• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/insanveislam.org/
  • https://plus.google.com/https://www.facebook.com/insanveislam.org//posts
  • https://twitter.com/insanuislam
                
MAKALELER
EĞİTİM ve SUNUM DOSYALARI
VAAZ ARŞİVİ KATEGORİLERİ

Davranışlarımızla Örnek Olmalıyız

DAVRANIŞLARIMIZLA ÖRNEK OLMALIYIZ

 

I. Konunun Planı

A-  Örnek Olmak; Hal Diliyle İyiliğe Teşvik                    

B-  Birr (İyilik): Tanımı ve mâhiyeti

C-  Birr'in Sosyal Hayata Yansıması

D-  Başkalarına Birr'i (İyiliği) Emredip Kendisini Unutmak

E-  Peygamberlerin ve Hz. Muhammed (s.a.s.)’in Özlerinin Sözlerine Uygunluğu

F-  İlim, Başkalarına Aktarmak İçin Değil; Öncelikle Yaşamak İçin Öğrenilmelidir

 

II. Konunun Açılımı ve İşlenişi

           Konuya  öncelikle, örnek  ve ideal bir insan nasıl olmalıdır? Sorusuna cevap aranarak başlanır. Örnek alınacak olan insanın portesi çizilerek, özellikleri ele alınır. İslam dininin öğretilerinin ana hedefi, kamil bir insanın oluşturmak olduğuna vurgu yapılır. Dini tebliğde en etkili yolun, İslam’ı hayatımızda yaşayarak diğer toplumlara anlatmak olduğuna dikkat çekilir. “Hz. Peygamber’in dini yaşantıda örnek alınacak en mümtaz şahsiyet olduğu” anlatılarak konu özetlenir.

 

III. Konunun Özet Sunumu

Söz ne kadar heyecanlı, ne kadar câzip ve edebî olursa olsun, inanan bir kalpten gelmedikçe   sönüklükten   kurtulamaz;   ölüdür,   muhâtabına   tesir   edemez.    Bir   insan ağzından çıkan sözün canlı bir örneği olmadıkça, söylediğinin hakiki temsilcisi sayılamaz. Bu kimseye itimat eden de bulunmaz. Ancak bu hallerden kurtulup, içi ile dışı bir olduğu takdirde, sözler parlak, kelimeler câzip olmasa da, halkın imanı ve güveni temin edilebilir. Zira o zaman kelimeler kuvvetini nağmelerden değil; bizzat hakikatlerden alır. Sözün güzelliği parlaklığından değil; sadakatinden ötürüdür. Ancak bu takdirde söz, canlı bir enerji kaynağı haline gelir. Artık o, bizzat gerçeğin ifadesidir. Söz ile hareket, akide ile ahlâk arasındaki mutâbakatı sağlamak kolay değildir. Bu, sadâkatle çalışmayı, O'ndan medet dilemeyi ve O'nun hidayet kaynağı olan hakikatlerden yardım istemeyi gerektirir.

En etkili tebliğ yolu, insanın benimsediği kendi hayat tarzıdır. Kişi, söyledikleriyle uyumlu bir yaşantı içindeyse, onun çok söz söylemesine ihtiyaç bile kalmaz. Çünkü o, hâl ve tavırlarıyla konuşmaktadır. Yaşadığı güzel ahlâk, o insanın en etkili ve güvenilir sözcüsü durumundadır. “Allah’a çağıran, salih amel işleyen ve “Kuşkusuz ben müslümanlardanım” diyenden daha güzel sözlü kimdir?”[1]

Peygamber Efendimizin nübüvvet öncesi ve sonrası hali ve yaşayışı, Mekkelilerce gayet güzel biliniyor, peygamberliğinde O’nun temel fikrine karşı koyarak tevhidi kabul etmemek, yayılmasını engellemek için türlü yollara başvuruyorlar, fakat şahsî yaşayışı hakkında en küçük bir ithamda dahi bulunamıyor, O’nun “el-Emîn”liğini ikrar etmek zorunda kalıyorlardı. O, insanlara teklif ettiği hususları herkesten önce kendi nefsinde, herkesin yapabileceğinden fazlasıyla tatbik ediyordu. Yaşayışla güzel örnek verme kuralının etkisini gayet iyi bilen Peygamber Efendimiz (as), kendisi hayatıyla örnek teşkil ettiği gibi, İslâm'a dâvet ettiği insanların İslami yaşayışı görerek fikir ve kanaatlerini ona göre tayin ve tespit etmelerine imkân ve vesileler hazırlıyordu.

