• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/insanveislam.org/
  • https://plus.google.com/https://www.facebook.com/insanveislam.org//posts
  • https://twitter.com/insanuislam
                
MAKALELER
EĞİTİM ve SUNUM DOSYALARI
VAAZ ARŞİVİ KATEGORİLERİ

Ailede Birlikte Yaşama Görev ve Sorumlulukları

AİLEDE BİRLİKTE YAŞAMA GÖREV VE SORUMLULUKLARI

 

Muhterem Müslümanlar!

Erkek ve kadını yaratan, aralarında sevgi ve merhamet peyda eden Yüce Rabbimize sonsuz hamd-ü senalar olsun.

“Sizin en hayırlınız ailesine hayırlı olandır” buyuran Peygamber’imiz Hz. Muhammed (sas)’e, ailesine ve ashabına binlerce salat-ü selam olsun.

Hz. Allah bizleri kendisine kul, Habib’ine ümmet eylesin. Son nefesimiz dâhil imanda daim ve kaim eylesin. Rızasına uygun ameller işlemeyi cümlemize nasip eylesin.

Muhterem Mü’minler

Aile; anne, baba ve evlenmemiş çocuklardan oluşan en küçük insan topluluğuna denir. Aile milletin temelini oluşturur. Aile aynı zamanda toplumun hücresidir. Eğer bir toplumda aileler sağlam ise o toplum da sağlam demektir. Bundan dolayı ailenin bozulması toplumun bozulması demektir. Dolayısıyla evlenme yoluyla kurulan yuva basit bir şey değil bilâkis toplumun özü ve temelidir.

İnsan sevgisinin kaynağı da ailedir. Bir milletin sahip olduğu bütün özellikleri, bir ailede görmek mümkündür. Bir toplulukta aile ne kadar sağlam temellere oturur ise, o aileden meydana gelen toplum, o nispette sağlam yapıya sahip olmuş olur.  Aile, bu niteliğiyle toplumlarda kültürel kimliğin, insani değerlerin ve tarihi sürekliliğin koruyucusu ve aktarıcısı olan bir kurumdur.  Bunun içindir ki dinimiz aileye büyük önem vermiştir.

İslam’ın öngördüğü kutsal bir bağ olan evlilik, aile kurumunu oluşturan, karı-koca arasındaki hayat müşterekliğinin adıdır. Yüce Allah, insanın soyunun korunması ve devamı, yeryüzünün imarı ve gelişimi için evliliği yasalaştırmıştır.

Ailenin en temel iki unsuru kadın ve erkektir. Erkek ve kadın yalnızlığın giderilmesi, beraberliğin sağlanması, dünya hayatının mutlu bir şekilde geçirilmesi ve daha birçok hikmetler gereği birbirini tamamlayan iki ana unsur olarak yaratılmıştır.

Her varlığı erkek ve dişi olarak yaratan rabbimiz, eşrefi mahlûk olan insanı da erkek ve kadın olarak yaratmış ve birbirlerine karşı sevgi ve merhamet lütfetmiştir.

Kuşkusuz evlilik, insana sükûnet aşılayan bir nimettir. Allah Teâlâ Rum Suresi’nin 21. ayetinde şöyle buyuruyor;

وَمِنْ آيَاتِهِ أَنْ خَلَقَ لَكُمْ مِنْ أَنفُسِكُمْ أَزْوَاجًا لِتَسْكُنُوا إِلَيْهَا وَجَعَلَ بَيْنَكُمْ مَوَدَّةً وَرَحْمَةً إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ         

“Kaynaşmanız için size kendi (cinsi)nizden eşler yaratıp ta aranızda sevgi ve merhamet peyda etmesi de O’nun (varlığının) delillerindendir. Doğrusu bunda, iyi düşünen bir kavim için ibretler vardır.”

Bu ayeti kerimeden ailenin sevgi, saygı, güven ve karşılıklı hoşgörü esasına dayanması gerektiğini anlıyoruz. Bu ilkeler aynı zamanda aileye mutluluk sağlayan kavramlardır. Ailedeki bireyler mutluysa aile mutludur, aileler mutluysa toplum da mutludur, güçlüdür, huzurludur.

Aile olmak, bir bütünü tamamlamak demektir. Kur’an’ın ifadesiyle eşlerin birbirlerine örtü olmaları demektir. Eş olmak, kişinin kendi eksikliğini kabul edip eşiyle tamamlanması, kemâle doğru adım atması, eşinin onu bir örtü gibi sarıp sarmalamasıdır

Hz. Allah Bakara süresinin 187. ayetinde   هُنَّ لِبَاسٌ لَكُمْ وَأَنْتُمْ لِبَاسٌ لَهُنَّ “onlar sizin için birer elbise, sizde onlar için birer elbisesiniz” buyurarak kadın ve erkeğin birbirlerini korumaları gerektiğini hatırlatmaktadır.

Muhterem cemaat!

Evlilik olmadan, evlilik sözleşmesi yapılmadan aile birliği kurulmaz. Bunun için dinimiz evlenmeyi teşvik etmiştir.

وَأَنْكِحُوا الْأَيَامَى مِنْكُمْ وَالصَّالِحِينَ مِنْ عِبَادِكُمْ وَإِمَائِكُمْ إِنْ يَكُونُوا فُقَرَاءَ يُغْنِهِمُ اللَّهُ مِنْ فَضْلِهِ وَاللَّهُ وَاسِعٌ عَلِيمٌ

"Aranızdaki bekârları, kölelerinizden ve cariyelerinizden elverişli olanları evlendirin. Eğer bunlar fakir iseler, Allah kendi lütfu ile onları zenginleştirir. Allah, (lütfu) geniş olan ve (her şeyi) bilendir. " (Nur, 24/32)

Peygamber efendimiz de, şöyle buyuruyor.

 عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:" ثَلَاثَةٌ حَقٌّ عَلَى اللَّهِ عَوْنُهُمْ: المُجَاهِدُ فِي سَبِيلِ اللَّهِ، وَالمُكَاتَبُ الَّذِي يُرِيدُ الأَدَاءَ، وَالنَّاكِحُ الَّذِي يُرِيدُ العَفَافَ

Bu hadisi şerifte peygamber efendimiz (s.a.v) namuslu bir birliktelik yaşamaya niyetlenip aile kurmaya çabalayana Allah’ın mutlaka destek olacağını müjdeliyor. (Tirmizî, Fedâilü’l-Cihad, 20.) Çünkü evlilik bedenin haramdan korunacağı bir barınaktır. Hatta evlilik sayesinde sadece iki beden korunmaz, bütün toplum temiz bir nesle sahip olur.

İslam dini ailenin varlığını ve birliğini tehdit eden tüm gayri meşru ilişkileri yasaklar.

Meşru olmayan sebeplerle bir araya gelen insanların oluşturduğu topluluklar aile sayılmaz. Çünkü bu birlikteliğin temelinde nikâh değil, iffetsizlik vardır. Bu sebeple İslam dini, iffetsizlik sayılan zina, fuhuş ve her türlü gayri meşru ilişkiyi haram saymış ve şiddetle yasaklamıştır. Kur’an-ı Kerim’de, İsra süresinin 32. ayet-i kerimesinde

وَلَا تَقْرَبُوا الزِّنَا إِنَّهُ كَانَ فَاحِشَةً وَسَاءَ سَبِيلًا (32)

“Zina’ya yaklaşmayın. Çünkü o, son derece çirkin bir iştir ve çok kötü bir yoldur.” buyrulmak suretiyle insanların dünya ve ahiret sıkıntılarını artıracağından zinaya yaklaşılması dahi yasaklanmıştır. Yani zina ne kadar tehlikeli ise, zinaya götürecek işlerle meşgul olmak da o kadar tehlikeli ve yasaktır.

