• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/insanveislam.org/
  • https://plus.google.com/https://www.facebook.com/insanveislam.org//posts
  • https://twitter.com/insanuislam
                
MAKALELER
EĞİTİM ve SUNUM DOSYALARI
VAAZ ARŞİVİ KATEGORİLERİ

Yemin ve Çeşitleri

YEMİN ve ÇEŞİTLERİ

 

Anlamı:

Sözlükte kuvvet, sağ taraf, sağ el, and içmek, kasem gibi anlamlara gelir

Dinî bir kavram olarak, “bir kimsenin Allâh’ın adını veya sıfatını zikrederek sözünü kuvvetlendirmesi” demektir.

 

Kuran’da Yeminin Önemi:

وَأَوْفُوا بِعَهْدِ اللَّهِ إِذَا عَاهَدْتُمْ وَلَا تَنْقُضُوا الْأَيْمَانَ بَعْدَ تَوْكِيدِهَا وَقَدْ جَعَلْتُمُ اللَّهَ عَلَيْكُمْ كَفِيلًا إِنَّ اللَّهَ يَعْلَمُ مَا تَفْعَلُونَ

"Antlaşma yaptığınız zaman, Allah’a karşı verdiğiniz sözü yerine getirin. Allah’ı kendinize kefil kılarak pekiştirdikten sonra yeminleri bozmayın. Şüphesiz Allah yaptıklarınızı bilir.

وَلَا تَكُونُوا كَالَّتِي نَقَضَتْ غَزْلَهَا مِنْ بَعْدِ قُوَّةٍ أَنْكَاثًا تَتَّخِذُونَ أَيْمَانَكُمْ دَخَلًا بَيْنَكُمْ أَنْ تَكُونَ أُمَّةٌ هِيَ أَرْبَى مِنْ أُمَّةٍ إِنَّمَا يَبْلُوكُمُ اللَّهُ بِهِ وَلَيُبَيِّنَنَّ لَكُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ مَا كُنْتُمْ فِيهِ تَخْتَلِفُونَ

Bir topluluk diğer bir topluluktan daha (güçlü ve) çoktur diye yeminlerinizi aranızda bir hile ve fesat sebebi yaparak, ipliğini iyice eğirip büktükten sonra (tekrar) çözüp bozan kadın gibi olmayın. Allah bununla sizi ancak imtihan eder. Hakkında ayrılığa düştüğünüz şeyleri kıyamet günü size elbette açıklayacaktır"[1]

 

Yeminin Hükümleri:

لَا يُؤَاخِذُكُمُ اللَّهُ بِاللَّغْوِ فِي أَيْمَانِكُمْ وَلَـكِنْ يُؤَاخِذُكُم بِمَا عَقَّدْتُمُ الْأَيْمَانَ

“Allah, boş bulunarak ettiğiniz yeminlerle sizi sorumlu tutmaz. Ama bile bile yaptığınız yeminlerle sizi sorumlu tutar.

فَكَفَّارَتُهُ إِطْعَامُ عَشَرَةِ مَسَاكِينَ مِنْ أَوْسَطِ مَا تُطْعِمُونَ أَهْلِيكُمْ أَوْ كِسْوَتُهُمْ أَوْ تَحْرِيرُ رَقَبَةٍ

Bu durumda yeminin keffareti, ailenize yedirdiğinizin orta hallisinden on yoksulu doyurmak yahut onları giydirmek ya da bir köle azat etmektir.

فَمَنْ لَمْ يَجِدْ فَصِيَامُ ثَلاَثَةِ أَيَّامٍ ذَلِكَ كَفَّارَةُ أَيْمَانِكُمْ إِذَا حَلَفْتُمْ وَاحْفَظُوا أَيْمَانَكُمْ كَذَلِكَ يُبَيِّنُ اللَّهُ لَكُمْ آيَاتِهِ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ

Kim (bu imkanı) bulamazsa onun keffareti üç gün oruç tutmaktır. İşte yemin ettiğiniz vakit yeminlerinizin keffareti budur. Yeminlerinizi tutun. Allah size âyetlerini işte böyle açıklıyor ki şükredesiniz”.[2]

 

Yemin-i Lağv:

 

Bir şeyin öyle olduğu zannedilerek veya ağız alışkanlığıyla yapılan yemindir.

