• https://www.facebook.com/insanveislam.org/
  • https://twitter.com/insanuislam
MAKALELER
VAAZ ARŞİVİ
DİYANET FETVALARI

Hz. Peygamber: Şükreden Bir Kul

Hz. PEYGAMBER

Şükreden Bir Kul

Resûlullah'ın amcasının oğlu Abdullah b. Abbâs küçük yaşlarında Hz. Peygamber'in hâl, hareket ve ibadetlerini öğrenmek amacıyla onun yanında kalmaya çalışırdı. Hz. Peygamber'in eşlerinden Meymûne de teyzesi olduğu için zaman zaman evlerinde gecelerdi. Henüz on yaşlarında iken kendi kendine, “Ben Resûlullah'ın geceleyin namaz kılışına iyice bakacağım.” dedi ve daha sonra da gördüklerini şöyle anlattı:

“Resûlullah ailesi ile bir müddet sohbet etti. Ardından uyudu. Gece yarısı veya sonrasında uyandı.1 Uykusunu açmak için yüzünü sıvazladı. Sonra Âl-i İmrân sûresinin son on âyetini okudu. Ardından duvara asılı küçük su kırbasını alarak abdest aldı. Sonra namaza durdu. Ben de kalktım, onun yaptığı gibi yaptım, sonra da sol tarafında namaza durdum. Allah Resûlü elini başımın üzerine koydu. Kulağıma dokunarak beni sağ tarafına geçirdi.”

Küçük Abdullah'ın anlattığına göre, o gece Peygamber Efendimiz altı defa iki rekât, sonunda da tek rekât olmak üzere toplam on üç rekât namaz kılmıştı. Ardından bulunduğu yere uzanarak bir süre dinlenmiş, müezzin haber verince biraz hızlıca iki rekât daha kıldıktan sonra sabah namazını kıldırmaya gitmişti.2

İbadetleri kendisinden öğrendiğimiz ilk rehberdir Resûl-i Ekrem. Onun gibi namaz kılmak,3 onun gibi oruç tutmak,4 o nasıl haccetmişse öyle haccetmek,5 nasıl Kur'an okumuşsa öyle Kur'an okumak,6kısacası onun gibi ibadet etmek arzusu vardır her müminde.

Abdullah b. Abbâs örneğinde olduğu gibi asr-ı saadette bu arzuyu duyan sahâbîler, Resûl-i Ekrem'i ibadet ederken izlemekten yahut onun ibadet hayatını soruşturmaktan kendilerini alamazlardı. Zaten, 

وَصَلُّوا كَمَا رَأَيْتُمُونِى أُصَلِّى 

“Benim nasıl namaz kıldığımı gördüyseniz siz de öyle namaz kılın.”1

لِتَأْخُذُوا مَنَاسِكَكُ

“Hac ibadetinin gereklerini (beni izleyerek) öğrenin.”2 buyuran bir peygamberin ümmeti, onun ibadet hayatına kayıtsız kalamazdı.

Genç sahâbî Zeyd b. Hâlid de Peygamberimizin gece namazını merak edenlerdendi. Merakını gidermek için kolladığı fırsatı bir yolculuk esnasında bulmuş, Allah Resûlü'nün çadırının eşiğinden onun namaz kılışını izlemişti.9 

Hicretin dokuzuncu yılında Müslüman olan Esedoğulları kabilesi içinden seçilen ve İslâm'ı öğrenmek maksadıyla Medine'ye gelen on kişilik heyet içinde yer alan Vâbisa b. Ma'bed de10yeni iman ettiği Peygamberi'nin namazını merak edenlerdendi. Bir defasında Resûlullah'ı namaz kılarken izlemiş, “Rükû ettiği zaman belini öyle düzgün tutuyordu ki eğer üzerine su dökülmüş olsaydı orada (dökülmeden) kalabilirdi.”11 diyerek onun namaz kılış şeklinden bir parçayı aktarmıştı.

Hz. Peygamber'in her hâl ve hareketini bizzat yaşayarak nakletmeyi hayat tarzına dönüştüren genç sahâbî İbn Ömer, Efendimizin bu yönünü de titizlikle yansıtırdı hayatına. Bu nedenledir ki birçok rivayette, “İbn Ömer şöyle yapardı, şöyle ibadet ederdi.”12 şeklinde anlatımlar aslında dolaylı olarak Hz. Peygamber'in ibadet tarzını anlatırdı.

