• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/insanveislam.org/
  • https://plus.google.com/https://www.facebook.com/insanveislam.org//posts
  • https://twitter.com/insanuislam
                
MAKALELER
EĞİTİM ve SUNUM DOSYALARI
VAAZ ARŞİVİ KATEGORİLERİ

Takva Nedir?

TAKVA NEDİR?

 

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا اللَّهَ حَقَّ تُقَاتِهِ وَلَا تَمُوتُنَّ إِلَّا وَأَنْتُمْ مُسْلِمُونَ

“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten nasıl sakınmak gerekiyorsa öylece sakının ve siz ancak Müslümanlar olarak ölün”[1]

 

Takva

Takva; kuvvetli bir himayeye girerek korunmak anlamındadır. Bunun gereği olarak korkmak, kaçınmak, sakınmak ve çekinmek manalarına da gelir. Gerçek koruma, ancak Allah’ın korunmasına girmekle olur.

Takva; “Kişinin itaatte bulunarak nefsini Allah’ın korumasına bırakması ve bu suretle, âhirette zarar ve elem verecek şeylerden kendini iyice korumasıdır»                                                                          

Takvâ, «İnsanı Allah’tan uzaklaştıracak şeylerden uzak durmaktır»

Takvâ, «Nefsin arzularını terk etmek ve yasaklardan uzak durmaktır»

Takva; «Allah’tan korkarak günahlardan kaçınmakta, Allah’ın emir ve yasaklarına uymakta titizlik göstermek, Allah’ın himayesine girmek, emrini tutup azabından korunmaktır”

Bu tanımlardan da anlaşılacağı gibi takvâ kelimesi; mümin insanın, Allah'ın emir ve yasaklarına uyma konusunda titizlik göstermesi, yaşantısının her safhasında ölçülü ve tutarlı, dinî hükümler karşısında duyarlı olması anlamına gelmektedir.

 

Hz. Ali’nin Takvâ tarifi:

أَلتَّقْوَي أَلْخَوْفُ مِنَ الْجَلِيلِ وَالْعَمَلُ بِالتَّنْزِيلِ وَالرِّضَي بِالْقَلِيلِ وَالْإِسْتِعْدَادُ لِيَوْمِ الرَّحِيلِ.

“Takvâ, Allah’tan korkmak, Kur’ân ile amel etmek, aza razı olmak ve göç gününe (âhirete) hazırlanmaktır.”

 

Hz. Ömer’in Takva Tarifi:

Hz.Ömer, takvâ kelimesinin ne anlama geldiğini kendisine sorduğunda Übeyy b. Kâ’b ona şu karşılığı vermiştir:

- Dikenli yolda hiç yürümedin mi?

- Yürüdüm.

- O zaman ne yaptın?

- Paçalarımı sıvayıp dikenlere basmamaya gayret ettim.

- İşte takvâ odur.

 

Takva’nın Dereceleri

Alimler genel olarak takvâyı üç mertebede değerlendirmişlerdir.

Birinci mertebe, insanın ebedi azaptan kendini korumak için Allah’ı inkâr etmekten ve O’na ortak koşmaktan sakınmasıdır.

İkinci mertebe, büyük günah işlemekten ve küçük günahlarda ısrar etmekten uzak durup farzları yerine getirmektir. Dinî ıstılahta takvâ denilince daha çok bu mana kast edilmektedir.

Üçüncü mertebe ise kalbi Hak’tan alıkoyacak her şeyden uzak durup gönlü tamamen Yüce Mevlâ’ya bağlamaktır ki, bu mertebenin üst sınırı yoktur.

 

Takvanın Önemi

 

Kur’ân’a göre takvâ, kişinin Allah katındaki değer ölçüsüdür:

إِنَّ أَكْرَمَكُمْ عِنْدَ اللهِ أَتْقَيكُمْ

Allah katında en değerli olanınız, O’na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır[2].

 

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِنْ تَتَّقُوا اللَّهَ يَجْعَلْ لَكُمْ فُرْقَانًا وَيُكَفِّرْ عَنْكُمْ سَيِّئَاتِكُمْ وَيَغْفِرْلَكُمْ وَاللَّهُ ذُو الْفَضْلِ الْعَظِيمِ

“Ey iman edenler! Eğer Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız O size iyiyi kötü den ayırt edecek bir anlayış verir ve sizin kötülüklerinizi örter, sizi bağışlar”[3]

 

Bir gün Rasulullah’a şöyle soruldu:

أَيُّ النَّاسِ أَفْضَلُ؟

 "En efdal insan kimdir?"