Bizler toplum olarak çok büyük bir tarihe, sayısız zaferlere, çok sayıda ilmî buluşlara, zengin mimarî eserlere sahibiz. Ayrıca örf ve adetlerine bağlı bir toplumuz. İşte bizleri biz yapan, birçok devletler kurma kudretini veren, geniş bir kültüre sahip kılan faktör, değerlerine bağlı bir toplum oluşumuzdur. Umarız ki toplumumuz geçmişteki dinamizmi yakalar ve toplum olarak her yönüyle gelişmiş ülkeler arasına gireriz. Ancak büyük toplumun, sağlam toplumun temelini güçlü ailelerin oluşturduğunu unutmamamız gerekir.

Muhterem Müslümanlar!

Hz. Allah, Kur’an-ı Kerim’de aile birliğinin kurulmasının ardından hayatın akışına ayak uydurması için insana öğütler verir. Aile olmanın hayata güvenle bakan ve geleceği şekillendiren yüzünü tanıtır. Öncelikle insandan, aile olmanın ne anlama geldiğini kavramasını ister. İmran ailesini hayır ile yâd ederken[1] Ebu Leheb ailesini ateş ile nasıl cezalandıracağını[2] anlatır.  Bir duygu ve fikir birlikteliği ile oluşmuş nice aileleri örnek gösterir.

Tevbe süresinin 67. ve 68. ayetlerinde

الْمُنَافِقُونَ وَالْمُنَافِقَاتُ بَعْضُهُمْ مِنْ بَعْضٍ يَأْمُرُونَ بِالْمُنْكَرِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمَعْرُوفِ وَيَقْبِضُونَ أَيْدِيَهُمْ نَسُوا اللَّهَ فَنَسِيَهُمْ إِنَّ الْمُنَافِقِينَ هُمُ الْفَاسِقُونَ (67) وَعَدَ اللَّهُ الْمُنَافِقِينَ وَالْمُنَافِقَاتِ وَالْكُفَّارَ نَارَ جَهَنَّمَ خَالِدِينَ فِيهَا هِيَ حَسْبُهُمْ وَلَعَنَهُمُ اللَّهُ وَلَهُمْ عَذَابٌ مُقِيمٌ (68)

“İkiyüzlü erkek ve kadınlar da birbirlerindendir: Kötülüğü emreder, iyiliğe engel olurlar; elleri de sıkıdır; Allah'ı unuttular, bu yüzden Allah da onları unuttu. Doğrusu ikiyüzlüler fasıktırlar.”

“Allah, ikiyüzlü erkek ve kadınlara ve inkârcılara, ebedi kalacakları cehennem ateşini hazırlamıştır. O, onlara yeter. Allah onları lanetlemiştir (rahmetinden uzak kılmıştır). Onlara devamlı azab vardır.”

Buyurarak kötülük yolunda birbirlerine benzeyip ortak işler yapan ve kendisini unutanlara azabı hatırlatırken; dost olan ve iyilikte yardımlaşan erkek ve hanımlar hakkında övgüyle ve müjdeyle şöyle buyurur.

 وَالْمُؤْمِنَاتُ بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاءُ بَعْضٍ يَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَيُقِيمُونَ الصَّلَاةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكَاةَ وَيُطِيعُونَ اللَّهَ وَرَسُولَهُ أُولَئِكَ سَيَرْحَمُهُمُ اللَّهُ إِنَّ اللَّهَ عَزِيزٌ حَكِيمٌ (71) وَعَدَ اللَّهُ الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا وَمَسَاكِنَ طَيِّبَةً فِي جَنَّاتِ عَدْنٍ وَرِضْوَانٌ مِنَ اللَّهِ أَكْبَرُ ذَلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ(72)

“Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velileridir; iyiyi emreder kötülükten alıkorlar; namaz kılarlar, zekât verirler, Allah'a ve Peygamberine itaat ederler. İşte Allah bunlara rahmet edecektir. Allah şüphesiz güçlüdür, hâkimdir.”

“Allah mümin erkeklere ve mümin kadınlara, temelli kalacakları, içlerinden ırmaklar akan cennetler, Adn cennetlerinde hoş meskenler vadetmiştir. Allah'ın hoşnut olması en büyük şeydir. İşte büyük kurtuluş budur.”

Allah Resulünün aileyle ilgili yüzü aşkın sözü vardır. Hepsi de ailenin önemini anlatır bize..

Aile, insan için çok önemlidir elbette! Anadolu’da ve Hint Yarımadası’nda gelenekselleşmiş bir nikâh duası vardır.

اَللّهُمَّ اجْعَلْ هذَا الْعَقْدَ مَيْمُونًا وَمُبَارَكًا وَاجْعَلْ بَيْنَهُمَا اُلْفَةً وَمَحَبَّةً وَقَرَارًا* وَلاَ تَجْعَلْ بَيْنَهُمَا نَفْرَةً وَفِتْنَةً وَفِرَارًا* اَللّهُمَّ اَلِّفْ بَيْنَهُمَا كَمَا اَلَّفْتَ بَيْنَ ادَمَ وَحَوَّاءَ وَكَمَا اَلَّفْتَ بَيْنَ مُحَمَّدٍ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَخَدِيجَةَ الْكُبْرَى رَضِىَ اللهُ تَعَالَى عَنْهَا* وَبَيْنَ عَلِىٍّ رَضِىَ اللهُ عَنْهُ وَفَاطِمَةَ الزَّهْرَى رَضِىَ اللهُ عَنْهَا

“Allahı’m! Bu anlaşmayı bereketli ve mübarek kıl. Yeni evlenen çifti ülfet, muhabbet ve bağlılık duygularıyla kaynaştır. Aralarına nefret, fitne ve ayrılığın girmesine izin verme. Tıpkı Adem ile Havva’yı, Muhammed (sav) ile Haticetü’l-Kübra’yı ve Ali ile Fatımatü’z-Zehra’yı kaynaştırdığın gibi…” Biz bu duada Hz. Ali’nin Fatıma’ya olan sevgisini görürüz. Hz. Fatıma’nın eşine olan aşkını duyarız. Her nikah kıyıldığında duamız, Âdem ve Havva’nın, Allah Resulü ile Hatice validemizin ve Hz. ali ile Hz. Fatıma’nın mutlu yuvalarının Yâdı olur.

Bütün peygamberler aileleriyle bütünleşmiştir. Hz. İbrahim’in baba şefkati ile bereketli sofrasının etrafında ailesini ve misafirlerini toplaması, herkesten önce babası Azer’i tevhide davet etmesi. Hz. Yusuf’un yaptıkları her şeye rağmen kardeşlerini affetmesi, Yakup Aleyhisselam’ın,  evlatları Yusuf ve Bünyamin için çırpınışı ve döktüğü gözyaşları, Nuh Aleyhisselam’ın, oğlu için yalvarıp yakarması, hep aile birliğini sağlamak içindir. Bu hakikatler bize aile bağlarının izah edilemeyen gizli gücünü ifade eder. Peki, aile bu gücünü nereden almaktadır?