Allah Resûlü bizzat kendisi de ibadet hayatını insanlara anlatır ve öğretirdi. Sehl b. Sa'd'ın şahit olduğuna göre Resûl-i Ekrem, ensarlı bir kadına, marangoz olan kölesinden kendisi için ılgın ağacından bir minber yaptırmasını emretmiş, minber yapıldıktan sonra da üzerinde iki rekât namaz kılarak etrafındaki insanlara, 

أَيُّهَا النَّاسُ إِنَّمَا صَنَعْتُ هَذَا لِتَأْتَمُّوا وَلِتَعَلَّمُوا صَلاَتِى 

“Ey insanlar! Bunu ancak bana uymanız ve namaz (kılış)ımı öğrenmeniz için yaptım.”3 buyurmuştur.

Yine İslâm hükümlerini öğrenmek maksadıyla Leysoğulları'ndan altı kişilik14 genç bir grup15 Hz. Peygamber'in yanına gelmişler ve yanında yaklaşık yirmi gece kalmışlardı. Allah Resûlü bu süre içinde onlara, 

 وَصَلُّوا كَمَا رَأَيْتُمُونِى أُصَلِّى ، فَإِذَا حَضَرَتِ الصَّلاَةُ فَلْيُؤَذِّنْ لَكُمْ أَحَدُكُمْ وَلْيَؤُمَّكُمْ أَكْبَرُكُمْ 

“Benim nasıl namaz kıldığımı gördüyseniz siz de öyle namaz kılın. Namaz vakti geldiğinde içinizden biri sizin için ezan okusun. En büyüğünüz de size imam olsun (namaz kıldırsın).”4 şeklinde tembihlemişti.

Bu tavsiyeyi tutanlardan Mâlik b. Huveyris, (ikamet ettiği Basra'da) sırf insanlara Peygamberimizin nasıl namaz kıldığını göstermek ve öğretmek için mescitte namaz kılmıştır.18

Resûl-i Ekrem'in ibadet hayatında “gözümün nuru” dediği namazın19 özel bir yeri vardı. İnsanlara ilâhî hakikatleri bildirmekle vazifelendirilmesinin akabinde, tıpkı diğer peygamberler gibi20 o da namaz kılmakla da emrolunmuştu.

Peygamberimizin kendi oğlu gibi yakınlık gösterdiği azatlı kölesi Zeyd b. Hârise'nin naklettiğine göre, vahyin indiği ilk dönemde Cebrail (as) kendisine gelmiş ve ona abdest ile namazı öğretmişti.21

Hz. Peygamber ve Müslümanlar ilk zamanlar namazlarını ikişer rekât olarak kılıyorlardı.22 Mekke'de müşriklerin baskısı sürdüğü için23 namazlarında Kur'an'ı mümkün olduğunca sessiz okuyorlar24 ve namazlarını çoğunlukla ilk Müslümanlardan Erkam b. Ebu'l-Erkam'a ait olan ve Dârulerkam olarak bilinen evde kılıyorlardı.25 

Mescid-i Harâm içinde Safâ tepesinin eteklerinde bulunan bu evi kendine tebliğ ve talim meskeni olarak seçen Allah Resûlü burada bir yandan ashâb-ı kirâma dinî bilgiler öğretirken bir yandan da ilâhî hakikati arayan insanları İslâm'a davet ediyordu.

Baskıların sürdüğü bu süreçte Peygamber Efendimizi Kâbe'nin yakınlarında namaz kılarken gören müşrikler ona çirkin bir şekilde müdahale etmekten sakınmıyorlardı.26 Hatta Resûl-i Ekrem bir defasında kendisini boğmak isteyen Ukbe b. Ebû Muayt isimli müşrikin saldırısından Hz. Ebû Bekir'in müdahalesiyle kurtulabilmişti.27 Müslümanların Kâbe'de topluca namaz kılabilmeleri ancak Hz. Ömer'in İslâm'ı kabul etmesiyle birlikte mümkün olacaktı.28

Müslümanların oldukça zor günler geçirdiği bu dönemde ayrıca Müzzemmil sûresinin başındaki âyetlerle gece namazı (teheccüd) farz kılındı.29 Bunun üzerine Peygamberimiz ve ashâbı bir sene boyunca gece namazına kalktılar. On iki ay sonra yine bu sûrenin sonundaki gece namazının zorunluluğunu kaldıran hafifletici âyet inmiş30 ve artık gece namazı farzdan nafileye dönüşmüştü. Ancak Allah Teâlâ, Resûl-i Ekrem'e özgü olarak teheccüd namazını hayatı boyunca ona farz kılmıştı.31

