• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/insanveislam.org/
  • https://plus.google.com/https://www.facebook.com/insanveislam.org//posts
  • https://twitter.com/insanuislam
    
|| HOŞ GELDİNİZ ||
MAKALELER
EĞİTİM ve SUNUM DOSYALARI
VAAZ ARŞİVİ KATEGORİLERİ
DİYANET FETVALARI

Kibirlenmek ve Kendini Beğenip Gururlanmak

KİBİRLENMEK VE KENDİNİ BEĞENİP GURURLANMAK

Değerli Kardeşlerim! Allah Kuran’da şöyle buyuruyor:[1]

ولا تُصَعِّرْ خدك للناس ولا تمش في الأرض مرحا إن الله لا يحب كل مختال فخور.

Yüce dinimiz, sosyal durumu ne olursa olsun; zengin olsun, fakir olsun; kültürlü olsun, cahil olsun bütün müslümanları kardeş yapmış; birbirlerine kardeşçe davranmalarını ve yakınlaşıp kaynaşmalarını emretmiştir. İslam’ın getirdiği kardeşlik daha ilk günlerde etkisini göstermiş, Medine’de çok eski tarihlere dayanan kabileler arası düşmanlıkları ortadan kaldırmış ve birbirleriyle dostça ve kardeşçe yaşamalarını sağlamıştır.

Kardeşlikle bağdaşmayan çirkin huylardan birisi kibirdir, böbürlenmek ve kendini beğenip gururlanmaktır. Bu huy, kişinin insanlar tarafından sevilip sayılmasına ve hakkı kabul etmesine engeldir. Allah, Efendimize hitaben şöyle buyuruyor:[2]

واخفِضْ جناحك لمن إتبعك من المؤمنين.

Efendimiz, Allah’ın bu emrine uyduğu içindir ki, ona inananlar, etrafını yıkılmaz bir duvar gibi sarmışlardır. Bu husus Kuran’da ifade edilmekte ve şöyle buyurulmaktadır:[3]

فبما رحمة من الله لنت لهم ولو كنت فظا غليظَ القلب لانفضوا من حولك فاعف عنهم واستغفر لهم وشاورهم في الأمر فإذا عزمت فتوكل على الله إن الله يحب المتوكلين.

Efendimiz bu ayetlerin canlı örneği idi. O hiç kimsede bulunmayacak bir tevazua sahip idi.    Ev işlerini kendisi yapar, elbisesini kendi eliyle yamar, odasını kendisi süpürürdü. Çarşı pazara gider, ihtiyaçlarını alırdı. Ziyaretine gelenlere ikramda bulunur, konuklarını kendisi ağırlardı. Ashaptan farklı giyinmezdi. Bu yüzden ashabı ile birlikte otururken gelen bir yabancı: -Hanginiz Peygamber? diye sorma ihtiyacını duyardı. Fakir ve zengin ayırımı yapmadan herkesin evine gider, onların hatırını sorardı.

Bir gün adamın biri ziyaretine gelmişti. Bir Peygamberin huzurun da olduğunu duyarak heyecanlanmış ve titremeye başlamıştı. Efendimiz ona yaklaşmış ve şöyle buyurmuştur:[4]

هَوِّنْ عليك فإنى لست بملك إنما أنا ابن إمرأة تأكل القديد.

Efendimiz, kendisine kabalık ve saygısızlık edenleri hoş görür, onları azarlamazdı. Hz.Enes b. Malik anlatıyor:[5]

-Efendimizle birlikte yürüyordum. Arkadan bir bedevi Efendimizi cübbesinden tutarak kuvvetle çekti. Öyle ki, Efendimizin ensesine baktım, bedevinin kuvvetli çekişinden ötürü cübbenin sertliği oraya iz yaptı. Sonra bedevi:

-Ey Muhammed! Sendeki Allah malından bana verilmesini emret, dedi. Efendimiz ona döndü, baktı ve güldü. Sonra da ona bir şeyler verilmesini emretti.  