Rasulullah buyurdu ki:

قَالَ: كُلُّ مَخْمُومِ الْقَلْبِ , صَدُوقِ اللِّسَانِ

"Kalbi mahmüm (pak), dili doğru sözlü olan herkes."

فَقَالُوا: صَدُوقُ اللِّسَانِ نَعْرِفُهُ , فَمَا مَخْمُومُ الْقَلْبِ؟

Ashab: "Doğru sözlülüğün ne demek olduğunu biliyoruz. Mahmümu'l-kalb ne demektir?" diye sordu.

Rasulullah:

قَالَ: هُوَ التَّقِيُّ النَّقِيُّ , لَا إِثْمَ فِيهِ , وَلَا بَغْيَ , وَلَا غِلَّ , وَلَا حَسَدَ

"(Mahmüm kalb), Allah'tan korkan tertemiz kalptir, içinde günah yoktur, zulüm yoktur, kin yoktur, hased yoktur" buyurdular.[4]

 

"Rasulullah buyurdular ki:

يَا أَبَا هُرَيْرَةَ كُنْ وَرِعًا، تَكُنْ أَعْبَدَ النَّاسِ، وَكُنْ قَنِعًا، تَكُنْ أَشْكَرَ النَّاسِ، وَأَحِبَّ لِلنَّاسِ مَا تُحِبُّ لِنَفْسِكَ، تَكُنْ مُؤْمِنًا، وَأَحْسِنْ جِوَارَ مَنْ جَاوَرَكَ، تَكُنْ مُسْلِمًا، وَأَقِلَّ الضَّحِكَ، فَإِنَّ كَثْرَةَ الضَّحِكِ تُمِيتُ الْقَلْبَ

"Ey Ebu Hureyre, verâ sahibi ol (şüpheli olan şeylerden kaçın) ki insanların Allah'a en iyi kulluk edeni olasın! Kanaatkârlığı esas al ki insanların Allah'a en iyi şükredeni olasın. Nefsin için sevdiğini insanlar için de sev ki (kâmil) mü'min olasın. Sana komşu olanlara iyi komşuluk et ki (kâmil bir) müslüman olasın. Gülmeyi az yap, zira çok gülmek kalbi öldürür."[5]

Rasulullah buyurdular ki:

 إِنِّى لَأَعْلَمُ آيَةً لَوْ أَخَذَ بِهَا النَّاسُ لَكَفَتْهُمْ {وَمَنْ يَتَّقِ اللَّهَ يَجْعَلْ لَهُ مَخْرَجًا}

Ben bir âyet biliyorum. Eğer insanların hepsi onu tutsaydılar hepsine kâfi gelirdi. "Ve kim Allah'tan korkarsa, Allah o kimseye bir çıkış yolu ihsan eder" (Talak 2)[6]

 

Hz. Ebu Hureyre anlatıyor:

سُئِلَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ عَنْ أَكْثَرِ مَا يُدْخِلُ النَّاسَ الْجَنَّةَ،

 "Rasûlullah’a en ziyade neyin insanları cennete soktuğundan sordular:

فَقَالَ: «تَقْوَى اللَّهِ وَحُسْنُ الْخُلُقِ»،

«Allah'a takva ve güzel ahlak!» buyurdular.

وَسُئِلَ عَنْ أَكْثَرِ مَا يُدْخِلُ النَّاسَ النَّارَ،

Ateşe insanları en çok atan şeyin ne olduğu soruldu.

فَقَالَ: «اَلْفَمُ وَالْفَرْجُ»

«Ağız ve ferc!» buyurdular.[7]

 

Rasulullah şöyle dua ederdi:

أَللَّهُمَّ آتِ نَفْسِي تَقْوَاهَا

Allah'ım! Nefsime takvâsını ver[8]

 

Müttakilerin Özellikleri

ذَلِكَ الْكِتَابُ لَارَيْبَ فِيهِ هُدًى لِلْمُتَّقينَ

O kitap (Kur'an); onda asla şüphe yoktur. O, müttakîler (sakınanlar ve arınmak isteyenler) için bir yol göstericidir.