Beş vakit namaz ise hicretten bir buçuk yıl kadar önce vuku bulan Mi'rac gecesinde farz kılındı.32 Namazların kılınış şekli yine Cebrail (as) tarafından Efendimize öğretildi.33 Böylece önceleri ikişer rekât olarak kılınan namazların farzları dört rekâta çıkmış oldu.34 Farz namazlarla birlikte kılınan sünnet ve nafile namazları ise Hz. Âişe annemiz kendisine sorulan soru üzerine şöyle anlatmıştır:

 كَانَ يُصَلِّى فِى بَيْتِى قَبْلَ الظُّهْرِ أَرْبَعًا ثُمَّ يَخْرُجُ فَيُصَلِّى بِالنَّاسِ ثُمَّ يَدْخُلُ فَيُصَلِّى رَكْعَتَيْنِ وَكَانَ يُصَلِّى بِالنَّاسِ الْمَغْرِبَ ثُمَّ يَدْخُلُ فَيُصَلِّى رَكْعَتَيْنِ وَيُصَلِّى بِالنَّاسِ الْعِشَاءَ وَيَدْخُلُ بَيْتِى فَيُصَلِّى رَكْعَتَيْنِ … وَكَانَ إِذَا طَلَعَ الْفَجْرُ صَلَّى رَكْعَتَيْنِ

“Resûlullah benim evimde öğleden evvel dört rekât (nafile) kılar, sonra mescide çıkarak cemaate namaz kıldırır; ardından (tekrar evine) gelir ve iki rekât (nafile) daha kılardı. Cemaate akşam namazını kıldırır; sonra (evine) gelir, iki rekât (nafile) kılardı. Cemaate, yatsıyı kıldırır ve (evine) gelir, iki rekât (nafile) kılardı... (Sabah) Fecir doğunca da iki rekât (nafile) kılardı.”5

Allah Resûlü gece namazına son derece önem verirdi. Hz. Âişe bu namazlarını, “Kıldığı namazların güzelliğini ve uzunluğunu sorma!”36 diyerek anlatırdı. Vitir namazını da gece namazının sonunda kılardı. Gecenin bir bölümünde uyanır, dişlerini temizler, abdest alır ve vitir dâhil on üç, on bir37 veya beş rekât38 namaz kılardı. Şayet uykuya veya bedenindeki ağrıya karşı koyamaz da gece namazını kılamazsa, bunun yerine gündüz vakti on iki rekât namaz kılardı.39 

Hz. Âişe, Peygamber Efendimizin gece ibadetini şöyle anlatmaktaydı:

لاَ أَعْلَمُ نَبِىَّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَرَأَ الْقُرْآنَ كُلَّهُ فِى لَيْلَةٍ وَلاَ قَامَ لَيْلَةً حَتَّى الصَّبَاحِ وَلاَ صَامَ شَهْرًا قَطُّ كَامِلاً غَيْرَ رَمَضَانَ

“Allah'ın Peygamberi'nin (sav) ne bir gecede Kur'an'ı baştan sona okuduğunu, ne bir gece sabaha kadar namaz kıldığını ve ne de Ramazan dışında bir ayın tamamını oruçla geçirdiğini bilmiyorum.”6

Hz. Peygamber, gece namazında ayakları şişinceye kadar kıyamda durur,41 uzun uzun ve tane tane Kur'an okurdu.42 Bazen gece boyu tek âyeti tekrarlayarak namaz kılardı.43 

Ebû Zer el-Gıfârî'nin naklettiğine göre Peygamberimiz bir gece namazında sabaha kadar, 

اِنْ تُعَذِّبْهُمْ فَاِنَّهُمْ عِبَادُكَ وَاِنْ تَغْفِرْ لَهُمْ فَاِنَّكَ اَنْتَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ

Eğer kendilerine azap edersen şüphesiz onlar senin kullarındır (dilediğini yaparsın). Eğer onları bağışlarsan şüphesiz sen izzet ve hikmet sahibisin.”7 âyetini tekrarlamıştı.45

Resûl-i Ekrem bir kimsenin elli âyet okuyacağı kadar uzun süre secde ederdi.46 Bazı geceler namazını ayakta uzun uzun kılar, bazı geceler de oturarak kılmayı tercih ederdi. Kıraati ayakta yaptıysa ayakta olduğu hâlde rükû ve secde eder, otururken yaptıysa oturduğu yerden rükû ve secde ederdi.47 

Ancak vefatına yakın zamanlarda nafileleri oturarak kılmaya başlamıştı.48 Hatta mescitte namaz kıldığı yerde üstüne dayanacağı bastona benzer bir direk edinmişti.49 Bir defasında da attan düşerek sağ tarafını zedelemiş, bu yaralanmadan dolayı namazlarını bir süre oturarak kıldırmak zorunda kalmıştı.50