“Olgun insan, güzel söz söyleyen değil; söylediğini yapan ve yapabileceğini söyleyen adamdır.” Ne mutlu hakkı haykırdığı gibi, en güzel şekilde kendi nefsinde tatbik eden, özü sözünü yalanlamayanlara!    

IV. Konu İşlenirken başvurulabilecek Ayetler

 

لَقَدْ كَانَ لَكُمْ ف۪ي رَسُولِ اللّٰهِ اُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِمَنْ كَانَ يَرْجُوا اللّٰهَ وَالْيَوْمَ الْاٰخِرَ وَذَكَرَ اللّٰهَ كَث۪يرًا

 

“Andolsun,َ Allah’ın Resülünde sizin için; Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı uman, Allah’ı çok zikreden kimseler için güzel bir örnek vardır.”[2]

Peygamberlerin yaşayışları, sözleri ve dâvet ettikleri şeylere mutâbık olmuş, onların hatta üstünde bulunmuştur. Onları gören, onlara muhatap olan insanlar, henüz onların peygamberliğini bilmeden doğruluk ve dürüstlüklerini teslim etmişlerdir. Hz. Yusuf zindanda iken hapis arkadaşları ona:

“… Şüphesiz biz seni iyilik yapanlardan görüyoruz”[3] diye müracaat ediyorlardı.

Birr (iyilik), sosyal hayatın kurulması ve işlemesi konusunda son derece önemli bir ahlâk kuralıdır. Kur’an ‘birr’i şöyle tanıtıyor:

“İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı taraflarına çevirmeniz(den ibaret) değildir. Asıl iyilik, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitap ve peygamberlere iman edenlerin; mala olan sevgilerine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, (ihtiyacından dolayı) isteyene ve (özgürlükleri için) kölelere verenlerin; namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren, antlaşma yaptıklarında sözlerini yerine getirenlerin ve zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda (direnip) sabredenlerin tutum ve davranışlarıdır. İşte bunlar, doğru olanlardır. İşte bunlar, Allah’a karşı gelmekten sakınanların ta kendileridir”[4]

“Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda harcamadıkça iyiliğe asla erişemezsiniz. Her ne harcarsanız Allah onu bilir.”[5]

“ … İyilik ve takva (Allah’a karşı gelmekten sakınma) üzere yardımlaşın. Ama günah ve düşmanlık üzere yardımlaşmayın. Allah'a karşı gelmekten sakının. Çünkü Allah’ın cezası çok şiddetlidir.”[6]

“Siz Kitabı (Tevrat’ı) okuyup durduğunuz halde, kendinizi unutup başkalarına iyiliği mi emrediyorsunuz? (Yaptığınızın çirkinliğini) anlamıyor musunuz?”[7]

İyiliğe dâvet edip de iyilikten kaçınmak, iyilik yolunda olanlara karşı çıkmak, sadece dâvâ adamlarında değil, bizzat dâvânın kendisinde şek ve şüphe âfetlerinin belirmesine sebep olur.

“Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz? Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz, Allah katında büyük gazap gerektiren bir iştir.”[8]

“Kendisine âyetlerimizi verdiğimiz halde onlardan sıyrılıp da şeytanın kendisini peşine taktığı, bu yüzden de azgınlardan olan kimsenin haberini onlara anlat. Dileseydik o âyetlerle onu elbette yüceltirdik. Fakat o dünyaya saplanıp kaldı da kendi heva ve hevesine uydu. Onun durumu köpeğin durumu gibidir: Üzerine varsan da dilini sarkıtıp solur; kendi haline bıraksan da dilini sarkıtıp solur. İşte bu, âyetlerimizi yalanlayan toplumun durumudur. Şimdi onlara bu olayları anlat ki düşünsünler”[9]

 

V. Konu İşlenirken başvurulabilecek Hadisler

 

“Rasulullah (s.a.s.) buyurdu ki:

 