Kişinin birini görmediği halde gördüğünü zannederek “vallahi gördüm” demesi böyledir. Ayrıca sözünü kuvvetlendirme niyeti bulunmaksızın, yemin kastı olmaksızın yemin sözlerini söylemek de yemîn-i lağv olarak kabul edilmiştir.

Bu şekilde yapılan yeminden dolayı keffaret gerekmez. (Mâide 5/89). Bununla birlikte, ağız alışkanlığıyla konuşurken ikide bir yemin edenlerin bu alışkanlıklarından vazgeçmek için çalışmaları gerekir.

 

Yemin-i Gamus:

 

Geçmiş zamanda meydana gelmeyen bir işin olduğuna veya yapılan bir şeyin olmadığına bilerek yalan yere yemin etmektir.

Bu yemin büyük günah olup, sahibini günaha daldırdığı için bu isim verilmiştir. Bilerek ve Allâh’ın adını anarak yalan yere yapılan yeminin bağışlanması için keffaret yeterli olmadığından; keffâret vacip kılınmamıştır.

Gamûs yemîni yapan kimsenin gerçekten pişman olarak ve bir daha böyle bir hataya düşmemek üzere Allah’tan af dilemesi gerekir. Yalan yere yaptığı yemin sebebiyle başkasının hakkının zayi olmasına sebep oldu ise, bu zararı tazmîn edip onlardan helallik istemelidir.

 

Bile Bile Yalan Yere Yemin Etmenin Kötülüğü:

 

إِنَّ الَّذِينَ يَشْتَرُونَ بِعَهْدِ اللَّهِ وَأَيْمَانِهِمْ ثَمَنًا قَلِيلًا أُولَـئِكَ لَا خَلَاقَ لَهُمْ فِي الْآخِرَةِ وَلَا يُكَلِّمُهُمُ اللَّهُ وَلَا يَنْظُرُ إِلَيْهِمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَلَا يُزَكِّيهِمْ وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ

"Şüphesiz, Allah’a verdikleri sözü ve yeminlerini az bir karşılığa değişenler var ya, işte onların ahirette bir payı yoktur. Allah kıyamet günü onlarla konuşmayacak, onlara bakmayacak ve onları temizlemeyecektir. Onlar için elem dolu bir azap vardır"[3]

"Rasulullah buyurdular ki:

مَنِ اقْتَطَعَ حَقَّ امْرِئٍ مُسْلِمٍ بِيَمِينِهِ فَقَدْ أَوْجَبَ لَهُ النَّارَ، وَحَرَّمَ اللَّهُ تَعَالَى عَلَيْهِ الْجَنَّةِ.

"Kim Müslüman bir kimsenin hakkını, yemini ile ele geçirirse artık onun için cehennem vacib olmuştur. Allah ona cenneti haram kılmıştır."

قَالُوا: وَلَوْ شَيْئًا يَسِيرًا يَا رَسُولَ اللَّهِ؟

"Ey Allah'ın Resulü! Az bir şey olsa da mı?"  diye sordular.

قَالَ: وَلَوْ كَانَ قَضِيبًا مِنْ أَرَاكٍ

"Misvak ağacından bir çubuk bile olsa!" cevabını verdi.“[4]

 

"Rasulullah buyurdular ki:

مَنْ حَلَفَ عَلَى مَالِ امْرِءٍ مُسْلِمٍ بِغَيْرِ حَقِّهِ لَقِىَ اللَّهَ وَهُوَ عَلَيْهِ غَضْبَانُ

"Kim Müslüman bir kimsenin malı hakkında yalan yere yemin ederse, Allah'la karşılaştığında O'nu kendisine karşı gadablanmış bulur!“[5]

******

Rasûlullah buyurdular ki:

اَلْحَلِفُ مُنَفِّقَةٌ لِلسِّلْعَةِ مُمْحِقَةٌ لِلْبَرَكَةِ

Yemin, malın sürümünü artırır; fakat kazancın bereketini giderir.[6]

 

Rasulullah şöyle buyurdu:

