• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/insanveislam.org/
  • https://plus.google.com/https://www.facebook.com/insanveislam.org//posts
  • https://twitter.com/insanuislam
                
MAKALELER
EĞİTİM ve SUNUM DOSYALARI
VAAZ ARŞİVİ KATEGORİLERİ

Allah'ın Merhametine Mazhar Olabilen İnsanlar

ALLAH’IN MERHAMETİNE MAZHAR OLABİLEN İNSANLAR

 

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا اللَّهَ وَآمِنُوا بِرَسُولِهِ يُؤْتِكُمْ كِفْلَيْنِ مِن رَّحْمَتِهِ وَيَجْعَل لَّكُمْ نُوراً تَمْشُونَ بِهِ وَيَغْفِرْ لَكُمْ وَاللَّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ:

“Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve Peygamberine inanın ki O, size rahmetinden iki kat versin ve size ışığında yürüyeceğiniz bir nur lütfetsin; sizi bağışlasın. Allah, çok bağışlayan, çok esirgeyendir.”   (HADİD SURESİ – 28. AYET)

 

Dünyada bütün insanlar, Allah’ın rahme­ti sayesinde varlıklarını sürdürmekte­dirler. Bütün insanlar, kâinattaki Al­lah’ın nimetlerinden yararlanmaktadırlar. Al­lah’ın ahiretteki nimetlerinden ise ancak müminler faydalanabileceklerdir. Bu, Allah’ın rahman ve rahîm olmasının gereğidir. Yazı­mızda önce rahmet ve merhamet kavramlarının, sonra Allah’ın rahman, rahîm sıfatlarının anlamını, daha sonra da Allah’ın rahmetine mazhar olan insanların vasıflarını zikredece­ğiz.

 

1-) RAHMET VE MERHAMET KAVRAMLARI

 

“RAHMET” ve “MERHAMET” kavramları; “RHM” kökünden türeyen kelimelerdir. “RHM” kökü, merhamet etmek, acımak, esirgemek, koru­mak, affetmek, bağışlamak, nimet vermek, ikamet etmek anlamlarına gelir.

“RAHMET” ve “MERHAMET” kelimeleri isim olarak; hayır, iyilik, ihsan, nimet ve kalp ince­liği demektir. Kur’an’da daha çok “rahmet” kelimesi kullanılmıştır. (114 ayet) “MERHAMET” kelimesi ise bir ayette geçmiştir:

 

ثُمَّ كَانَ مِنَ الَّذِينَ آمَنُوا وَتَوَاصَوْا بِالصَّبْرِ وَتَوَاصَوْا بِالْمَرْحَمَةِ:

“Sonra iman edenlerden, birbirlerine sabrı tavsiye edenlerden ve birbirlerine acımayı öğütleyenlerden olmaktır.”   (BELED SURESİ – 17. AYET)

Kur’an’da aynı kökten türeyen “ehram” kelimesi de kullanılmıştır ki, bu kelime, ism-i tafdil olarak “en merhametli” ve “rahim” keli­mesinin çoğulu olarak “kadının döl yatağı ve yakın akrabalar” anlamında kullanılmıştır:

 

وَالَّذِينَ آمَنُواْ مِن بَعْدُ وَهَاجَرُواْ وَجَاهَدُواْ مَعَكُمْ فَأُوْلَـئِكَ مِنكُمْ وَأُوْلُواْ الأَرْحَامِ بَعْضُهُمْ أَوْلَى بِبَعْضٍ فِي كِتَابِ اللّهِ إِنَّ اللّهَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ:

“Sonradan iman eden ve hicret edip de sizinle beraber cihat edenler de sizdendir. Allah’ın kitabına göre yakın akrabalar birbirlerine (vâris olmağa) daha uygundur. Şüphesiz ki Allah her şeyi bilendir.”  (ENFAL SURESİ – 75. AYET)

 

اللّهُ يَعْلَمُ مَا تَحْمِلُ كُلُّ أُنثَى وَمَا تَغِيضُ الأَرْحَامُ وَمَا تَزْدَادُ وَكُلُّ شَيْءٍ عِندَهُ بِمِقْدَارٍ:

 “Her dişinin neye gebe kalacağını, rahimlerin neyi eksik, neyi ziyade edeceğini Allah bilir. Onun katında her şey ölçü iledir.”   (RA’D SURESİ – 8. AYET)

 

هُوَ الَّذِي يُرِيكُمُ الْبَرْقَ خَوْفاً وَطَمَعاًوَيُنْشِئُ السَّحَابَ الثِّقَالَ:

“O, size korku ve ümit içinde şimşeği gösteren ve (yağmur dolu) ağır bulutları meydana getirendir.”   (RA’D SURESİ - 12. AYET)

Cennet Kur’an’da “RAHMETÜ’LLAH” olarak ni­telenmiştir.

 

وَأَمَّا الَّذِينَ ابْيَضَّتْ وُجُوهُهُمْ فَفِي رَحْمَةِ اللّهِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ:

“Yüzleri beyaz/nurlu olanlar, Allah’ın rahmeti (cennet) içindedirler. Onlar orada ebedî kalacaklardır.”   (ÂLİ – İMRAN SURESİ – 107. AYET)

Aynı kökten türeyen “RAHMAN”, “RAHÎM” ve “ZÜ’R-RAHMETİ” kelimeleri, Allah’ın sıfatı olarak kullanılmıştır.

 

2-) ALLAH’IN RAHMAN İSMİ

 

“RAHMAN” kelimesi sadece Allah’a özgün bir sıfattır. Kur’an’da 57 defa geçen bu kelime, Allah’tan başkaları için kullanılmamıştır. Bu isim “SIFAT-I GALİBE” olup Allah’ın güzel isimle­rinin ikincisidir. Bu kelimenin ikili ve çoğulu yoktur. Kur’an’da da sadece tekil şekli kulla­nılmıştır. “RAHMAN” kelimesi Allah’ın ism-i sıfatı olarak; pek merhametli, çok merhamet sa­hibi, çok nimet verici ve çok müşfik şeklinde anlamlandırmak mümkün ise de, Allah’ın ismi olarak bu kelimeyi tam karşılayacak Türkçe bir sözcük yoktur.

Türkçedeki “ESİRGEYEN”, “BAĞIŞLAYAN” “ACIYAN” ve “YARLIGAYAN” kelime­leri “RAHMAN” kelimesinin anlamını karşılamamaktadırlar. “ESİRGEYEN” sözcüğünde “KISKAN­MA” anlamı vardır ki “RAHMAN” kelimesinde bu anlam yoktur. “ACIYAN” sözcüğü, “RAHMAN” kelimesinin anlamını tam ifade etmemekte­dir. Çünkü “MERHAMET” sadece acımak değil, acıyı, musibeti, sıkıntıyı, derdi ve belayı giderip yerine sevinci, nimeti, sıhhati, devayı, fera­hı ve rahatlığı getiren bir hayır ve iyiliktir. “BA­ĞIŞLAYAN” sözcüğü ise “RAHMAN” kelimesinin değil, “VEHHAB” ve “AFÜV” kelimelerinin karşı­lığıdır.

 

3-) ALLAH’IN RAHÎM İSMİ

 

Kur’an’da 114 defa geçen “RAHÎM” kelimesi, bir ayette “RAHİM” şeklinde geçer:

 

لَقَدْ جَاءكُمْ رَسُولٌ مِّنْ أَنفُسِكُمْ عَزِيزٌعَلَيْهِ مَا عَنِتُّمْ حَرِيصٌ عَلَيْكُم بِالْمُؤْمِنِينَ رَؤُوفٌ رَّحِيمٌ:

“And olsun size kendinizden öyle bir Peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir. O, size çok düşkün, müminlere karşı çok şefkatlidir, merhametlidir.”   (TEVBE SURESİ – 128. AYET)

Bir ayette “RUHAM” şeklinde:

 

مُّحَمَّدٌ رَّسُولُ اللَّهِ وَالَّذِينَ مَعَهُ أَشِدَّاء عَلَى الْكُفَّارِ رُحَمَاء بَيْنَهُمْ:

“Muhammed Allah’ın elçisidir. Beraberinde bulunanlar da kâfirlere karşı çetin, kendi aralarında merhametlidirler.”   (FETİH SURESİ – 29. AYET)

    
Peygamber ve müminlerin sıfatı olarak kulla­nılmıştır. Bu kelime, “çok merhamet edici” de­mektir. Kur’an’da çoğul şekli kullanılmıştır. (RU­HAMÂ VE RAHİMÎN)

    
Allah’ın “RAHMAN” sıfatı “RAHÎM” sıfatından daha kapsamlıdır. Yüce Allah, “RAHMAN” sıfatı­nın gereği olarak yarattığı bütün varlıklara merhamet eder. Bu konuda mümin-kâfir ve itaatkâr-asi ayırımı yapmaz. O’nun rahmeti her şeyi kuşatmıştır:

 

وَاكْتُبْ لَنَا فِي هَـذِهِ الدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِي الآخِرَةِ إِنَّاهُدْنَـا إِلَيْكَ قَالَ عَذَابِي أُصِيبُ بِهِ مَنْ أَشَاء وَرَحْمَتِيوَسِعَتْ كُلَّ شَيْءٍ فَسَأَكْتُبُهَا لِلَّذِينَ يَتَّقُونَ وَيُؤْتُونَ الزَّكَـاةَ وَالَّذِينَ هُم بِآيَاتِنَا يُؤْمِنُونَ:

“Bize, bu dünyada da iyilik yaz ahirette de. Şüphesiz biz sana döndük.” Allah buyurdu ki: “Kimi dilersem onu azabıma uğratırım; rahmetim ise her şeyi kuşatır. Onu, sakınanlara, zekâtı verenlere ve ayetlerimize inananlara yazacağım.”