Peygamber efendimiz Allah Teâla’nın şöyle buyurduğunu ifade eder.

  فَقَالَ عَبْدُ الرَّحْمَنِ: سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ: " قَالَ اللَّهُ: أَنَا اللَّهُ، وَأَنَا الرَّحْمَنُ، خَلَقْتُ الرَّحِمَ وَشَقَقْتُ لَهَا مِنْ اسْمِي، فَمَنْ وَصَلَهَا وَصَلْتُهُ، وَمَنْ قَطَعَهَا بَتَتُّهُ "

“Ben Allah’ım, Ben Rahman’ım.(Ana) rahmini ben yarattım. Ona kendi (Rahman) adımdan verdim. Kim akrabalık bağlarını gözetirse ben de onu gözetirim. Kim de akraba ile bağını keserse bende onunla bağımı keserim.” (Tirmizi, Bir, 9/1907.)

Burada Allah Resulü aile bağının arkasındaki manevi güce işaret eder. Bu güç Rahman olan Allah’ın inayetidir.

İlk defa ilâhî vahye muhatap olan ve hirâ’dan Hz. Hatice annemizin yanına geldiğinde; “Bana bir şey olmasından korkuyorum!” diyen Efendimiz’e Hz. Hatîce Annemiz’in “Korkma, endişelenme! Sana bir şey olmaz! Allah’a yemin ederim ki, yüce Allah seni hiçbir zaman utandırmaz; mahzun da etmez. Çünkü sen akrabayı gözetirsin.” buyurması yine bu güce işaret etmektedir. (Buhari, Bed’ü’l-vahy, 1/3)

Arapçada (اسرة)   kelimesi de aile demektir. “Üsre”, Zırh demektir. Aile bir zırh gibi insanı maddî ve mânevî bakımdan dış dünyadan gelecek olumsuzluklara karşı koruduğu için aile bu ismi almıştır.

İlk aile Hz Âdem ve Havva’nın ailesi, daha ilk andan başlayarak insanın varlığının ailede değer bulduğunu hatırlatır bize… Kendisine kötülük yapmak istemesine rağmen kardeşine el kaldırmayan, babasının öğüdüne kulak veren, aile bağlarını önemseyen Hâbil, Allah’ın rızasını kazanır, onun duası, adağı bir anda makbul olur Allah katında. Sıla-i rahmi kuvvetlendirmek Allah’ın desteğini almaktır aslında. Aile bağlarını koparmak ise, adım adım felâkete sürüklenmektir Kâbil gibi..

Muhterem Müslümanlar!

Bugün dünyanın birçok ülkesinde aile mefhumu yavaş yavaş ortadan kalkmaktadır. Gençler, içki, kumar, fuhuş ve uyuşturucu bataklığına saplanmış gayesiz bir şekilde sefil bir hayat sürmektedirler.

Aile şefkatinden yoksun nesillerden uyumsuz bir toplum meydana gelir. Aile otoritesinden uzak yetişen bir nesil bunalımdan kendisini kurtaramaz, bilâkis kendisini bunalımlara iten bir nesil olur. Nitekim bunun işaretleri bütün çirkinliği ile bugün görülmektedir.

Çözülen aile yapısının doğurduğu sonuçlar korkunç boyutlara ulaşmıştır. Homoseksüellik (eşcinsellik), aids, esrar, uyuşturucu alışkanlığı, alkol, aile fertlerinin birbirleriyle gizli ve hatta alenî birleşmeleri, aile yapısının bozulmasıyla ortaya çıkan korkunç ve iğrenç felâketlerdir.

Ama İslam, bundan 14 küsur asır önce Müslümanları uyararak, aileyi yok eden, temelini dinamitleyen fuhşun her çeşidini, içkiyi, kumarı ve meşru olmayan her şeyi yasaklamıştır. Allah Teâlâ Tahrim Suresi’nin 6. Ayetinde:

 يَاأَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا قُوا أَنفُسَكُمْ وَأَهْلِيكُمْ نَارًا وَقُودُهَا النَّاسُ وَالْحِجَارَةُ عَلَيْهَا مَلَائِكَةٌ غِلَاظٌ شِدَادٌ لَا يَعْصُونَ اللَّهَ مَا أَمَرَهُمْ وَيَفْعَلُونَ مَا يُؤْمَرُونَ

“Ey İnsanlar! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun...” buyurmuştur.

Değerli Cemaat!

Son zamanlarda basın ve yayın kuruluşlarından izlediğimiz kadarı ile Türk gençliğinde ve ailesinde de çözülmeler görülmektedir. Ülkemizdeki verilerde ailenin geleceği açısından pek iç açıcı değildir. Yaygınlaşan sosyal medyanın yanlış ve bilinçsiz bir şekilde kullanılması, sanal âlemde erkek ve kadın arasındaki mahremiyetin önemini yitirmesi aile birlikteliğimizi tehdit eder hale gelmiştir. Mesela gençler arasında fuhuş, uyuşturucu madde kullanımı, bali çekmeler, eşcinsellik, sokaklarda terör estirmeler, şeytana tapmalar ve mahkemelerde aileler arasında boşanmaların çoğalması gibi olayların hepsi aile birlikteliğinin bozulmaya başladığını gösteren verilerdir. Ne yazık ki toplumumuzda da bu yöne doğru bir gidişat gözlenmektedir.  Hâlbuki bizim toplumumuzda aileleri ayakta tutan şey, ailenin nikâhla kurulması, eşlerin birbirlerine iyi ve kötü zamanlarında yardımcı olmaları ve ailelerin dini kurallara, örf ve adetlere bağlı olmalarıdır.

Huzurlu bir aile birlikteliği arıyorsak öncelikle aile yuvamızı meşru yollardan kurmanın çabası içerisinde olmalıyız. İnsan neslinin devamı, nesebin muhafazası, toplumu meydana getiren ve toplumun temel taşı olan aile müessesesinin kurulması ancak meşru bir evlilikle mümkündür.

Muhterem Cemaat!

Mutlu bir evliliğin ve huzurla geçecek bir aile yuvasının kurulması için evliliğin kurulmasının zorlaştırılmaması, kolaylaştırılması şarttır. Peygamber efendimiz buyuruyorlar ki:

 قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «خَيْرُ النِّكَاحِ أَيْسَرُهُ»

En hayırlı nikâh en kolay olandır. (Ebu Davud Nikâh, 32/2117)

Lükse kaçan, aşırı bir şekilde israf boyutlarını aşan ve sadece insanların beğenisini kazanmak için gerçekleştirilmek istenen evlilikler kişilere ağır külfetler yüklemektedir. İslam dini her hususta olduğu gibi ailenin kurulmasında da mutedil olmamızı, kız ve erkek tarafını maddi ve manevi sıkıntıya sokacak davranışlardan uzak durmamızı istemektedir. Çünkü zor ve külfetli evlilikler hayır ve mutluluk getirmez ve çoğu zaman da süreklilik arz etmez. Külfet ve masraf, mutluluk veren değil huzur kaçıran şeylerdir.

