• https://www.facebook.com/insanveislam.org/
  • https://twitter.com/insanuislam
MAKALELER
VAAZ ARŞİVİ
DİYANET FETVALARI

Namazların Kazası: Kılınamayan Namazın Telâfisi

NAMAZLARIN KAZASI

Rahmet Peygamberi'nin ağzından belki de ilk kez böyle cümleler dökülüyordu: 

 مَلأَ اللَّهُ بُيُوتَهُمْ وَقُبُورَهُمْ نَارًا ، شَغَلُونَا عَنِ الصَّلاَةِ الْوُسْطَى حِينَ غَابَتِ الشَّمْسُ

“Bizi orta namazından —yani ikindi namazından— alıkoydular. Allah da onların evlerini ve kabirlerini ateşle doldursun.”[1]

Risâlet görevini üstlenmeden önce de sonra da insanlara karşı sonsuz sevgi ve merhameti, onu beddua etmekten hep uzak tutmuştu. Peygamberlik görevinin ilk yıllarında yanındaki bir avuç inananıyla birlikte çektiği onca sıkıntıya rağmen, hatta Tâif'te yollarına dikenler serildiğinde, taşlandığında bile merhametle davranmıştı.2 

Zira Yüce Allah, 

وَمَا اَرْسَلْنَاكَ اِلَّا رَحْمَةً لِلْعَالَمينَ

“Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.” 3 buyurmaktaydı. Ancak şimdi söz konusu olan kendi nefsi değil, kendisine dünyada sevdirilen şeyleri saydıktan sonra, “iki gözümün nuru” diye vasıflandırdığı4 namazdı.

Günün en bereketli zamanlarında Allah'ın huzuruna durup namaz kılması engellenmişti. İşte Efendimiz bu yüzden Hendek Savaşı günü harbin kızışması sebebiyle öğle, ikindi, akşam ve yatsı namazlarını kılamamanın üzüntüsünü yaşamış5 ve müşriklere, “Bizi orta namazından —yani ikindi namazından— alıkoydular. Allah da onların evlerini ve kabirlerini ateşle doldursun.” 6 diye beddua etmişti. Tek dayanağı olan Yüce Rabbinden onları cezalandırmasını istemişti.

Abdullah b. Mes'ûd; Rasulullah’a

أَىُّ الأَعْمَالِ أَحَبُّ إِلَى اللَّهِ

“Allah katında en güzel amelin hangisidir?” diye sordu.

Resûlullah'ın cevabı şöyle olmuştu: 

قَالَ « الصَّلاَةُ عَلَى وَقْتِهَا »

“Vaktinde kılınan namaz.” 

İbn Mes'ûd sorularına devam etti:

. قُلْتُ ثُمَّ أَىٌّ

“Sonra hangisidir?” 

قَالَ « ثُمَّ بِرُّ الْوَالِدَيْنِ »

 

“Sonra, anne babaya iyilik yapmak.” buyurdu Allah'ın Resûlü.

İbn Mes'ûd sorularına devam etti:

. قُلْتُ ثُمَّ أَىٌّ

“Sonra hangisidir?” 

Rasulullah şöyle dedi:

. قَالَ « ثُمَّ الْجِهَادُ فِى سَبِيلِ اللَّهِ » 

“Allah yolunda cihad etmek” 

Böylece Hz. Peygamber, “dinin direği” olarak tanımladığı8 namazın Allah nezdindeki yerine işaret ediyor, onu tayin edilen vakitte kılmanın, anne babaya iyilik ve cihad gibi son derece faziletli amellerden bile daha önemli olduğunu bildiriyordu.

Nitekim Yüce Allah, kurtuluşa erecek olan müminlerin vasıflarını sayarken, 

وَالَّذينَ هُمْ عَلٰى صَلَوَاتِهِمْ يُحَافِظُونَ

“Onlar ki, namazlarını kılmaya devam ederler.” 9 buyurarak inananların namazlarını vaktinde ve devamlı olarak kılmaya özen göstermeleri gerektiğine işaret etmekteydi.

Namaz, Müslümanlara “belirli vakitlerde” farz kılınmıştı.10 İnsana sıkıntı veren yolculuk hâli ve hatta daha ağır şartların hâkim olduğu savaş ortamı bile namazı aksatmaya neden olacak bir mazeret olarak görülemezdi. Yüce Allah, her türlü olumsuzluğa rağmen yolculuk esnasında namazın terk edilmesine müsaade etmemiş, ancak kısaltılabileceğini bildirmişti.11 

Aynı şekilde savaş esnasında namazların nasıl eda edileceğini de açıklamıştı.12 Hz. Peygamber de belirtilen esaslar doğrultusunda hem sefer esnasında13 hem de savaş devam ederken14 namaz kıldırarak ashâbına rehberlik etmişti.