Hz.Cabir anlatıyor:[6] Hendek savaşı günü biz istihkam kazarken çok sert bir yere rastlamıştık. Bunun üzerine Efendimize geldik ve:

-Ey Allah’ın Rasulü, hendekte sert bir damara rastladık, dedik. Efendimiz:

-Hele ben hendeğe ineyim göreyim, dedi. Sonra karnına açlıktan bir taş parçası sarılmış olarak kalktı. Çünkü biz hendek kazarken üç gün yiyecek, içecek bir şey tatmamıştık. Efendimiz hendeğe indi, sivri balyozu eline aldı, kayaya vurdu, kaya ince kum gibi dağıldı. Sonra ben Efendimizin huzuruna vardım:

-Ey Allah’ın Rasulü, evime gitmeme izin verir misiniz? dedim. İzin verdiler. Evime geldim, eşime:     

-Efendimizde bir açlık hali gördüm ki o, çekilir şey değildir. Evde yiyecek bir şey var mı? diye sordum. Eşim:      

-Biraz arpa ile bir keçi oğlağı var, dedi. Hemen keçi yavrusunu kestim, etini bir çömleğe koydum. Arpayı da çektim. Hamuru mayalayıp fırına, et çömleğini de tandıra koydum. Sonra Efendimize geldim ve:  

-Ey Allah’ın Rasulü bir parça yemeğim var, bir veya iki kişi ile şeref verseniz, dedim. Efendimiz:

-Yemeğin ne kadardır? diye sordu. Ben de miktarını bildirdim. Efendimiz:

-Eşine söyle ben evinize gelinceye kadar, çömleği tandırdan, ekmeği de fırından çıkarmasın, diye tembih etti. Bundan sonra da Efendimiz orada bulunanlara: 

-Ey Hendek halkı, Cabir’in ziyafetine gideceğiz. Bu genel davet üzerine Cabir telaşlanarak eşine koştu:       

-Kadıncığım, Allah sana iyilik versin. Efendimiz Muhacir, Ensar ve yanında bulunanlar toptan geliyorlar, ne yapacağız? diye endişesini bildirdi. Eşi sordu:       

-Efendimiz yemeğimizin miktarını sana sordu mu? Ben:      

-Evet, sordu, dedim. Eşim:-

Madem ki biz evimizdeki yemeği Efendimize bildirdik. Gerisini Allah ve Peygamberi bilir, dedi. Efendimiz Hendek halkı ile evimizin önüne gelince yanındakilere:

-İçeri giriniz ve birbirinizi sıkıştırmayarak, serbest oturunuz, buyurdu.

Ashap, bölük bölük oturdular. Sonra Efendimiz kendi eliyle çömleği ve fırının kapağını açtı. Ekmeği fırından alıp parçalamaya ve üzerine et koyup davetlilere vermeğe başladı. Efendimiz bu suretle ekmek bölüp üstüne et koymayı ve her defasında çömleği ve fırını kapayarak Hendek halkına dağıtmaya devam etti. Nihayet davetliler doydular. Hayli yemek de arttı. Efendimiz Cabir’in eşine:

-Bu geri kalanı sen yersin ve bundan Medine halkına dağıtırsın. Çünkü bütün halk açtır, buyurdu.

Evet, görülüyor ki Efendimiz bu savaşta arkadaşları ile birlikte Hendek kazmış, hatta taş gibi sert bir yeri, balyozla bizzat kendisi kum gibi un ufak etmişti.

Sonra da Hz.Cabir’in verdiği ziyafette yemeği kendisi dağıtmıştı. Bu onun alçak gönüllülüğünü ve arkadaşlarına olan sevgi ve merhametini gösterir.

Efendimiz o derece alçak gönüllü idi ki, ona saygı ifade eden sözlerle, hitap edilmesinden hoşlanmaz, böyle hitap edenleri daima uyarırdı.

Abdullah b. Sıhhır diyor ki:[7]

عن مُطَرِّفِ بن عبد الله عن أبيه قال: إنطلقتُ في وفد بني عامرٍ إلى رسول الله فقلنا: أنت سيدنا. فقال: السيد الله. قلنا: وأفضلنا فضلا وأعظمنا طولا. فقال: قولوا بقولكم أو بعضِ قولِكم، ولا يَسْتَجْرِيَنَّكم الشيطان.

