• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/insanveislam.org/
  • https://plus.google.com/https://www.facebook.com/insanveislam.org//posts
  • https://twitter.com/insanuislam
                
MAKALELER
EĞİTİM ve SUNUM DOSYALARI
VAAZ ARŞİVİ KATEGORİLERİ

Müminlerin Kur'an'da Belirlenen Özellikleri-1

MÜMİNLERİN KURAN’DA BELİRLENEN ÖZELLİKLERİ

Değerli Müminler! Bugünkü sohbetimizde müminin Kuran’da belirlenen niteliklerinden söz edeceğiz. Kuran’da buyuruluyor ki:[1]

قد أفلح المؤمنون. الذين هم في صلاتهم خاشعون. والذين هم عن اللغو معرضون. والذين هم للزكاة فاعلون. والذين هم لفروجهم حافظون. إلا على أزواجهم أو ما ملكت أيمانهم فإنهم غير ملومين. فمن ابتغى وراء ذلك فأولئك هم العادون. والذين هم لأماناتهم وعَهدهم راعون. والذين هم على صلواتهم يحافظون. أولئك هم الوارثون. الذين يرثون الفردوس هم فيها خالدون.

1. Namazlarında Huşu İçindedirler 

Namaz, İslam’ın beş esasından biri, imandan sonra en önemli olanıdır. Allah kullarına imandan sonra namazdan daha önemli bir ibadeti farz kılmamıştır. Bunun içindir ki Efendimiz, kulun kıyamet günü ilk önce namaz ibadetinden sorgulanacağını bildirmiştir.[2]

عن أبى هريرة قال: إن أول ما يحاسب به العبد يوم القيامة من عمله صلاتُه فإن صلحت فقد أفلح وأنجح، وإن فسدت فقد خاب وخسر. وإن إنتقَص من فريضته شيئا قال الرب تبارك وتعالى: أنظروا هل لعبدي منْ تَطَوُّعٍ؟ فيُكَمَّلُ بها ما إنتقص من الفريضة، ثم يكون سائرُ عمله على ذلك.

Az önce okuduğumuz ayette ise sadece namazın kılınmasından değil, huşu ile kılınmasından söz ediliyor.    

Huşu; sözlükte sessiz ve sakin durmak, Hakk’a boyun eğmek gibi anlamlara gelir.  Terim olarak ise Allah’ın huzurunda derin bir saygı ile durmak demektir.

İslam alimlerinden bazıları, huşuu; kalbe has korku gibi manevi bir hal, bazıları, sükunet içinde olmak gibi organlara ait bir tavır olduğunu söylemişler, bazıları da, hem kalp ve hem de bedenle ilgili bir durum olduğunu düşünmüşlerdir.  Doğrusu huşu, aslı kalpte, belirtisi bedende olmak üzere ikisini de içinde bulundurur.

a. Kalbe ait tarafı; Allah’ın ululuğu karşısında kendi küçüklüğünü göstererek nefsi, Hakkın emrine baş eğdirip söz dinlettirecek, edep ve saygıdan başka bir şeye yönelmeyecek şekilde kalbin derin bir saygı hissi duymasıdır.

b. Dış görünüşle ilgili yönü de; beden organlarında bu duygunun belirlenmesiyle bir sakinlik meydana gelmesi, gözlerinin önüne secde yerine bakıp, sağa sola, şuna buna bakmamaktır.      Hz. Aişe diyor ki:[3]

عن عائشة قالت: سألت رسول الله عن الإلتفات فى الصلاة فقال: هو إختلاس يَختلسه الشيطانُ من صلاة العبد.

 Yani şeytan kişinin namaz kılmasına ve kulluk görevini yerine getirmesine engel olamayınca, yaptığını sevap yönünden eksiltmeye çalışır ve bulduğu bir fırsatı böylece değerlendirmiş olur. Çünkü Efendimiz ihsanı tarif ederken, Allah’a sanki onu görüyormuş gibi ibadet etmendir. Sen Allah’ı görmüyorsan da o seni görüyor, buyurmuştur.[4] Allah’ın kendisini gördüğüne inanan kimse, onun huzurunda dururken başka hiçbir şeyle ilgilenmez, sağa sola ve şuna buna iltifat etmez.

İşte namaz böyle huşu içinde kılındığı zaman makbul olur ve insanın duygu ve düşünceleri üzerinde etki yapar.

2. Boş ve Yararsız Şeylerden Yüz Çevirirler

İnsanın en kıymetli sermayesi ömrüdür, ne kazanacaksa onunla kazanacaktır. Efendimiz, insanların derin bir gafletle, devam edip gideceğini sandığı, fakat günün birinde uçup gittiğini görerek aldandığını anladığı iki nimetten söz ederken şöyle buyurur:[5]

عن ابن عباس قال: نعمتان مغبون فيهما كثير من الناس الصحة والفراغ.

