• https://www.facebook.com/insanveislam.org/
  • https://twitter.com/insanuislam
MAKALELER
VAAZ ARŞİVİ
DİYANET FETVALARI

RUHUN KAYNAĞI İSLAM HAYATIN KAYNAĞI SU

RUHUN KAYNAĞI İSLAM HAYATIN KAYNAĞI SU

RUHUN KAYNAĞI İSLAM HAYATIN KAYNAĞI SU

Prof. Dr. Enbiya YILDIRIM
DİB Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi

Gerek Kur’an ayetlerini ve gerekse Hz. Peygamber’in (s.a.s.) sözleri ile fiillerini daha iyi anlayabilmek için kendimizi Allah Resulü’nün zamanına götürmek durumundayız. Bunu yapmayıp yaşadığımız dünya gerçekliğinden hareketle ayetleri ve hadisleri anlamaya çabalarsak çoğu kez hikmet boyutlarını idrakte eksik kalırız. Tersini yapıp Hz. Peygamber zamanında olduğumuzu farz ederek ayet ve hadisleri anlamaya gayret ettiğimizde ise hem Rabbimizin buyruklarındaki ilahi hikmetleri hem de Allah’ın son elçisinin ne kadar büyük bir insan olduğunu çok daha iyi kavrarız. Bu nedenle her iki nassı okurken mutlaka miladi yedinci asra uzanmamız gerekir. Dile getirdiğimiz hususu netleştirmek açısından yetimler ve öksüzler örneğini ele alalım:

Hz. Peygamber (s.a.s.) döneminde Medine’deki yapı site devleti idi. Devletin bugünkü anlamda kurumları yoktu. Örneğin günümüzde devletler yetim ve öksüzlerle ilgili olarak sosyal projeler uygulamakta ve bu çocuklara sahip çıkmaya çalışmaktadır. Hz. Peygamber döneminin şartlarında ise böyle bir imkân söz konusu olmadığından bahsettiğimiz çocukların himayesi daha ziyade bireysel ilgilere kalıyordu. Devlet başkanı olarak Hz. Peygamber’in kendisinin veya site devletinin bu çocuklarla sürekli ilgilenerek çocuk yuvası ve benzeri yerlerde korumaya alması mümkün değildi. Bu nedenle kişilerin öncelikle kendi akrabalarından başlamak üzere velisi olmayan yavruları sahiplenmeleri ve her sorunlarıyla ilgilenmeleri sürekli teşvik edilmekteydi. Kur’an’da yirmi civarında ayetin bu konuya tahsis edilmesi ile Allah Resulü’nün onlarca hadisinde aynı meseleyi ele alması bu açıdan dikkat çekicidir. İşte bu gerçeği göz önünde bulundurursak olduğumuz İslam’ın insanlığa getirdiği bir güzelliğin daha salt gerçeğiyle karşı karşıya olduğumuzu anlarız.

Arap yarımadasında suyun anlamı

Rabbimiz bir ayette “Canlı olan her şeyi sudan yarattık.” (Enbiya, 21/30.) buyurmaktadır. Dolayısıyla bir yerde hayattan bahsedebilmek için orada mutlak surette sudan da bahsetmek gerekmektedir. Elbette su kaynaklarının bol olduğu bir yerde sudan bahsetmek ile söz konusu imkânların kısıtlı olduğu bir coğrafyada bahsetmek arasında uçurum vardır. Örneğin benim köyümün üç yanında ırmaklar akmakta, bunun yanında yeri kazmanız durumunda çok kısa mesafede su kaynağına ulaşmaktasınız. Böyle bir ortamda sudan ve onun kıymetinden bahsettiğimizde oluşacak etki ile su kaynaklarının kısıtlı olduğu, insanların yeri kazdıklarında su değil de petrolün çıktığı bir coğrafyada suyun ehemmiyetinden söz ettiğimizde oluşacak etki aynı olmayacaktır. Bu yüzden Son Elçi’nin kendi döneminde suyun ehemmiyetine yaptığı vurgular, bunun etrafında anlattığı kıssalar ile suyun kullanımıyla ilgili getirdiği hukuksal kurallar olağanüstü değer kazanmaktadır. Bunlar aynı zamanda Allah Resulü’nün pek çok yönünü tanımamıza da imkân tanımaktadır.