اَلَّذينَ يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ وَيُقِيمُونَ الصَّلَوةَ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ

Onlar gayba inanırlar, namaz kılarlar, kendilerine verdiğimiz mallardan Allah yolunda harcarlar.[9]

 

اِنَّ الَّذِينَ اتَّقَوْا اِذَا مَسَّهُمْ طَائِفٌ مِنَ الشَّيْطَانِ تَذَكَّرُوا فَاِذَا هُمْ مُبْصِرُونَ

Takvâya erenler var ya, onlara şeytan tarafından bir vesvese dokunduğunda (Allah'ın emir ve yasaklarını) hatırlayıp hemen gerçeği görürler.[10]

 

İmam Malik anlatıyor:

بَلَغَنِي أَنَّ رَجُلًا مِنْ بَعْضِ الْفُقَهَاءِ كَتَبَ إِلَى ابْنِ الزُّبَيْرِ يَقُولُ: «أَلَا إِنَّ لِأَهْلِ التَّقْوَى عَلَامَاتٌ يُعْرَفُونَ بِهَا، ويَعْرِفُونَهَا مِنْ أَنْفُسِهِمْ:

"Bana ulaştığına göre, bir adam İbnu'z-Zübeyr’e şöyle yazdı: "Haberiniz olsun: Takva ehlinin bir kısım alâmetleri vardır ki, bunlar sayesinde kendileri bilinebilir, onlar da bunları bilirler:

مَنْ رَضِيَ بِالْقَضَاءِ، وَصَبَرَ عَلَى الْبَلَاءِ، وَشَكَرَ عَلَى النَّعْمَاءِ، وصَدَقَ فِي اللِّسَانِ، وَوَفَى بِالْوَعْدِ وَالْعَهْدِ، وَتَلَا لِأَحْكَامِ الْقُرْآنِ...

Şöyle ki müttakî: (İhtilaf halinde) verilen hükme razı olur, -Nimetlere şükreder, -Belâya sabreder, -Dilinden doğru çıkar, -Kur'ân'ın ahkâmını kendine yol yapar.[11]

 

Nasıl Müttaki Olunur?

Rasulullah buyurdu ki:

اَلْحَلاَلُ بَيِّنٌ، وَالْحَرَامُ بَيِّنٌ، وَبَيْنَهُمَا مُشَبَّهَاتٌ لَا يَعْلَمُهَا كَثِيرٌ مِنَ النَّاسِ،

Şurası muhakkak kiharamlar apaçık bellidir. Helaller de apaçık bellidir. Bu ikisi arasında (haram veya helal olduğu) şüpheli olanlar vardır. İnsanların çoğu bunu bilmez.

فَمَنِ اتَّقَى الْمُشَبَّهَاتِ اِسْتَبْرَأَ لِدِينِهِ وَعِرْضِهِ، وَمَنْ وَقَعَ فِي الشُّبُهَاتِ: كَرَاعٍ يَرْعَى حَوْلَ الْحِمَى، يُوشِكُ أَنْ يُوَاقِعَهُ،

Bu durumda kim şüpheli şeylerden kaçınırsa, dinini de ırzını da korumuş olur. Kim de şüpheli şeylere düşerse, harama düşmüş olur. Tıpkı koruluğun çevresinde sürüsünü otlatan çoban gibi ki, her an koruluğa girebilecek durumdadır.

أَلَا وَإِنَّ لِكُلِّ مَلِكٍ حِمًى، أَلَا إِنَّ حِمَى اللَّهِ فِي أَرْضِهِ مَحَارِمُهُ،

Bilesiniz ki, her hükümdarın bir koruluğu vardır. Allah’ın koruluğu da haramlarıdır.

أَلَا وَإِنَّ فِي الْجَسَدِ مُضْغَةً: إِذَا صَلَحَتْ صَلَحَ الْجَسَدُ كُلُّهُ، وَإِذَا فَسَدَتْ فَسَدَ الْجَسَدُ كُلُّهُ، أَلَا وَهِيَ الْقَلْبُ

Bilesiniz ki beden de bir et parçası vardır. Eğer o sağlıklı olursa bedenin tümü sağlıklı olur. Eğer o bozulursa,  bedenin tümü bozulur. Bilesiniz ki o kalptir.”[12]

 

Rasulullah buyurdu ki:

«لَا تَحَاسَدُوا، وَلَا تَنَاجَشُوا، وَلَا تَبَاغَضُوا، وَلَا تَدَابَرُوا، وَلَا يَبِعْ بَعْضُكُمْ عَلَى بَيْعِ بَعْضٍ،

Birbirinize haset etmeyin. Kendiniz almak istemediğiniz halde diğerini zarara sokmak için bir malı övüp fiyatını artırma yarışına kalkışmayın. Birbirinize buğz etmeyin. Birbirinize yüz çevirip arka dönmeyin. Sizden bazınız diğer bazınızın alış verişi üzerine alış verişe girişmesin.