(A’RAF SURESİ – 156. AYET)

O, rahmeti kendisine farz kılmıştır:

 

قُل لِّمَن مَّا فِي السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ قُل لِلّهِ كَتَبَ عَلَى نَفْسِهِ الرَّحْمَةَ لَيَجْمَعَنَّكُمْ إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِلاَ رَيْبَ فِيهِ الَّذِينَ خَسِرُواْ أَنفُسَهُمْ فَهُمْ لاَ يُؤْمِنُونَ:

“(Onlara) Göklerde ve yerde olanlar kimindir? Diye sor. “Allah’ındır” de. O, merhamet etmeyi kendi zatına farz kıldı. Sizi, varlığında şüphe olmayan kıyamet gününde elbette toplayacaktır. Kendilerini ziyana sokanlar var ya işte onlar inanmazlar.”   (EN’AM SURESİ – 12. AYET)

 

وَإِذَاجَاءكَ الَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِآيَاتِنَا فَقُلْ سَلاَمٌ عَلَيْكُمْ كَتَبَ رَبُّكُمْ عَلَى نَفْسِهِ الرَّحْمَةَ أَنَّهُ مَن عَمِلَ مِنكُمْ سُوءاًبِجَهَالَةٍ ثُمَّ تَابَ مِن بَعْدِهِ وَأَصْلَحَ فَأَنَّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ:

“Ayetlerimize inananlar sana geldiğinde onlara de ki: Selâm size! Rabbiniz merhamet etmeyi kendisine yazdı. Gerçek şu ki: Sizden kim, bilmeyerek bir kötülük yapar, sonra ardından tevbe edip de kendini ıslah ederse, bilsin ki Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir.”   (EN’AM SURESİ – 54. AYET)

    
Bütün insanları yaratan, yaşatan, sıhhat, akıl, irade ve rızık veren Allah’tır. Dünyayı, içindekileri, ayı, güneşi, yıldızları, gezegenleri, havayı, su­yu, rüzgârı, bitkileri, ağaçları, hayvanları, gece­yi, gündüzü... Kısaca her şeyi insan için yarat­mış, insanın hizmetine sunmuş:

 

هُوَالَّذِي خَلَقَ لَكُم مَّا فِي الأَرْضِ جَمِيعاً ثُمَّ اسْتَوَى إِلَى السَّمَاء فَسَوَّاهُنَّ سَبْعَ سَمَاوَاتٍ وَهُوَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ:

“O, yerde ne varsa hepsini sizin için yarattı. Sonra (kendine has bir şekilde) semaya yöneldi, onu yedi kat olarak yaratıp düzenledi (tanzim etti). O, her şeyi hakkıyla bilendir.”   (BAKARA SURESİ – 29. AYET)

 

الَّذِي خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضَ وَأَنزَلَ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً فَأَخْرَجَ بِهِ مِنَ الثَّمَرَاتِ رِزْقاً لَّكُمْ وَسَخَّرَ لَكُمُ الْفُلْكَ لِتَجْرِيَ فِي الْبَحْرِ بِأَمْرِهِ وَسَخَّرَ لَكُمُ الأَنْهَارَ:وَسَخَّر لَكُمُ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَ دَآئِبَينَ وَسَخَّرَ لَكُمُ اللَّيْلَ وَالنَّهَارَ:

32-) “(O öyle lütufkâr) Allah’tır ki, gökleri ve yeri yarattı, gökten suyu indirip onunla rızık olarak size türlü meyveler çıkardı; izni ile denizde yüzüp gitmeleri için gemileri emrinize verdi; nehirleri de sizin (yararlanmanız) için akıttı.”

33-) “Düzenli seyreden güneşi ve ayı size faydalı kıldı; geceyi ve gündüzü de istifadenize verdi.”   (İBRAHİM SURESİ – 32/33. AYETLER)

 

ذَلِكَ بِأَنَّ اللَّهَ هُوَ الْحَقُّ وَأَنَّ مَا يَدْعُونَ مِن دُونِهِ الْبَاطِلُ وَأَنَّ اللَّهَ هُوَ الْعَلِيُّ الْكَبِيرُ:

“Çünkü Allah, hakkın ta kendisidir; O’ndan başka taptıkları ise hiç şüphesiz batıldır. Gerçekten Allah çok yüce, çok uludur.”   (LOKMAN SURESİ - 30. AYET)

Ve insana sayıla­mayacak kadar çok nimet vermiştir:

 

وَآتَاكُم مِّن كُلِّ مَا سَأَلْتُمُوهُ وَإِن تَعُدُّواْ نِعْمَتَ اللّهِ لاَ تُحْصُوهَا إِنَّ الإِنسَانَ لَظَلُومٌ كَفَّارٌ:

“O size istediğiniz her şeyden verdi. Allah’ın nimetini sayacak olsanız sayamazsınız. Doğrusu insan çok zalim, çok nankördür.”   (İBRAHİM SURESİ – 34. AYET)

Allah, dünyada insana emeğinin karşılığını verdiği gibi:

 

وَأَن لَّيْسَ لِلْإِنسَانِ إِلَّا مَا سَعَى:

“Bilsin ki insan için kendi çalışmasından başka bir şey yoktur.”

(NECM SURESİ – 39. AYET)

 
İnsanın emeği olma­dan da bildiğimiz ve bilmediğimiz pek çok ni­met de vermiştir.

    
Yüce Allah, oksijeni, suyu, güneş enerjisini, ağaçları, bitkileri, birçok meyveyi, etinden, sü­tünden, yününden, derisinden ve gücünden yararlandığımız pek çok hayvanı ve daha nice nimetleri insan emeği olmadan bizlere rah­meti sebebiyle vermiştir. Bu, Allah’ın “RAHMAN” olmasının sonucudur. Bu konuda mümin-kâfir, ibadet eden ve etmeyen ayırı­mı da yapmamaktadır.

    
Allah, insanın dünya ve âhirette mutlu ol­masını istemektedir. Bunu sağlayacak yolu göstermek için peygamberler ve kitaplar gön­dermiştir. İlâhî kitaplar, insanlar için bir rah­mettir:

 

ثُمَّ آتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ تَمَاماً عَلَى الَّذِيَ أَحْسَنَ وَتَفْصِيلاً لِّكُلِّ شَيْءٍ وَهُدًى وَرَحْمَةً لَّعَلَّهُم بِلِقَاء رَبِّهِمْ يُؤْمِنُونَ:

“Sonra iyilik edenlere nimetimizi tamamlamak, her şeyi açıklamak, hidayete erdirmek ve rahmet etmek maksadıyla Musa’ya da Kitab’ı (Tevrat’ı) verdik. Umulur ki, Rablerinin huzuruna varacaklarına iman ederler.”   (EN’AM SURESİ – 154. AYET)

 

وَلَقَدْ جِئْنَاهُم بِكِتَابٍ فَصَّلْنَاهُ عَلَى عِلْمٍ هُدًى وَرَحْمَةً لِّقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ:

“Gerçekten onlara, inanan bir toplum için yol gösterici ve rahmet olarak, ilim üzere açıkladığımız bir kitap getirdik.”   (A’RAF SURESİ – 52. AYET)

 

ثُمَّ بَعَثْنَا مِن بَعْدِهِم مُّوسَى بِآيَاتِنَا إِلَى فِرْعَوْنَ وَمَلَئِهِ فَظَلَمُواْ بِهَا فَانظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُفْسِدِينَ:

“Sonra onların ardından Musa’yı mucizelerimizle Firavun ve kavmine gönderdik de o mucizeleri inkâr ettiler; ama bak ki, fesatçıların sonu ne oldu?”