Günümüzde “Kızım ben senin mutluluğunu isterim”, “Ben çektim sen çekme”, “Şimdiden ne aldırırsan kârdır” gibi yanlış düşüncelerle karşı tarafın altından kalkamayacağı külfet getiren şeyler istemenin, aile yuvası kurulduktan sonra eşler arasında problemlere yol açtığını ve taraflar arasındaki mutluluğa engel olduğunu görmekteyiz. Hâlbuki Sevgili Peygamberimizin hem kendisinin hem de kızlarının düğünleri hep mütevazı olmuştur. Hz. Ali Efendimiz, sevgili Peygamberimizden kızı Fatıma’yı eş olarak istemiş o da “Mehir ne vereceksin? diye sormuş, hiçbir şeyinin olmadığını öğrenince de zırhı mukabilinde onları evlendirmiştir.

Muhterem Müslümanlar!

Aile hayatının mutlu bir şekilde devam ettirilebilmesi için, aile bireylerinin birbirlerinin hak ve hukukuna riayet etmeleri gerekir. Bu haklara tam anlamıyla riayet edildiği müddetçe aile içinde geçimsizlik baş göstermeyecek ve neticede aile yuvası hayatını mutlu bir şekilde devam ettirecektir.

Aile birliğinin devamında erkek ve kadının riayet etmesi gereken ortak hakların en başta geleni iffet ve namus’tur.  Namus ve iffetin sadece tek taraftan özelliklede kadından beklenmesi doğru değildir. Erkek ve kadın birbirleri için örtüdürler ve birbirlerinin namusunu ve iffetini koruma ve gözetmede ortaktırlar. Meşru olmayan bir davranışı kadın yaptığında namusunun zedeleneceğini kabul edip, erkeğin yapması halinde ise gayri meşru bir davranışı meşrulaştırarak “erkek adam yapar” diyerek işin içinden çıkılması dine ve ahlaka aykırı bir davranıştır. Çünkü Kur’an’a göre her iki tarafında namusları zedelenmiştir. Kur’an-ı Kerim bu hususu şöyle ifade etmektedir.

قُلْ لِلْمُؤْمِنِينَ يَغُضُّوا مِنْ أَبْصَارِهِمْ وَيَحْفَظُوا فُرُوجَهُمْ ذَلِكَ أَزْكَى لَهُمْ إِنَّ اللَّهَ خَبِيرٌ بِمَا يَصْنَعُونَ (30) وَقُلْ لِلْمُؤْمِنَاتِ يَغْضُضْنَ مِنْ أَبْصَارِهِنَّ وَيَحْفَظْنَ فُرُوجَهُنَّ وَلَا يُبْدِينَ زِينَتَهُنَّ إِلَّا مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَلْيَضْرِبْنَ بِخُمُرِهِنَّ عَلَى جُيُوبِهِنَّ وَلَا يُبْدِينَ زِينَتَهُنَّ إِلَّا لِبُعُولَتِهِنَّ أَوْ آبَائِهِنَّ أَوْ آبَاءِ بُعُولَتِهِنَّ أَوْ أَبْنَائِهِنَّ أَوْ أَبْنَاءِ بُعُولَتِهِنَّ أَوْ إِخْوَانِهِنَّ أَوْ بَنِي إِخْوَانِهِنَّ أَوْ بَنِي أَخَوَاتِهِنَّ أَوْ نِسَائِهِنَّ أَوْ مَا مَلَكَتْ أَيْمَانُهُنَّ أَوِ التَّابِعِينَ غَيْرِ أُولِي الْإِرْبَةِ مِنَ الرِّجَالِ أَوِ الطِّفْلِ الَّذِينَ لَمْ يَظْهَرُوا عَلَى عَوْرَاتِ النِّسَاءِ وَلَا يَضْرِبْنَ بِأَرْجُلِهِنَّ لِيُعْلَمَ مَا يُخْفِينَ مِنْ زِينَتِهِنَّ وَتُوبُوا إِلَى اللَّهِ جَمِيعًا أَيُّهَ الْمُؤْمِنُونَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ (31)

“Mümin erkeklere söyle: Gözlerini bakılması yasak olandan çevirsinler, mahrem yerlerini, korusunlar. Bu, onların arınmasını daha iyi sağlar. Allah yaptıklarından şüphesiz haberdardır.” (Nur 24/30.)

“Mümin kadınlara da söyle: Gözlerini bakılması yasak olandan çevirsinler, iffetlerini korusunlar. Süslerini, kendiliğinden görünen kısmı müstesna, açmasınlar. Başörtülerini yakalarının üzerine salsınlar. Süslerini kocaları veya babaları ve kayınpederleri veya oğulları veya kocalarının oğulları veya kardeşleri veya erkek kardeşlerinin oğulları veya kız kardeşlerinin oğulları veya Müslüman kadınları veya cariyeleri veya erkekliği kalmamış hizmetçiler, ya da kadınların mahrem yerlerini henüz anlamayan çocuklardan başkasına göstermesinler. Gizledikleri süslerin bilinmesi için ayaklarını yere vurmasınlar. Ey inananlar! Saadete ermeniz için hepiniz tövbe ederek Allah'ın hükmüne dönün.” (Nur 24/31)

Muhterem Cemaat!

Ailenin birliğini sağlayıp ailenin mutlu olmasındaen önemli görev babaya düşmektedir. Resulü Ekrem (S.A.V.) şöyle buyuruyor:

عن النَّبيّ - صلى الله عليه وسلم - قَالَ: «كلكم رَاعٍ، وَكُلُّكُمْ مَسْؤُولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ: وَالأمِيرُ رَاعٍ، والرَّجُلُ رَاعٍ عَلَى أهْلِ بَيتِهِ، وَالمَرْأةُ رَاعِيةٌ عَلَى بَيْتِ زَوْجها وَوَلَدهِ، فَكُلُّكُمْ رَاعٍ، وَكُلُّكُمْ مَسْؤُولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ»

“Hepiniz, çoban ve muhafızsınız, maiyetinizde bulunanların hukukundan sorumlusunuz. İş başındakiler de muhafızdır, memurlarından sorumludurlar. Erkek, aile efradının çobanıdır ve onlardan mesuldür. Kadın da kocasının evinde bir muhafızdır; o da ondan mesuldür. Hepiniz, çoban ve muhafızsınız, maiyetinizde bulunanların hukukundan sorumlusunuz.” (Buhârî, Cum`a 11; Müslim, İmâre 20.; Tirmizî, Cihâd 27; Riyazüs Salihin 1/337)”

Hadis-i Şeriften de anladığımız kadarıyla ailede herkesin bir sorumluluğu vardır. Hepsinin sorumlusu babadır. Aile reisi olan baba kendisine Resulü Ekrem (sav)’in aile reisliğini örnek almalıdır. Baba, ailesine İslam kültürünü ve ahlâkını öğretmeli, evlatlarına güzel davranışlarıyla örnek olmalı, aileye yönelik zararlı akımlardan ailesini korumalıdır. Bir de baba ve anne evde örnek olmalıdır. Mesela baba ve anne önce kendileri namazlarını kılacak, şaka da olsa yalan söylemeyecek, kötü söz söylemeyecekler, dedikodu etmeyecekler. Yine baba sigara içiyorsa çocuğuna sigara içme diyemez. Çünkü Cenabı Hâk Saff Suresi’nin 2. ayetinde şöyle buyuruyor:

يَاأَيُّهَا الَّذِينَ آَمَنُوا لِمَ تَقُولُونَ مَا لَا تَفْعَلُونَ

“Ey İman Edenler! Yapmayacağınız şeyi niye söylüyorsunuz?”