Allah Resulü’nün (s.a.s.) dönemine baktığımızda tablo şöyledir: İçme suyu kuyulardan sağlanmakta, yağdığı zaman sele bile neden olan yağmur suları büyük havuzlarda saklanmaktaydı. Dere yataklarında ise oldukça su kalmaktaydı. Nitekim Hz. Peygamber’in ve dönemindeki çocukların bu havuzlarda yüzmeyi öğrendiğini biliyoruz. Onun ebeveynlerden çocuklarına öğretmelerini istediği işler arasında yüzmeyi sayması bu açıdan mühimdir. (Beyhakî, 19742.) Medine ile Kızıldeniz arasındaki mesafenin yaklaşık 130 km olması hasebiyle sahabilerden bir kısmının balıkçılık ve ticaret nedeniyle deniz yolculukları yapması (Ebu Davud, 83.) durumu söz konusudur. Kur’an’ın yanı sıra (Maide, 5/96.) Hz. Peygamber’in de deniz hayvanlarının durumu ile ilgili hükümleri dile getirmesi (Ebu Davud, 3815, 3840.) o coğrafyanın suyla haşir neşir olduğunun bir başka göstergesidir. Dolayısıyla Kutlu Elçi, hem boğulmaları önlemek hem de bir spor ve eğlence olması hasebiyle çocuklara yüzme öğretilmesini teşvik etmiş gözükmektedir.

Su kuyularının insanların istifadesine sunulması

Dünyada pek çok ülke arasında sorun olan, bazı bölgelerde aşiretler ve aileler arası çatışmalara neden olan su tüm canlılar için en değerli ve temel hayat kaynağıdır. Hz. Peygamber (s.a.s.) insanların su ihtiyacının karşılanması ve bu vesileyle toplumsal barışın bozulmaması için suyun kimsenin tekelinde olmaması ve herkesin ihtiyacının karşılanması hususunda çok titizdi. Bu nedenle özel mülkiyet arazilerindeki suyun herkesin istifadesine sunulması için çabalardı. Nitekim Rûme kuyusunun sahibi suyu paralı sattığından Müslümanlarca satın alınıp hizmetlerine sunulması üzerinde hassasiyetle durmuş ve bu hayrı yapana Allah’ın cenneti ikram edeceğini, günahlarının bağışlanacağını, cennette ona daha güzel bir su kaynağı ikram edileceğini müjdelemiştir. Bunun üzerine Hz. Osman kuyuyu satın almak istemiş, sahibi tamamını satmaya yanaşmayınca yarı hissesini alarak kuyuyu nöbetleşe kullanmak üzere onunla anlaşmıştır. Daha sonra ortağı kendi hissesini de satmayı teklif edince hepsini almış ve Allah Resulü’nün talebini karşılamıştır. (Buhari, 2778; Tirmizi, 3699; Beyhakî, 11935.) Böylesi su kaynakları yanında Medine’nin civarında Budâa gibi umumi su kuyuları bulunmaktaydı. İnsanlar buralardan su temin etmekteydi.

Allah Resulü suyun umumi istifadeye açılması üzerinde bu derece hassasiyetle dururken yol üzerindeki ihtiyaç fazlası suyu yolculara kullandırmayan kimsenin kıyamette Allah’ın lütfundan mahrum kalacağını beyan etmiştir. (Buhari, 2358.) Ayrıca şöyle buyurmuşlardır: “Üç şey vardır ki bunlar asla yasaklanamaz: Su, ot ve ateş.” (İbn Mace, 2473.)