Namazın, tembellik, ihmal ya da başka basit sebeplerden dolayı terk edilmesi, aksatılması ya da geciktirilmesi, değil Allah'ın Resûlü'ne, onun ümmetine bile yakışmayan bir davranıştı. Ancak hatadan, eksik ve kusurdan tamamen arınması mümkün olmayan insanın, birtakım nedenlerden ötürü bazen namazını vaktinde kılamadığı da bir gerçekti.

İşte böyle bir durumda ne yapmaları gerektiğini müminler yine Resûlullah'tan öğreneceklerdi. Allah Resûlü'nün hayatında namazın vaktinde kılınmaması gibi bir durum sadece birkaç kez gerçekleşmişti. Bunlardan biri Hendek Savaşı esnasında yaşanmıştı.

Bütün şiddetiyle savaşı yaşayan Peygamber ve beraberindeki arkadaşlarının, emredildikleri üzere Allah yolunda canlarıyla cihad etmekten, Allah'ın mesajını yüceltmekten başka bir amaçları yoktu. Bu uğurda kılıç sallarken namazı unutmaları gibi bir durum da söz konusu olamazdı. Ancak düşman sürekli saldırıyordu. Peygamber Efendimiz, bir türlü savaşa ara verip saf tutamamıştı. İşte çarpışmanın şiddetlendiği böyle bir zamanda Allah Resûlü ve ashâbı ikindi namazını kılmaya fırsat bulamamışlardı.

Allah'ın bir başka emrini yerine getirme uğruna bile olsa Resûlullah'ın farz namazı vaktinde kılamamış olması, hem kendisini hem de ashâbını son derece hüzünlendirmiş ve o Rahmet Peygamberi, bu olaya sebep olanlara beddua etmişti.15 

Aynı savaş sırasında Hz. Ömer, Resûlullah'a gelerek ikindi namazını vaktinde kılamadığını bildirmiş hatta Kureyş müşriklerine ağır hakaretler ederek öfkesini dile getirmişti. Resûlullah da namazı kılmadığını söyleyip Buthân vadisine inerek abdest almış ve beraberindekilere namazı orada kıldırmıştı.16

Hendek Savaşı sırasında namazların vaktinde kılınamayışının hüznünü Abdullah b. Mes'ûd (ra) şöyle dile getirmişti: “Resûlullah (sav) ile birlikte idik. Öğle, ikindi, akşam ve yatsı namazlarını kılmamız engellenmişti. Bu bana çok ağır geldi ve kendi kendime şöyle dedim:

'Allah'ın Resûlü ile beraberiz, Allah yolunda cihad ediyoruz (hem de namazları vaktinde kılamıyoruz)!' Sonra Resûlullah (sav) Bilâl'e emretti, o da kâmet getirdi ve Resûlullah bize öğle namazını kıldırdı. Daha sonra Bilâl yine kâmet getirdi, Resûlullah bize ikindi namazını kıldırdı. Ardından Bilâl yine kâmet getirdi, Resûlullah akşam namazını kıldırdı. En son olarak Bilâl tekrar kâmet getirdi, Resûlullah da yatsı namazını kıldırdı. Resûlullah çevremizde dolaşıp şöyle buyurdu: 

مَا عَلَى الأَرْضِ عِصَابَةٌ يَذْكُرُونَ اللَّهَ عَزَّ وَجَلَّ غَيْرُكُمْ

“Şu anda yeryüzünde sizden başka Allah'ı zikreden bir topluluk yoktur.”[2]

Peygamberimizin arkadaşlarından Abdullah b. Mes'ûd'un dilinde ifadesini bulan bu sözler aslında bütün sahâbîlerin ortak duygularını yansıtmaktaydı. Çünkü Allah Resûlü gibi namazı vaktinde kılamamak her Müslüman'a ağır gelirdi. Ancak görülen o ki, hem Efendimizin hem de ashâbının, adı geçen namazları vaktinde kılma imkânları yoktu ve bu sebepten dolayı bu dört vakit namaz ertelenerek kılınmıştı.

Bu namazlar, Resûlullah'ın ve ashâbının kendi ihmal veya tercihiyle değil, özel bir zorluktan dolayı vaktinde kılınamamıştı. Başlarındaki o büyük sıkıntı hafifler hafiflemez niyazlarını Rablerine sunmak amacıyla kılamadıkları bütün namazları sırasıyla kaza etmişlerdi. İşte en güzel örnek olan Allah Resûlü, vaktinde eda edilemeyen namazlarla ilgili olarak ümmetine çözüm yolunu böylece göstermişti. Buna göre geçirilen namazlar normal sırasına göre, kâmet getirilerek kılınacaktı.