Çocuklar genelde anne ve babayı örnek alırlar. Onların söz ve davranışlarından etkilenirler. Bunun için anne ve baba çocuklarının dürüst, ahlâklı ve faziletli yetişmeleri için onlara örnek olmaları gerekir.

Bu hususta Resulullah (sav) de şöyle buyurmaktır.

عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَامِرٍ، أَنَّهُ قَالَ: دَعَتْنِي أُمِّي يَوْمًا وَرَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَاعِدٌ فِي بَيْتِنَا، فَقَالَتْ: هَا تَعَالَ أُعْطِيكَ، فَقَالَ لَهَا رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «وَمَا أَرَدْتِ أَنْ تُعْطِيهِ؟» قَالَتْ: أُعْطِيهِ تَمْرًا، فَقَالَ لَهَا رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «أَمَا إِنَّكِ لَوْ لَمْ تُعْطِهِ شَيْئًا كُتِبَتْ عَلَيْكِ كِذْبَةٌ»

Abdullah b. Amr (r.a.) anlatıyor: “Ben küçüktüm, Peygamberimizin evimizde bulunduğu bir günde, annem beni: “Gel sana bir şey vereceğim” diye çağırdı. Peygamberimiz anneme: “Çocuğa ne vermek istedin?” diye sordu. Annem: “Hurma vereceğim.” dedi. Bunun üzerine Peygamberimiz: “Eğer (çocuğu aldatıp ona) bir şey vermeyeydin, sana bir yalan günahı yazılırdı.” buyurdu. (Ebu Davud, Edep, 87, 4991)

Peygamberimiz burada anne ve babaların yapmayacakları şeyleri çocuklarına va’d etmemelerini öğütlüyor. Yalan vaadde bulunmak hem anne babaların yalan söyleme gibi bir günahı işlemelerine hem de çocukların ahlâkı üzerinde olumsuz etkilere sebep olur.

Baba, ailenin bütün fertlerinin yiyeceğini, giyeceğini, sağlık, eğitim ve diğer sorunlarını meşru yollardan temin etmelidir. Çocuklarını helal kazançla beslemelidir.

Bu konuda Resulü Ekrem (S.A.) şöyle buyuruyor: 

قَالَ: قَالَ رَسُول الله - صلى الله عليه وسلم: «أفْضَلُ دِينَارٍ يُنْفقُهُ الرَّجُلُ: دِينَارٌ يُنْفِقُهُ عَلَى عِيَالِهِ، وَدينَارٌ يُنْفقُهُ عَلَى دَابَّتِهِ في سَبيلِ الله، وَدِينارٌ يُنْفقُهُ عَلَى أصْحَابهِ في سَبيلِ اللهِ».

“Bir adamın hayra sarfettiği paranın en efdali ailesine harcadığı paradır. (Müslim, Zekat 12; Riyazüs Salihin  1/329)

Aile reisi olan baba, karısına ve çocuklarına Kur’an’ı, farzları ve İslamiyet hakkında gereken bilgileri mutlaka öğretmelidir.

وَأْمُرْ أَهْلَكَ بِالصَّلَاةِ وَاصْطَبِرْ عَلَيْهَا لَا نَسْأَلُكَ رِزْقًا نَحْنُ نَرْزُقُكَ وَالْعَاقِبَةُ لِلتَّقْوَى

“Ailene namazı emret, kendin de ona devam et”  (Taha 20/132)

            Baba çocukların dini eğitim ve öğretimlerini mutlaka almalarını sağlamalıdır. Resulü Ekrem ümmetine şöyle hitap ediyor:

            مُرُوا أَوْلادَكُمْ بِالصَّلاةِ وَهُمْ أبْنَاءُ سَبْعِ سِنينَ، وَاضْرِبُوهُمْ عَلَيْهَا، وَهُمْ أَبْنَاءُ عَشْرٍ، وَفَرِّقُوا بَيْنَهُمْ في المضَاجِعِ»

“Yedi yaşındaki çocuklarınıza namazı emrediniz. On yaşına bastıkları halde kılmak istemezlerse onları dövünüz ve yataklarını ayırınız.” (Ebu Davud, Salat 26/495; Riyazüs Salihin  1/338)

Baba çocukların dini eğitim ve öğretimlerini mutlaka almalarını sağlamalıdır. Zira dini eğitim almayan çocuklar anne-babalarına sonraki yaşlarında saygı ve hürmette kusur ederler.

Allah Teâlâ Lokman Suresi’nin 17. ayetinde Lokman (a.s.)’ın diliyle babanın çocuklarına nasıl hitapta bulunacağını şöyle açıklıyor:

يَابُنَيَّ أَقِمِ الصَّلَاةَ وَأْمُرْ بِالْمَعْرُوفِ وَانْهَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَاصْبِرْ عَلَى مَا أَصَابَكَ إِنَّ ذَلِكَ مِنْ عَزْمِ الْأُمُورِ

Yavrucuğum! Namazı kıl, iyiliği emret, kötülükten vazgeçirmeye çalış, başına gelenlere sabret. Doğrusu bunlar, azmedilmeye değer işlerdir.

Allah Teâlâ aile reisi erkeklerin şöyle dua etmesini istiyor:

وَالَّذِينَ يَقُولُونَ رَبَّنَا هَبْ لَنَا مِنْ أَزْوَاجِنَا وَذُرِّيَّاتِنَا قُرَّةَ أَعْيُنٍ وَاجْعَلْنَا لِلْمُتَّقِينَ إِمَامًا

“Ve onlar ki, ‘ Rabbimiz! Bize gözümüzü aydınlatacak eşler ve zürriyetler bağışla ve bizi takva sahiplerine önder kıl ’  derler.” (Furkan  25/74)

Usama b. Zeyd Resulullah’ın çocuklara nasıl davrandığını şöyle anlatıyor:

“Resulullah beni alır dizine oturturdu. Hasanı da öbür dizine oturturdu, sonra bizi sinesine basarak; Allah’ım bunlara saadet ve ihsan buyur. Çünkü ben bunların hayır ve saadetlerini diliyorum” buyurdu. (Sahihi Buharî Muhtasarı 12/127)

Ailenin reisi olan baba çocukları arasında ayrım yapmaksızın, hediye almada, sevmede ve diğer davranışlarında eşit davranmaya çalışmalıdır.

Ailenin reisi olan baba eşinin ve çocuklarının nafakasını temin etmelidir.

Nafaka, kişinin bakmakla yükümlü olduğu kimselerin yiyecek, giyecek ve konut giderlerini karşılamak demektir. Kadının nafakası normal ölçüler içinde kocaya aittir. Bu hususta Kur’an-ı Kerim'de şöyle buyurulmuştur:

 وَعَلَى الْمَوْلُودِ لَهُ رِزْقُهُنَّ وَكِسْوَتُهُنَّ بِالْمَعْرُوفِ

“Annelerin beslenmesi ve giyimi, uygun bir şekilde çocuk babasına aittir.” (Bakara, 2/ 233)

Aile reisi olan baba, eşinin ve çocuklarının nafakasını temin etmek, giyecek, yiyecek ve barınma gibi temel ihtiyaçlarını karşılamak zorundadır. Kuşkusuz bunların tespitinde, kocanın maddi durumu ve toplumun geleneği esas alınır.