Efendimiz kendisine bir ihtiyacı için başvuran kimseyi, ibadet ederken de olsa, dinler ve onunla ilgilenir, gönlünü hoş etmeye çalışırdı.    Ebu Rifaa Temin b. Useyd şöyle demiştir:         

-Efendimizin yanına geldim hutbe okuyordu. Kendisine:     

-Ey Allah’ın Rasulü, dinini bilmeyen bir garip adam geldi, öğrenmek istiyor, dedim.

Bunun üzerine Efendimiz bana döndü, hutbesini kesip bana yaklaştı. Efendimize bir sandalye getirdiler, üzerine oturdu. Allah’ın kendisine öğrettiği şeylerden bana öğretmeye başladı, sonra hutbesine devam edip tamamladı.[8]

Efendimiz kendisini hiçbir Peygamberden üstün görmez, böyle bir ayırım yapanları da hoş karşılamazdı.          Ebu Hüreyre anlatıyor:           Bir defa bir Yahudi malını satarken:

-Hz.Musa’yı bütün insanlar üzerine üstün kılan Allah’a yemin ederim ki, dedi. Bunu işiten Ensardan bir zat Yahudi’nin yüzüne bir tokat vurdu ve:     

-Efendimiz aramızda olduğu halde sen Hz.Musa’yı insanlar üzerine üstün kılan Allah’a nasıl yemin edersin? dedi. Yahudi Efendimize gitti ve:         

-Ya Ebe’l-Kasım, benim zimmetim ve ahdim vardır. Böyle iken filan adam yüzüme tokat vurdu, dedi. Efendimiz o zatı çağırdı ve sordu:  

-Onun yüzüne niye tokat attın? O zat şu cevabı verdi:

-Ey Allah’ın Rasulü, sen aramızda olduğun halde bu Yahudi, Hz.Musa’yı insanlar üzerine seçkin kılan Allah’a yemin ederim, dedi. Bunun üzerine Efendimiz kızdı, kızgınlığı yüzünden anlaşılıyordu. Sonra da: 

-Peygamberler arasında üstünlük farkı yapmayın, buyurdu.[9]

Efendimiz Peygamberlerin sonuncusu olduğu ve kendisinden sonra başka bir Peygamber gönderilmeyeceği halde övülmekten hiç hoşlanmaz, böyle övgü ifade eden sözleri duyduğu zaman rahatsız olur ve şöyle buyururlardı:[10]

عن عمر بن الخطاب قال: لا تُطرونى كمَا أطرت النصارى بن مريم فإنما أنا عبد. فقولوا: عبد الله ورسوله.

Efendimiz bir kere abdest alıyordu. Arkadaşları onun kullandığı ve döktüğü suyu toplamak istemişlerdi. Efendimiz niçin böyle yaptıklarını sorduğu zaman, bunun sadece kendisine karşı duydukları bağlılıktan ötürü olduğunu söylemeleri üzerine, Efendimiz:

-İçinizden bir kimse, Allah ile Peygamberini sevmek zevkini duymak istiyorsa, konuştuğu zaman doğru söylesin, doğru kalpli olsun, kendisine güvenildiği zaman güvenini yerine getirsin, başkaları ile bir arada yaşadığı zaman komşuluk haklarına riayet etsin, buyurdu.[11]

Efendimizin tevazuunu gösteren birkaç örnek verdik. Onun hayatı incelendiği zaman Kuran’daki emir ve yasakların onun yaşayışında nasıl canlı hale geldiği görülecektir.

Değerli Müminler! Allah insanları eşit olarak yaratmıştır. Hiç kimsenin bir başkasına üstünlüğü yoktur. Herkes eşit haklara sahiptir. İnsanların kendilerinde üstünlük görmeleri, kendilerini övmeleri ve kendilerini beğenip gururlanmaları doğru olmadığı gibi bu, ne Allah ve ne de insanlar tarafından sevilen bir huy değildir. Allah buyuruyor ki:[12]

...فلا تُزَكُّوا أنفسكم هو أعلم بمن إتقى.

