• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/insanveislam.org/
  • https://twitter.com/insanuislam











YENİ MEDYA ÇAĞINDA ÖZGÜN KALABİLMEK

YENİ MEDYA ÇAĞINDA ÖZGÜN KALABİLMEK

YENİ MEDYA ÇAĞINDA ÖZGÜN KALABİLMEK

Abdurrahman AKBAŞ

DİB Başkanlık Vaizi

İnsanların tutum, kanaat, ilgi ve algılarının şekillenmesi, yerleşik değer ve davranış kalıplarının değişmesi hususunda medya, daima önemli bir güç ve elverişli bir etkendir. Sadece bir haberleşme ve iletişim aracı olmanın ötesinde inançtan eğitime, sanattan siyasete, ekonomiden sağlığa kadar her alanda kitleleri etkileme imkânı veren basılı, görsel ve işitsel medya unsurları, özellikle sanayi devriminden bu yana peyderpey gerçekleşen küreselleşmenin lokomotifi olmuştur. Son otuz yıldır baş döndürücü bir hızla gelişen bilgi teknolojileri ve internet ise medyanın gücünü farklı bir boyuta taşımış; telefon, tablet, bilgisayar gibi yeni medya unsurlarını gündelik hayatın vazgeçilmez öğeleri hâline getirmiştir. Zaman ve mekân gibi sınırları ortadan kaldırarak dünyanın farklı yerlerinde yaşayan insanlar arasında anlık bilgi akışı, iletişim, etkileşim ve paylaşım imkânı sağlayan yeni medya unsurları, sosyal ilişkilerde ürkütücü bir özgürlük alanı oluşturarak kültürlerarası etkileşimi alabildiğine hızlandırmıştır. Her çeşit içeriğin dijitalleştiği bu süreç, kültürel kodların yeniden tanımlanmasına yol açmıştır.

Bugün her şeyin sınırsızca sergilenebildiği sosyal ağlardaki kültürel geçişkenlikle dijital dünya, küresel ölçekte yeni bir kültürel ağ toplumu meydana getirmekte ve aynı zamanda tarihten, coğrafyadan ve özgün medeniyet değerlerinden bağımsız kendi kültür standardını oluşturmaktadır. Bilişim ve iletişim teknolojilerinin gündemindeki artırılmış gerçeklik (AR), sanal gerçeklik (VR), yapay zekâ (AI), kovan zihin (hive mind), yapay zekâya dayalı internet (WEB 3.0), sanal âlem (cyberspace/metaverse) gibi kavramsallaştırmalar, yakın gelecekte interaktif etkileşimin daha ileri bir noktaya taşınacağına işaret etmektedir.

Algıların kolayca manipüle edilmesine, yerleşik değerlerin fütursuzca sorgulanmasına ve her türlü mahremiyetin dönüşmesine sebebiyet veren bu büyük değişimin tamamen doğal, olumlu ve masum olduğunu varsaymak ve burada aileye, topluma ve insanlığın geleceğine dair bir tehdit unsuru görmemek, elbette fazlasıyla iyimser bir yaklaşım olacaktır. Çünkü bilginin kaynağı ve akışı dikkate alındığında çağın getirdiği imkânların gerçekte büyük bir kültür emperyalizmine ve toplumsal hayatın her alanında olağanüstü bir küresel standartlaşmaya hizmet ettiği görülecektir. Neredeyse her türlü sınırı ortadan kaldıran dijital teknolojiler, bir taraftan hayatı önemli ölçüde kolaylaştırırken diğer taraftan kültürel yayılmacılığı ve baskın toplumların diğer toplumlar üzerindeki kültürel hegemonyasını alabildiğine artırmaktadır. Dijital platformlarda varlık gösteren gazete, radyo, televizyon, film, müzik gibi unsurların yanı sıra haber ajansları, sosyal medya mecraları, alışveriş platformları, bilgisayar oyunları vb. araçlar, tek tipçi kapitalist bir dünya modelinin kültür taşıyıcıları olarak ön plana çıkmaktadır. Geçmişte toplumdan topluma farklılaşan değerlerin, ilkelerin, tüketim alışkanlıklarının ve beğeni kıstaslarının günbegün küresel tekdüzeliğe bürünmesi de bu minvalde irdelenmesi gereken bir olgudur. Zira bütün toplumları aynı şeye muhtaç, aynı zevke müptela hâle getirmek için her çeşit propaganda aracı kullanılarak yürütülen algı operasyonları, zaman içerisinde yerel ve özgün olandan kopuşu da beraberinde getirmektedir. Buna mukabil aynı yöntemle ikame edilen yeni yapay değerler(!) ve spordan sanata, eğitimden siyasete, eğlenceden estetiğe kadar her alanda üretilen küresel rol modeller, tüketim alışkanlıklarından yaşama biçimlerine kadar bütün toplumların aynılaşmasına yol açmaktadır.

Gelinen noktada iletişim teknolojileri ve yeni medya, internet olanaklarının da yardımıyla millî, siyasi, iktisadi ve ahlaki her türlü engeli aşarak tek tipçi bir kültürün bütün toplumlarca içselleştirilmesine hizmet etmektedir. Giyimden beslenmeye, eğlenceden sanata, aileden sosyal hayata kadar her alanda özgünlüğünü yitirmiş ve genel anlamıyla Batılılaşmış (özelde Amerikanlaşmış) küresel tekdüze bir ağ toplumu oluşmasına sebebiyet vermektedir. Bugün Asya’dan Afrika’ya, Avrupa’dan Amerika’ya kadar dijital dünyaya entegre olan bütün toplumlarda sosyokültürel hayatın, tüketim alışkanlıklarının, eğlence kültürünün ve daha pek çok sosyal yapının kısa sürede benzeşmesi, aynılaşması ve hatta sıradanlaşması, esasen her çeşit medya/enformasyon araçları üzerinden yürütülen bilinçaltı operasyonlarının bir yansımasıdır. Kitlelerin yapay değer, sembol ve imajlara özendirilmesiyle gerçekleştirilen kültür emperyalizminin bir neticesidir. Bu yüzden ekonomik ve teknolojik alanda varlık veya etkinlik gösteremeyen toplumlar, baskın kültürlerin dayattığı hayat tarzlarına duyulan özentinin bir sonucu olarak kendi kültürel özgünlüğünü büsbütün kaybetme tehlikesiyle karşı karşıyadır.