(A’RAF SURESİ – 103. AYET)

 

أَفَمَن كَانَ عَلَى بَيِّنَةٍ مِّن رَّبِّهِ وَيَتْلُوهُ شَاهِدٌ مِّنْهُ وَمِن قَبْلِهِ كِتَابُ مُوسَى إَمَاماً وَرَحْمَةً أُوْلَـئِكَ يُؤْمِنُونَ بِهِ وَمَن يَكْفُرْ بِهِ مِنَ الأَحْزَابِ فَالنَّارُ مَوْعِدُهُ فَلاَ تَكُ فِي مِرْيَةٍ مِّنْهُ إِنَّهُ الْحَقُّ مِن رَّبِّكَ وَلَـكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لاَ يُؤْمِنُونَ:

“Rabbin tarafından (gelmiş) açık bir delile dayanan ve kendisini Rabbinden bir şahidin izlediği, ayrıca kendisinden önce, bir önder ve bir rahmet olarak Musa’nın Kitab’ı (elinde) bulunan kimse (inkârcılar gibi) midir? Çünkü bunlar ona (Kur’an’a) inanırlar. Zümrelerden hangisi onu inkâr ederse işte cehennem ateşi onun varacağı yerdir, bundan şüphen olmasın; zira bu, senin Rabbin tarafından bildirilmiş gerçektir; fakat insanların çoğu inanmazlar.”   (HUD SURESİ – 17. AYET)

Kur’an müminler için bir rahmettir:

 

يَا أَيُّهَا النَّاسُ قَدْ جَاءتْكُم مَّوْعِظَةٌ مِّن رَّبِّكُمْ وَشِفَاء لِّمَا فِي الصُّدُورِ وَهُدًى وَرَحْمَةٌ لِّلْمُؤْمِنِينَ:

“Ey insanlar! Size Rabbinizden bir öğüt, gönüllerdekine bir şifa, müminler için bir hidayet ve rahmet gelmiştir.”   (YUNUS SURESİ – 57. AYET)

 

وَيَوْمَ نَبْعَثُ فِي كُلِّ أُمَّةٍ شَهِيداً عَلَيْهِم مِّنْ أَنفُسِهِمْ وَجِئْنَا بِكَ شَهِيداً عَلَى هَـؤُلاء وَنَزَّلْنَا عَلَيْكَ الْكِتَابَ تِبْيَاناً لِّكُلِّ شَيْءٍ وَهُدًى وَرَحْمَةً وَبُشْرَى لِلْمُسْلِمِينَ:

“O gün her ümmetin içinden kendilerine birer şahit göndereceğiz. Seni de hepsinin üzerine şahit olarak getireceğiz. Ayrıca bu Kitab’ı da sana, her şey için bir açıklama, bir hidayet ve rahmet kaynağı ve Müslümanlar için bir müjde olarak indirdik.”

(NAHL SURESİ – 89. AYET)

 

وَنُنَزِّلُ مِنَ الْقُرْآنِ مَا هُوَ شِفَاء وَرَحْمَةٌ لِّلْمُؤْمِنِينَ وَلاَ يَزِيدُ الظَّالِمِينَ إَلاَّ خَسَاراً:

“Biz, Kur’an’dan öyle bir şey indiriyoruz ki o, müminler için şifa ve rahmettir; zalimlerin ise yalnızca ziyanını artırır.”   (İSRA SURESİ – 82. AYET)

Peygamberimiz Hz. Muhammed (SAV) âlemlere rahmet olarak gön­derilmiştir:

 

وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا رَحْمَةً لِّلْعَالَمِينَ:

“(Rasülüm!) Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.”

(ENBİYA SURESİ – 107. AYET)

     
“RAHÎM” ismi “RAHMAN” ismine göre daha özeldir. Sadece iman edip salih amel işleyen­lere, muttaki ve muhsinlere yöneliktir. Dün­yada sadece müminlerin güzel amellerine sevap verir, âhiret nimetlerinden yararlandırır, onlardan razı olur ve onları Cennetine koyar. Mümin olmayanlar, Allah’ın dünyadaki ni­metlerinden yararlanırlarsa da ahiretteki ni­metlerinden mahrum kalırlar.

     
“RAHMAN” ve “RAHÎM” kelimelerinin bu an­lamı sebebiyle Allah, dünya ve ahiretin mümin-kâfir herkesin rahmanı, ahiretin ve müminlerin rahîmi denilmiştir.

    
Allah’ın rahmetinin her şeyi kuşattığı, ahirette ise sadece müminlere merhamet edeceğini Kur’an’ın şu ayetleri ifade etmektedir:

 

وَاخْتَارَمُوسَى قَوْمَهُ سَبْعِينَ رَجُلاً لِّمِيقَاتِنَا فَلَمَّا أَخَذَتْهُمُ الرَّجْفَةُ قَالَ رَبِّ لَوْ شِئْتَ أَهْلَكْتَهُم مِّن قَبْلُ وَإِيَّايَ أَتُهْلِكُنَا بِمَا فَعَلَ السُّفَهَاء مِنَّا إِنْ هِيَ إِلاَّ فِتْنَتُكَ تُضِلُّ بِهَا مَن تَشَاء وَتَهْدِي مَن تَشَاء أَنتَ وَلِيُّنَا فَاغْفِرْ لَنَا وَارْحَمْنَا وَأَنتَ خَيْرُ الْغَافِرِينَ:

“Musa (AS): “...(Rabbim!) sen bizim velimizsin, bizi bağışla, bize merhamet et, sen bağış­layanların en hayırlısısın. Bize dünyada da ahirette de hasene (iyilik, güzellik, nimet) yaz. Biz sana yöneldik.”   (A’RAF SURESİ – 155. AYET)

Şeklinde dua etmesi üzerine Yüce Allah şöyle buyurmuştur:

 

وَاكْتُبْ لَنَا فِي هَـذِهِ الدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِي الآخِرَةِ إِنَّاهُدْنَـا إِلَيْكَ قَالَ عَذَابِي أُصِيبُ بِهِ مَنْ أَشَاء وَرَحْمَتِيوَسِعَتْ كُلَّ شَيْءٍ فَسَأَكْتُبُهَا لِلَّذِينَ يَتَّقُونَ وَيُؤْتُونَ الزَّكَـاةَ وَالَّذِينَ هُم بِآيَاتِنَا يُؤْمِنُونَ:

 

“Dilediğimi azabı­ma uğratırım. Rahmetim ise her şeyi kuşat­mıştır. Merhametimi (kötülüklerden) koru­nanlara, zekâtı verenlere ve ayetlerimize iman edenlere yazacağım.”   (A’RAF SURESİ - 156. AYET)

Peygamberimiz (SAV) şöyle buyurmuştur:

“Yüce Allah, Cen­nete şöyle der: “Sen benim rahmetimsin.” Cehenneme de şöyle der: “Sen de benim azabımsın.”

Allah’ın azabı da merhameti de çoktur. Bu hususu, Peygamberimiz (SAV) şöyle bildir­miştir:

“Eğer, Allah katındaki cezayı bilseydi, hiçbir mümin Cennete gireceğini ummazdı. Eğer rahmetinin çokluğunu bilseydi, hiçbir kâfir Cennetten ümidini kesmezdi.”

 

4-) ZÜ’R-RAHMETİ İFADESİ

 

Allah’ın merhametini ifade etmekte kulla­nılan kavramlardan biri de “ZÜ’R-RAHMETİ” ifa­desidir. Kur’an şöyle buyurur:

 

وَرَبُّكَ الْغَنِيُّ ذُو الرَّحْمَةِ إِن يَشَأْ يُذْهِبْكُمْ وَيَسْتَخْلِفْ مِن بَعْدِكُم مَّا يَشَاءُ كَمَا

أَنشَأَكُم مِّن ذُرِّيَّةِ قَوْمٍ آخَرِينَ:

“Rabbin zengin, rahmet sahibidir (zü’r-rahmeti).”  (EN’AM SURESİ – 133. AYET)

 

فَإِن كَذَّبُوكَ فَقُل رَّبُّكُمْ ذُو رَحْمَةٍ وَاسِعَةٍ وَلاَ يُرَدُّ بَأْسُهُ عَنِ الْقَوْمِ الْمُجْرِمِينَ:

“De ki, Rabbiniz geniş rahmet sahibidir (zu rahmetin vâsiatin).”

(EN’AM SURESİ – 147. AYET)

 Allah, merhametlilerin en hayırlısı:

 

وَقُل رَّبِّ اغْفِرْ وَارْحَمْ وَأَنتَ خَيْرُ الرَّاحِمِينَ:

 “(Rasülüm!) De ki: Bağışla ve merhamet et Rabbim! Sen merhametlilerin en iyisisin.”   (MÜMİNUN SURESİ – 118. AYET)

Ve en merhametlisidir:

 

قَالَ هَلْ آمَنُكُمْ عَلَيْهِ إِلاَّ كَمَا أَمِنتُكُمْ عَلَى أَخِيهِ مِن قَبْلُ فَاللّهُ خَيْرٌ حَافِظاً وَهُوَ أَرْحَمُ الرَّاحِمِينَ:

“Ya’kub dedi ki: Daha önce kardeşi (Yusuf) hakkında size ne kadar güvendiysem, bunun hakkında da size ancak o kadar güvenirim! (Ben onu sadece Allah’a emanet ediyorum); Allah en hayırlı koruyucudur. O, acıyanların en merhametlisidir.”

(YUSUF SURESİ – 64. AYET)


Peygamberimiz (SAV), Allah’ın merhame­tinin çokluğunu şöyle ifade etmiştir:

“Allah, rahmeti yüz parça yapmış, bunun doksan dokuzunu kendisinde tutmuş, bir parçasını yeryüzüne indirmiştir. Bu bir parça rahmet sebebiyle yaratıklar birbirlerine mer­hamet ediyorlar. O kadar ki hayvanlar, yav­rularına zarar verir korkusuyla ayaklarını kal­dırmaktadırlar.”