Çünkü insanı yaratan ve yaşatan Allah’tır. Onun duygu ve düşüncelerini, gizli ve açık yaptığı bütün işleri ancak o bilir. Durumu bu iken insanın kalkıp Allah’a karşı kendisini övmesi, çok iyi, üstün bir kişi olduğunu iddia etmesi elbette uygun olmaz. Kişi, bu husustaki kararı Allah’a bırakmalıdır. Yaptığı ibadetlere, hayır ve iyiliklere bakarak kendini beğenmesi ve gururlanması, taşıması gereken niteliğe, alçak gönüllülüğe aykırı düşmektedir. Bu konuda şair güzel söylemiş:

Okudum bildim deme,

Çok taat kıldım deme,

Eğer hakkı bilirsen,

Bu kuru laf etmektir.

Bakınız Efendimiz, Allah’ın sevgili kulu ve peygamberi olduğu halde bu tezkiye işini, o yine Allah’a bırakırdı.  

Ensar’dan Ümmü Ala adındaki kadın diyor ki:

-Hicretten sonra Mekke’den gelen muhacirler Medineliler arasında kura ile taksim edilmişti. Bizim payımıza Osman b. Mazun düşmüştü. Biz Osman’ı evimizde misafir ettik. Osman bir süre sonra hastalanarak vefat etti. Yıkandı, kendi elbisesi ile kefenlendi. Sonra Peygamberimiz geldi. Ben cenazeyi tezkiye ederek:

-Ey Ebu Saib Allah sana rahmet etsin. Senin hakkında bildiğim ve burada bulunanlara bildirmek istediğim şudur ki:

-Sen Allah’ın kerem ve inayetine etmiş birisisin, dedim. Bunun üzerine Efendimiz:

-Allah’ın bu ölüye rahmet ettiğini nereden biliyorsun? diye sordu. Ben de:

-Ey Allah’ın Rasulü, babam-anam sana feda olsun. Allah bu kuluna ikram etmez de ya kime ikram eder? dedim. Efendimiz:        

-Osman b. Mazun ölmüştür. Allah’a yemin ederim ki, ben de bu ölü için iyilik ve mutluluk umarım. Yine Allah’a yemin ederim ki ben, Allah’ın gönderdiği bir Peygamber olduğum halde yarın kıyamet gününde bana ne muamele edeceğini bilemem, buyurdu.[13]

Evet Efendimiz tezkiye işini Allah’a bırakıyordu. Çünkü kimin ne olduğunu, içinde ne sakladığını Allah’tan başka kimse bilemez.

Değerli Müminler! Tevazu; kimseyi hakir görmemek ve sosyal durumu ne olursa olsun herkese sevgi göstermektir. Bazılarının sandığı gibi kılık ve kıyafetine önem vermemek, temizliğe riayet etmemek ve kişiliğini korumamak tevazu değil zillettir, hakirliktir. Nitekim Efendimiz buyuruyorlar ki:[14]

عن ابن مسعود قال: لا يدخل الجنة من كان في قلبه مثقال ذرة من كبر. فقال رجل: إن الرجل يحب أن يكون ثوبُه حسَنا ونعله حسنة؟ فقال: إن الله تعالى جميل يحح الجمال. الكبر بَطْرُ الحق وغَمْطُ الناس.

Başka bir hadis de şöyle varit olmuştur:[15]

ما نقصت صدقة من مال. وما زاد الله عبدا إلا عزا وما تواضع أحد لله إلا رفعه الله.

Değerli Müminler, tevazuun karşıtı kibirdir. Tevazu olmayan yerde kibir vardır. Kişinin kendini beğenmesini ve böbürlenmesini dinimiz hoş görmez. Allah buyuruyor ki:[16]

ولا تمش في الأرض مرحا إنك لن تَخْرِقَ الأرض ولن تبلغ الجبال طولا.