Hz. Peygamber'in (sav) günlük düzenli olarak kılmaya gayret ettiği nafile namazların dışında, her gün olmasa da bazı özel gün ve zamanlarda kıldığı namazlar da bulunmaktaydı. O'nun bu konuda takip ettiği yolu Hz. Âişe şöyle anlatmıştır:

إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ كَانَ يَتْرُكُ الْعَمَلَ خَشْيَةَ أَنْ يَسْتَنَّ بِهِ النَّاسُ فِيُفْرَضَ عَلَيْهِمْ، وَكَانَ يُحِبُّ مَا خَفَّ عَلَى النَّاسِ

“Resûlullah (sav), (yaptığı bir) ibadeti, insanlar (sürekli yaparak) sünnet edinir de onlara farz kılınıverir korkusuyla zaman zaman terk eder, insanlara hafif gelecek şeyleri yapmayı severdi.”8

Meselâ, Ramazan'da yatsı namazının ardından uzun uzun vitir dâhil on bir rekât namaz kılardı.52 Onun, Ramazan'da gece namazını cemaatle kıldığı da olurdu.53 

Ancak vahyin hâlâ inmeye devam ettiği bir ortamda insanların nafile namaz kılmaya arzulu olmalarının bu nafile namazların farz kılınmasına yol açacağı ve böylece ümmetinin kaldıramayacakları bir yük altına gireceğine dair endişeleri, onu bu namazı devamlı olarak mescitte cemaatle kılmaktan alıkoymuştu.54

Peygamber Efendimizin farz gibi algılanmaması için zaman zaman kasıtlı olarak terk ettiği nafile namazlardan biri de duhâ (kuşluk) namazıydı.55 Sabah namazından sonra güneş doğuncaya kadar mescitten ayrılmayan Peygamberimiz, namaz kılmanın mekrûh sayıldığı bu vakitlerde56 dostlarıyla sohbet eder,57 güneş yükseldiğinde ise duhâ namazı kılardı.

Duhâ namazını bazen iki,58 bazen dört rekât kılar, dilerse rekâtların sayısını artırırdı.59 O'nun, yolculukta bile duhâ namazını terk etmediği rivayet edilmiştir.60 Nitekim Mekke'nin fethi günü sekiz rekât namaz kılmış,61 her iki rekâtta bir selâm vermiştir.62

Allah Resûlü bu namazlardan başka olarak pek çok vesileyle nafile namaz kılardı. Meselâ, mescide girdiği zaman, mescidi selâmlama anlamında iki rekât “tahiyyetü'l-mescid” namazı kılar ve ashâbına da bu namazı tavsiye ederdi.63 Yine bir yolculuktan döndüğünde öncelikle mescide gelir ve iki rekât namaz kılardı.64 Peygamber Efendimiz sevinçli bir haber aldığında veya bir nimet elde ettiğinde Rabbine şükür için iki rekât namaz kılar65 yahut şükür secdesi yapardı.66 

Kuraklık gibi sıkıntı zamanlarında da yağmur duası için namazgâha gidip cübbesini ters çevirerek dua ettikten sonra iki rekât namaz kılardı.67 Yine güneş tutulması ve ay tutulması esnasında namaz kılarak Allah'a sığınırdı.68

Rahmet Elçisi abdest aldıktan sonra iki rekât nafile namaz kılmayı tavsiye ederdi.69 O ayrıca bir ihtiyacı olan kimsenin Rabbine dua edeceği zaman güzelce abdest alıp iki rekât namaz kılmasını, ondan sonra dua etmesini,70 bir konuda kararsız kalan kimsenin iki rekât namaz kılıp ardından istihare (hayırlı olanı isteme) duası yapmasını tavsiye etmiştir.71 Günahlarından tevbe etmek isteyenleri de iki rekât namaz kılarak Allah'tan bağışlanma dilemeye teşvik etmiştir.72

Hz. Peygamber'in ibadet hayatında oruç ibadetinin çok özel bir yeri vardı. Allah Resûlü, henüz orucun farz kılınmadığı zamanlarda Mekke'de iken Muharrem ayının onuncu günündeki âşûrâ orucunu tutardı. Câhiliyede Kureyş kabilesi de bu orucu tutardı.