Allah, dilediğine rahmetini ihsan eder:

 

مَّا يَوَدُّ الَّذِينَ كَفَرُواْ مِنْ أَهْلِ الْكِتَابِ وَلاَ الْمُشْرِكِينَ أَن يُنَزَّلَ عَلَيْكُم مِّنْ خَيْرٍ مِّن رَّبِّكُمْ وَاللّهُ يَخْتَصُّبِرَحْمَتِهِ مَن يَشَاءُ وَاللّهُ ذُو الْفَضْلِ الْعَظِيمِ:

 “(Ey müminler!) Ehl-i Kitaptan kâfirler ve putperestler de Rabbinizden size bir hayır indirilmesini istemezler. Hâlbuki Allah rahmetini dilediğine verir. Allah büyük lütuf sahibidir.”   (BAKARA SURESİ – 105. AYET)

 

يُعَذِّبُُ مَن يَشَاءُ وَيَرْحَمُ مَن يَشَاءُ وَإِلَيْهِ تُقْلَبُونَ:

 

     “O, dilediğine azab eder, dilediğini esirger. Ancak O’na döndürüleceksiniz.”

(ANKEBUT SURESİ – 21. AYET)

 

يُدْخِلُ مَن يَشَاءُ فِي رَحْمَتِهِ وَالظَّالِمِينَ أَعَدَّ لَهُمْ عَذَاباً أَلِيماً:

“O, dilediğini rahmetine dâhil eder. Zalimlere gelince, onlar için elem verici bir azap hazırlamıştır.”   (İNSAN SURESİ – 31. AYET)


Ancak Allah Kur’an’da hangi nitelikteki insanlara rahmetini ihsan edeceğini beyan etmiştir. Bu bölümde Allah’ın rahmetini ihsan edeceğini vaat ettiği insanları zikredeceğiz.

 

5-) ALLAH'IN RAHMETİNİ VAAT ETTİĞİ İNSAN­LAR

 

“RAHMET” kelimesinin geçtiği ayetlere baktığımız zaman iman edip salih amel işle­yen, Allah ve Peygamberin emir ve yasakla­rına uyan, haramlardan ve kötülüklerden sa­kınan, ibadetlerini en güzel biçimde yapan mümin, muttaki, muhsin, itaatkâr ve sabırlı insanların Allah’ın merhametine, Cennet ve nimetlerine mazhar olabileceğini öğreniyoruz.


Kur’an’da Allah’ın rahmetine mazhar ola­cakların; (iman, ibadet, amel, fiil ve davranış­lar) zikredildikten veya bir emir verildikten veya yasaklardan kaçınanlar zikredildikten sonra;

 

وَهَـذَا كِتَابٌ أَنزَلْنَاهُ مُبَارَكٌ فَاتَّبِعُوهُ وَاتَّقُواْ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ:

“İşte bu (Kur’an), bizim indirdiğimiz mübarek bir kitaptır. Buna uyun ve Allah’tan korkun ki size merhamet edilsin.”   (EN’AM SURESİ – 155. AYET)

 

وَإِذَا قُرِئَ الْقُرْآنُ فَاسْتَمِعُواْ لَهُ وَأَنصِتُواْ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ:

“Kur’an okunduğu zaman onu dinleyin ve susun ki size merhamet edilsin.”

(A’RAF SURESİ – 204. AYET)

 

وَأَقِيمُوا الصَّلَاةَ وَآتُوا الزَّكَاةَ وَأَطِيعُوا الرَّسُولَ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ:

“Namazı kılın; zekâtı verin; Peygamber’e itaat edin ki merhamet göresiniz.”

(NUR SURESİ – 56. AYET)

 

قَالَ يَا قَوْمِ لِمَ تَسْتَعْجِلُونَ بِالسَّيِّئَةِ قَبْلَ الْحَسَنَةِ لَوْلَا تَسْتَغْفِرُونَ اللَّهَ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ:

“Salih dedi ki: Ey kavmim! İyilik dururken niçin kötülüğe koşuyorsunuz? Allah’tan mağfiret dileseniz olmaz mı? Belki size merhamet edilir.”   

(NEML SURESİ - 46. AYET)

 

وَالْمُؤْمِنُونَ وَالْمُؤْمِنَاتُ بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاء بَعْضٍ يَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنكَرِوَيُقِيمُونَ الصَّلاَةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكَاةَ وَيُطِيعُونَ اللّهَ وَرَسُولَهُ أُوْلَـئِكَ سَيَرْحَمُهُمُ اللّهُ إِنَّ اللّهَ عَزِيزٌ حَكِيمٌ:

“Mümin erkeklerle mümin kadınlar da birbirlerinin velileridir. Onlar iyiliği emreder, kötülükten alıkorlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekâtı verirler, Allah ve Rasülüne itaat ederler. İşte onlara Allah rahmet edecektir. Şüphesiz Allah azizdir, hikmet sahibidir.”    (TEVBE SURESİ – 71. AYET)

 

فَأَمَّا الَّذِينَ آمَنُواْ بِاللّهِ وَاعْتَصَمُواْ بِهِ فَسَيُدْخِلُهُمْ فِي رَحْمَةٍ مِّنْهُ وَفَضْلٍ وَيَهْدِيهِمْ إِلَيْهِ صِرَاطاً مُّسْتَقِيماً:

“Allah’a iman edip O’na sımsıkı sarılanlara gelince, Allah onları kendinden bir rahmet ve lütuf (deryası) içine daldıracak ve onları kendine doğru (giden) bir yola götürecektir.”   (NİSA SURESİ – 175. AYET)

إِنَّ الَّذِينَ آمَنُواْ وَالَّذِينَ هَاجَرُواْ وَجَاهَدُواْ فِي سَبِيلِ اللّهِ أُوْلَـئِكَ يَرْجُونَ رَحْمَتَ اللّهِ وَاللّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ:

 

 

“İman edenler ve hicret edip Allah yolunda cihat edenler var ya, işte bunlar, Allah’ın rahmetini umabilirler. Allah, gafur ve rahîmdir.”    (BAKARA SURESİ – 218. AYET)

 

يُبَشِّرُهُمْ رَبُّهُم بِرَحْمَةٍ مِّنْهُ وَرِضْوَانٍ وَجَنَّاتٍ لَّهُمْ فِيهَا نَعِيمٌ مُّقِيمٌ:

 

“Rableri, onlara kendisinden bir rahmet, rıza ve cennetleri müjdeler.”

(TEVBE SURESİ – 21. AYET)

 

وَمِنَ الأَعْرَابِ مَن يُؤْمِنُ بِاللّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ وَيَتَّخِذُ مَا يُنفِقُ قُرُبَاتٍ عِندَ اللّهِ وَصَلَوَاتِ الرَّسُولِ أَلا إِنَّهَا قُرْبَةٌ لَّهُمْ سَيُدْخِلُهُمُ اللّهُ فِي رَحْمَتِهِ إِنَّ اللّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ:

 

“Bedevîlerden öylesi de vardır ki, Allah’a ve ahiret gününe inanır, (hayır için) harcayacağını Allah katında yakınlığa ve Peygamber’in dualarını almaya vesile edinir. Bilesiniz ki o (harcadıkları mal, Allah katında) onlar için bir yakınlıktır. Allah onları rahmetine (cennetine) koyacaktır. Şüphesiz Allah bağışlayan, esirgeyendir.”

(TEVBE SURESİ – 99. AYET) İfadeleri kullanılmıştır.

Şimdi Allah’ın rahmetini ihsan edeceğini bildirdiği kimseleri zikredebiliriz:

 

1-) MUTTAKİ MÜMİNLER

 

Muttaki insanı daha önce izah etmiştik. Muttaki müminlere Allah’ın rahmetini ihsan edeceği şu ayette bildirilmektedir:

 

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا اللَّهَ وَآمِنُوا بِرَسُولِهِ يُؤْتِكُمْ كِفْلَيْنِ مِن رَّحْمَتِهِ وَيَجْعَل لَّكُمْ نُوراً تَمْشُونَ بِهِ وَيَغْفِرْ لَكُمْ وَاللَّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ:

 

“Ey müminler! Allah’a karşı gelmekten sakının (ittika) ve Peygamber’ine iman edin ki O size rahmetinden iki kat versin ve size ışığında yürüyeceğiniz bir nur lütfetsin, sizi bağışlasın. Allah çok bağışlayan, çok esirge­yendir.”  (HADİD SURESİ – 28. AYET)

 

قُلْ يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنِّي رَسُولُ اللّهِ إِلَيْكُمْ جَمِيعاً الَّذِي لَهُ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ لا إِلَـهَ إِلاَّ هُوَ يُحْيِـي وَيُمِيتُ فَآمِنُواْ بِاللّهِ وَرَسُولِهِ النَّبِيِّ الأُمِّيِّ الَّذِي يُؤْمِنُ بِاللّهِ وَكَلِمَاتِهِ وَاتَّبِعُوهُ لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ:

“De ki: Ey insanlar! Gerçekten ben sizin hepinize, göklerin ve yerin sahibi olan Allah'ın elçisiyim. Ondan başka tanrı yoktur, O diriltir ve öldürür. Öyle ise Allah’a ve ümmî Peygamber olan Rasülüne -ki o, Allah'a ve onun sözlerine inanır iman edin ve O’na uyun ki doğru yolu bulasınız.”   (A’RAF SURESİ – 158. AYET)

 