‏الْكَبَائِرُ اَلْإِشْرَاكُ بِاللَّهِ، وَعُقُوقُ الْوَالِدَيْنِ، وَقَتْلُ النَّفْسِ، وَالْيَمِينُ الْغَمُوسُ ‏‏‏

"Büyük günahlar şunlardır: Allah'a ortak koşmak, ana babaya itaatsizlik etmek, haksız yere bir kimseyi öldürmek ve yalan yere yemin etmek."[7]

 

"Rasulullah buyurdular ki:

مَنْ حَلَفَ عَلَى يَمِينٍ مَصْبُورَةٍ  كَاذِبًا فَلَيَتَبَوَّأُ بِوَجْهِهِ مَقْعَدَهُ مِنَ النَّارِ.

"Kim, (mahkeme gereği,  yapması icabeden) bir yeminde yalan yere yemin ederse bu yemini sebebiyle cehennemdeki yerini hazırlamış olur"[8]

 

Rasulullah buyurdular: "Allah dedi ki:

ﺛَﻼَثَةٌ أَنَا خَصْمُهُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ: رَجُلٌ أعْطَى بِي ثُمَّ غَدَرَ، وَرَجُلٌ بَاعَ حُرًّا فَأكَلَ ثَمَنَهُ، وَرَجُلٌ اِسْتَأْجَرَ أَجِيرًا فَاسْتَوُفَى مِنْهُ وَلَمْ يُعْطِهِ أَجْرَهُ

"Üç kişi vardır, kıyamet günü ben onların hasmıyım: "Benim adıma (yemin) edip sonra gadreden kimse, hür bir kimseyi satıp parasını yiyen kimse, bir işçiyi ücretle tutup çalıştırdığı halde, ücretini vermeyen kimse".[9]

 

Yemin-i Mün’akide:

 

Mümkün olan ve geleceğe ait bir şeyi yapmak veya yapmamak üzere yapılan yemindir. Bir kimsenin şu işi yapacağım veya yapmayacağım diye yemin etmesi böyledir.

Yeminin sahih olması için yemin edenin akıllı, buluğ çağına erişmiş ve müslüman olması gerekir. Ayrıca bu sözüyle yemini kastetmiş olmalıdır. Bunun yanında yeminin Allâh’ın isimlerinden biriyle veya O’nun sıfatlarıyla yapılmış olması gerekir. Allâh ve sıfatları dışında başka şeylere yapılan yemin, bu yemin kapsamına girmez.

Bu yemin ileride yapılacak bir işe Allâh’ın şahit tutulması olduğundan, yerine getirilmelidir. Yerine getirilmemesi halinde yemin bozulmuş olur; keffâret ödenmesi gerekir.

 

Kötü Bir İş Yapmak Üzere Yemin Edilmemelidir:

 

وَلَا تَتَّخِذُوا أَيْمَانَكُمْ دَخَلًا بَيْنَكُمْ فَتَزِلَّ قَدَمٌ بَعْدَ ثُبُوتِهَا وَتَذُوقُوا الْسُّوءَ بِمَا صَدَدْتُمْ عَنْ سَبِيلِ اللَّهِ وَلَكُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌ

“Yeminlerinizi aranızda hile ve fesat sebebi yapmayın. Sonra sağlamca bastıktan sonra ayak(larınız) kayar da Allah yolundan sapmanız sebebiyle kötü azabı tadarsınız. (Ahirette de) sizin için büyük bir azap vardır”.[10]

 

"Rasûlullah buyurdular ki:

مَنْ حَلَفَ عَلَى يَمِينٍ فَرَأَى غَيْرَهَا خَيْرًا مِنْهَا فَلْيُكَفِّرْ عَنْ يَمِينِهِ وَلْيَفْعَلِ الَّذِى هُوَ خَيْرٌ مِنْهُ

"Kim bir şey hususunda yemin eder, sonra da hilafını daha hayırlı görürse, derhal kefâret vererek yemininden vazgeçsin ve yemin ettiği husustan daha hayırlı olanı yapsın".[11]

 

Rasulullah buyurdu ki:

وَاللهِ لَأَنْ يَلَجَّ أَحَدُكُمْ بِيَمِينِهِ فِي أَهْلِهِ، آثَمُ لَهُ عِنْدَ اللهِ مِنْ أَنْ يُعْطِيَ كَفَّارَتَهُ الَّتِي فَرَضَ اللهُ

"Allah'a yemin olsun ki, bir kişinin ailesine eziyet verecek yemininde ısrar etmesi, Allah katında yeminini bozup da Allah'ın farz kıldığı kefareti vermesinden daha büyük günahtır"[12]

 

Farz veya vacip olan bir şeyi yapmamaya; haram ve günah olan bir şeyi yapmaya edilen yeminin yerine getirilmeyip keffâret verilmesi gerekir.