Müslüman, ömrünün her dilimini iyi değerlendirecek, karsız geçen gününün, o güzel sermayeden yok edilen bir zarar olduğunu bilecektir. Efendimiz bu noktaya dikkatimizi çekiyor ve şöyle buyuruyor:[6]

من إستوى يوماه فهو مغبون.

Bu hadis, müslümanın hergün bir kar ve gelişme içinde olmasını öğütlemekte, boş ve yararsız işlerle uğraşmasının zarar olduğunu bildirmektedir. Efendimizin şu hadisini de unutmamak lazımdır. Şöyle buyuruyor:[7]

عن أبى هريرة قال: من حسن إسلام المرء تركُه ما لا يعنيه.

İşte müminde bulunması gerekli ikinci özellik, ne kendisine, ne ailesine, ne toplumuna, hatta ne insanlığa ve ne de kişinin ahiretine faydası olmayan boş ve yararsız şeylerden yüz çevirmesi ve yararlı olan şeylere yönelmesidir.

3. Zekatlarını Verirler  

Zekat, mali ibadetlerimizdendir ve İslam’ın beş temel ibadetinden biridir. Müslüman olan, elbette bu temel ibadeti yerine getirir. Allah’ın kendisine verdiği mal varlığının her yıl belli bir miktarını yoksullara, kimsesiz çocuklara vermek suretiyle bu ibadetini yapmış olur ve yapmalıdır. Kuran, kazandıklarını Allah yolunda harcamayanların, Allah hakkını yoksullara vermeyenlerin, acıklı bir azaba uğrayacaklarını bildirmektedir.[8]

والذين يَكْنِزون الذهب والفضة ولا ينفقونها فى سبيل الله فبشرهم بعذاب أليم.

Konuyu fazla uzatmadan şunu söyleyelim ki, zekat müminin özelikleri arasında bulunan mali ibadetlerimizin başında gelir. Bu ibadeti yapmayan müminler sorumlu olacaklar ve bunun cezasını ahirette göreceklerdir.

4. İffetlerini Korurlar

İnsanların bir takım tabii ihtiyaçları vardır. Cinsi ilişki de bunlardan birisidir. Bu ihtiyacın meşru bir şekilde yerine getirilmesi dinimizin emirleri arasındadır. Bunun meşru yolu nikahtır. Erkekle kadının kendi rızaları ile evlenerek aile kurmalarıdır. Efendimiz buyuruyorlar ki:[9]

يا معشر الشباب من إستطاع منكم الباءة فاليتزوج، فإنه أغَضُّ للبصر وأحصن للفرْج. ومن لم يستطع فعليه بالصوم، فإن له وِجاء.   

Kuran, bekar olanların evlendirilmeleri ile ilgili şöyle buyuruyor:[10]

وأنكحوا الأيامى منكم والصالحين من عبادكم وإمائكم إن يكونوا فقراء يغنهم الله من فضله والله واسع عليم. وليَسْتَعْفِف الذين لا يجدون نكاحا حتى يغنيَهم الله من فضله...

Bekarların evlenmeleri ile ilgilenmemek ve onlara yardımcı olmamak, onların kötü yollara düşmelerine ve toplum için problem olmalarına sebep olur. Toplumda huzurun sağlanması, kötülüklerin yok edilmesi, toplum fertlerinin görevleri arasındadır. Bazı düşüncelerle evlenmemek ise sünnete aykırıdır. Efendimiz, evlenmek istemeyenleri uyarmış ve şöyle buyurmuştur:[11]

النكاح سنتى، فمن رغب عن سنتى فليس منى.

Bütün bunlar gösteriyor ki, evlenmek, iffetli yaşamanın en büyük yardımcısıdır. İffetli yaşamak ise müminin özellikleri arasındadır.     İffetsizlik yani meşru olmayan cinsi ilişki sıhhi, ahlaki, hukuki ve sosyal pek çok zararları olan bir kötülük ve günahtır. Dinimiz zinayı en büyük günahlardan saymıştır. Hatta Efendimiz şöyle buyuruyorlar:[12]

عن أبى هريرة إن النبى قال: لايزنى الزانى حين يزنى وهو مؤمن ولا يشرب الخمر حين يشربها وهو مؤمن ولا يسرق السارق وهو مؤمن.

Ahlakın en önemli dayanaklarından biri, belki de birincisi, kişinin kendisine yapılmasını istemediği bir şeyi, onun da başkalarına yapmamasıdır. Hatta Efendimiz bunu olgun imanın şartı saymakta ve şöyle buyurmaktadır:[13]

عن أنس ابن مالك قال: لا يؤمن أحدكم حتى يحب لأخيه ما يحب لنفسه.