Resûlullah Medine'ye hicret ettiğinde âşûrâ orucu tutmuş73 hatta Medine'de Yahudilerin Musa Peygamber'e uyarak oruç tuttuklarını öğrenince, 

 فَأَنَا أَحَقُّ بِمُوسَى مِنْكُمْ 

“Biz Musa'ya (uyma konusunda) daha fazla hak sahibiyiz ve ona daha yakınız.”9 diyerek Müslümanların âşûrâ günü oruç tutmalarını emretmişti. Ancak hicretin ikinci yılında Ramazan orucunun farz kılınmasından sonra âşûrâ orucunu tutmak insanların arzusuna bırakıldı.75

Hz. Peygamber, hayatı boyunca dokuz Ramazan'ı oruçlu geçirmişti. Ramazan'ın her gecesi Cebrail (as) Resûlullah'a gelir, Peygamberimiz de o zamana kadar inmiş âyetleri okuyarak Kur'an'ı ona arz ederdi.76 Mukabele geleneğimiz işte bu arz hadisesine dayanır.

Allah Resûlü, sonraki zamanlarda “teravih” adını alacak nafile namazlarla Ramazan gecelerini ihya eder,77 Kadir gecesi olma ihtimali olan geceleri özellikle ibadet ederek geçirir, ailesini de buna teşvik ederdi.78

Bir defasında Ramazan'ın sonlarına doğru, iftar yapmadan iki günün orucunu birleştirmiş yani visal orucu tutmuştu. Bazı sahâbîlerin de böyle yaptıklarını görünce bu durumun sadece kendine has olduğunu bildirdi.79

Peygamberimiz, Ramazan'ın son on gününde mescitte itikâfa girer ve ibadetle meşgul olurdu. Bir Ramazan hâriç80 bütün Ramazanlarda itikâfa devam etmiş, her yıl on gün süren itikâfı, vefat edeceği yıl yirmi gün sürmüştü. O yıl Ramazan'da Cebrail'e Kur'ân-ı Kerîm'i iki defa arz etmişti.81

Resûl-i Ekrem, Ramazan ayında verilen sadakanın daha üstün olduğunu söyler,82 kendisi de bu ayda cömertliğinin zirvesinde olurdu.83

Allah Resûlü, farz olan Ramazan orucundan başka nafile olarak Muharrem (Âşûrâ),84 Şâban85 ve Recep aylarında86 oruç tutmaya özen gösterirdi. Ancak o, Ramazan ayı dışında hiçbir ayı tamamen oruçla geçirmemiştir.87 Allah Resûlü'nün bir ayı “tamamıyla” oruçla geçirdiğine dair rivayetleri de88ayın “çoğu” olarak anlamak daha isabetlidir.89

Peygamberimiz, ayrıca Şevval ayının altı gününde,90 kamerî ayların “Eyyâm-ı biyz” denilen on üç, on dört ve on beşinci günlerinde ve91 Zilhicce ayının dokuz gününde92 oruç tutardı. Ancak muhtemelen sıkıntıya ve hâlsizliğe sebep olabileceği için Zilhicce'nin dokuzuncu gününde Arafat'ta oruç tutmamıştı.93 

Resûl-i Ekrem, oruç tutmak için çoğu zaman pazartesi ve perşembe günlerine öncelik verirdi.94 Bazen de bir ayın cumartesi, pazar ve pazartesi günlerini, diğer ayda da salı, çarşamba ve perşembe günlerini oruçla geçirirdi.95 Pazartesi günü oruç tutmasının nedenini açıklarken, 

فِيهِ وُلِدْتُ وَفِيهِ أُنْزِلَ عَلَىَّ 

“Ben o gün doğdum ve bana vahiy ilk defa o gün indirildi.”10 buyurmuştu.

Allah Resûlü'nün Medine'ye hicretinden sonra farz kılınan ibadetlerden biri de zekâttı. Yüce Allah, zekâtı daha önceki pek çok peygambere de emretmişti.97 Zekâtla ilgili temel hükümleri bizzat Rabbimiz koymuşsa da98 Allah Resûlü hem aldığı vahyi hem de içinde bulunduğu toplumun sosyal ve ekonomik durumunu dikkate alarak zekâtla ilgili düzenlemelerde bulunmuştu. Müminlere, zekâtın kimlere verileceğini,99 zekâta tâbi olan malları,100 zekâtın şartlarını,101 miktarını102 ve zekât verme âdâbını103 Sevgili Peygamberimiz öğretmişti.

İnananları zekât vermeye teşvik etmiş,104 zekât vermeyenleri de çeşitli vesilelerle uyarmıştı.105 Öte yandan Yüce Allah tarafından ganimetlerin beşte biri Allah Resûlü'nün şahsına ve yakınlarına tahsis edilmişti.106 Ancak ahlâkî, siyasî ve dinî duyarlılıklar sebebiyle Resûl-i Ekrem'in ne kendisi ne de ailesi asla zekât ve sadaka almamış ve yememişlerdir.107

Medine'ye hicretin dokuzuncu senesinde Yüce Allah, 

وَلِلّٰهِ عَلَى النَّاسِ حِجُّ الْبَيْتِ مَنِ اسْتَطَاعَ اِلَيْهِ سَبِيلً

...Yoluna gücü yetenlerin o evi haccetmesi, Allah'ın insanlar üzerinde bir hakkıdır.”11 âyetiyle Müslümanlara haccı farz kılmıştı.