Sulamada suyun adaletli taksimi

Medine’nin civarı keza Hayber gibi yerlerdeki su kaynakları tarıma imkân sağlamaktaydı. Bunun yanında çok yağmur yağdığında Akik vadisi gibi yerlerde yoğun birikintiler oluşmaktaydı. Bu sayede kanallarla sulama yapılabilmekteydi. Hz. Peygamber (s.a.s.) toprağa hayat veren kaynağın tarım arazisi olanlar arasında adaletli bir şekilde kullanılmasına çok önem verirdi. Sulamada sıralamanın gözetilmesini önemser, menbaa yakın arazi sahibinin sonrakilere haksızlık yapmasına mani olurdu. Hatta sulama tartışmaları nedeniyle bazı olaylara müdahale etme durumunda da kalırdı. (Buhari, 2359.) Ayrıca o şöyle ferman etmiştir: “Fazladan ot bitmesini engellemek için ihtiyaç fazlası suyun akışına engel olmayın.” (Buhari, 2354.)

Suyun içilmesi

Allah Resulü’nün (s.a.s.) suyun nasıl içileceği hususunda ahlaki kurallar getirmesi yanında sağlık açısından da mühim hususlara dikkat çekmesi çok ilginçtir. Sadece bu tavsiyeleri bile onun ne kadar büyük bir insan olduğunu anlamamıza yetmektedir. Efendimiz insanın ayakta yemesini içmesini tasvip etmezdi. İstisnai olarak şartlar gereği bazen farklı davransa da (Buhari, 5627.) genel itibarıyla insanın oturarak yiyip içmesini benimser ve tavsiye ederdi. Bir anlamda vakara yakışanın bu olduğunu göstermiş olurdu. Nitekim ayakta su içmekten sakındırırken çok keskin ifadeler kullanması ve “Unutarak ayakta içen kussun.” (Muslim, Eşriba, (2026) 116.) demesi bu katı tutumunun göstergesidir. Şüphesiz burada insanın elini ağzına sokup kendisine eziyet etmesini istemediği açıktır ancak neredeyse bu boyutta bir yasaklama ile karşı karşıya olduğumuzu anlamak zor değildir. Aleyhisselamın bu tavsiyesi İslam ümmetinin temel özelliklerinden ve geleneklerinden biri olmuştur. Nitekim nerede oturarak su içen bir insan görürsek bu kişinin Hz. Peygamber’in sünnetini devam ettirmeye çalışan bir Müslüman olduğunu anlarız.

Su içmeyle ilgili olarak ümmetin geleneği olan bir uygulama daha vardır ki bizlerin değişmez vasıflarından biridir. O da suyu üç yudumda içmek. Sevgili Elçi’nin her sözünde ve her yaptığında bir hikmet olduğu göz önüne getirilecek olursa neden böyle bir tavsiyede bulunduğunu anlamaya gayret etmemiz gerekir. Öncelikle kendisinin de belirttiği gibi suyu deve gibi değil de besmele çektikten sonra dinlene dinlene üç yudumda içmek insanı suya daha çok kandırır ve beden için daha sağlıklı olur. (Muslim, Eşribe, (2028) 123.) Su birden boğazdan aşağı salınmamış olur. Allah Resulü’nün bu konudaki tavsiyesinde dikkatimizi çeken bir hikmet boyutu vardır ki o her şeyden önemlidir. O da şudur: Peygamberimiz zamanında su genelde kırbalarda saklanırdı. Bunların içine her türlü haşeratın düşmesi ihtimal dâhilindeydi. Dolayısıyla kırbayı veya başka bir nesneyi ağzına alan insanın görmediği ve farkında olmadığı haşereyi midesine göndermesi her zaman mümkündü. Nitekim geceleyin uykudan kalkan bir sahabinin ağzını kırbaya dayadığı ve içinden yılan çıktığı zikredilmektedir. (İbn Mace, 3419.) Burada Hz. Peygamber’in kırbaların ve kapların ağzının kapalı tutulması buyruğunun ardındaki hikmetleri zihnimizde canlandırmaya çalışalım. (Muslim, Eşribe, (2012) 97.)

