• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/insanveislam.org/
  • https://twitter.com/insanuislam
  
MAKALELER
EĞİTİM SUNUMLARI
VAAZ ARŞİVİ
DİYANET FETVALARI

Kul ve Kamu Hakkına Riayet Etmek

KUL VE KAMU HAKKINA RİAYET ETMEK (1)


I.KONUNUN PLÂNI

 

HAK KAVRAMI VE KAPSAMI:

A-KUL HAKLARI  

1- Cana yönelik haklar     

a-Anne-baba hakkı

b-Eşlerin birbirlerine karşı hakları

c- Çocukların hakları

d- Komşu hakkı

e-Yetim hakkı

f-İşçi-işveren,amir-memur hakkı

g- Arkadaşlık ve kardeşlik hakkı        

2- Namusa yönelik haklar          

3- Mala yönelik haklar  

B-KAMU HAKKI
1-Kamu Malı Emanettir
2- Kamu Hakkını İhlal Etmek Ve Kamu Malından Çalmak, Emanete Hıyanettir

3- Kamu Arazilerini İşgal Etmek, Üzerine Bina yapmak:
4-Kaçak Elektrik ve Su Kullanmak:

5-Vergi Kaçırmak, Vergi Vermemek:  

C- KUL VE KAMU HAKKINI İHLAL EDENLERİN AHİRETTEKİ  AKİBETLERİ

D-GENEL DEĞERLENDİRME VE SONUÇ  

 

            II. KONUNUN AÇILIMI VE İŞLENİŞİ

Konuya hak kavramının tanımı, kapsamı ve tasnifiyle başlanabilir. Daha sonra Hukukullah üzerinde kısaca durduktan sonra kul ve kamu hakkının nelerden ibaret olduğu anlatılabilir. Bu bağlamda cana, mala, namusa/nesle ve inanca yönelik hakların korunmasından bahsedilerek, bu hakları ihlal etmenin dünyada ve ahirette sebep olacağı  ağır sorumluluğa işaret edilir. Bu mevzu anlatılırken; konuyla ilgili âyet ve hadis metin ve mealleri okunarak kul ve kamu hakkına İslam dininin ne denli önem verdiği mesajı verilebilir. Özellikle gerçek müflisin kim olduğu, kişi Şehid olsa bile kamu hakkı ihlalinde bulunmuşsa, bunun hesabından kurtulamayacağı Rasulüllah’ın dilinden bizzat aktarılabilir.

            Vaazın sonuna doğru da genel bir değerlendirme ve özet yapılıp, konuyla ilgili elde edilen sonuçlar cemaate topluca aktarılarak konunun derli toplu açık ve net bir şekilde anlaşılması sağlanır.  

III.KONUNUN ÖZET SUNUMU

Yeryüzündeki varlıkların en mükemmeli insandır. Çünkü o; en güzel bir şekilde yaratılmış, akıl nimetiyle donatılmıştır. İnsan için başka insanlarla tanışmak, yardımlaşmak, onlarla bir arada yaşamak, en tabii bir ihtiyaçtır. Yeryüzünde huzur içerisinde bir hayat sürdürmek, Allah’ın sayısız nimetlerinden meşru ölçüler içerisinde yararlanmak, neslin devamını sağlamak ve ihtiyaçlarını karşılamak, toplu halde yaşamaya bağlıdır. Cemiyet halinde yaşamak ise, karşılıklı hak ve sorumlulukları da beraberinde getirmektedir.

İslâm dininde çok özel bir yeri olan hak kavramı geniş anlamı ile Bir sözü, bir işi, yerinde zamanında ve gerektiği kadar söylemek veya yapmaktır” diye ifade edilmiştir. Özel anlamıyla ise, Hak, hukukun koruduğu menfaattir şeklinde tarif edilmiştir. Demek ki, her hak, bir takım sorumlulukları da beraberinde getirmektedir. Her insanın üzerinde bir çok hak ve sorumluluk bulunmaktadır. İnsan üzerindeki bu haklar, Hukukullah dediğimiz Allah’ın hakları ve hakku’l-ibad denilen yaratılmışların hakları olmak üzere iki kısımda özetlenebilir.

