• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/insanveislam.org/
  • https://plus.google.com/https://www.facebook.com/insanveislam.org//posts
  • https://twitter.com/insanuislam
                
MAKALELER
EĞİTİM ve SUNUM DOSYALARI
VAAZ ARŞİVİ KATEGORİLERİ

Hz. Muhammed (SAV) ve Güven Toplumu

Hz. Muhammed (SAV) ve Güven Toplumu

Prof Dr. Ejder Okumuş
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi

Son İslam Peygamberi Hz. Muhammed (SAV), kendi kişisel kimliği ve hayatında güven insanı olduğu gibi Medîne İslam toplumunu da güven temelinde kurmuştur. Arkadaşları (Ashab) da güvenilir insan ve toplum olma konusunda O’nu model almışlardır.

İMAN, EMiNLiK, EMANET
İman, emin, emanet emniyet, temin, hatta âmîn kelimelerinin hepsi de aynı kökten, Arapça emn (inanmak, bağlanmak, güvenmek, emin olmak) fiil kökünden türemiştir. Buna göre bütün bu kelimelerin anlamları, Türkçe güven kelimesi ve onun türevleriyle karşılanmaktadır. Bu durumda Mü’min/Müslüman toplumun ayırt edici özelliği, iman ve mü’min terimlerinin anlam içeriğine bağlı olarak emin olma, güven, emanet, dürüstlük, itimat, kenetlenip birlik olma ve emniyete dayalı toplumsal ilişkilerle kurulmasıdır. 

İSLAM, EMiNLiK, EMANET VE BARIŞ
Emin, güven ve güvenilir olma ve emanet, nasıl iman ile aynı anlam dünyasına sahip ise, İslam kavramı ile de aynı anlam dünyasına sahiptir. İslam, bireysel ve toplumsal hayatta kişinin sulh, barış, selamet içinde ve zihniyetiyle kendisine ve topluma zarar vermeyen, tersine faydalı olan kişi olmasını ifade eder, salık verir. Dolayısıyla İslam toplumunun, güven toplumu olup İslam ve Müslim kavramlarının mana muhtevasına uygun olarak selamet, birbirine zarar vermeme ve barışa dayalı sağlam sulh toplumu olmasını ifade eder, salık verir. 

İSLAM TOPLUMU VE GÜVEN
Müslüman ve mü’min toplum, emin, güvenilir, emanete riayet eden, barışçı bireylerden oluşan emin toplumdur. Emin şehir, insanların güvenle, emniyet içinde oturduğu, inandığı, yaşadığı, gelip geçtiği, kazandığı, aile kurduğu, sakinlerinin birbirine güvendiği, ticaretini emniyet içinde yaptığı, hak ve mahremiyetlerin korunduğu, emanetin ehline verildiği, emanete hıyanet edilmeyen hak, hukuk, birlik ve güven şehridir (Tîn 95/3; Kasas 28/57; Ankebut 29/67; Kureyş 106/1-4). Emin yer, iffetin, mahremiyetin muhafaza edildiği, güvenle yaşanabilen yerdir (Bakara 2/125; Kasas 28/57; Ankebut 29/67). Kur’an’da Kabe ve Mekke’nin emin belde ve yer olması da, söz konusu özelliklerin en iyi şekilde gerçekleşmesinin sağlandığı/sağlanması gereken emin, dokunulmaz şehir ve yerdir (Tîn 95/3; Âl-i İmran 3/97; Kasas 28/57; Ankebut 29/67; Bakara 2/125; Kasas 28/57).

Müslüman birey, iman etmiş bir mü’min ve İslam’a girmiş bir müslim olmanın gereği olarak sadece Müslümanlara değil, toplumsal hayatı paylaştığı bütün herkese güven vermesi, herkese karşı faydalı ve emin olması, emanete ihanet etmemesi, ahde vefa göstermesi, konuştuğunda doğru konuşması, söz verdiğinde yerine getirmesi, kırıcı olmaması, medeni olması, komşularına iyi davranması, anne babasına iyilik yapması, alışveriş yaptığında hile yapmaması gereken kişidir. 