2-) SALİH AMEL SAHİPLERİ

 

“SALİH MÜMİN” salih ameller işleyen müminlere denir. Bu hususta Kur’an şöyle buyurur:

 

فَأَمَّا الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فَيُدْخِلُهُمْ رَبُّهُمْ فِي رَحْمَتِهِ ذَلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْمُبِينُ:

“İman edip salih ameller işleyenlere gelince, Rableri onları rahmetine dâhil edecektir. İşte apaçık kurtuluş budur.”    (CASİYE SURESİ – 30. AYET)

    

3-) KUR’AN’A SARILAN MÜMİNLER

 

فَأَمَّا الَّذِينَ آمَنُواْ بِاللّهِ وَاعْتَصَمُواْ بِهِ فَسَيُدْخِلُهُمْ فِي رَحْمَةٍ مِّنْهُ وَفَضْلٍ وَيَهْدِيهِمْ إِلَيْهِ صِرَاطاً مُّسْتَقِيماً:

“Allah’a iman edip, O’na sımsıkı sarılan müminlere gelince, Allah onları kendinde bir rahmet ve lütfa dâhil edecek ve onları ken­dine götürecek doğru yola iletecektir.” (NİSA SURESİ – 175. AYET)


Bu ayette, söz konusu edilen “Allah’a sarılmak” tan maksat, Kur’an’ın emirlerine uy­maktır. Nitekim bir başka ayette Kur’an’a uyanlara merhamet edeceği bildirilmiştir:

 

وَهَـذَا كِتَابٌ أَنزَلْنَاهُ مُبَارَكٌ فَاتَّبِعُوهُ وَاتَّقُواْ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ:

“İşte bu (Kur’an), bizim indirdiğimiz müba­rek bir kitaptır. Bu (Kur’an)’a uyun ve Allah’a karşı gelmekten sakının ki, size merhamet edilsin.”

(EN’AM SURESİ – 155. AYET)

 

4-) İTAATKÂR MÜMİNLER

 

وَأَطِيعُواْ اللّهَ وَالرَّسُولَ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ:

“Allah’a ve Peygambere itaat edin, ta ki merhamet edilesiniz.”

(ÂLİ – İMRAN SURESİ – 132. AYET)

 

 وَالْمُؤْمِنُونَ وَالْمُؤْمِنَاتُ بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاء بَعْضٍ يَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنكَرِوَيُقِيمُونَ الصَّلاَةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكَاةَ وَيُطِيعُونَ اللّهَ وَرَسُولَهُ أُوْلَـئِكَ سَيَرْحَمُهُمُ اللّهُ إِنَّ اللّهَ عَزِيزٌ حَكِيمٌ:

“Mümin erkeklerle mümin kadınlar da birbirlerinin velileridir. Onlar iyiliği emreder, kötülükten alıkorlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekâtı verirler, Allah ve Rasülüne itaat ederler. İşte onlara Allah rahmet edecektir. Şüphesiz Allah azizdir, hikmet sahibidir.”    (TEVBE SURESİ – 71. AYET)

 

إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُواْ بِآيَاتِنَا سَوْفَ نُصْلِيهِمْ نَاراً كُلَّمَا نَضِجَتْ جُلُودُهُمْ بَدَّلْنَاهُمْ جُلُوداً غَيْرَهَا لِيَذُوقُواْ الْعَذَابَ إِنَّ اللّهَ كَانَ عَزِيزاً حَكِيماً:

“Şüphesiz ayetlerimizi inkâr edenleri gün gelecek bir ateşe sokacağız; onların derileri pişip acı duymaz hale geldikçe, derilerini başka derilerle değiştiririz ki acıyı duysunlar! Allah daima üstün ve hakîmdir.”   (NİSA SURESİ - 56. AYET)

“ALLAH VE PEYGAMBERE İTAAT”; Kur’an ve sünnete uymaktır.

 

5-) NAMAZ KILAN MÜMİNLER

 

Yüce Allah şöyle buyuruyor:

 

إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُواْ بِآيَاتِنَا سَوْفَ نُصْلِيهِمْ نَاراً كُلَّمَا نَضِجَتْ جُلُودُهُمْ بَدَّلْنَاهُمْ جُلُوداً غَيْرَهَا لِيَذُوقُواْ الْعَذَابَ إِنَّ اللّهَ كَانَ عَزِيزاً حَكِيماً:

 

“Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin ve Peygambere itaat edin ta ki merha­met olunasınız.”    (NİSA SURESİ - 56. AYET)

 

وَاكْتُبْ لَنَا فِي هَـذِهِ الدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِي الآخِرَةِ إِنَّاهُدْنَـا إِلَيْكَ قَالَ عَذَابِي أُصِيبُ بِهِ مَنْ أَشَاء وَرَحْمَتِيوَسِعَتْ كُلَّ شَيْءٍ فَسَأَكْتُبُهَا لِلَّذِينَ يَتَّقُونَ وَيُؤْتُونَ الزَّكَـاةَ وَالَّذِينَ هُم بِآيَاتِنَا يُؤْمِنُونَ:

 

“Dilediğimi azabı­ma uğratırım. Rahmetim ise her şeyi kuşat­mıştır. Merhametimi (kötülüklerden) koru­nanlara, zekâtı verenlere ve ayetlerimize iman edenlere yazacağım.”   (A’RAF SURESİ - 156. AYET)

 

وَالْمُؤْمِنُونَ وَالْمُؤْمِنَاتُ بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاء بَعْضٍ يَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنكَرِوَيُقِيمُونَ الصَّلاَةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكَاةَ وَيُطِيعُونَ اللّهَ وَرَسُولَهُ أُوْلَـئِكَ سَيَرْحَمُهُمُ اللّهُ إِنَّ اللّهَ عَزِيزٌ حَكِيمٌ:

 

“Mümin erkeklerle mümin kadınlar da birbirlerinin velileridir. Onlar iyiliği emreder, kötülükten alıkorlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekâtı verirler, Allah ve Rasülüne itaat ederler. İşte onlara Allah rahmet edecektir. Şüphesiz Allah azizdir, hikmet sahibidir.”    (TEVBE SURESİ – 71. AYET)

 

أَمَّنْ هُوَ قَانِتٌ آنَاء اللَّيْلِ سَاجِداً وَقَائِماً يَحْذَرُالْآخِرَةَ وَيَرْجُو رَحْمَةَ رَبِّهِ قُلْ هَلْ يَسْتَوِي الَّذِينَ يَعْلَمُونَ وَالَّذِينَ لَا يَعْلَمُونَ إِنَّمَا يَتَذَكَّرُ أُوْلُوا الْأَلْبَابِ:

“Yoksa geceleyin secde ederek ve kıyamda durarak ibadet eden, ahiretten çekinen ve Rabbinin rahmetini dileyen kimse (o inkârcı gibi) midir? (Rasülüm!) De ki: Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Doğrusu ancak akıl sahipleri bunları hakkıyla düşünür.”   (ZÜMER SURESİ – 9. AYET)

Peygamberimiz (SAV) şöyle buyurur:

“Gece karanlıkta mescitlere gidenler, Allah’ın rahmetine gark olacaklardır.”

“Namaz”; “İslâm’ın beş temel esasından biri olup, imandan sonra en başta yapılacak görevlerden biri ve “dinin direğidir.”

Namaz, en faziletli ibadettir. Pey­gamberimiz (SAV), “Amellerin hangisi en faziletlisidir?” sorusuna: “Vaktinde kılınan na­mazdır...” “İlk vaktin­de kılınan namazdır.” buyurmuştur.

Ergenlik çağından itibaren ölünceye ka­dar kadın-erkek her Müslüman, günde beş vakit namazı kılmak zorundadır. Namaz, in­sanı bütün kötülük ve haramlardan alıkoyar:

 

إِنَّ الصَّلَاةَ تَنْهَى عَنِ الْفَحْشَاء وَالْمُنكَرِ:

“Muhakkak ki, namaz, hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar.”

(ANKEBUT SURESİ – 45. AYET)

 

قَدْ أَفْلَحَ الْمُؤْمِنُونَ:الَّذِينَ هُمْ فِي صَلَاتِهِمْ خَاشِعُونَ:

1-) “Gerçekten müminler kurtuluşa ermiştir.”

2-) “Onlar ki, namazlarında huşu içindedirler.” (MÜMİNUN SURESİ - 1/2. AYETLER)

Kur’an, namazlarını kılmayanların “GAYYA”ya atılaca­ğı bildirmiştir:

 

فَخَلَفَ مِن بَعْدِهِمْ خَلْفٌ أَضَاعُوا الصَّلَاةَ وَاتَّبَعُوا الشَّهَوَاتِ فَسَوْفَ يَلْقَوْنَ غَيّاً:

“Nihayet onların peşinden öyle bir nesil geldi ki, bunlar namazı bıraktılar; nefislerinin arzularına uydular. Bu yüzden ileride sapıklıklarının cezasını çekecekler.”

(MERYEM SURESİ – 59. AYET)

“GAYYA” Cehennem’de bir vadinin adıdır.