Allah’ın üzerimizdeki hakları, O’nun  varlığına ve birliğine  inanmak, hiçbir şeyi ortak koşmadan  O’na ibâdet edip emirlerini tutmak ve yasaklarından sakınmaktır. Hakkul ibad ise, yaratılmışların hakkıdır. Yaratılmışların başında da, insanlar gelmektedir. İnsanlar arasındaki bütün ilişkiler, “fertlerin karşılıklı hakları” içerisinde yer almaktadır. Ana-baba, evlat, eş, komşu, akraba, arkadaş, işçi-işveren vb. hakları bu tür kul haklarındandır.

Canlı varlıkların da gözetmemiz gereken hakları vardır. Bu haklar onları incitmemek, aç ve susuz bırakmamak, yuvalarını yıkmamak ve yavrularını öldürmemektir. Diğer varlıklardan, meşrû bir çerçevede faydalanıp israf etmemektir. Doğal çevreyi, evimiz gibi korumak, doğal dengeyi bozacak işler yapmamaktır. .

Ayrıca kamu hakları denilen haklar da vardır ki, hem “Hukukullah” hem de hakku’l-ibad, yani kul hakları  kapsamında değerlendirilmektedir.

      Müslüman, herkesin hak ve hukukuna saygılı olur. Kul hakkıyla Allah’ın huzuruna çıkmaktan sakınır. Kul ve kamu hakkını, hak sahibi bağışlamadıkça Allah’ın bağışlamayacağını bilir. Dünyadaki bir çok kötülük, kavga ve cinayetlerin, insanlar arasındaki huzursuzlukların, kul haklarına saygı göstermemekten meydana geldiğini asla unutmaz.  

O halde; Müslüman, kul ve kamu  haklarına son derece titizlik göstermelidir. Bilerek veya bilmeyerek başkalarının hakkını alan kimse, o hakkı ödemek ve helalleşmek suretiyle kendisini kurtarmaya çalışmalıdır. Haksızlık edip de, hak sahibine hakkını vermeyenler; Ahirette pişmanlık duyacaklar ve çetin bir azaba uğrayacaklardır

IV. KONU İŞLENİRKEN BAŞVURULABİLECEK BAZI ÂYETLER

   Bireysel çıkarlar uğruna kamunun haklarını ihlal etmek, görevi kötüye kullanmak, rüşvet alıp vermek, karaborsacılık yapmak, kamu malını zimmetine geçirmek, vergi kaçırmak, kaçak su ve elektrik kullanmak vb kötülükler gerçek bir müminde asla bulunmaması gereken özelliklerdir. Bu nedenle Her Müslüman, Allâh hakkı olarak da kabul edilen kamu mallarını korumalı, haksız yollarla bunları elde etmeye çalışmamalıdır.. Bunların yarın kıyamet gününde mutlaka hesabını vermekle karşı karşıya geleceğini asla unutmamalıdır.. Çünkü Kamu malları, belirli kişilere değil, bütün topluma aittir. Bu nedenle bunları haksız yere almanın sorumluluğundan kurtulmak oldukça zordur. Zimmete geçirilen ya da ihlal edilen fert ve kamu haklarıyla Allah’ın huzuruna çıkmanın vebali çok ağır olacaktır. Yüce Allâh, haksız yere başkasının malını yemeyi bütün insanlara yasaklamıştır. Kur’an-ı Kerîm’de:

وَلاَ تَأْكُلُواْ أَمْوَالَكُم بَيْنَكُم بِالْبَاطِلِ وَتُدْلُواْ بِهَا إِلَى الْحُكَّامِ لِتَأْكُلُواْ فَرِيقًا مِّنْ ْ أَمْوَالِ النَّاسِ بِالإِثْمِ وَأَنتُمْ تَعْلَمُونَ  

 “Aranızda birbirinizin mallarını haksız yere yemeyin. İnsanların mallarından bir kısmını bile bile günaha girerek yemek için onları hakimlere (rüşvet olarak) vermeyin. [2] buyrulmaktadır..

Diğer bir âyet-i kerimede de, “Şüphesiz biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar onu yüklenmek istemediler, ondan çekindiler. Onu insan yüklendi. Çünkü o çok zalimdir, çok cahildir”[3] buyrularak bir yandan insanın emanet konusunda diğer varlıklardan ayrı olarak taşıdığı sorumluluğun ağırlığına dikkat çekilmekte; diğer yandan da insan oğlunun emanete riayet konusunda genelde vefasızlık göstermeye eğilimli olduğuna işaret edilmektedir. 