Mendûb olan bir şeyi yapmamaya veya mekrûh olan bir şeyi yapmaya yemin eden kimsenin yeminini bozup keffâret vermesi daha uygundur.

Mubah konularda yapılan yeminlerde ise, yeminin bozulmaması gerekir. Şayet yeminini bozar ise keffâret vermesi gerekir.

Yeminin bilerek veya unutarak ya da baskı altında bozulması arasında fark yoktur; keffâret verilmesi gerekir.

 

Yemin Etme Şekli:

 

İbnu Abbas anlatıyor: "Rasulullah yemin teklif ettiği bir kimseye şöyle söyledi:

اِحْلِفْ بِاللَّهِ الَّذِي لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ مَالَهُ عِنْدَكَ شَيْءٌ، يَعْنِي لِلْمُدَّعِي

"Haydi! Kendinden başka ilah olmayan Allah'a kasem ederek o kimsenin yani iddia sahibinin sende hiçbir şeyi olmadığına yemin et!“[13]

 

İbnu Ömer anlatıyor: Rasulullah, Hz. Ömer'in, babasını zikrederek yemin ettiğini işitince şöyle buyurdu:

إنَّ اللَّهَ يَنْهَاكُمْ أَنْ تَحْلِفُوا بِآبَائِكُمْ، فَمَنْ كَانَ حَالِفًا فَلْيَحْلِفْ بِاللَّهِ أوْ لِيَصْمُتْ

"Allah Teala hazretleri, sizleri babanızı zikrederek yemin etmekten nehyetti. Öyleyse kim yemin edecekse Allah'a yemin etsin veya sussun"[14]

 

Büreyde anlatıyor: "Rasulullah buyurdular ki:

مَنْ حَلَفَ فَقَالَ: إنِّي بَرِئٌ مِنَ الْاِسْلَامِ فَإنْ كَانَ كَاذِبًا فَهُوَ كَمَا قَالَ. وَإنْ كَانَ صَادِقًا فَلَنْ يَرْجِعَ إِلَى الْاِسْلَامِ سَالِمًا

"Kim yemin eder ve "...İslam'dan berî olayım!" derse, eğer sözünde yalancı ise, dediği gibi olur, yalancı değil de gerçeği söylemişse İslam'a salim olarak dönemeyecektir.“[15]

 

Yemin İle İlgili Hükümler:

 

Yemin ya: ‘Vallahi, Billâhi, Tallahi’ denilmekle Allah'ın zatına veya Allah'a yemin edilmesi âdet haline gelen ‘Rahman ve Rahim’ gibi mübarek isimlerinden birine veya ‘Allah'ın izzeti ve kudreti’ gibi sıfatlarından birine and içmekle olur.

Allah’tan ve O'nun sıfatlarından başka şeylere, mesela peygamberlere, yaratıklardan birinin başına ve hayatına yemin edilmez. ‘Kasem ederim’, ‘Yemin ederim’, ‘Şehadet ederim’, ‘Allah ile ahd olsun’, ‘Üzerime yemin olsun’, ‘Üzerime ahd olsun’ sözleri de birer yemin sayılır.

Allah’ın isim ve sıfatları söylenmeden yemin amacıyla kullanılan bir takım ifadelerin yemin sayılabilmesi için toplumun örfü ölçü alınmaktadır. Bu bakımdan toplumumuzda kullanılan ‘Kur’an çarpsın, Kabe hakkı için, ekmek çarpsın’ gibi sözlerin de yemin olarak değerlendirilmesi ve bu şekilde yapılan yeminler bozulduğu takdirde keffaret ödenmesi gerekir.