 

6-) ZEKÂTLARINI VEREN MÜMİNLER

Kur’an şöyle buyuruyor:

 

وَاكْتُبْ لَنَا فِي هَـذِهِ الدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِي الآخِرَةِ إِنَّاهُدْنَـا إِلَيْكَ قَالَ عَذَابِي أُصِيبُ بِهِ مَنْ أَشَاء وَرَحْمَتِيوَسِعَتْ كُلَّ شَيْءٍ فَسَأَكْتُبُهَا لِلَّذِينَ يَتَّقُونَ وَيُؤْتُونَ الزَّكَـاةَ وَالَّذِينَ هُم بِآيَاتِنَا يُؤْمِنُونَ:

“Allah buyurdu ki: Kimi dilersem onu azabıma uğratırım. Rahmetim ise her şeyi kuşatır. Onu (rahmetimi) muttakilere, zekâtı verenlere ve ayetlerimize iman edenlere ya­zacağım.”    (A’RAF SURESİ – 156. AYET)

“ZEKÂT”, zengin müminlerin mallarının belirli bir miktarını Tevbe Suresi’nin 60. ayetinde belirtilen yerlere verildiği malî bir iba­dettir. Zekât Kur’an’da çoğu kez namaz ile birlikte zikredilmiştir. Kur’an’da zekâtını ver­meyenlerin ahirette Cehennem’de cezalandı­rılacağı bildirilmiştir:

 

يَوْمَ يُحْمَى عَلَيْهَا فِي نَارِ جَهَنَّمَ فَتُكْوَى بِهَا جِبَاهُهُمْ وَجُنوبُهُمْ وَظُهُورُهُمْ هَـذَا مَا كَنَزْتُمْ لأَنفُسِكُمْ فَذُوقُواْ مَا كُنتُمْ تَكْنِزُونَ:

“(Bu paralar) cehennem ateşinde kızdırılıp bunlarla onların alınları, yanları ve sırtları dağlanacağı gün (onlara denilir ki): “İşte bu kendiniz için biriktirdiğiniz servettir. Artık yığmakta olduğunuz şeylerin (azabını) tadın!”

(TEVBE SURESİ – 35. AYET)

 

7-) MUHSİN MÜMİNLER

 

إِنَّ رَحْمَتَ اللّهِ قَرِيبٌ مِّنَ الْمُحْسِنِينَ:

“Allah’ın rahmeti muhsinlere çok yakın­dır.”   (A’RAF SURESİ – 56. AYET)

 

8-)   MALLARINDAN ALLAH YOLUNDA İNFAK EDEN MÜMİNLER

Allah şöyle buyuruyor:

 

وَمِنَ الأَعْرَابِ مَن يُؤْمِنُ بِاللّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ وَيَتَّخِذُمَا يُنفِقُ قُرُبَاتٍ عِندَ اللّهِ وَصَلَوَاتِ الرَّسُولِ أَلا إِنَّهَا قُرْبَةٌ لَّهُمْ سَيُدْخِلُهُمُ اللّهُ فِي رَحْمَتِهِ إِنَّ اللّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ:

“Bedevîlerden öylesi de vardır ki Allah’a ve âhiret gününe iman eder. (Hayır) için har­cayacağını Allah katında yakınlığa ve Pey­gamberin dualarını almaya vesile edinir. Bilesiniz ki bu, onlar için Allah’a bir yakınlıktır. Allah onları rahmetine dâhil edecektir.”    (TEVBE SURESİ – 99. AYET)

“İNFAK”, zekât ve sadakanın dışında Müs­lüman’ın Allah için yakınlarına, fakirlere, muhtaçlara ve hayır kurumlarına maddî yar­dımda bulunmaktadır. İnfak Allah’ın bir emri, müminin bir özelliğidir.

 

9-)  MUSİBETLERE SABREDEN MÜMİNLER

 

Müslüman’ı üzen her şey musibettir. Al­lah, açlık, korku, mallardan, canlardan ve ürünlerden noksanlaştırmak suretiyle imti­han edeceğini bildirmekte, musibetlere sab­redenlerin müjdelenmesini istemektedir. Musibetlere sabredenler Allah’ın merhame­tine mazhar olacaklardır. Bu hususta Kur’an şöyle buyuruyor:

 

وَلَنَبْلُوَنَّكُمْ بِشَيْءٍ مِّنَ الْخَوفْ وَالْجُوعِ وَنَقْصٍ مِّنَ الأَمَوَالِ وَالأنفُسِ وَالثَّمَرَاتِ وَبَشِّرِ الصَّابِرِينَ:الَّذِينَ إِذَا أَصَابَتْهُم مُّصِيبَةٌ قَالُواْ إِنَّا لِلّهِ وَإِنَّـا إِلَيْهِ رَاجِعونَ:أُولَـئِكَ عَلَيْهِمْ صَلَوَاتٌ مِّن رَّبِّهِمْ وَرَحْمَةٌ وَأُولَـئِكَهُمُ الْمُهْتَدُونَ:

“And olsun ki, sizi biraz korku ve açlık; mallardan, canlardan ve ürünlerden biraz azaltma ile imtihan edeceğiz. Sabredenleri müjdele. O sabredenler kendilerine bir bela geldiği zaman; biz Allah’ın kullarıyız. Ve biz O’na döneceğiz derler. İşte Rablerinden ba­ğışlamalar ve rahmet onlaradır. Doğru yolu bulanlar da onlardır.”

(BAKARA SURESİ – 155/156/157. AYETLER)

 

10-)   EMR-İ Bİ’L-MA’RUF VE NEHY-İ ANİ’L-MÜNKER YAPAN MÜMİNLER

Emri bi’l-Ma’ruf; marufu yani İslâm’ın ve akl-ı selimin iyi ve güzel gördüğü şeyleri em­retme, İslâm’ı insanlara anlatma görevidir. “Nehy-i ani’l-münker” ise, münkeri yani İs­lâm’ın ve akl-ı selimin kötü ve çirkin gördü­ğü şeyleri men etme, kötülüklerle mücadele etme görevidir. Bunlar, her Müslüman’ın gö­revidir. Bu görevi yapan müminler Allah’ın merhametine mazhar olacaklardır.

Allah şöyle buyuruyor:

 

وَالْمُؤْمِنُونَ وَالْمُؤْمِنَاتُ بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاء بَعْضٍ يَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنكَرِوَيُقِيمُونَ الصَّلاَةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكَاةَ وَيُطِيعُونَ اللّهَ وَرَسُولَهُ أُوْلَـئِكَ سَيَرْحَمُهُمُ اللّهُ إِنَّ اللّهَ عَزِيزٌ حَكِيمٌ:

 “Mümin erkekler ve mümin kadınlar bir­birlerinin dostlarıdır. Onlar marufu emreder, münkeri men ederler, namazları kılarlar, ze­kâtı verirler, Allah ve Peygamberine itaat ederler. İşte bunlara Allah rahmet edecektir.”

(TEVBE SURESİ – 71. AYETLER)

 

11-)  ALLAH YOLUNDA CİHAT EDEN MÜMİN­LER

Kur’an şöyle buyuruyor:

 

إِنَّ الَّذِينَ آمَنُواْ وَالَّذِينَ هَاجَرُواْ وَجَاهَدُواْ فِي سَبِيلِ اللّهِ أُوْلَـئِكَ يَرْجُونَ رَحْمَتَ اللّهِ وَاللّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ:

“İman edenler, hicret edenler ve Allah yo­lunda cihat edenler, işte bunlar Allah’ın rah­metini umabilirler. Allah çok bağışlayan çok merhamet edendir.”

(BAKARA SURESİ – 218. AYET)

 

يُبَشِّرُهُمْ رَبُّهُم بِرَحْمَةٍ مِّنْهُ وَرِضْوَانٍ وَجَنَّاتٍ لَّهُمْ فِيهَانَعِيمٌ مُّقِيمٌ:خَالِدِينَ فِيهَا أَبَداً إِنَّ اللّهَ عِندَهُ أَجْرٌعَظِيمٌ:

 21-) “Rableri onlara, tarafından bir rahmet ve hoşnutluk ile, kendileri için, içinde tükenmez nimetler bulunan cennetler müjdeler.

22-) “Onlar orada ebedî kalacaklardır. Şüphesiz ki Allah katında büyük mükâfat vardır.”   (TEVBE SURESİ – 21/22. AYETLER)

 

لاَّ يَسْتَوِي الْقَاعِدُونَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ غَيْرُ أُوْلِي الضَّرَرِ وَالْمُجَاهِدُونَ فِي سَبِيلِ اللّهِ بِأَمْوَالِهِمْ وَأَنفُسِهِمْ فَضَّلَ اللّهُ الْمُجَاهِدِينَ بِأَمْوَالِهِمْ وَأَنفُسِهِمْ عَلَى الْقَاعِدِينَ دَرَجَةً وَكُـلاًّ وَعَدَ اللّهُ الْحُسْنَى وَفَضَّلَ اللّهُالْمُجَاهِدِينَ عَلَى الْقَاعِدِينَ أَجْراً عَظِيماً:دَرَجَاتٍ مِّنْهُ وَمَغْفِرَةًوَرَحْمَةً وَكَانَ اللّهُ غَفُوراً رَّحِيماً:

95-) “Müminlerden -özür sahibi olanlar dışında- oturanlarla malları ve canlarıyla Allah yolunda cihat edenler bir olmaz. Allah, malları ve canları ile cihat edenleri, derece bakımından oturanlardan üstün kıldı. Gerçi Allah hepsine de güzellik (cennet) vaat etmiştir ama mücahitleri, oturanlardan çok büyük bir ecirle üstün kılmıştır.” 