 “Allah size, emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor. Doğrusu Allah, bununla size ne güzel öğüt veriyor! Şüphesiz ki Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir”[4] mealindeki âyette ise, özellikle yöneticilerin hem adalet hem de emanet ehli olmaları emredilmektedir. Çünkü devletin mal varlığı halka aittir; bunda geçmişin, yaşayanların ve gelecek nesillerin hakları vardır. Bu nedenle yöneticilerin, tüyü bitmemiş yetimlerin de hakkı olan bu malları gereksiz yerlerde harcayıp, israf etmeleri haramdır. Zaten yöneticilerin halk ve devlet malı üzerindeki tasarrufları da kamu menfaatine (maslahata, kamu yararına) bağlı olarak caiz kılınmıştır.

Kamuya, yani toplumun bütününe ait mal ve değerler, yöneticiler açısından olduğu kadar, bireyler açısından da birer emanettir. Her birey doğrudan ya da dolaylı olarak bu emanetlerin korunmasından ve yerli yerince kullanılmasından sorumludur.

 

Ayrıca Al-i İmran Sûresinin 161 âyetinde;

 

وَمَا كَانَ لِنَبِيٍّ أَن يَغُلَّ وَمَن يَغْلُلْ يَأْتِ بِمَا غَلَّ يَوْمَ الْقِيَامَةِ ثُمَّ تُوَفَّى كُلّ نَفْسٍ مَّا كَسَبَتْ وَهُمْ لاَ يُظْلَمُونَ

ُ

… Kim emanete hıyanet ederse( ganimet veya kamu malından aşırırsa), kıyamet günü, hıyanet ettiği şeyle birlikte gelir. Sonra da hiçbir haksızlığa uğratılmaksızın herkese kazandığının karşılığı tastamam ödenir.” buyrularak  kamu malına ihanetin cezasının ağırlığına dikkat çekilmiştir.

Şu gerçek hiçbir zaman unutulmamalıdır: Kim iyilik ve kötülük olarak ne yapmışsa; mutlaka karşılığını görecektir. Nitekim Cenâbı Hak, Kur’an-ı Kerim’inde:

 فَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ خَيْرًا يَرَه وَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ شَرًّا يَرَه

“Kim zerre miktarı hayır yapmışsa onu görür. Kim de zerre miktarı kötülük işlerse, onu görür[5] buyurmaktadır.

           

           

V. KONU İŞLENİRKEN BAŞVURULABİLECEK BAZI HADİSLER

 

Sevgili Peygamberimiz;

ـ عن أبي هريرة رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: ]قَالَ رَسُولُ اللّهِ  مَنْ كَانَتْ عِنْدَهُ مَظْلَمَةٌ ﻷخِيهِ مِنْ عِرْضِهِ أوْ شَىْءٍ مِنْهُ فَلْيَتَحَلِّلْهُ مِنْهُ الْيَوْمَ مِنْ قَبْلِ أنْ َ يَكُونَ دِينارٌ وَ دِرْهَمٌ، إنْ كَانَ لَهُ عَمَلٌ صَالِحٌ أُخِذَ مِنْهُ بِقَدْرِ مَظْلَمَتِهِ، وإنْ لَمْ تَكُنْ لَهُ حَسَنَاتٌ أُخِذَ مِنْ سَيِّئَاتِ صَاحِبِهِ فَحُمِلَ عَلَيْهِ

Ebû Hüreyre (r.a) den rivayet edildiğine göre, Nebî sallallahu (s.a.v.) şöyle buyurdu:

“Kimin üzerinde din kardeşinin ırzı, namusu veya malıyla ilgili bir zulüm varsa altın ve gümüşün bulunmayacağı kıyamet günü gelmeden önce o kimseyle helalleşsin. Yoksa kendisinin sâlih amelleri varsa, yaptığı zulüm mikdarınca sevaplarından alınır, (hak sahibine verilir. ) Şâyet iyilikleri yoksa, kendisine zulüm yaptığı kardeşinin günahlarından alınarak onun üzerine yükletilir. [6] buyurmaktadır

      Üzerinde kul hakkı bulunan bir insan, muhatabını bulup helâllık dilemek mecburiyetindedir. Bu hâk, gıybet, iftira, yalan isnadı... vs. gibi manevî boyutlu haklar ise, ancak hak sahibiyle açık-seçik konuşularak helâl ettirilebilir. Eğer hakkın borç-alacak gibi maddî boyutu varsa, bunları hemen ödeme cihetine gidilmelidir.