Peygamberimizin hayatında, namazın vaktinde kılınmasına engel olan başka bir sebebe daha işaret edilir ki bu da her insanın karşılaşabileceği sıradan bir durumdur. Efendimiz, 

مَنْ نَسِىَ صَلاَةً فَلْيُصَلِّ إِذَا ذَكَرَهَا ، لاَ كَفَّارَةَ لَهَا إِلاَّ ذَلِكَ 

“Kim bir namazı unutursa onu hatırladığında kılsın. Zira onun kefareti ancak budur”[3] buyurmuştu. O, uyumak ya da unutmak gibi mazeretler sonucu vaktinde eda edilemeyen namazların hatırlanır hatırlanmaz kılınmasını istemekte ve böylece aslında biz Müslümanlara büyük bir kolaylık sağlamaktadır. Çünkü kişi namazını vaktinde kılma konusunda ne kadar hassas davranırsa davransın bu tür durumlarla karşılaşabilir.

Nitekim gösterdiği onca titizliğine rağmen bir defasında Peygamberimiz de uyuyakalmış ve sabah namazını vaktinde kılamamıştır. Resûlullah, ashâbıyla birlikte zorlu bir seferde yol alırken artık dayanamayacak hâle gelen kafileden birisi, kendisinden gecenin sonuna doğru mola vermesini ister. Peygamberimiz namazlarının geçmesinden endişe ettiğini söylemişse de sahâbîler gerçekten yorulmuş ve bu molayı hak etmiştir.

Namaz vakti girdiğinde kendilerini uyandırmak üzere Bilâl-i Habeşî'yi nöbetçi bırakarak sabaha yakın saatlerde hep birlikte uykuya dalarlar. Ancak aynı meşakkatli yolculuğu yapmasına rağmen gönüllü olarak nöbet tutmak isteyen Bilâl de gözlerinin kapanmasını engelleyemez ve uyuyakalır. Uyandıklarında sabah namazının vakti geçmiş hatta güneş bir miktar yükselmiştir. Bilâl (ra) uyuyup kalmasından ve kendisiyle beraber diğerlerinin de namazlarını kılamayışlarından kendini sorumlu tutar ve üzülür. O zamana dek hiç bu kadar ağır bir uyku uyumadığını bildirir.

Rahmet Peygamberi'nin, gönüllü nöbet tutmasına karşın elinde olmayan sebeplerle görevini yerine getirememiş olan Bilâl'i teselli eder mahiyette söylediği, 

إِنَّ اللَّهَ قَبَضَ أَرْوَاحَكُمْ حِينَ شَاءَ ، وَرَدَّهَا عَلَيْكُمْ حِينَ شَاءَ 

“Şüphesiz Allah istediği zamanda ruhlarınızı aldı ve yine istediği zamanda onları size geri verdi.” sözü Bilâl'i rahatlatma adına gerçekten manidardır. Güneş ağarınca, yani tamamen yükselince de her zaman olduğu gibi müezzini Bilâl'den ezan okumasını ister ve abdestini alarak güneş yükselip gün tamamen ağardığı vakit namazını kılar.19

Uyku sebebiyle sabah namazını kılamadıkları bu olay esnasında,

 لِيَأْخُذْ كُلُّ رَجُلٍ بِرَأْسِ رَاحِلَتِهِ فَإِنَّ هَذَا مَنْزِلٌ حَضَرَنَا فِيهِ الشَّيْطَانُ 

“Herkes devesinin başından (yularından) tutsun, buradan gidelim. Çünkü burada şeytan yanımızdadır.”[4] buyuran Resûlullah, namazın vaktinde kılınamamasının şeytanın işi olduğunu ve aynı gafleti tekrar yaşamamak için tedbir alınması gerektiğini bildirir.

Gerekli tedbirlerin alınmasına rağmen namazı vaktinde kılamamak, uyanıkken, bilerek namazı kılmama gibi bir ihmal ve suç anlamına gelmemektedir. Kılınamayan namazın uyandıktan hemen sonra kaza edilmesi, hatayı telâfi etmek için yeterlidir.

Hatta Peygamber Efendimiz, sünnet namazlarını düzenli olarak kılan ve elinde olmadan sabah namazını geçirenlerin, tıpkı namazı vaktinde kılıyor gibi davranmalarını istemiştir. Bir sefer dönüşünde uyuyakalıp ancak sabah güneş doğarken uyanan sahâbeyi güneş biraz yükselene kadar bekletmiş sonra da şöyle buyurmuştur:

مَنْ كَانَ مِنْكُمْ يَرْكَعُ رَكْعَتَىِ الْفَجْرِ فَلْيَرْكَعْهُمَا 

“Sizden, sabah namazının (sünnet olan) iki rekâtını devamlı kılmakta olanlar, o ikisini (kazaya kaldığında da) kılsın.”[5]

Peygamberimizin;

وَصَلُّوا كَمَا رَأَيْتُمُونِى أُصَلِّى

“Beni nasıl namaz kılıyor gördüyseniz, siz de namazı öyle kılınız.”[6] ifadesiyle özetlenen, ibadet alanındaki örnekliği sayesinde, zamanında kılınamayan namazların ne zaman, hangi yolla telâfi edileceğini onun uygulamalarından öğrenmekteyiz.

