• https://www.facebook.com/insanveislam.org/
  • https://twitter.com/insanuislam
MAKALELER
VAAZ ARŞİVİ
DİYANET FETVALARI

Bir müslümanın tarikata girmesi şart mıdır?

Bir müslümanın tarikata girmesi şart mıdır?

 

Bir Müslümanın dinî görevlerini yerine getirmesi için herhangi bir tarikata girmesi veya bir şeyhe bağlanması emredilmiş değildir. “Şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır.” gibi sözlerin gerçekle bir ilgisi yoktur. Ne Allah’ın kitabında, ne de Peygamberin (s.a.s.) sünnetinde bu tür bir emir ve tavsiye bulunmamaktadır. Kur’an-ı Kerim bunun örnekleriyle doludur. Zaten tevhidin anlamı da budur, aksi halde insan her an şirkle karşı karşıya kalabilir. Kur’an-ı Kerim’de: “De ki: “Ben de ancak sizin gibi bir insanım, (Ne var ki) bana, ‘Sizin ilah’ınız ancak bir tek ilâhtır” diye vahyolunuyor. Kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa yararlı bir iş yapsın ve Rabbine ibadette kimseyi ortak koşmasın.” (Kehf, 54/110) buyrulmaktadır.

 

Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.)’in önderliğinde O’nun seçkin ashabı tabiin ve büyük İslâm âlimleri, müctehidleri ve mutasavvıfları tevhid yolunu izleyerek huzuru, İlâhî aşkı hep Kur’an’ın “tezkiye”, sünnetin “ihsan” kelimelerinde ifadesini bulan zühd ve takva ile Allah’a en iyi kul olma mutluluğuna ermişlerdir.

 

Ünlü İslâm bilginlerinden Necmüddin Kübrâ’nın ifadesiyle Allah’a giden yolların sayısı, kulların nefeslerinin adedi kadardır. Yani Allah’a ulaşmak isteyen insanların, Allah’a ulaşmak için hiçbir aracıya, hiçbir kula bağlanması şart değildir. Bir Müslümanın araya herhangi bir vasıta koymadan doğrudan doğruya Allah’ın kitabına ve Hz. Peygamber (s.a.s.)’in sünnetine müracaat etmesi yeterlidir. Çünkü dinimizin yegane kaynağı Kur’an ile Kur’an’ın açıklama ve uygulamasında bize ışık tutan Hz. Peygamber (s.a.s.)’in sünnetidir. Bu iki kaynaktan yararlanma konusunda uzmanlaşmış kişilerin bilgilerine de başvurulabilir.

 

Bundan dolayı bir Müslümanın tarikatlara girme, bir şeyhe rabıta yapma gibi dinî bir vecibesi yoktur. Nitekim hiçbir sahabi Rasûlüllah (s.a.s.)’ı aracı kılarak rabıta yapmadığı gibi, hiçbir tabiide sahabeyi aracı kılarak rabıta yapmamıştır. Ancak Tasavvuf, İslam Tarihinde asırlardan beri süregelen bir manevi eğitim hareketi olarak Müslümanların bir kısmının hayatına girmiştir. İslam’ın çeşitli ülkelere, bilhassa Anadolu’ya yayılmasında büyük fonksiyon icra etmiştir. Şu kadar var ki zamanla bu harekette çeşitli etkenlerle önemli sapmaların vuku bulduğu da inkar edilemez bir gerçektir. Neticede bu hareket, küfür sınırından İslam’ı mükemmel bir şekilde yaşamaya çalışanlara kadar çok geniş bir yelpazeye yayılmıştır. Bunun için İslam alimleri, dinî ölçülere uymayan, Kitap ve Sünnet’e ters düşen bir Tasavvuf hareketini reddetmişler, İslamî ölçüler içinde kalanlarına ise hüsnü kabul göstermişlerdir.

Üye Girişi
Aktif Ziyaretçi7
Bugün Toplam266
Toplam Ziyaret2596195
Anket
Sitemizde en fazla hangi tür yazılar ilginizi çekiyor?
EĞİTİM SUNUMLARI