عَنْ سَعِيدِ بْنِ حَكِيمِ بْنِ مُعَاوِيَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَدِّهِ مُعَاوِيَةَ الْقُشَيْرِيِّ، قَالَ: أَتَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، قَالَ: فَقُلْتُ: مَا تَقُولُ: فِي نِسَائِنَا قَالَ: «أَطْعِمُوهُنَّ مِمَّا تَأْكُلُونَ، وَاكْسُوهُنَّ مِمَّا تَكْتَسُونَ، وَلَا تَضْرِبُوهُنَّ، وَلَا تُقَبِّحُوهُنَّ»

Said b. Hakîm’in naklettiğine göre, dedesi Muâviye el-Kureyşi’nin “Hanımlarımız hakkında ne dersiniz?” diye sorması üzerine Allah Resulü şöyle buyurmuştur: "Yediklerinizden onlara da yedirin, giydiklerinizden onlara da giydirin, onları dövmeyin ve kötülemeyin ." (Ebu Dâvud, Nikâh 43, ( 2144)

Aile reisi olan baba, Aile efradına karşı cömert davranmalıdır. Cimrilik, bazı insanları ailesine karşı da eli sıkılığa zorlar. Onların ihtiyaçlarını karşılamamaya yöneltir. Baba, Eş ve çocukların her türlü ihtiyaçlarını cömertçe karşılamalıdır.

Aile reisi olan baba, eşinin ve çocuklarının yöneticisi ve gözeticisi konumunda olduğu için, eşini ve çocuklarını himaye etmeli, onlara zarar verecek maddi ve manevi şeylerden onları korumalıdır. Koca, karısını kıskanmalıdır. Adını lekeleyecek, saygınlığını zedeleyecek, açık-saçık kıyafetlerden, kadın-erkek karışık toplantılardan ve ayrıca şaibeli kadınlarla arkadaşlık etmekten onu alıkoymalıdır.

Baba eşini ve çocuklarını Allah’ın bir emaneti olarak görmeli ve haklarına tecavüz etmemelidir. Onları cehennem yakıtı olmaktan korumalıdır.

يَاأَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا قُوا أَنْفُسَكُمْ وَأَهْلِيكُمْ نَارًا وَقُودُهَا النَّاسُ وَالْحِجَارَةُ

Ey inananlar! Kendinizi ve ailenizi yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun.”

(Tahrim, 66/6)

Muhterem Mü’minler

Kadın, yavrusu olunca anne olur. Yavrusunu bağrına bastığında kalbi şefkatle dolar. Annelik, ilâhi merhametin dünyamıza yansıyan güzelliklerinden biridir. Annelikteki şefkat duygusu insanlar âleminde görüldüğü kadar, hayvanlar âleminde de görülmektedir. Anne yavrusunu kendi canına tercih eder. Ondan ayrılmaya dayanamaz. Bu manevi bağı koparmaya çalışanlar peygamberimiz tarafından şiddetli bir şekilde şöyle uyarılır.

عَنْ أَبِي أَيُّوبَ قَالَ: سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ: «مَنْ فَرَّقَ بَيْنَ الوَالِدَةِ وَوَلَدِهَا فَرَّقَ اللَّهُ بَيْنَهُ وَبَيْنَ أَحِبَّتِهِ يَوْمَ القِيَامَةِ»

“Anne ile evladının arasını ayıranın, Allah da kıyamet günü sevdikleriyle arasını ayırır.” (Tirmizi, büyü‘, 54/1283.)

Değerli Mü’minler!

İslam küçük çocuğu terbiye, kollama, bağrına basma hakkını özellikle anneye vermiştir. İslam bu hakkı çocuğa düşkünlüğü ve merhametinin baskınlığı dolayısıyla anneye vermiştir. Çünkü anne geceleri uykusunu terk eder, gündüzleri rahatını bırakır, yavrusu ağlayacak olsa kalbi ıstırap ateşiyle yanar. Çocuğunu büyütmek ve eşine hizmet etmek için gecesini gündüzüne katan, zayıf, bitkin ve yorgun düşerek gücünü kaybeden ve yardıma muhtaç duruma düşen anne ’ye baba ve ailenin diğer fertleri ellerinden geldiğince yardımcı olmalıdırlar.

Annelik tacını taşıyan kadın da,kocasına itat etmelidir. İtaat  kadının yerine getirmek zorunda olduğu ilk yükümlülüklerden birisidir. Hz Allah şöyle buyurmaktadır.

 وَلَهُنَّ مِثْلُ الَّذِي عَلَيْهِنَّ بِالْمَعْرُوفِ وَلِلرِّجَالِ عَلَيْهِنَّ دَرَجَةٌ وَاللَّهُ عَزِيزٌ حَكِيمٌ

“Erkeklerin kadınlar üzerindeki hakları gibi kadınların da erkekler üzerinde belli hakları vardır. Ancak erkekler, kadınlara göre bir derece üstünlüğe sahiptirler. Allah azizdir, hakimdir.” (Bakara 2/228)

Bu ayetteki üstünlükten kasıt aile reisliğidir. Ailenin nafakasını temin edip, aileyi himaye eden koca elbette ki itaate daha fazla layıktır.

Kadın, kocasına itaat etmek, meşru isteklerine karşılık vermek zorundadır. Ayrıca rızası olmadan, evin dışına çıkmak, malını saçıp savurmak, ev işlerini ihmal etmek gibi evlilik hayatını karşılıklı nefrete ve sonuçta da ayrılığa doğru götüren olumsuzluklardan kaçınmalıdır.

Kadın kocası ile iyi geçinmeli, ilişkilerinde nezaketi ve yumuşaklığı tercih etmelidir.

Kadının en önemli görevlerinden biri de kocasının onurunu korumaktır. Onun adını lekelememektir. Bir kadın kocasının hoşlanmadığı şeylerden kaçınmalıdır. Açık-saçık dolaşmak, kırıtmak, kocasının sırlarını ifşa etmek, kocasının sırlarını ve bilinmesini istemediği şeyleri (yoksulluk vb.) sağda solda anlatmak gibi kötü huyları terk etmelidir. Çünkü bunlar, kocanın güvenini sarsıp nefretine sebep olduğu için sonuçta ayrılık kaçınılmaz hale gelebilir.

Aile birliğinin devamı, karı ile koca arasındaki sevgi ve saygıya bağlıdır. Eşler, yuvada mutluluğu sağlamak için gerekli fedakarlığı göstermeli, huzur bozucu tutum ve davranışlardan sakınmalıdırlar.

Aile reisi olan erkek eşine karşı hilm ile yumuşak davranmalı, kaba ve sert davranışlardan sakınmalıdır. Bu hususta Peygamber efendimimiz (sav) şöyle buyuruyor:

عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «أَكْمَلُ المُؤْمِنِينَ إِيمَانًا أَحْسَنُهُمْ خُلُقًا، وَخَيْرُكُمْ خَيْرُكُمْ لِنِسَائِهِمْ»

 "Mü'minler arasında imanca en kâmil olanı, ahlâkça en güzel olanıdır. En hayırlınız da ailesine hayırlı olandır." (Tirmizî, Radâ 11, (1162); Ebu Dâvud, Sünnet 16, (468) 

Her şeyde olduğu gibi, aile hayatında da örnek alacağımız Peygamberimizdir. O, eşleri ile gayet iyi geçinir, onların sıkıntı veren bazı davranışlarına tahammül ederdi.