Buna göre bir mümin, dininin en temel hükümlerinden ve kulluğun en açık göstergelerinden olan namazını eksiksiz kılmaya özen göstermelidir. Ama gösterilen titizliğe rağmen bazen unutmak ya da uyuyakalmak gibi sebeplerden dolayı herhangi bir namaz vaktinde kılınamazsa, bu namazlar hatırlanır hatırlanmaz kılınmalıdır. Resûlullah'ın gösterdiği şekilde namazı kaza etme yolu, gerçekten elde olmayan sebeplerden dolayı vaktinde kılınamayan namazlar içindir. Zira, 

لَا يُكَلِّفُ اللّٰهُ نَفْسًا اِلَّا وُسْعَهَا

“Allah hiç kimseye gücünün yettiğinden fazlasını yüklemez.”23 hükmü gereğince bir kimse gücü dışında kalan durumlardan sorumlu değildir.

Ancak Efendimizin, 

أَمَا إِنَّهُ لَيْسَ فِى النَّوْمِ تَفْرِيطٌ إِنَّمَا التَّفْرِيطُ عَلَى مَنْ لَمْ يُصَلِّ الصَّلاَةَ حَتَّى يَجِىءَ وَقْتُ الصَّلاَةِ الأُخْرَى فَمَنْ فَعَلَ ذَلِكَ فَلْيُصَلِّهَا حِينَ يَنْتَبِهُ لَهَا فَإِذَا كَانَ الْغَدُ فَلْيُصَلِّهَا عِنْدَ وَقْتِهَا 

“...Bilin ki! Uykudan dolayı (namazı kaçırmakta) bir kusur yoktur. Kusur, ancak diğer namazın vakti gelinceye kadar namazını kılmayan kimsenin davranışındadır. Buna göre kim (uyuyup kalır da) namazını kılamazsa (uyandığı zaman) o namazı kılsın! Ertesi gün o namazı vaktinde kılsın!' ”[7] sözünde de ifadesini bulduğu gibi göz göre göre namazı terk etmek mümine yakışmayan bir hatadır.

Namaz konusunda gönülsüz davranmanın ve tembellik göstermenin, Kur'an'da münafıkların özelliklerinden birisi olarak anlatıldığı25 unutulmamalıdır. Namazı kılmayıp diğer vakit girinceye kadar geciktirmek ya da dünya meşgalesine kapılıp namazın vaktini aksatarak sonradan kaza etmeye güvenmek, samimi müminlere yakışan bir tavır değildir.

Zira bir mümin için Rabbine olan sorumluluklarını yerine getirmek, her türlü telaş, heves ve ilgiden önce gelir. Hatta kişinin, namaz kadar ulvî bir ibadet için özel zaman ayırarak mescide gitmesi ve namazlarını cemaatle eda etmesi en güzelidir. Zira gönlü mescitlerde kalan, yani bir namaz vaktinin ardından diğerinin gelmesini hevesle bekleyen kimse, hiçbir himayenin olmadığı kıyamet gününün dehşetinde Allah Teâlâ'nın özel himayesinde olacaktır.26

Gönülden istediği hâlde cemaate devamda zorlanan müminin ise namazlarını vaktinde kılmaya özen göstermesi, ibadetinin aksamaması için gerekli tedbirleri almaya gayret etmesi lazımdır. Uyanamayacağını düşündüğünde Hz. Peygamber gibi kendisini uyarması için bir başkasından yardım isteyerek veya saatini kurarak ya da gece erken yatmaya özen göstererek27 bireysel tedbirlere başvurmalıdır.

Gün içinde mümkün olduğunca abdestli bulunmaya çalışarak Yaratan'ın huzuruna varacağı an için daima hazır olan Müslüman, hem namazını vakti içinde eda etmenin huzurunu yaşayacak, hem de her daim Rabbini hatırlayarak hayatını bereketlendirecektir.

 


[1] Buhârî, Cihâd, 98.

[2] Nesâî, Mevâkît, 55.

[3] Buhârî, Mevâkîtü’s-salât, 37.

[4] Müslim, Mesâcid, 310.

[5] Ebû Dâvûd, Salât, 11.

[6] Buhârî, Edeb, 27.

[7] Müslim, Mesâcid, 311.


Kaynak: Diyanet Hadislerle İslam


Üye Girişi
Aktif Ziyaretçi21
Bugün Toplam1870
Toplam Ziyaret2903417
HADİSLERLE İSLAM DİB
EĞİTİM SUNUMLARI