O sene Müslümanların müşriklerle ilişkileri iyi olmadığı için ilk sene kendisi hacca gitmeyen Allah Resûlü, ertesi yıl ashâbıyla birlikte hac ibadetini eda etmişti. Ancak onun hicretten sonraki bu ilk haccı, aynı zamanda son haccı olacak,109 Veda Haccı'ndan üç ay sonra “En Yüce Dostum” dediği110 Rabbine kavuşacaktı.

Allah Resûlü dört defa da umre yapmıştı. Bunlardan haccı ile beraber yaptığı umresi hâriç diğerlerini hep Zilkâde ayında ifa etmişti. Bu umreler, Hudeybiye'den dönüşteki umresi, ertesi yıl yaptığı umre, Huneyn ganimetlerini dağıttığı yer olan Ci'râne'den yaptığı umre ve Veda Haccı ile beraber yaptığı umredir.111

Hz. İbrâhim'den kalma bir sünnet112 ve ibadet olarak kurbanın da Allah Resûlü için ayrı bir önemi vardı. Resûlullah kurban kesmek istediği zaman semiz, çift boynuzlu ve alaca iki koç alır; bunlardan birisini Allah'ın birliğine ve kendisinin peygamberliğine şehâdet eden ümmeti adına, diğerini de kendisi ve ailesi adına keserdi.113 İnsanları kesim işinin güzelce yapılması ve hayvana eziyet edilmemesi konusunda uyarır,114 bizzat kendisi de iyi kesmesi için bıçağını bilettirirdi.115

Peygamber Efendimiz, bayram namazlarını musallâ olarak adlandırılan açık ve geniş bir alanda eda eder, önce bayram namazını kılar,116 ardından bayram hutbesini irad ederdi.117

Allah Resûlü'nün ibadet hayatında, hem pek çok ibadetin vazgeçilmez bir parçası hem de bizzat bir ibadet olan Kur'an okumak büyük bir öneme sahipti. Bu Kutlu Kitap ona indirilmişti ve o da bütün hayatını Kur'an'ı okuyup ona uygun bir yaşam sürmeye adamıştı. Kur'an, Allah Resûlü'nün en büyük mucizesiydi.118 

Allah Resûlü, her gün düzenli olarak Kur'an'dan bir bölüm (hizb) okur, mümkün olduğunca bunu bırakmazdı.119 Okumak için uygun bir zaman ve mekân beklemez, her vesileyle Kur'an okurdu. Kur'an okuma konusunda, cünüplük hâli dışında hiçbir şey ona engel olamazdı.120Kur'an okurken uzun okunması gereken harfleri güzelce uzatır,121 her bir âyetin sonunda ara verir,122 tane tane ve açık bir şekilde okurdu.123

Onu Kur'an okurken dinleyenler, sesine ve okuyuşuna hayran olurlardı.124 Allah Resûlü, Kur'an'ı başkalarından dinlemeyi de çok severdi, bazen dinlediği âyetlerin etkisiyle gözyaşlarını tutamazdı.125

Kulluk bilinci en yüksek düzeyde “insan” olan Allah Resûlü'nün ibadet hayatında, unutmak, yanılmak, güç yetirememek gibi insanî hâller de vardı. Bir savaş dönüşünde yorgunluk yüzünden ashâbıyla birlikte uyuyakaldıkları için sabah namazına kalkamamış,126 bir defasında da namazda okuduğu âyetleri karıştırmıştı.127 Bir keresinde namaz rekâtlarının sayısında yanılmış,128 bir namaz esnasında da öksürüğe dayanamayıp kıraatini yarıda keserek rükûa gitmişti.129 

Onun ibadet hayatı, bütün bu insanî hâlleriyle, uygulanabilir ve örnek alınabilir bir mahiyete sahipti. Bu yüzden onun peygamber sıfatına bakıp, “O kim, biz kimiz!” diyerek ümitsizliğe kapılanlara, ibadet mantığını anlatarak kendisini örnek almalarının yeterli olacağını söylemişti.130 Bu konuda fakih sahâbî Abdullah b. Mes'ûd'un sözü çok anlamlıdır:

اَلْقَصْدُ فِى السُّنَّةِ خَيْرٌ مِنَ الْاِجْتِهَادِ فِى الْبِدْعَةِ.