96-) “Kendinden dereceler, bağışlama ve rahmet vermiştir. Allah çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir.”   (NİSA SURESİ – 95/96. AYETLER)

“CİHAT”, bir müminin Allah için İslâm’ın bi­linmesi, tanınması ve yücelmesi için çalışmaktır.

 

12-) KÖTÜLÜKLERDEN KORUNAN MÜMİNLER

 Kur’an şöyle buyuruyor:

 

الَّذِينَ يَحْمِلُونَ الْعَرْشَ وَمَنْ حَوْلَهُ يُسَبِّحُونَ بِحَمْدِ رَبِّهِمْ وَيُؤْمِنُونَ بِهِ وَيَسْتَغْفِرُونَ لِلَّذِينَ آمَنُوا رَبَّنَا وَسِعْتَ كُلَّ شَيْءٍ رَّحْمَةً وَعِلْماًفَاغْفِرْ لِلَّذِينَ تَابُوا وَاتَّبَعُوا سَبِيلَكَ وَقِهِمْ عَذَابَ الْجَحِيمِ:رَبَّنَا وَأَدْخِلْهُمْ جَنَّاتِ عَدْنٍ الَّتِي وَعَدتَّهُم وَمَن صَلَحَ مِنْ آبَائِهِمْ وَأَزْوَاجِهِمْ وَذُرِّيَّاتِهِمْ إِنَّكَ أَنتَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ:وَقِهِمُ السَّيِّئَاتِ وَمَن تَقِ السَّيِّئَاتِ يَوْمَئِذٍ فَقَدْ رَحِمْتَهُ وَذَلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ:

 

“(Melekler), müminler bağışlanması için bağış dilerler, “Rabbimiz! Senin rahmetin ve ilmin her şeyi kuşatmıştır. O halde, tevbe eden ve senin yoluna uyanları bağışla ve on­ları Cehennem azabından koru. Rabbimiz! Onları da onların atalarından eşlerinden ve nesillerinden iyi olanları da kendilerine vaat ettiğin Adn Cennetlerine koy, şüphesiz aziz ve hakim olan sensin. Onları kötülükler­den koru. O gün (kıyamet günü) kimi kötü­lüklerden korursan muhakkak ki, onu rah­metine mazhar etmiş olursun. En büyük kurtuluş budur.”    (MÜMİN SURESİ – 7/8/9. AYETLER)

 

13-)  OKUNAN KUR’AN’I DİNLEYEN MÜMİN­LER

 Allah şöyle buyuruyor:

 

وَإِذَا قُرِئَ الْقُرْآنُ فَاسْتَمِعُواْ لَهُ وَأَنصِتُواْ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ:

 “Kur’an okunduğu zaman onu dinleyen ve susun ta ki merhamet olunasınız.”

(A’RAF SURESİ – 204. AYET)

Okunan Kur’an’ı dinlemek, Allah kelamına saygının bir gereğidir. İnanan kimseler Kur’an okur, okunan Kur’an’ı da dinler, oku­duğunu ve dinlediğini anlamaya ve öğren­meye çalışır, öğrendiğini tatbik eder.

 

14-) AHİRETTEN KORKAN MÜMİNLER

Ahirette azaba uğramaktan korkmaktır. Ahiretten korkmanın gereği, mümin dünyada ahiretini kazanmaya çalışır. Netice­de Allah’ın rahmetine mazhar olur. Yoksa geceleyin secde ederek ve kıyam­da durarak ibadet eden, ahiretten çekinen ve Rabbinin rahmetini dileyen kimse (ahi­retten korkmayan inkâra kimse gibi) midir?

 

أَمَّنْ هُوَ قَانِتٌ آنَاء اللَّيْلِ سَاجِداً وَقَائِماً يَحْذَرُالْآخِرَةَ وَيَرْجُو رَحْمَةَ رَبِّهِ قُلْ هَلْ يَسْتَوِي الَّذِينَ يَعْلَمُونَ وَالَّذِينَ لَا يَعْلَمُونَ إِنَّمَا يَتَذَكَّرُ أُوْلُوا الْأَلْبَابِ:

“Yoksa geceleyin secde ederek ve kıyamda durarak ibadet eden, ahiretten çekinen ve Rabbinin rahmetini dileyen kimse (o inkârcı gibi) midir? (Rasülüm!) De ki: Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Doğrusu ancak akıl sahipleri bunları hakkıyla düşünür.”   (ZÜMER SURESİ – 9. AYET)

 

15-) HOŞGÖRÜLÜ MÜMİNLER

Peygamberimiz (SAV) şöyle buyuruyor:

“Allah, bir şey sat­tığı, satın aldığı ve borcunu istediği zaman müsamahakâr olan kişiyi sever.”

 

16-) MERHAMETLİ MÜMİNLER

Yüce Allah şu ayetinde müminlerin bir­birlerine merhameti tavsiye etmelerini emretmiştir:

 

ثُمَّ كَانَ مِنَ الَّذِينَ آمَنُوا وَتَوَاصَوْابِالصَّبْرِ وَتَوَاصَوْا بِالْمَرْحَمَةِ:أُوْلَئِكَ أَصْحَابُ الْمَيْمَنَةِ:

 “Sonra iman edenlerden, birbirleri­ne sabrı tavsiye edenler ve merhameti tavsiye edenler. İşte bunlar sağın (sağ düşünce­ye sahip) ashabıdır.”

(BELED SURESİ – 17/18. AYETLER)

Peygamberimiz (SAV) de şu sözleri ile müminlere merhameti tavsiye etmiştir:

“Allah, ancak merhametli olanlara rahme­tini ihsan edecektir.”

“Rahman merhamet edenlere merhamet eder. Yeryüzündekilere merhamet edin (o zaman) göktekiler de size merhamet eder.”

“Allah merhamet etmeyene merhamet etmez.”

“Küçüklerimize merhamet etmeyen, bü­yüklerimizin hakkını tanımayan bizden de­ğildir (bizim sünnetimizi terk etmiştir).”

İnsanlarda merhameti var eden de Al­lah'tır:

 

وَمِنْ آيَاتِهِ أَنْ خَلَقَ لَكُم مِّنْ أَنفُسِكُمْ أَزْوَاجاً لِّتَسْكُنُوا إِلَيْهَا وَجَعَلَ بَيْنَكُم مَّوَدَّةً وَرَحْمَةًإِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ لِّقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ:

 

“Kaynaşmanız için size kendi cinsinizden eşler yaratıp aranızda sevgi ve merhamet peyda etmesi de O’nun (varlığının) delillerindendir. Doğrusu bunda, iyi düşünen bir kavim için ibretler vardır.”   (RUM SURESİ – 21. AYET)

Peygamberimiz (SAV) şöyle buyurur:

“Merhamet ancak şaki insandan söküp alınır.”

Akra’ b. Hâbis, Peygamberimiz (SAV)’i (torunu) Hasan’ı öperken görmüş ve: “Benim on çocuğum var, onlardan hiçbirini öpme­dim.” demiştir. Bunun üzerine Peygamberi­miz (SAV) şöyle buyurmuşlardır: “Merhamet etmeyene merhamet edilmez.”

Hz. Aişe (RA), şöyle anlatır:

“Bazı bedevi­ler, Hz Peygamber (SAV)’e geldiler ve şöyle dediler: “Siz çocuklarınızı öpüyor musunuz?” Hz Peygamber (SAV)’in: “Evet” demesi üzerine bedeviler: “Vallahi biz çocuklarımızı öpmüyoruz.” dedi­ler. Bunun üzerine Peygamber (SAV) şöyle buyurdu: “Allah, sizden merhameti (içinizden) söküp aldı ise ben ne yapayım.”

Müminler eşlerine, çocuklarına, yakınları­na, insanlara ve bütün canlılara karşı merha­metli olmalı ve Allah’ın kendisine merhamet etmesini de O’ndan niyaz etmelidir.

Peygam­berimiz (SAV) şöyle dua etmiştir:

“Allah’ım! Bizi bağışla, bize merhamet et, bizden razı ol, (ibadetlerimizi) kabul et. Bizi Cennetine koy, Cehennem’den koru ve bütün işlerimizi ıslah et.”

Allah, rahmetinden ümit kesilmemesini istemektedir:

 

قُلْ يَا عِبَادِيَ الَّذِينَ أَسْرَفُوا عَلَى أَنفُسِهِمْ لَا تَقْنَطُوا مِن رَّحْمَةِ اللَّهِ إِنَّ اللَّهَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ جَمِيعاً إِنَّهُ هُوَ الْغَفُورُ الرَّحِيمُ:

“(Ey Peygamberim!) De ki: Ey nefislerine karşı aşırı giden kullarım! Allah’ın rahmetin­den ümit kesmeyin. Allah, bütün günahları bağışlar. Çünkü O, çok bağışlayan, çok mer­hamet edendir.”    (ZÜMER SURESİ – 53. AYET)

Allah’ın rahmetinden ümit kesenler, sa­pıklar ve kâfirler olarak nitelenmiştir:

 

قَالَ وَمَن يَقْنَطُ مِن رَّحْمَةِ رَبِّهِ إِلاَّ الضَّآلُّونَ:

“Sapıklardan başka kim Rabbinin rahme­tinden ümit keser.”