Kişi kendi yakınlarından hiçbir kadının başkaları ile meşru olmayan ilişkide bulunmasını istemez. O halde kendisinin de nikah bağı olmayan yabancı kadınlarla cinsi ilişkide bulunmaması gerekir. Ahmed b. Hanbel’in Ebu Ümame’den gelen bir rivayetinde; yeni müslüman olmuş bir genç Efendimize gelir ve:

-Ey Allah’ın Rasulü, zina etmeme izin ver, çünkü nefsime hakim olamıyorum, der. Orada bulunanlar gence döner ve:    

-Sus, sus, derler ve genci susturmaya çalışırlar. Efendimiz gence dönerek, yaklaş, buyurur. Genç, Efendimizin yanına yaklaşır. Efendimiz:

-Otur, buyurur, genç de oturur. Efendimiz ile genç arasında şu konuşma geçer. Efendimiz: 

-Birisi bu işi annenle yaparsa bundan hoşlanır mısın? buyurur. Genç:   

-Hayır, vallahi hoşlanmam, der. Efendimiz:      

-İnsanlar da senin gibi anneleri ile birilerinin bu işi yapmasından hoşlanmazlar.

-Kızınla birisi bu işi yaparsa razı olur musun?

-Hayır, vallahi razı olmam.

-İnsanlar da senin gibi kızlarının başkalarıyla bu işi nikah bağı olmadan yapmalarına razı olmazlar.

 -Kız kardeşin bir başkası ile bu işi yaparsa razı olur musun?       

-Hayır, vallahi razı olmam.

-İnsanlar da senin gibi kız kardeşlerinin böyle bir iş yapmalarına razı olmazlar.       

-Halan böyle bir iş yaparsa, hoş karşılar mısın?         

-Hayır, vallahi hoş karşılamam.

-İnsanlar da bunu halaları için hoş karşılamazlar. Bunun üzerine  Efendimiz elini gencin omzuna koyar ve ona şöyle dua eder:      

-Allahım, bu gencin günahını bağışla, kalbini bu gibi duygu ve düşüncelerden temizle ve iffetini koru.[14]

5. Emanetlerine ve Ahitlerine Riayet Ederler

Hiç şüphe yok ki bir müslümanın en belirgin özelliği güvenilir ve dürüst olmasıdır. Çünkü Efendimiz ve bütün peygamberler bu özellileriyle tanınırlar. Hatta peygamberlerde bulunması gerekli sıfatlardan birisi dürüstlük, diğeri de güvenilir olmaktır. Peygamberler gönderildikleri toplumlara önce bu özelliklerini hatırlatarak şöyle derler:[15]

إِنِّي لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ.

Peygamberlerin güvenilir kimse olmaları sadece bir laftan ibaret değildir. Gerçekten onlar her yönü ile güvenilir kimselerdi. Onların hayatları incelendiği zaman bu husus görülecektir.

İslam’ın kısa zamanda ve hızla yayılmış olması şüphe yok ki, onu tebliğ eden Peygamberin yüksek ahlakı ve dürüstlüğü ile ilgilidir. İnsanlar onun dürüstlüğüne ve güvenilir olduğuna inanmasalardı, inançlarından, adet ve geleneklerinden vazgeçerek ona inanır ve etrafında toplanırlar mıydı?

İnsanı, çevresi ve içinde bulunduğu toplum hangi özelliği sebebiyle güvenilir olarak tanır? Onun yalan konuşmadığını, verdiği sözü tuttuğunu, kimseyi aldatmadığını, kimseye haksızlık yapmadığını ve emanetlerine hıyanet etmediğini gördükleri ve buna şahit oldukları zaman onu güvenilir bulurlar. İşte Kuran da müminlerde bu özelliğin bulunmasını istiyor. Bu konuda Peygamberi örnek almalarını söylüyor.

Efendimiz müslümanın güvenilirliğini ortadan kaldıran dört kötü huya dikkatimizi çekiyor ve şöyle buyuruyor:[16]

عن عبد الله بن عمرو أن النبى قال: أربع من كن فيه كان منافقا خالصا ومن كانت خصلة منهن كانت فيه خصلةٌ من النفاق حتى يدعها: إذا اؤتمن خان وإذا حدّث كذب وإذا عاهد غدر وإذا خاصم فجر.

Toplumda güven duygusu büyük önem taşır. Bu duygunun toplum fertleri arasında bulunmaması, toplumun birlik ve beraberliğini etkiler. Bu özelliğini kaybeden milletin varlığı çöker, huzuru bozulur. Kendilerine kamu görevi ve sorumluluğu verilecek olan kimselerde aranacak özelliklerin başında onların dürüst ve güvenilir olmaları gelir. Bakınız Kuran’da şöyle buyuruyor:[17]

إن الله يأمركم أنْ تُؤدّوا الأماناتِ إلى أهلها وإذا حكمتم بين الناس أن تَحكموا بالعدل إن الله نِعِمَّا يَعظكم به إن الله كان سميعا بصيرا.