“Sünnete göre hareket edip itidal üzere olmak, sünnet olmayan (bid'at) hususlarda çokça çaba göstermekten daha hayırlıdır.”12

Hz. Peygamber'in, bütün ibadetleri esnasında elden bırakmadığı ana ilkeler vardı. Bunların başında ihlâs ve samimiyet geliyordu. Buna göre ibadetler sadece Yüce Allah için yapılır132 ve karşılığı O'ndan beklenir. İbadetlerini ifa ederken, “Allah'ı görüyormuşçasına” 133 eda eden ihlâs sahibi kimseler için Peygamberimizin müjdesi pek büyüktür:

مَنْ فَارَقَ الدُّنْيَا عَلَى الْإِخْلاَصِ لِلَّهِ وَحْدَهُ وَعِبَادَتِهِ لاَ شَرِيكَ لَهُ وَإِقَامِ الصَّلاَةِ وَإِيتَاءِ الزَّكَاةِ مَاتَ وَاللَّهُ عَنْهُ رَاضٍ 

“Kim Allah'a tam bir ihlâsla ve ortak koşmadan kulluk eder, namazını kılar ve zekâtını verirse bu dünyadan ayrılırken Allah'ın rızasını kazanmış olarak vefat eder.”13

İhlâs, aynı zamanda sahibini derin bir huşû ve haşyet duygusuna sevk eder. Hz. Peygamber'i namaz kılarken gören Abdullah b. Şıhhîr, onun huşûunu şöyle anlatmıştır: “Allah Resûlü'nü (sav) namaz kılarken gördüm. Ağlamaktan dolayı göğsünden değirmen sesi gibi bir hırıltı geliyordu.”135 Bu durum bir başka rivayette şu şekilde ifade edilmektedir: “Allah Resûlü namazdayken göğsünden kaynayan bir tencerenin fokurtusunu andıran bir ağlama sesi geliyordu.”136 

Namaz vesilesiyle Rabbinin huzuruna çıkmak, Allah Resûlü'ne bütün kederlerini unutturuyordu. Belki de bu yüzden, sıkıntılı bir işle karşılaşınca namaz kılar,137 kalbini sıkıntı kapladığında da günde yüz defa istiğfar ederek Rabbinden bağışlanma dilerdi.138

Allah Resûlü'nün gündelik hayatında en çok yer alan ibadetlerden biri de zikir ve dua idi. Eşi Hz. Âişe'nin de belirttiği üzere, “O (sav) her zaman Allah'ı zikrederdi.”139 Günlük hayatta zikir için her fırsatı değerlendirir, elbisesini giyerken,140 devesine binerken,141 bir yokuş inişinde veya çıkışında,142 yatağına yatarken ve uykudan kalkarken,143 tuvalet ihtiyacını gidermeden önce144 ve giderdikten sonra,145 evden dışarıya adım atarken,146 kısacası her durumda dua eder, Allah'ı anardı.

Zikir, gün boyunca onun (sav) dilinde, gönlünde ve zihninde idi. Yemeğe başlarken mutlaka besmele çeker,147 sonunda da hamd ve senâda bulunup şükrederdi.148 Gece Allah'ı zikrederek yatar,149 yine Allah'ı zikrederek kalkardı.150

Peygamber Efendimiz her vesileyle dua eder, ashâbına da 

لِيَسْأَلْ أَحَدُكُمْ رَبَّهُ حَاجَتَهُ كُلَّهَا حَتَّى يَسْأَلَ شِسْعَ نَعْلِهِ إِذَا انْقَطَعَ

“Sizden biriniz her ihtiyacını Allah'tan istesin, hatta kopan ayakkabı bağını bile!”14 buyurarak onları duaya teşvik ederdi. Dua edeceği zaman önce kendisinden başlar,152 fakat duasının kapsamını geniş tutardı.153 

Çoğunlukla da 

اَللَّهُمَّ آتِنَا فِى الدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِى الْآخِرَةِ حَسَنَةً وَقِنَا عَذَابَ النَّارِ 

“Rabbimiz! Bize dünyada güzellik, âhirette de güzellik ver ve bizi cehennem azabından koru.”15 diye dua ederdi.

Namazlarını kıldıktan sonra da dua ederdi. Selâm verdikten sonra genellikle üç kez istiğfar eder, ardından, 

اَللَّهُمَّ أَنْتَ السَّلاَمُ وَمِنْكَ السَّلاَمُ تَبَارَكْتَ ذَا الْجَلاَلِ وَالْإِكْرَامِ 

“Allah'ım, sen Selâm'sın. Selâmet de sendendir. Ey celâl ve ikram sahibi! Sen mübareksin.”16 duasını okurdu.