GÜVEN TOPLUMUNUN ÖZELLİKLERİ
Güvene dayalı olarak kurulan İslam toplumu, mü’min bireylerin, toplumda herkese karşı güzel söz söylemeyi, iyiliği yayma ve kötülüklerle mücadele etmeyi, selamı yaygınlaştırmayı, yardımlaşmayı, paylaşmayı, çocuk, genç, yetişkin ve yaşlılara karşı güzel davranmayı ilke edindiği ve ona göre tutum ve davranış geliştirdiği toplumdur. İman ve mü’min terimlerinin, kendi anlam içeriği gereği sosyolojik boyutu oldukça zengindir ve mü’min olan kişilerin Allah’a bağlılığın, inanmanın bir gereği olarak bu boyutu hayata geçirmeleri zorunludur. İman bir sosyal ilişki biçimidir ve bu sosyal ilişki biçimi güvene dayalı, eminlik üzerine kurulu bir sosyal ilişki biçimidir. 


İSLAM’I YAŞAMA VE ANLATMADA GÜVEN
İslam, Firavun gibi zulümde en ekstrem boyutlara varmış bir tip olarak tanımladığı bir kişiye dahi yumuşak bir söz ve üslupla (kavl-i leyyin) gidilip konuşulmasını, İslam’ın anlatılmasını emretmektedir (Tâhâ 20/44). Ayrıca genel bir ilke olarak insanlara anlatılacak şeyin hikmetle ve güzel sözle anlatılmasını ve yanlışlarla, yanlış yolda olanlarla en iyi şekilde mücadele edilmesini istemektedir; Allah’ın yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağrılmasını ve onlarla en güzel bir biçimde mücadele edilmesini emretmektedir (Nahl 16/125). Aynı şekilde İslam, Müslümanların iyilik üzere kurulu bir toplum olmasını istemektedir. Kur’an ve hadislere bakıldığında, Müslümanların hayatlarında, insanlarla ilişkilerinde hep iyilik yapmayı esas almalarının istendiği görülür. Aile içi ilişkilerden tutun siyasal ilişkilere kadar bütün toplumsal münasebetlerde Müslümanlar iyilik felsefesiyle hareket etmelidirler. Kur’an’da kesin olarak Allah’ın, adaleti, ihsanı (iyiliği), yakınlara vermeyi emrettiği, çirkin utanmazlıklardan, çirkinlik ve zorbalıklardan sakındırdığı ifade edilir (Nahl 16/90). Yine Kur’an, toplumsal hayatta Mü’min’in sosyal hayatın bütün boyut ve aşamalarında karşılaştığı insanlara güven, barış, esenlik ve huzur telkin etmesi anlamında selam demesini, selam vermesini, herkese barış ilan etmesini, toplumsal zemini barış ve sükunetle tesis etmesini ister. Müslümanların (Rahman’ın kulları), yeryüzünde alçak gönüllü olarak yürümelerini ve cahiller kendileriyle muhatap oldukları zaman "Selam" demelerini (Furkan 25/63; Kasas 28/55; Zuhruf 43/89); birinin evine girerken selam vererek girmelerini (Nur 24/27, 61); selam verene en güzel şekilde selam vermelerini (Nisa 4/86); selam verene karşı çeşitli maddi menfaat hesabı yaparak kötü muamelede bulunmamalarını (Nisa 4/94) emreder. Hz. Muhammed (s) de, hadislerinde Müslümanlardan toplumda selamı yaygınlaştırmalarını ister (Ebû Davud, Müslim). Aslında İslam, inananlardan selamı yaygınlaştırmalarını istemekle güveni, barışı, sulh ve selameti yaygınlaştırmalarını istemektedir.

BÜTÜN BUNLAR, Müslüman bireyde ve İslam toplumunda güvenin belirleyici olması gerektiğini bize göstermektedir.





Aktif Ziyaretçi9
Bugün Toplam69
Toplam Ziyaret741971