Suyu kullanırken israftan kaçınmak

Kur’an yenilen ve içilen şeylerde israfa kaçılmamasını emreder. (Araf, 7/31.) Son kitabın temsilcisi Hz. Muhammed (s.a.s.) de her konuda olduğu gibi suyun kullanımı konusunda da iktisatlı davranılması hususunun üzerinde durur. Yaşanan bölgenin coğrafi özellikleri de dikkate alındığında onun bu uyarıları çok daha fazla önem arz eder. Kanaatimce, onun direktiflerine bu zamanda her dönemdekinden daha fazla muhtacız. Yağmurların istenilen seviyede seyretmemesi, barajlarda düşen su seviyeleri, oluşan obruklar ve kuruyan göller bizleri bekleyen tehlikelerin habercisi olduğundan Allah’ın Elçisi’nin buyrukları onu daha da yüceltmektedir. Nitekim bir gün abdest almakta olan Sa’d b. Ebî Vakkas’a rastlar. Sa’d suyu dikkatsizce kullanmaktadır. Ona “Nedir bu israf?” diye sitem eder. Şaşıran Sa’d “Abdestte de israf olur mu ki?” diye sorar. Hz. Peygamber ona şöyle cevap verir: “Evet, akarsuyun kenarında abdest alıyor olsan bile.” (İbn Mace, 425.) Böyle buyuran Allah Resulü’nün kendisinin de aşırıya kaçmadan yetecek miktarda su ile abdest aldığını sahabe bizlere haber vermektedir. (Buhari, 199, 201; Muslim, Hayd, (325) 50; Tirmizi, 609.) Allah, peygamberinde bizim için mükemmel bir örneklik olduğunu belirtmektedir. (Ahzab, 33/21.) Bu ayeti kendisine rehber edinenlere düşen görev, su meselesinde de onu takip etmektir.

Merhameti su ile anlatmak

Kur’anımız gibi Efendimiz de ahlaki değerleri anlatırken temsile ve kıssalara çok yer verirdi. Böylece anlattığının zihinlerde daha iyi kalmasını sağladığı gibi vurucu etki yapmasını da temin etmiş olurdu. Onun su merkezli anlatımları bütün hadis mecmuası içinde hatırı sayılır bir yer tutar ve içerdiği mesajlar insanı çarpar. Bunlardan ikisi çok önemlidir:

“Geçmiş dönemlerde bir adam yolda yürürken susar. Bir kuyu bulur ve içine inip su içer. Yukarıya çıktığı zaman dilini çıkarıp susuzluktan toprağı yalamakta olan bir köpek görür. İçinden ‘Zavallı hayvan tıpkı benim gibi susamış.’ diye geçirir ve hemen gerisin geri kuyuya iner. Ayağındaki pabucunu çıkartıp içine su doldurur. Sonra pabucunu ağzına alıp yukarıya çıkarak köpeğe içirir. Allah da bu hareketinden hoşnut kalıp onu bağışlar. Ashab bunun üzerine ‘Ey Allah’ın Resulü! Bizim için hayvanlara yaptığımız iyilikler karşılığında sevap var mıdır?’ diye hayretle sorunca: ‘Her ciğer taşıyan canlı için (yapılan iyilikte) sevap vardır.’ buyurur.” (Buhari, 2363, 2466.)

“Günahkâr bir kadın sıcak bir günde dilini dışarı çıkartmış susuzluktan solumakta olan bir köpek görür. Hemen mestini çıkarıp su çeker ve hayvancağıza içirir. Bu sebeple Allah onu bağışlar.” (Buhari, 3321.)

Belki de bizim bağışlanmamız bir bardak su ikramımızdadır. Kim bilebilir ki?!

Sonuç

Su imkânlarının kısıtlı olduğu bir coğrafyada hadesten taharet için suyu kullanma şartını getiren ve yıkanan azaların kıyamette nurlu olacağını belirten (Buhari, 136.) yüce dinimiz insanların en temel ihtiyaç maddesinden yararlanması hususunda da temel kuralları koymuştur. Hz. Peygamber’in (s.a.s.) devlet düzeni olmayan bir coğrafyaya Kur’an’ın rehberliğinde bu düzeni getirmiş ve yerleştirmiş olması hem son dinin yüceliğini hem de insana verdiği değeri göstermektedir.

Kaynak: Diyanet Aylık Dergi

11 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
Üye Girişi
Aktif Ziyaretçi20
Bugün Toplam1160
Toplam Ziyaret2886094
HADİSLERLE İSLAM DİB
EĞİTİM SUNUMLARI