Mümin verdiği sözde durur. Sözünde durmamak mümine yakışmaz. Hele Allah’ın adını anarak, Onun adına yemin ederek verdiği sözde durmaması düşünülemez. Efendimiz buyuruyor:[18]

عن أبي هريرة قال: رسول الله: قال الله تعالى: ثلاثة أنا خصمهم يوم القيامة: رجل أعطى بي ثم غدر، ورجل باع حرا فأكل ثمنه، ورجل إستأجر أجيرا فاسْتَوْفَى منه ولم يُعطه أجره.

Allah adını anarak verilen sözü yerine getirmemek, Allah adına gösterilmesi gerekli olan saygıyı göstermemektir ki, büyük bir suçtur. Hiç şüphesiz bu suçu işleyen kimse en ağır cezayı hak etmiş demektir. Bunun için mümin verdiği sözü tutar. Hele bu sözü Allah adına ant içerek vermiş ise artık bir zaruret olmadıkça o sözü tutmaması düşünülemez.

6. Namazlarını Muhafaza Ederler   

Namazın muhafaza edilmesi demek, onu vaktinde usul ve adabına uygun olarak kılmak demektir.

Değerli Müminler! Müminlerin nitelikleri sayılırken ilk nitelikleri namaz olduğu gibi son nitelikleri de yine namaz olduğu bildirilmiştir. Birincide namazı derin bir saygı ile kılarlar buyurulmuş, sonunda da, beş vakit namaza özen gösterirler ve bu namazları kendilerine tahsis edilmiş vakitlerinde usul ve adabına uygun olarak kılarlar denmiştir.

Namazın bu ayetlerde iki defa anılmış olması namazın önemini gösterir. Namazın hem vaktinde ve hem de derin bir saygı ile kılınması istenmektedir. Çünkü namazı aksatmadan vaktinde kılmak ibadetlerin en üstünüdür. Huşu ile kılmak ise kabul edilmesine vesiledir. İbn Mesud diyor ki: [19] Efendimize:        

-Hangi ameller daha faziletlidir? diye sordum. Efendimiz şöyle buyurduالصلاة على وقتها:

Efendimizin son vasiyetinin namaz olması da bunun önemini göstermektedir.

İşte bu niteliklere sahip olan müminlerin Firdevs cenneti ile mükafatlandırılacakları ayetlerin sonunda vaat buyurulmuştur.

Hz.Ömer şöyle demiştir: -Efendimize vahiy geldiği zaman yanında arı uğultusuna benzeyen bir ses duyulurdu. Bir gün yanında olduğumuz halde kendisine vahiy geldi. Bir saat bekledik, açıldı, kıbleye döndü, ellerini kaldırarak şöyle dua etti:

-Allah’ım bize artır, eksiltme, bizi yükselt alçaltma, bize ver mahrum bırakma, bizi üste çıkar alta düşürme, bizi razı et ve bizden razı ol.

Sonra şöyle buyurdular ve dersin başından beri açıklamaya çalıştığımız Müminun Süresinin baş tarafındaki bu on ayeti okudular:[20]

اُنزل على عشْر أيات من أقامهن دخل الجنة.


[1] Müminun, 23/1-11.

[2] İbn Mace, Salat, 202.

[3] Buhari, Ezan, 93; Tirmizi, Cuma, 59; Ebu Davud, Salat, 161.

[4] Buhari, İman, 37; Müslim, İman, 1.

[5] Buhari, Rikak, 1.

[6] Deylemi, Firdevs, 3, 611.

[7] Tirmizi, Zühd, 11; İbn Mace, Fiten, 12.

[8] Tevbe, 9/34.

[9] Buhari, Nikah, 2; Müslim, Nikah, 1.

[10] Nur, 24/32-33.

[11] Buhari, Nikah, 1; Müslim, Nikah, 1; İbn Mace, Nikah, 1.

[12] Buhari, Eşribe, 1; Müslim, İman, 24.

[13] Buhari, İman, 7; Müslim, İman, 17.

[14] Müsned, 5, 256-257.

[15] Şuara, 26/107,125, 143, 162, 178.

[16] Müslim, İman, 25.

[17] Nisa, 4/58.

[18] Buhari, İcare, 10.

[19] Müslim, İman, 37.

[20] Tirmizi, Tefsiru’l-Kuran, 24.

Kaynak: Lütfi Şentürk-Diyanet Aylık Dergi



Aktif Ziyaretçi16
Bugün Toplam58
Toplam Ziyaret731474