Aslında özenti, insanın yetersizlik hissinden kaynaklanan kendini tamamlama isteğinin bir tezahürü olarak beğendiği bir durumda olma veya beğendiği şeye benzeme çabasıdır (TDK). Fıtri bir haslet olan beğenilme arzusunun da desteklediği bu çaba, bireylerin topluma adaptasyonunu sağlayan önemli bir olgudur. Bu bakımdan özentinin yetişme çağındaki insanlarda daha belirgin olması normal karşılanabilecek bir durumdur. Çünkü insanın hayatı öğrenmesi ve sosyalleşmesi, büyük ölçüde bu yolla gerçekleşir. Nitekim yerel ve geleneksel toplumlarda insan için özenilesi ilk örnek, genellikle başta ebeveyn olmak üzere aile bireyleri olmuştur. Ardından yaşadığı toplumun maddi manevi değerleriyle donanmış, insanların takdirini kazanmış, yerel, doğal ve özgün rol modellerin etkili olduğu görülür. Böylece topluma özgü değerlerin kuşaklar arası aktarımı, başkaları tarafından kurgulanmayan ve hayatın doğal akışı içerisinde tebarüz eden şahsiyetler üzerinden gerçekleşir. Gençlerin, toplum için değer ifade eden bu kişilere özendirilmesi ise topluma yeni değerler kazandırma çabasından başka bir şey değildir.

Elbette böyle bir özentinin fert ve toplum için bir sorun teşkil edeceği söylenemez. Ancak küreselleşen bir dünyada özentinin yönünü, niteliğini, boyutunu ve hedefini belirleyen en temel unsurun, toplumların gelişmişlik düzeyi ve sahip oldukları ekonomik ve teknolojik imkânlar olduğu açıktır. Bu meyanda tek merkezden yönlendirilen kültürün baskın çıkmasını sağlayan yeni medya unsurları, edilgen toplumlarda ilgi ve özentiyi başka dünyalara yönelttiği için kültürel yozlaşmayı kaçınılmaz hâle getirmektedir. Bu da bireyin eşsiz bir benlik inşa edebilmesini ve varoluşsal kimliğinin gereğini kendi toplumuna özgü bir yaklaşımla yerine getirebilmesini zorlaştırmaktadır. Bireysel ve toplumsal kimliği yansıtan her alanda özentiyi kendi özünün idrakine tahvil edemediği sürece insan, özgünlüğünü kaybetmeye ve başkalarının kültür kodlarıyla tasarlanmış hayatlar yaşamaya mahkûm olmaktadır.

Bugün küresel boyuttaki kültürel etkileşim ikliminde kimlik, kişilik, özgürlük ve özgünlük gibi varoluşsal değerleri korumak için tarihin hiçbir döneminde ihtiyaç duyulmadığı kadar büyük bir dikkat, basiret ve gayret gerekmektedir. Bunun için anlık değişen gündemler içerisinde cebelleşen günümüz insanının durup dinlenmeye, kendisiyle yüzleşmeye ve farkında olmaya ihtiyacı var. Zira kendiliğin, özgünlüğün ve özgürlüğün kapısını aralayacak ilk adım, farkındalıktır. Çağın farkında olan berrak bir zihin ve kararlı bir duruş, küreselleşme düzlemindeki modern dünyanın sentetik gerçekliklerini doğru okuyabilme ve olan bitenin arka planını görebilme yolunda önemli bir avantaj sağlayacaktır. Ne var ki teknoloji çağının yaldızlı görüngüsüyle efsunlanan, her an yoğun ve maksatlı uyarıcıların tahripkâr kıskacında kalan modern insan, kendisiyle baş başa kalma hususunda büyük bir mahrumiyet ve kendine ait olanı diğerlerinden ayırt etme hususunda ciddi bir zafiyet içerisindedir. Müptelası olduğu haz, hız ve hırs üzerine kurulu hayat tasavvuru, onun benlik, özgünlük ve özgürlük ekseninde vermesi gereken mücadeleyi daha da zorlaştırmaktadır.

Bu bağlamda özgün kalabilmek adına kültürel etkileşimin odağında yer alan internet ve yeni medya unsurlarından büsbütün uzak kalmak elbette önerilecek bir yaklaşım olamaz ve yarının dünyasında böyle bir inziva makul de değildir. Ancak her türlü iletişim ve etkileşim araçlarının kullanımı noktasında, topluma özgü inanç, kültür ve medeniyet değerlerinin referansında şekillenen bir ortam oluşturmak, bu alandaki olumsuz ve yıkıcı dış etkilere karşı bireye ve topluma mukavemet imkânı kazandıracaktır. Kuşkusuz böyle bir ortamı tesis edebilmek de toplumların entelektüel, politik ve sosyoekonomik bakımdan gelişmişlik düzeyiyle doğrudan ilişkilidir.


Kaynak: Diyanet Aylık Dergi


509 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
Üye Girişi
Aktif Ziyaretçi5
Bugün Toplam2768
Toplam Ziyaret3973577
MAKALELER
EĞİTİM SUNUMLARI