يَقُولُ ‏"‏ يُجَاءُ بِالرَّجُلِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ فَيُلْقَى فِي النَّارِ، فَتَنْدَلِقُ أَقْتَابُهُ فِي النَّارِ، فَيَدُورُ كَمَا يَدُورُ الْحِمَارُ بِرَحَاهُ، فَيَجْتَمِعُ أَهْلُ النَّارِ عَلَيْهِ، فَيَقُولُونَ أَىْ فُلاَنُ، مَا شَأْنُكَ أَلَيْسَ كُنْتَ تَأْمُرُنَا بِالْمَعْرُوفِ وَتَنْهَى عَنِ الْمُنْكَرِ قَالَ كُنْتُ آمُرُكُمْ بِالْمَعْرُوفِ وَلاَ آتِيهِ، وَأَنْهَاكُمْ عَنِ الْمُنْكَرِ وَآتِيهِ ‏"‏‏.‏ رَوَاهُ غُنْدَرٌ عَنْ شُعْبَةَ عَنِ الأَعْمَشِ‏

“Kıyamet gününde adam gelir, cehenneme atılır. Bağırsakları karnından dışarıya fırlar. Değirmen merkebinin döndüğü gibi bağırsakları etrafında döner. Cehennemlikler onun etrafına toplanır, şöyle derler: ‘Ey filân, sen ma’rûfu emreden, münkerden alıkoyan bir kimse değil miydin?” Şöyle der: ‘Evet, öyle idim. Ma’rûfu emreder, fakat kendim işlemezdim. Münkerden alıkoyar, fakat kendim işlerdim.”[10]

 

عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ مَرَرْتُ لَيْلَةَ أُسْرِيَ بِي عَلَى قَوْمٍ تُقْرَضُ شِفَاهُهُمْ بِمَقَارِيضَ مِنْ نَارٍ قَالَ قُلْتُ مَنْ هَؤُلَاءِ قَالُوا خُطَبَاءُ مِنْ أَهْلِ الدُّنْيَا كَانُوا يَأْمُرُونَ النَّاسَ بِالْبِرِّ وَيَنْسَوْنَ أَنْفُسَهُمْ وَهُمْ يَتْلُونَ الْكِتَابَ أَفَلَا يَعْقِلُونَ‏.‏

Enes b. Malik, anlatıyor; Hz. Peygamber(as) buyurdular ki:

“İsrâ’ya götürüldüğüm (Mi'râca çıkarıldığım) gece, dudakları ateşten makaslarla kesilen birtakım kimselerin yanından geçtim. ‘Bunlar kimlerdir ey Cebrâil’ dedim. Bana şu cevabı verdi: ‘Bunlar dünya ehlinden olan hatiplerdir. İnsanlara iyiliği emrettikleri ve Kitab’ı okudukları halde bizzat kendilerini unutanlardır. Bunlar hiç akıl etmezler mi?”[11] (Ayrıca bkz. (Süyûtî, ed-Dürru’l-Mensûr, I/158)

Şuayb (a.s.) sözüyle olduğu kadar namazıyla ve davranışlarıyla da kavmine tebliğ ediyor ve dâvet ettiği şeyleri kendisi tümüyle yaşadığını belirtme ihtiyacı hissediyordu:

“Medyen halkına da kardeşleri Şu’ayb’ı peygamber gönderdik. O şöyle dedi: “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Sizin ondan başka hiçbir ilahınız yoktur. Ölçüyü ve tartıyı eksik yapmayın. Ben sizi bolluk içinde görüyorum. Ben sizin adınıza kuşatıcı bir günün azabından korkuyorum… Dediler ki: “Ey Şu'ayb! Babalarımızın taptığını, yahut mallarımız hakkında dilediğimizi yapmayı terk etmemizi sana namazın mı emrediyor. Oysa sen gerçekten yumuşak huylu ve aklı başında bir adamsın. Şu’ayb şöyle dedi: “Ey kavmim! Söyleyin bakayım, ya ben Rabbimden gelen açık bir delil üzere isem ve katından bana güzel bir rızık vermişse!... Ben size yasakladığımı kendim yapmak istemiyorum. Ben sadece gücüm yettiğince (sizi) düzeltmek istiyorum. Başarım ancak Allah’ın yardımı iledir. Ben sadece ona tevekkül ettim ve sadece ona yöneliyorum ”[12]