Büyüklük Allah’a mahsustur. Buna rağmen büyüktük taslayanları Allah hoş görmez. Nitekim bir kutsi hadiste Allah şöyle buyuruyor:[17]

عن أبي سعيد وأبي هريرة: قال الله تعالى الكبرياء ردائى والعظمة إزارى فمن نازعَنى شيئا منهما عذّبته.

Burada rida ve izar kelimeleri mecazdır. Manası, izzet ve kibriya Allah’a mahsus demektir.

Efendimiz de şöyle buyurmuştur:[18]

عن حارثة بن وهب قال: أَلا أخْبِرُكُمْ بِأهْلِ الْجَنَّةِ؟ قَالُوا: بَلى يَا رَسُولَ اللّهِ. قَالَ: كُلُّ ضَعِيف مُتَضَعِّفٍ لَو أقْسَمَ عَلى اللّهِ لأبَرَّهُ، أَلا أخْبِرُكُمْ بِأهْلِ النَّارِ؟ كُلُّ عُتُلٍّ جَوَّاظٍ مُسْتَكْبِرِ.

Ebu Hüreyre anlatıyor:[19] -Efendimize bir adam geldi ve sordu:     

-Ey Allah’ın Rasulü, ben güzelliği seven birisiyim. Gördüğünüz gibi bana güzellik de verildi. Öyle ki, bir kimsenin ayakkabılarının bağı ile de olsa, benden üstün olmasını sevmem. Bu kibir midir? dedi. Peygamberimiz:      

-Hayır, bu kibir değildir. Kibir, hakkı kabul etmemek, azmak ve insanları hakir görmektir, buyurdu.

Efendimiz varlıklı kimselerin eski elbise giymeyi, bozuk bir kılık ve kıyafette dolaşmayı, hem bir alçak gönüllülük, hem de takva saymalarının doğru olmadığını ifade buyuruyor.

Evet, Değerli Müminler! Mümin Efendimizi örnek alarak herkese karşı alçak gönüllü olmalı, kimseyi hor ve hakir görmemeli, kimseye karşı kibirlenip böbürlenmemelidir. Allah böyle olan kullarını sever.

Konumuzu Efendimizin bir nasihati ile tamamlayalım:

-Vakarını koruyarak tevazu gösteren, dilencilik mevkiine düşmeksizin alçak gönüllü olan, günaha girmeden meşru yoldan kazandığı malı doğru yollarda harcayan, düşkünlere, yoksullara acıyan, ilim ve hikmet sahipleriyle düşüp kalkan kimselere müjdeler olsun.

Kazancı temiz olan, içi ve dışı pak olan ve kötülüğünü insanlardan uzaklaştıran kimseye de müjdeler olsun.                                                                 İlmi ile amel eden, malının fazlasını Allah yolunda harcayan, sözünün fazlasını ise tutan kimseye de ne mutlu.[20]



[1] Lokman, 31/18.

[2] Şuara, 26/215.

[3] Al-i İmran, 3/159.

[4] İbn Mace, Etime, 30. (Kuru ekmek)

[5] Buhari, Libas, 18; Ebu Davud, Edeb, 1.

[6] Buhari, Megazi, 29.

[7] Ebu Davud, Edeb, 10.

[8] Müslim, Cuma, 16.

[9] Müslim, Fedail, 42; Buhari, Enbiya, 31.

[10] Buhari, Enbiya, 4.

[11] Şibli, İslam Tarihi Asr-ı Saadet, 2, 928.

[12] Necm, 53/32.

[13] Buhari, Cenaiz, 3.

[14] Müslim, İman, 39.

[15] Müslim, Birr, 19.

[16] İsra, 17/37.

[17] İbn Mace, Zühd, 16.

[18] Müslim, Kitabu’l-Cenne, 13.

[19] Ebu Davud, Libas, 29.

[20] Münziri, et-Terğib, 3, 558.

Kaynak: Lütfi Şentürk-Diyanet Aylık Dergi



Aktif Ziyaretçi12
Bugün Toplam1445
Toplam Ziyaret1266461
Anlık
Yarın
10° 13° 8°