      Kul hakkı, insanın can, mal ve namus gibi dokunulmazlıklarına yönelik tecavüz ve haksızlıkların ortaya çıkardığı haktır. İnsana yönelik tecavüz ve haksızlıklar haram ya da mekruh eylemler içinde yer alır. Bu nedenle günah, dolayısıyla ceza konusudur. Kul hakkından doğan günahların ve cezalar Allah tarafından bağışlanmaz. Kul hakkı, ancak hak sahibi kulun bağışlaması ile ortadan kalkabilir.

      Hz. Peygamber (s.a.s), başka bir hadisinde Allah'ın huzuruna kul hakkı ile gelen kimseyi müflis olarak tanımlayarak şöyle buyurur:

- وعن أَبي هريرة رضي اللَّه عنه ، أَن رسولَ اللَّه صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم قال : «أَتَدْرُون من الْمُفْلِسُ ؟» قالُوا : الْمُفْلسُ فِينَا مَنْ لا دِرْهَمَ لَهُ وَلا مَتَاعَ . فقال : « إِنَّ الْمُفْلِسَ مِنْ أُمَّتِي مَنْ يَأْتِي يَوْمَ الْقيامةِ بِصَلاةٍ وَصِيَامٍ وزَكَاةٍ ، ويأْتِي وقَدْ شَتَمَ هذا ، وقذَف هذَا وَأَكَلَ مالَ هَذَا، وسفَكَ دَم هذَا ، وَضَرَبَ هذا ، فيُعْطَى هذَا مِنْ حسَنَاتِهِ ، وهَذا مِن حسَنَاتِهِ ، فَإِنْ فَنِيَتْ حسناته قَبْلَ أَنْ يقْضِيَ مَا عَلَيْهِ ، أُخِذَ مِنْ خَطَايَاهُمْ فَطُرحَتْ علَيْه ، ثُمَّ طُرِح في النَّارِ» رواه مسلم .

“Ebû Hüreyre (r.a. )den rivayet edildiğine göre, Rasûlullah (s.a.v.) “Müflis kimdir, biliyor musunuz?” diye sordu. Ashâb: ‘Bizim aramızda müflis, parası va malı olmayan kimsedir’ dediler. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Şüphesiz ki ümmetimin müflisi, kıyamet günü namaz, oruç ve zekât sevabıyla gelip, fakat şuna sövüp, buna zina isnâd ve iftirası yapıp, şunun malını yiyip, bunun kanını döküp, şunu dövüp, bu sebeple iyiliklerinin sevabı şuna buna verilen ve üzerindeki kul hakları bitmeden sevapları biterse, hak sahiplerinin günahları kendisine yükletilip sonra da cehenneme atılan kimsedir” buyurdular. [7]

           Sevgili peygamberimiz diğer bir hadislerinde de, kişi şehit bile olsa kul ve kamu haklarını ihlal etmişse bunun hesabından kurtulamayacağını ifade buyurmaktadırlar:

             وعن عمر بن الخطاب رضي اللَّهُ عنه قال : لمَّا كان يوْمُ خيْبرَ أَقْبل نَفرٌ مِنْ أَصْحابِ النَّبِيِّ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم فَقَالُوا : فُلانٌ شَهِيدٌ ، وفُلانٌ شهِيدٌ ، حتَّى مَرُّوا علَى رَجُلٍ فقالوا : فلانٌ شهِيد . فقال النَّبِيُّ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم : « كلاَّ إِنِّي رَأَيْتُهُ فِي النَّارِ فِي بُرْدَةٍ غَلَّها أَوْ عبَاءَةٍ »

Ömer İbni Hattâb (r.a.) şöyle dedi: ‘Hayber Gazvesi günü idi. Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in ashabından bir grup geldi ve: Falanca şehittir, falanca da şehittir, dediler. Sonra bir adamın yanından geçtiler: Falanca kimse de şehittir, dediler. Nebî sallallahu aleyhi ve sellem: “Hayır, ben onu, ganimetten çaldığı bir hırka –veya bir abâ– içinde cehennemde gördüm” buyurdu.[8]