Bu âyetlerde bir peygamberin ve dolayısıyla hak yola dâvet eden peygamber izinden gidecek bir müslümanın tebliğ konusunda en önemli  vasıflarının sıralandığını görüyoruz

Yaşayışla güzel örnek verme kuralının etkisini gayet iyi bilen Peygamber Efendimiz, kendisi hayatıyla örnek teşkil ettiği gibi, İslâm'a dâvet ettiği insanların İslâmî yaşayışı görerek fikir ve kanaatlerini ona göre tayin ve tespit etmelerine imkân ve vesileler hazırlıyordu. Bedir Gazvesinde ele geçirilen esirlerin topluca bir yerde hapis tutulmaları yerine birer birer ashâb-ı kirâma dağıtılarak misafir edilmeleri, başka birtakım fayda mülâhazaları yanında büyük ölçüde, esirler sahabenin İslâm'ı yaşayışına vâkıf olsunlar diye olsa gerektir.

İslâm düşmanı Benû Hanife reisi Sümâme'nin müslüman olmasına, Hz. Peygamber'in hüsn-i muâmelesi, karşılıksız affı yanında Mescid'de bir direğe bağlı kaldığı müddet zarfında İslâmî tatbikatı görerek hakikati idrak etmesi de etkili olmuştur, diyebiliriz.

Tâif heyeti geldiği zaman, müslümanların Kur'an okuyuşları, namaz kılışları, huşû ve huzû içinde ibadetleri ve İslâm'ı yaşayışları kalplerini rikkate getirsin diye Hz. Peygamber'in onları Mescid'in hemen yanında misafir ettiğini biliyoruz. Bazı heyet mesuplarının, ashâbın evlerine dağıtılarak misafir edilmelerinde de, yine bu husus mutlaka göz önünde bulundurulmuştur.[13]

 

VI. Yararlanılabilecek Bazı Kaynaklar

1-   Hak Dini Kur'an Dili, Elmalılı Hamdi Yazır, Azim yay. I/287-288

2-    Hadislerle Kur'an-ı Kerim Tefsiri, İbn Kesir, Çağrı yay. П/322-327

3-    Mefatihu'l-Gayb (Tefsir-i Kebir), Fahreddin Razi, Akçağ yay. П/477-482

4-    El-Câmiu li-Ahkâmi'l-Kur'an, İmam Kurtubi, Buruc yay. П/52-59

5-    Hulâsatü'l-Beyan Fî Tefsîri'l-Kur'an, Mehmed Vehbi, Üçdal Neşriyat, I/115-      117

6-   İslâm'ın Temel Kavramları, Hüseyin K. Ece, Beyan yay. 91-94

7-    Kur’an-ı Kerim’de Maruf ve Münker, Ömer Dumlu, Ravza yay.

8-    Rasülüllah’ın İslam’a Dâvet Metodu, Ahmed Önkal, Esra yay.

9-    Kur’an’da Dâvet Metodu, S. Hüseyin Fadlullah, Seçkin yay.

10- Sünnetullah’ta Dâvet Metodu ve Evrensel Mesaj, Ramazan Yılmaz, Mücahede yay.

11-  İslam Davetinin Esasları, I, II,  Abdülkerim Zeydan, Risale yay.

12-  İslâm’a Dâvet Metodu, Said Ramazan el-Bûti, Madve yay.

 

İdris BOZKURT

Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanı



[1] Fussilet, 41/33

[2] Ahzab, 33/21

[3] Yusuf, 12/36

[4] Bakara, 2/177

[5] Al-i İmran, 3/92

[6] Maide, 5/2

[7] Bakara, 2/44

[8] Saff, 61/2-3

[9] Araf, 7/175-176

[10] Buhari, Sahih, Bed’u’l-Halk, 59/10.(Ⅳ.90); Fiten, 92/17.(Ⅷ.97.); Müslim, Sahih, Zühd, 53/51,(2989),(Ш.2290.); Ahmed b. Hanbel, Müsned, V/205, 206, 207, 209)

[11] Ahmed b. Hanbel, Müsned, III/120, 231, 239)

[12] 11/Hûd, 11/84, 87-88).

[13]- A. Önkal, Rasulullah'ın İslâm'a Dâvet Metodu,  351-352



Aktif Ziyaretçi6
Bugün Toplam551
Toplam Ziyaret635478