Allah Resûlü, insanlara ibadetlerinde aşırılıktan sakınmalarını, itidal üzere olmalarını ve devamlılığı tavsiye eder, kendisi de ibadetlerini böyle eda ederdi.156 Ayrıca iki şey arasında seçim yapacağı zaman —günah olmadığı sürece— onlardan kolay olanını seçerdi.157 İnsanlara ibadetlerin azimet yönlerini öğrettiği gibi ruhsatlarını da öğretir, yolculuk ve hastalık gibi zaruret hâllerinde bizzat kendisi de bu ruhsatlardan yararlanarak ibadetini hafif tutardı.158

Hz. Peygamber'in bilhassa teheccüd gibi nafile ibadetlerinin temelinde “şükreden bir kul olabilmek” düşüncesi ve gayreti yatmaktaydı. Onun bunca ibadetini ifa etmesi, zorunda olduğu için ya da günahlarının bağışlanmasından dolayı değil sadece Rabbine şükredebilmek içindi.

Ne kadar ilginçtir ki kendisini “şükreden bir kul olmaya” adayan Allah Resûlü'nün159 ibadet hayatını öğrenenlerden kimileri onun ibadetlerini azımsamışlar, sonra da kendilerini bütünüyle ibadete vermeyi düşünmüşlerdi. Resûl-i Ekrem ise kendisi bir peygamber olduğu hâlde günlük hayatın ihtiyaç ve gerçeklerinden kopmadan ibadet ettiğini, kendi yolunun da bu olduğunu söyleyerek uyarmıştı onları.160

Hz. Peygamber, hayatı boyunca tüm anlamlı davranış ve sözlerini “ubudiyet” yani kulluk bilinci ile yapmıştı. Bu yüzden sadece namaz, oruç, hac ve zekât gibi belirli ibadetleri değil Allah'a, insanlara ve topluma karşı sadakat içeren bütün davranışları ibadet kapsamında değerlendirmişti.

Allah Resûlü'nün dilinde yoldan geçişe engel olan bir taşı kaldırmak, bir kimseye bineğine binerken yardım etmek, namaza giderken atılan her adım, güzel söz sadakadır.161 Güler yüzlü olmak, iyiliği emredip kötülüklerden sakındırmak, kaybolan kimseye yol göstermek yabancıya yol göstermek hepsi birer sadakadır.162Kısacası, ibadet bilinci ve Allah'ın rızası ile yapılan bütün iyi ve uygun davranışlar sadaka hükmündedir.163

Günlük hayatın bitmek bilmeyen meşguliyetleri arasında, Yüce Allah'ın övgüsüne mazhar olmak için “ne ticaretin ne de alışverişin kendilerini Allah'ı anmaktan, namaz kılmaktan ve zekât vermekten alıkoyamadığı erlerden”164 olmak isteyenler, Peygamberimizin her namazın sonunda okunmasını tavsiye ettiği şu duayı dillerinden eksik etmemeliler: 

اَللَّهُمَّ أَعِنِّى عَلَى ذِكْرِكَ وَشُكْرِكَ وَحُسْنِ عِبَادَتِكَ

“Allah'ım, seni zikretmek, sana şükretmek ve sana güzelce ibadet etmek için bana yardım et!”17

1 Buhârî, Ezân, 18, hadis no: 631.

2 Müslim, Hac, 310, hadis no: 3137.

3 Buhârî, Cum’a, 26, hadis no: 917.

4 Buhârî, Ezân, 18, hadis no: 631.

5 Müslim, Müsâfirîn, 105, hadis no: 1699.

6 Nesâî, Sıyâm, 70, hadis no: 2350.

7 Mâide, 5/118.

8 Abdurrezzâk, Musannef, III, 78, hadis no: 4867.

9 Buhârî, Savm, 69, hadis no: 2004.

10 Müslim, Sıyâm, 198, hadis no: 2750.

11 Âl-i İmrân, 3/97.

12 Dârimî, Mukaddime, 23, hadis no: 223.

13 İbn Mâce, Sünnet, 9, hadis no: 70.

14 Tirmizî, Deavât, 132, hadis no: 3604-8.

15 Müslim, Zikir, 26, hadis no: 6840.

16 Müslim, Mesâcid, 135, hadis no: 1334.

17 Ebû Dâvûd, Vitr, 26, hadis no: 1522.


Kaynak: Diyanet Hadislerle İslam


Üye Girişi
Aktif Ziyaretçi6
Bugün Toplam236
Toplam Ziyaret2877443
HADİSLERLE İSLAM DİB
EĞİTİM SUNUMLARI