عَنِ النُّعْمَانِ بْنِ بَشِيرٍ، قَالَ: اسْتَأْذَنَ أَبُو بَكْرٍ رَحْمَةُ اللَّهِ عَلَيْهِ عَلَى النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَسَمِعَ صَوْتَ عَائِشَةَ عَالِيًا، فَلَمَّا دَخَلَ تَنَاوَلَهَا لِيَلْطِمَهَا، وَقَالَ: أَلَا أَرَاكِ تَرْفَعِينَ صَوْتَكِ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، فَجَعَلَ النَّبِيُّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَحْجِزُهُ، وَخَرَجَ أَبُو بَكْرٍ مُغْضَبًا، فَقَالَ النَّبِيُّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ حِينَ خَرَجَ أَبُو بَكْرٍ «كَيْفَ رَأَيْتِنِي أَنْقَذْتُكِ مِنَ الرَّجُلِ؟» قَالَ: فَمَكَثَ أَبُو بَكْرٍ أَيَّامًا، ثُمَّ اسْتَأْذَنَ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَوَجَدَهُمَا قَدِ اصْطَلَحَا، فَقَالَ لَهُمَا: أَدْخِلَانِي فِي سِلْمِكُمَا كَمَا أَدْخَلْتُمَانِي فِي حَرْبِكُمَا، فَقَالَ النَّبِيُّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «قَدْ فَعَلْنَا قَدْ فَعَلْنَا»

Sahabi Nu’mân b. Beşir (r.a)ın naklettiğine göre, Hz. Ebubekir (r.a.) bir gün Hz. Peygam­ber (s.a.)in yanına girmek için izin istedi. Bu arada (kızı) Hz. Aişe’nin yükselen sesini işitti. İçeri girince, yüzüne to­kat atmak niyetiyle Hz.Aişe'yi yakaladı ve: “Bir daha Rasûlullah’a karşı sesini yükselttiğini görmeyeyim (tamam mı)?” dedi. Allah Rasulü onun vurmasına engel oldu (Aişe’yi dövülmekten kurtardı). Hz. Ebubekir de öfkeli bir şekilde oradan ayrıldı. Hz. Ebu Bekir dışarı çıkarken Hz. Peygamber eşine hitaben, “Adamın elinden seni nasıl kurtardığımı gördün mü?” Diye takıldı. Hz. Ebu Bekir günler sonra tekrar Rasûlullah’ın yanına girmek için izin istedi. İçeri girdiğinde onları barışmış halde buldu ve “beni kavganızına dahil ettiğiniz gibi barışınıza da dahil edin” dedi. Onlar da “tamam öyle olsun” dediler. (Ebû Davud, Edeb, 84.)

Bunun için, Resulullah (sav) şöyle buyurmuştur :

عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «لَا يَفْرَكْ مُؤْمِنٌ مُؤْمِنَةً، إِنْ كَرِهَ مِنْهَا خُلُقًا رَضِيَ مِنْهَا آخَرَ»

Ebu Hüreyre’nin şöyle naklettiler. "Rasulullah (a.s) buyurdular ki: "Bir mü'min erkek, hanımına karşı kötü duygular beslemesi; çünkü onun bazı huylarından hoşlanmasa da diğer huylarından hoşlanabilir.” (Müslim, Radâ 61/3645)

 Peygamberimiz bu hadisi şerifte kocayı uyarıyor. Eşindeki hoşlanmadığı bir huyu sebebiyle yuvayı sarsacak hatta dağılmasına sebeb olacak tavırlardan sakınılmasını söylüyor. Elbette bu, kadın için de geçerlidir. O da, aile kurumunun tehlikeye düşmesine meydan verecek söz ve davranışlardan sakınmalıdır. Hatta Peygamberimiz, kocaları ile uyum içerisinde olan kadınları müjdelemiş ve şöyle buyurmuştur:

عَنْ أُمِّ سَلَمَةَ قَالَتْ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «أَيُّمَا امْرَأَةٍ مَاتَتْ وَزَوْجُهَا عَنْهَا رَاضٍ دَخَلَتِ الجَنَّةَ»

Ümmü Seleme (r. anhâ) anlatıyor: "Rasulullah (a.s) buyurdular ki: "Hangi kadın, kocası kendisinden razı olarak vefat ederse, cennete girer." (Tirmizî, Radâ 10, (1161)

Muhterm Müslümanlar:

Allah Teâlâ çocukları bizlere bir imtihan vesilesi ve dünya hayatının süsü olarak vermiştir. Bu konuda Yüce Allah şöyle buyuruyor:

            وَاعْلَمُوا أَنَّمَا أَمْوَالُكُمْ وَأَوْلَادُكُمْ فِتْنَةٌ وَأَنَّ اللَّهَ عِنْدَهُ أَجْرٌ عَظِيمٌ

“Biliniz ki mallarınız ve çocuklarınız birer imtihan vesilesidir. Büyük mükâfat ise Allah katındadır. (Enfal 8/28)

الْمَالُ وَالْبَنُونَ زِينَةُ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَالْبَاقِيَاتُ الصَّالِحَاتُ خَيْرٌ عِنْدَ رَبِّكَ ثَوَابًا وَخَيْرٌ أَمَلًا “Servet ve oğullar, dünya hayatının süsüdür, ölümsüz olan iyi işler ise, Rabbinin nezdinde hem sevapça daha hayırlı, hem de ümit etmeye daha layıktır.” (Kehf 18/46)

Değerli Mü’minler!

Çocuklarımız bizlere Allah’ın emanetidir. Bizler anne ve baba olarak bu emanete sahip çıkmalıyız. Bu emanetleri Allah’ın istediği bir şekilde yetiştirmeye çalışmalıyız. Bu konuda Hz. Peygamberimiz şöyle buyuruyor:

مُرُوا أَوْلادَكُمْ بِالصَّلاةِ وَهُمْ أبْنَاءُ سَبْعِ سِنينَ، وَاضْرِبُوهُمْ عَلَيْهَا، وَهُمْ أَبْنَاءُ عَشْرٍ، وَفَرِّقُوا بَيْنَهُمْ في المضَاجِعِ»

“Yedi yaşındaki çocuklarınıza namazı emrediniz. On yaşına bastıkları halde kılmak istemezlerse onları dövünüz ve yataklarını ayırınız.” (Ebu Davud, Salat 26/495)

Muhterem Cemaat! Çocuk dünyaya geldiğinde önce onun kulağına ezan ve kamet okuruz. Sonra da saçını kesip kaç gram geliyorsa o kadar değerde altını tasadduk ederiz.  Akika kurbanı keseriz. Daha, küçük yaşlardan itibaren Allah, Peygamber ve din konusunda çocuklarımızı bilgilendirmeliyiz. Çocuklarımız, Allah sevgisini, Peygamber sevgisini, Din sevgisini, vatan sevgisini, ana-baba sevgisini, kardeş sevgisini, küçüklere sevgiyi büyüklere saygıyı benimsetmeliyiz. Resulü Ekrem (sav) şöyle buyuruyor:

عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: «أَكْرِمُوا أَوْلَادَكُمْ وَأَحْسِنُوا أَدَبَهُمْ»

“Çocuklarınıza gereken ikramı yapın ve terbiyelerini güzel verin.” (İbn Mace, Edeb, 3/3671)

Bedenen ve zihnen sağlıklı nesiller yetiştirmek için tüm çabalarımızı sarf etmeliyiz. En iyi yatırımın insana olan yatırım olduğunu zihnimizden asla çıkarmamalıyız. Bunun için televizyon, gazete, İnternet ve sosyal medyanın zararlarından çocuklarımızı korumalıyız. Bu konuda günümüz şartlarında anne-babalara çok büyük sorumluluklar düşmektedir.