وَكُونُوا عِبَادَ اللهِ إِخْوَانًا اَلْمُسْلِمُ أَخُو الْمُسْلِمِ، لَا يَظْلِمُهُ وَلَا يَخْذُلُهُ، وَلَا يَحْقِرُهُ التَّقْوَى هَاهُنَا» وَيُشِيرُ إِلَى صَدْرِهِ ثَلَاثَ مَرَّاتٍ

Ey Allah'ın kulları! Birbirinizle kardeşler olunuz. Müslüman Müslümanın kardeşidir. Müslüman Müslüman'a zulmetmez. Yardıma muhtaç olduğu zamanda onu yalnız ve yardımcısız bırakmaz. Onu hor ve hakir görmez. Takva işte budur.”

Rasulullah (a.s) "takva işte budur" sözünü üç defâ tekrarlamış ve her seferinde de eli ile göğsüne işaret etmiştir.[13]

 

Müttakilerin Ahiretteki Mükafatı

زُيِّنَ لِلنَّاسِ حُبُّ الشَّهَوَاتِ مِنَ النِّسَاءِ وَالْبَنِينَ وَالْقَنَاطِيرِ الْمُقَنطَرَةِ مِنَ الذَّهَبِ وَالْفِضَّةِ وَالْخَيْلِ الْمُسَوَّمَةِ وَالْأَنْعَامِ وَالْحَرْثِ ذَلِكَ مَتَاعُ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَاللَّهُ عِنْدَهُ حُسْنُ الْمَآبِ

Nefsanî arzulara, (özellikle) kadınlara, oğullara, yığın yığın biriktirilmiş altın ve gümüşe, salma atlara, sağmal hayvanlara ve ekinlere karşı düşkünlük insanlara çekici kılındı. Bunlar, dünya hayatının geçici menfaatleridir. Halbuki varılacak güzel yer, Allah'ın katındadır.

قُلْ أَؤُنَبِّئُكُم بِخَيْرٍ مِنْ ذَلِكُمْ لِلَّذِينَ اتَّقَوْا عِنْدَ رَبِّهِمْ جَنَّاتٌ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا وَأَزْوَاجٌ مُطَهَّرَةٌ وَرِضْوَانٌ مِنَ اللَّهِ وَاللَّهُ بَصِيرٌ بِالْعِبَادِ

 (Resûlüm!) De ki: Size bunlardan daha iyisini bildireyim mi? Takvâ sahipleri için Rableri yanında, içinden ırmaklar akan, ebediyyen kalacakları cennetler, tertemiz eşler ve (hepsinin üstünde) Allah'ın hoşnutluğu vardır. Allah kullarını çok iyi görür.[14]

 

جَنَّاتُ عَدْنٍ يَدْخُلُونَهَا تَجْرِى مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ لَهُمْ فِيهَا مَا يَشَاؤُنَ كَذَلِكَ يَجْزِى اللَّهُ الْمُتَّقِينَ () اَلَّذِينَ تَتَوَفَّيهُمُ الْمَلَائِكَةُ طَيِّبِينَ يَقُولُونَ سَلَامٌ عَلَيْكُمُ ادْخُلُوا الْجَنَّةَ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ

(O yurt,) girecekleri, zemininden ırmaklar akan Adn cennetleridir. Onlar için orada kendilerine diledikleri her şey vardır. İşte Allah, takvâ sahiplerini böyle mükâfatlandırır. (Onlar,) meleklerin, "Size selâm olsun. Yapmış olduğunuz (iyi) işlere karşılık cennete girin" diyerek tertemiz olarak canlarını aldıkları kimselerdir.[15]

 

وَسَارِعُوا إِلَى مَغْفِرَةٍ مِنْ رَّبِّكُمْ وَجَنَّةٍ عَرْضُهَا السَّمَاوَاتُ وَالأَرْضُ أُعِدَّتْ لِلْمُتَّقِينَ

“Rabbinizin bağışlamasına ve genişliği göklerle yer arası kadar olup, Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için hazırlanmış bulunan cennete koşun”[16]

Hazırlayan: Mehmet ERGÜN / Vaiz


[1] Al-i İmran, 3/102.

[2] Hucurat, 49/13.

[3] Enfal, 8/29.

[4] İbn Mace.

[5] İbn Mace.

[6] İbn Mace, Darimi.

[7] Tirmizi.

[8] Müslim.

[9] Bakara, 2/2-3.

[10] Araf, 7/201.

[11] Camiu’l-Usul.

[12] Buhari, Müslim.

[13] Müslim.

[14] Al-i İmran, 3/14-15.

[15] Nahl, 16/31-32.

[16] Al-i İmran, 3/133.



Aktif Ziyaretçi12
Bugün Toplam1754
Toplam Ziyaret775228