Aynı şekilde İslâm terbiye ve âhlâkına son derece aykırı olmakla birlikte ‘Şöyle yaparsam kâfir olayım’ yahut ‘Yahudi, Hıristiyan olayım’, yahut ‘Allah'ın kulu, Peygamberim ümmeti olmayayım’, yahut ‘Kıblesi başka tarafa olanlardan olayım’ yahut ‘Allah ruhumu imansız alsın’ yahut ‘Peygamberin ümmetinden olmayayım’ gibi sözleri yemin maksadı ile söyleyen kişi bu sözlerle yemin etmiş olur. Bu gibi sözlerden sakınmak gerekir. Ağzından böyle bir söz çıkan kişi, hemen tevbe edip Yüce Allah’tan af ve bağışlanma dilemelidir.

Yemin, Allah'ın isim ve sıfatlarından birine ant içmekle yapıldığı için bir şeyi yapmamak için vallahi, billahi ve benzeri bir sözle yemin eden bir kimsenin yaptığı yemine uyması gerekir. Ancak, yeminine uyduğu takdirde, bir vazife veya bir iyiliğin yapılmaması gibi bir şey söz konusu ise yemin bozulur, sonra da keffareti ödenir.

Yeminin şakası olmaz. Yeminin ciddisi de şakası da geçerli olur. Bu bakımdan şaka ile de olsa yemin etmemelidir. Yeminlerin hükmü, örfte kullanılan sözlere göredir. Yemin edenin maksad ve niyetine göre değildir.

 

Yeminin Geçerli Olma Şartları:

 

Yemin eden kimsenin akıllı ve bülûğa ermiş olması şarttır. Delinin ve çocuğun yemini sahih olmaz. Müslüman olmak! Kâfirin yemini sahih olmaz. Hatta bir kimse kâfir iken yemin etse, daha sonra müslüman olarak, yeminini bozsa keffâret gerekmez

Yeminde hürriyet şart değildir. Kölenin yemini de sahihtir.

Yeminde, ihtiyar da şart değildir. Latife olsun diye yemin eden kimsenin yemini de sahihtir.

Yemin; istisnâdan hâli olmalıdır. Bir kimse sözüne (Hiç ara vermeden) "İnşaallah" veya "İllâ en yeşâallah" veya benzeri bir lâfız ilâve ederse, yemin sahih olmaz. Çünkü bunlar; hükmü dilemeye bırakır, kat'iyyeti ortadan kaldırır.

Bir Kimse Birden Çok Yemini Bozarsa, Her Bir Yemin İçin Ayrı Ayrı Mı Yoksa Hepsi İçin Bir Keffaret Mi Ödemelidir?

Birden çok yemin edip sonra da bozmanın, çeşitli şekilleri vardır:

İster peş peşe olsun isterse farklı zamanlarda, birden çok yemin edilerek, her bir yeminde diğerinden farklı bir işin yapılması veya yapılmamasından söz edilmesi durumunda, fıkıh bilginlerinin çoğunluğuna göre her bir yeminin ihlalinden dolayı ayrı ayrı keffâret gerekir. Mesela, “Vallahi (Allah’a yemin ederim ki) şu kimsenin evine girmeyeceğim”, “Vallahi onunla konuşmayacağım” şeklinde söylenen sözlerin her biri ayrı birer yemindir. Yemin bozulup söz konusu kişinin evine girilmesiyle ayrı bir keffâret, o kişiyle konuşmakla başka bir keffâret gerekir. Bu durumda bir keffâretin yeterli olacağı şeklindeki bir görüş, Ahmed b. Hanbel’e ve İmam Muhammed’e nispet edilmiş, bazı fıkıh kitaplarında ve ilmihallerde de yer almışsa da (İbn Âbidîn, Reddu’l-muhtâr, V, 486) bu nakil, başta erken dönem kaynakları olmak üzere diğer Hanefî kaynaklarında yer almayan ve sıhhatinde bazı kuşkular bulunan bir nakildir. Din İşleri Yüksek Kurulu da 28. 05. 1952 tarihinde, böyle bir yeminin bozulması durumda her bir yemin için ayrı keffaret ödeneceği yönünde fetva vermiştir.

