanında genel mânada akrabalarla ilgili de emir ve hükümler vardır: “Allah’a kulluk edin, hiçbir şeyi O’na ortak koşmayın. Anne-babaya iyilik edin; akrabaya da, yetimlere de yoksullara da, yakın komşuya da uzak komşuya da... (iyilik edin)” (Nisâ, 4/36). İsrâ sûresinde anne-baba hakkından bahsedilerek, onlara “öf” bile denilmeyip merhametle ve şefkatle muamele edilmesi istendikten sonra “Akrabaya da, yoksula da, yolda kalmışa da hakkını ver.” (İsrâ, 17/26, Ayrıca bk.: Rûm, 30/38) buyurulur. Nisâ sûresinde miras taksimi esnasında mirasçı olmayan akrabalar da bulunuyorsa onlara da bir şey verilmesi ve gönüllerini alacak şeyler söylenmesi istenir. (Nisâ, 4/8).


İfk hadisesi olarak bilinen olayda Hz.Âişe’nin bir iftira ile karşı karşıya olduğu bilinmektedir ve bu iftira olayını dedikodu malzemesi yapan az sayıda insan arasında Hz. Ebû Bekir’in teyzesinin torunu Mistah da vardı. Hz. Ebû Bekir maddî durumu iyi olmadığı için zaman zaman yardım ettiği Mistah’ın, kızını üzen böyle bir olayın dedikodusunu yapmasına kızdı ve ona yardım etmeyeceğine dair yemin etti. Nûr sûresinde bu olayla bağlantılı olarak akrabaya yardım etmeme üzerine yemin edilmemesi istenir: “Fazilet/ fazla mal ve imkân sahibi olanlarınız akrabalara, yoksullara ve Allah yolunda hicret edenlere vermeme üzerine yemin etmesinler. Affetsinler ve aldırmasınlar.” (Nûr, 24/22)


Her hafta Cuma günü hutbenin sonunda okunan âyet-i kerimede de akrabaya verilmesi istenir: “Allah adaleti, iyiliği ve akrabaya vermeyi emrediyor.”(Nahl, 16/90). Akrabaya vermeyi emreden bu ve benzeri âyetleri doğru yorumlamak gerekir. Müslüman, akrabaya, kendi sahip olduklarından vermek suretiyle bu vazifesini yerine getirecektir. Bunun yerine kendine emanet edilen imkânları akrabaya vermek, sınırları çizilerek verilen yetkileri akraba lehinde kullanmak çoğu zaman bir vebal ve ağır bir sorumluluk sebebi olabilir. Özellikle kamu görevlileri ve kamu adına yetki kullananlar buna dikkat etmelidirler. “Raiyye yani tebea üzerine tasarruf maslahata menûttur.” şeklinde Mecelle’de de yer alan küllî kaide bunu ifade eder. Bu kaideye göre devlet başkanı dahil bütün kamu görevlileri yetki kullanırken maslahatı yani İslâm kamu yararını esas alacaklardır. Kamu kaynaklarının kullanımında ve tahsisinde personel alımında ve istihdamında bu prensip esas alınacaktır. Muhtaçlar için ayrılmış olan kaynaklar muhtaç olmayanlara kullandırılmayacağı gibi muhtaçlar arasında da akrabalık sebebiyle adaletsizlikler yapılmayacaktır. Personel alımında daha iyisi varken sırf akraba olduğu için öncelik tanınmayacaktır. Sınavlarda akraba olduğu için kimseye hak ettiğinin üstünde puan verilmeyecektir. Hele kamuya personel alımı için yapılan sınavlarda soruları önceden akrabalık veya başka bir yakınlık, birliktelik, işbirliği, inanç birliği gibi sebeplerle bazı kişi ve kesimlere sızdırmak çok büyük günah ve ahlâksızlıktır.


İslâm hukukçuları akrabalıktan doğan sorumlulukları hukukî düzenlemeler halinde takdim etmişler, karşılıklı hak ve ödevleri belirlemişlerdir.


Kaynak: Din ve Hayat Dergisi, Sayı: 28, Yıl: 2016.



Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam418
Toplam Ziyaret637151