Anne ve babaya çocuklarını eğitmek, güzel terbiye etmek ve yetiştirmek için büyük fedakarlık düşmektedir. Bu aynı zamanda onların dini görevlerindendir. Peygamberimiz (sav) şöyle buyuruyor:

عَنْ جَابِرِ بْنِ سَمُرَةَ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «لَأَنْ يُؤَدِّبَ الرَّجُلُ وَلَدَهُ خَيْرٌ لَهُ مِنْ أَنْ يَتَصَدَّقَ بِصَاعٍ»

 “Hiçbir baba çocuğuna güzel terbiyeden daha üstün bir bağışta bulunmuş olamaz.” (Tirmizi, Birr, 33/1951)

Muhterem Müslümanlar!

            Evlenen erkek ve kadın kendi ana ve babalarına karşı olan sorumluluklarını unutmamalılar. Hiçbir eş diğerinin ana ve babasının hakkına riayet etmesine engel olmamalıdır. Evlenen çiftler eşinin de ana ve baba hakkını kabul etmiş demektir. Hz. Allah hem erkeğe hem de kadına ana ve babasına karşı saygılı olmasını emretmiştir. Bu hususta Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulmaktadır. 

وَقَضَى رَبُّكَ أَلَّا تَعْبُدُوا إِلَّا إِيَّاهُ وَبِالْوَالِدَيْنِ إِحْسَانًا إِمَّا يَبْلُغَنَّ عِنْدَكَ الْكِبَرَ أَحَدُهُمَا أَوْ كِلَاهُمَا فَلَا تَقُلْ لَهُمَا أُفٍّ وَلَا تَنْهَرْهُمَا وَقُلْ لَهُمَا قَوْلًا كَرِيمًا (23) وَاخْفِضْ لَهُمَا جَنَاحَ الذُّلِّ مِنَ الرَّحْمَةِ وَقُلْ رَبِّ ارْحَمْهُمَا كَمَا رَبَّيَانِي صَغِيرًا (24)

“Rabbin sadece kendisine ibadet etmenizi, anne-babanıza da iyi davranmanızı kesin bir şekilde emretti. Onlardan biri veya her ikisi sizin yanınızda yaşlanırsa kendilerine “öf” bile deme; onları azarlama ikisine de güzel söz söyle. Onları esirgeyerek alçakgönüllülükle üzerlerine kanat ger ve. '”Rabbim, küçüklüğümde onlar beni nasıl yetiştirmişlerse, şimdi de sen onlara (öyle) rahmet et” diyerek dua et” (İsra 17/23-24.)

Kendi anne ve babamızla beraber eşlerimizin anne ve babasının da rızasını kazanmaya özen göstermeli, eşlerimizin kendi ailelerine karşı sorumluluklarını yerine getirmelerine, Allah’ın emrettiği şeylere riayet etmelerine yardımcı olmalıyız. Bizler ana ve babalarımıza karşı saygıda kusur etmemeliyiz ki, bizim çocuklarımız da bizlere saygıda kusur emesinler. Allah Teâlâ, insanın ana-baba gayrimüslim olsa bile, onlara itaat edilmesini emretmektedir.

 وَوَصَّيْنَا الْإِنْسَانَ بِوَالِدَيْهِ حُسْنًا وَإِنْ جَاهَدَاكَ لِتُشْرِكَ بِي مَا لَيْسَ لَكَ بِهِ عِلْمٌ فَلَا تُطِعْهُمَا إِلَيَّ مَرْجِعُكُمْ فَأُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ

“Biz insana ana-babası hakkında iyilik etmesini tavsiye etmişizdir. Eğer onlar (ana-baba), seni, hakkında bilgin olmayan bir şeyi (körü körüne) bana ortak koşman için zorlarlarsa, onlara itaat etme. Dönüşünüz ancak banadır. O zaman, size yapmış olduklarınızı haber vereceğim.” (Ankebut,  29/8)

Sa’d b. Ebi Vakkas (r.a.) yukarıdaki ayet benim hakkımda indi diyerek sebebini şöyle açıklıyor: “ Ben anama hürmet eden bir evlâttım. Ben Müslüman olunca anam bana:

Ya Sa’d! İşlediğin bu ne iştir? Ya sen bu yeni dinini bırakırsın, ya da ben yemem, içmem ve nihayet ölürüm, sen de benim yüzümden; ‘Ey anasının katili’ diye ayıplanırsın, dedi. Ben de : “Vallahi ana iyi bil ki senin yüz canın da olsa, bunlar birer birer çıksa, ben bu yeni dinimi gene bırakmam. Artık sen ister ye, ister yeme!” dedim. Anam bu azmimi görünce yemek yedi, bunun üzerine yukarıdaki ayet nazil oldu. (Beydavî, Envaru’t-tenzil ve Esraru’t-tevil,4/189; Taberî, Câmiu’l-beyan, 20/12; Sahihi Buhari Muhtasarı,  12/121)

Demek ki ana ve baba kâfir de olsa, (Allah’a isyan etmemek şartıyla) onlara iyilik ve itaate devam etmeliyiz.

Muhterem Müslümanlar!

Sağlam bir ailenin kurulması ve devamı ailenin, eşler arasında karşılıklı saygı, sevgi, güven ve fedakârlık temeli üzerine inşa edilmesiyle mümkündür. Eşler sırlarını başkalarına açmamalı, harcamalarda daima ailenin geleceğini düşünmeli, ailevî menfaatlerini daima ön planda tutulmalı, her zaman birbirlerine destek olmalı ve her ne olursa olsun daima güler yüzlü tatlı dilli olmalılar. En önemlisi de eşler birbirleriyle istişareyi bırakmamalı ve birbirlerinden hiçbir şeyi gizlememeliler.

Değerli Cemaat!

Sonuç olarak millet ve devletler, sağlam ailelerden meydana gelir. Aileleri İslam’ın emrettiği kaideler ve kurallar çerçevesinde kurarsak millet de sağlam bir millet olur. Yine ailenin fertleri olan baba, anne ve çocuklar da karşılıklı sorumluluklarını bilip sevgi, saygı, hoşgörü ve güven içindeyse o ailelerde huzur vardır. Aileler huzurluysa millet ve devlet huzurludur.

Ya Rabbi! Bizi, ailemizi, milletimizi ve vatanımızı her türlü iç ve dış düşmanların yıkıcı ve bölücü eylemlerinden koru. Bizleri Sıratı Müstakim’den ayırma, bizleri birlik ve dirlik içerisinde daim ve kaim eyle. Günahlarımızı affeyle, ölenlere rahmet, kalanlara sıhhat ve afiyet eyle. 

Hazırlayan: Mehmet Emin ERDOĞAN



Aktif Ziyaretçi12
Bugün Toplam1754
Toplam Ziyaret775228