(HİCR SURESİ – 56. AYET)

 

وَالَّذِينَ كَفَرُوا بِآيَاتِ اللَّهِ وَلِقَائِهِ أُوْلَئِكَ يَئِسُوا مِن رَّحْمَتِي وَأُوْلَئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ:

“Allah’ın ayetlerini ve O’na kavuşmayı in­kâr edenler, işte onlar benim rahmetimden ümidini keserler. Onlar için acı bir azap var­dır.”

(ANKEBUT SURESİ – 23. AYET)

Allah’ın âhiretteki rahmeti dünya nimet­lerinden daha hayırlıdır:

 

وَلَئِن قُتِلْتُمْ فِي سَبِيلِ اللّهِ أَوْ مُتُّمْ لَمَغْفِرَةٌ مِّنَ اللّهِ وَرَحْمَةٌ خَيْرٌ مِّمَّا يَجْمَعُونَ:

“Eğer Allah yolunda öldürülür ya da ölürseniz, şunu bilin ki, Allah’ın mağfireti ve rahmeti onların topladıkları bütün şeylerden daha hayırlıdır.”

(ÂLİ – İMRAN SURESİ – 157. AYET)

Kur’an’da akıllı insanların:

 

رَبَّنَا لاَ تُزِغْ قُلُوبَنَا بَعْدَ إِذْ هَدَيْتَنَا وَهَبْ لَنَا مِن لَّدُنكَ رَحْمَةً إِنَّكَ أَنتَ الْوَهَّابُ:

“Rabbimiz! Bizi doğru yola ilettikten sonra kalplerimizi eğ­riltme, bize katından bir rahmet ver.”    (ÂLİ – İMRAN SURESİ – 8. AYET)

Diye dua ettiklerini Musa (AS)’ın:

 

قَالَ رَبِّ اغْفِرْ لِي وَلأَخِي وَأَدْخِلْنَا فِي رَحْمَتِكَ وَأَنتَ أَرْحَمُ الرَّاحِمِينَ:

“Rabbim! Beni ve kardeşimi bağışla, bizi rahmetinin içine dâhil et, merhametlilerin en merhametlisi sensin.”    (A’RAF SURESİ – 151. AYET)

Diye yalvardığını öğre­niyoruz.      

Nefsin kötü arzularından ve ahiret sıkıntı­larından ancak Allah’ın merhamet ettiği insanlar kurtulabilir:

 

مَّن يُصْرَفْ عَنْهُ يَوْمَئِذٍ فَقَدْ رَحِمَهُ وَذَلِكَ الْفَوْزُ الْمُبِينُ:

“O gün kim azaptan kurtarılırsa, gerçekten Allah onu esirgemiştir. İşte apaçık kurtuluş budur.”   (EN’AM SURESİ – 16. AYET)

 

وَمَا أُبَرِّئُ نَفْسِي إِنَّ النَّفْسَ لأَمَّارَةٌ بِالسُّوءِ إِلاَّ مَا رَحِمَ رَبِّيَ إِنَّ رَبِّي غَفُورٌ رَّحِيمٌ:

“(Bununla beraber) nefsimi temize çıkarmıyorum. Çünkü nefis aşırı şekilde kötülüğü emreder; Rabbim acıyıp korumuş başka. Şüphesiz Rabbim çok bağışlayan, pek esirgeyendir.”   (YUSUF SURESİ – 53. AYET)

 

وَقِهِمُ السَّيِّئَاتِ وَمَن تَقِ السَّيِّئَاتِ يَوْمَئِذٍ فَقَدْ رَحِمْتَهُ وَذَلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ:

“Bir de onları, her türlü kötülüklerden koru. O gün sen kimi kötülüklerden korursan muhakkak ki onu rahmetine mazhar etmiş olursun. Bu en büyük kurtuluştur.”

(MÜMİN SURESİ – 9. AYET)

 

إِنَّ يَوْمَ الْفَصْلِ مِيقَاتُهُمْ أَجْمَعِينَ:يَوْمَ لَا يُغْنِي مَوْلًى عَن مَّوْلًى شَيْئاً وَلَا هُمْ يُنصَرُونَ:

 

40-) “Şüphesiz (hakkı batıldan ayıran) hüküm günü, hepsinin bir arada buluşacağı gündür.”
41-) “O gün, dostun dosta hiçbir faydası olmaz, kendilerine yardım da edilmez.”

(DUHAN SURESİ – 40/41. AYETLER)

 Bu sebeple yüce Al­lah:

 

رَبَّنَا وَلاَتُحَمِّلْنَا مَا لاَ طَاقَةَ لَنَا بِهِ وَاعْفُ عَنَّا وَاغْفِرْ لَنَا وَارْحَمْنَاأَنتَ مَوْلاَنَا فَانصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِرِينَ:

“Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmediği şeyleri yükleme. Bizi affet, bizi bağışla, bize merhamet et. Sen bizim Mevla’mızsın. Kâfirler toplumuna karşı bize yardım eyle.”

(BAKARA SURESİ – 286. AYET)

Diye dua etmemizi öğretmektedir. Çünkü Allah, insanlara karşı çok şefkatli çok merhametlidir:

 

وَكَذَلِكَ جَعَلْنَاكُمْ أُمَّةً وَسَطاً لِّتَكُونُواْشُهَدَاء عَلَى النَّاسِ وَيَكُونَ الرَّسُولُ عَلَيْكُمْ شَهِيداً وَمَاجَعَلْنَا الْقِبْلَةَ الَّتِي كُنتَ عَلَيْهَا إِلاَّ لِنَعْلَمَ مَن يَتَّبِعُ الرَّسُولَ مِمَّن يَنقَلِبُ عَلَى عَقِبَيْهِ وَإِن كَانَتْ لَكَبِيرَةً إِلاَّ عَلَى الَّذِينَ هَدَى اللّهُ وَمَا كَانَ اللّهُ لِيُضِيعَ إِيمَانَكُمْ إِنَّ اللّهَ بِالنَّاسِ لَرَؤُوفٌ رَّحِيمٌ:

“İşte böylece sizin insanlığa şahitler olmanız, Rasül’ün de size şahit olması için sizi mutedil bir millet kıldık. Senin (arzulayıp da şu anda) yönelmediğin kıbleyi (Kâbe’yi) biz ancak Peygamber’e uyanı, ökçeleri üzerinde geri dönenden ayırt etmemiz için kıble yaptık. Bu, Allah’ın hidayet verdiği kimselerden başkasına elbette ağır gelir. Allah sizin imanınızı asla zayi edecek değildir. Zira Allah insanlara karşı şefkatli ve merhametlidir.”   (BAKARA SURESİ – 143. AYET)

İnsanlar ancak Allah’ın rahmeti sayesinde Şeytanın şerrinden korunabilirler.

Şu ayetler bunun açık delilidir:

 

وَلَوْلاَ فَضْلُ اللّهِ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَتُهُ لاَتَّبَعْتُمُ الشَّيْطَانَ إِلاَّ قَلِيلاً:

“Eğer size, Allah’ın lütfu ve merhameti ol­masaydı, pek azınız hariç, Şeytana uyardınız.”    (NİSA SURESİ – 83. AYET)

 

وَلَوْلَا فَضْلُ اللَّهِ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَتُهُ مَا زَكَا مِنكُم مِّنْ أَحَدٍ أَبَداً:

“Eğer size, Allah’ın lütfu ve merhameti ol­masaydı, hiç biriniz asla temizlenemezdi.” (NUR SURESİ – 21. AYET)

 

فَلَوْلاَ فَضْلُ اللَّهِ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَتُهُ لَكُنتُم مِّنَ الْخَاسِرِينَ:

“Eğer Allah’ın size lütfu ve merhameti ol­masaydı, elbette ziyana uğrayanlardan olur­dunuz.”    (BAKARA SURESİ – 64. AYET)

 

HÜLASA

Allah, merhametlilerin en merhametlisidir. Bütün yaratıklar, Allah’ın merhameti sayesinde varlıklarını sürdürebilmektedir. Ayet ve hadislerde Allah’ın özellikle kimlere, han­gi vasıflara sahip insanlara merhamet ettiği bildirilmiştir. Bunlar; muttaki müminler, salih müminler, Kur’an’a sarılan müminler, itaat­kâr müminler, namazlarını kılan müminler, zekâtlarını veren müminler, muhsin müminler, mallarından Allah yolunda infak eden müminler, musibetlere sabreden müminler, emr-i bi’l Ma’ruf ve nehy-i ani’l-münker yapan müminler, Allah yolunda cihat eden müminler, kötülüklerden korunan müminler, okunan Kur’an’ı dinleyen müminler, ahiretten korkan müminler, hoş­görülü müminler ve merhametli müminlerdir.

 

KAYNAK : DİYANET AYLIK DERGİ



Aktif Ziyaretçi10
Bugün Toplam815
Toplam Ziyaret737664