 

VI.YARARLANILABİLECEK DİĞER BAZI KAYNAKLAR

 

Not: Bu konuda Diyanet Aylık Derginin Temmuz 2004 sayısı için  KUL VE KAMU HAKKI konusunda  özel olarak hazırlanmış olan ve aşağıda isimleri geçen şahıslarca yazılmış  olan makalelerden genişçe yararlanılabilir:

 

   1. Fikret KARAMAN, Kul ve Kamu Hakkını Gözetmek (Diyanet Aylık Dergi)

            2. Muhlis AKAR, Kamu Malını Korumak (Diyanet Aylık Dergi)

3.Hüseyin T. GÖKMENOĞLU, İslâm’da Hak Kavramının Mahiyeti Ve Boyutları ((Diyanet Aylık Dergi)

            3. Süleyman MOLLAİBRAHİMOĞLU, Kul Hakkı

            4. Mustafa ÇAĞRICI, Kul Hakkı, Diyanet İslam Ansiklopedisi, XVI/350-351

           5.Ferhat Koca, Gulûl Mad, DiA, XIV/191-192

           6. Bakara188, Nisâ 58, Ahzab,72;Zilzal,7-8; Hucurat, 12

           7.M.Yaşar Kandemir ve Diğerleri, Riyâzü’s Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, Erkam Yay, C 2, S149,162

           8.Müsned, 1V,325; Dârimî ,”Siyer” ,50; Ebu Davûd, “Cihâd”,156,Buharî, Hiyel 15, Cum'a 29, Zekât 67, Hîbe 17, Eymân 3, Ahkâm 24, 41; Müslim, İmâret 26- (1832); Ebû Dâvud, İmâre 11, (2946); Nesâî, Zekât 6,; Müslim, İmâre 30; Müsned,V, 424; Muvatta, Cihâd 23, (2, 458); Ebu Dâvud, Cihâd 14 (2710), Nesâî, Cenâiz 66, (4, 64); İbnu Mâce, Cihad 34,  (2848). Ayrıca bkz. İbn Kayyım el-Cevziyye, Zâdü’l-Meâd, Beyrut 1987, I,515, III, 107; Müslim, İman 182. Ayrıca bkz, Dârimî, Siyer 48, Buhari, Eyman, 33; Megazi, 38; EbûDavud, Cihad, 133; Nesâi, Eyman, 38, Muvatta, Cihad, 25; Buhâri, Hums 7 Mezalim 13, Bed'ü'l-Halk 2; ; Tirmizi, Zühd 41, (2375) ;Müslim, Müsâkât, 139-142;  Buhârî, Mezalim 10, Rikak 48; Tirmizî, Kıyamet 2, (2421). Müslim, Birr, 59-60; Tirmizi, Kıyame, 2 ;Ebû Dâvûd, Cihâd, 135; [Buhârî, Mezalim 10, Rikak 48; Tirmizî, Kıyamet 2, (2421); Müslim, Birr, 60; Tirmizi, Kıyame, 2; Buharî, Şehadat 27, Mezalim 16, Hiyel 9, Ahkam 20, 29, 31; Müslim, Akdiye 5, (1713); Muvatta, Akdiye 1, (2, 719); Ebu Davud, Akdiye 7, (3583, 3584); Tirmizî, Ahkam 11, (1339); Nesâî, Kudat 13, (8, 233).]

 


[1] Not:  Bu vaaz projesi Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanı Dr. Muhlis AKAR tarafından hazırlanmıştır.

15-Bakara, 2/188

16-Buhârî, Mezalim 10, Rikak 48; Tirmizî, Kıyamet 2, (2421).

[3]-Ahzab,33/72

[4]- Nisâ,4/58

[5] Zilzal, 99/7-8.

[6] Buhârî, Mezâlim 10, Rikak 48, Tirmizî, Kıyamet 2, (2421).

[7] Müslim, Birr,59, 60; Tirmizi, Kıyame, 2.

[8] Müslim, Îmân 182. Ayrıca bk. Dârimî, Siyer 48.

Aktif Ziyaretçi27
Bugün Toplam1634
Toplam Ziyaret1635542