 

Bir yemin cümlesinde, adına yemin edilen Allah Teâlâ’nın ismi bir defa zikredilmekle beraber, yapılması veya yapılmaması söz konusu edinilen işler sayıca birden fazla olursa, bunların hepsi birden ihlal edilse bile bir keffâret yeterlidir. Mesela, “Vallahi şunu yemeyeceğim, şunu içmeyeceğim” diyen kimse, hem yiyerek hem de içerek verdiği söze aykırı davranırsa, sadece bir keffâret gerekir.

Bir yemin cümlesinin tamamı birden fazla mesela, “Vallahi şu işi yapmayacağım, “Vallahi şu işi yapmayacağım” şeklinde tekrar edilir ve sonra da bu yemin bozulursa; Hanefî mezhebinde kabul gören görüşe göre, ne kadar tekrar edildiyse o kadar sayıda keffâret gerekir. Böyle bir yemin tekrarının aynı zaman ve ortamda veya farklı zaman ve ortamlarda yapılması hükmü değiştirmez. Malikî, Şâfiî ve Hanbelî mezheplerinde kabul gören görüşlere göre ve bazı Hanefilere göre ise bir keffâret yeterlidir.

 

Bir yemin cümlesinde, yemin konusu olan iş bir defa zikredilmekle beraber, adına yemin edilen Allah’ın ismi tekrar edilir veya O’nun birden fazla ismi kullanılırsa, bazı Hanefî fıkıh bilginlerine göre, arada atıf harfi (bağlaç) kullanılarak yapılan her tekrar, ayrı bir yemin sayılır ve yemin bozulduğunda ayrı ayrı keffâret gerekir. Başta İmam Muhammed olmak üzere bazı Hanefî fıkıh bilginleri ile Malikî, Şâfiî ve Hanbelî mezheplerindeki fıkıh bilginlerin çoğunluğuna göre ise arada bağlaç bulunsun bulunmasın bu tek bir yemin sayılır ve bozulması durumunda bir keffâret yeterlidir (Sahnûn, Müdevvene, Beyrut 1994, I, 589; İbn Kudâme, Riyad 1997, Muğnî, XIII, 473-474; Kâsânî, Bedâiu’s-sanâi’, Beyrut 1993, III, 9-10).

 

“Sana Sütümü Helal Etmem, Hakkımı Helal Etmem” Şeklinde Söylenen Sözler Bağlayıcı Mıdır, Bir Sorumluluk Gerektirir Mi?

Bir anne veya babanın, isyankâr bir çocuğuna karşı “sana sütümü/hakkımı helal etmem” ve benzeri sözleri, ileriye dönük bir korkutmadan ibarettir. Ebeveynlerin sırf kendi istek ve arzularının yerine getirilmesi için çocukları üzerinde haksız yere manevi baskı kurmaları ve onların şahsiyetlerine saygı göstermemeleri doğru değildir. Esasen bu tür sözler hiçbir hüküm de ifade etmez.

Öte yandan çocukların, anne ve babaya karşı dinî görevlerinden biri de, meşru işlerde onlara karşı isyan etmemek ve daima saygı göstermektir. Anne-babalar tarafından, “sana sütümü/hakkımı helal etmem” gibi korkutmalar söz konusu olmasa bile, çocukların anne-babalarına karşı saygı göstermesi dinî bir gerekliliktir. Bu konudaki bağlayıcılık:

“(Rabbin), anaya-babaya iyi davranmanızı kesin olarak emretti. Eğer onlardan biri, ya da her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa, sakın onlara “öf! “ bile deme; onları azarlama; onlara tatlı ve güzel söz söyle” (İsrâ, 17/23) ayetiyle ve benzeri ayet ve hadislerle sabittir.

Hazırlayan: Mehmet ERGÜN / Vaiz


[1] Nahl, 16/91-92.

[2] Maide, 5/89.

[3] Al-i İmran, 3/77.

[4] Müslim.

[5] Buhari, Müslim.

[6] Buhari, Müslim.

[7] Buhari.

[8] Ebu Davud.

[9] Buhari.

[10] Nahl, 16/94.

[11] Müslim, Tirmizi.

[12] Müslim.

[13] Ebu Davud.

[14] Buhari, Müslim.

[15] Ebu Davud, Nesai.



Aktif Ziyaretçi8
Bugün Toplam815
Toplam Ziyaret737664