• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/insanveislam.org/
  • https://twitter.com/insanuislam











Dr. Talip AKBAŞ
takbas5@hotmail.com
İLAHİYATLARI NE YAPMALI?
28/01/2026

İlahiyat fakülteleri, İslâm ilim geleneğinin modern dünyadaki en kritik taşıyıcı kolonlarından biridir. Bu kurumlar, bir yandan bin dört yüz yıllık klasik ilim mirasını muhafaza etmek, diğer yandan değişen dünyada Müslümanların karşı karşıya kaldığı yeni sorunlara cevap ve güncel sorunlara çözüm üretmek gibi önemli bir sorumluluğu temsil etmektedir. Dolayısıyla ilahiyatlar dokunulmazlığı olan birer kutsal yapı olmadığı gibi toptancı mantığı ile topyekûn mahkum edilecek, burun bükülecek yapılar da değildir. Burada eğer bir şey yapılacaksa o da ilahiyatların daha da iyileşmeleri, etki alanlarını genişletmeleri yönünde ciddi eleştiriler yapmak olmalıdır. Pek tabi ki bunu yaparken de ilmi zeminden sapmamak, adalet duygusundan kopmamak, insaf dairesi dışına çıkmamak ve iyi niyeti elden bırakmamak gerekir.

Öncelikle şu tespiti yapmak gerekir: İlahiyat fakülteleri, doğası gereği özgür düşüncenin, ilmî çoğulculuğun ve eleştirel aklın, düşünce çeşitliliğin adeta barınma imkanı bulduğu kurumlardır. Elbette bu özgürlük, "her şey mubahtır" anlamına gelmediği gibi, Kitap, Sünnet ve asırlara şamil tecrübe birikimiyle irtibatını koparmış bir serbestlik de değildir. Özgürlük sorumsuzluğun değil sorumluluk bilinci ile hareket etmenin adıdır. Sorumluluk kadar özgürlük, özgürlük kadar sorumluluk olmalıdır.

Bu noktada hemen şunu ifade edelim ki, bazı ilahiyat fakültelerinde görülen ve haklı olarak ciddi rahatsızlık uyandıran örnekler de yok değildir. Zaman zaman sünnetin tahfifine yol açacak yaklaşımlar, tarihi tecrübeyi önemsememek gibi eğilimler, ilmin vakarına, toplumun birliğine, İslam kardeşliğine zarar verecek tutumlar görülebilmektedir. Yine oryantalist yöntemlerin araç olmaktan çıkıp amaç hâline getirilmesi, klasik ilmî mirasın topluca değersizleştirilmesi, iman esaslarının tahkimi yerine problem haline dönüştürülmesi gibi durumlar dikkatlerden kaçmamaktadır. Bu tür yaklaşımlar, kesinlikle "özgür düşünce" söylemiyle meşrulaştırılamaz. Bu tür yaklaşımların öğrenciler üzerinde yıkıcı etki oluşturduğu da gözden ırak tutulmayacak kadar açıktır.

Ancak burada durup şu hakkı da teslim etmek gerekir: Bu örnekler, ilahiyatların tamamına teşmil edilemez, ilmin izzetine inanmış binlerce akademisyen töhmet altına alınamaz. Hatta bu manada birçok akademisyen yerli yersiz etiketlenerek üzerlerine ve eserlerine sakıncalı damgası vurulamaz. Bu sadece ayıp değil aynı zamanda günahtır. Hele bunu Ehl-i Sünnet anlayışını koruma gerekçesi ile yapmak, Ehl-i Sünnete karşı işlenmiş bir zulümdür. Her dönemde olduğu gibi bugün de marjinal yaklaşımlar, uç örnekler ve sorumsuzluklar olacaktır. Bununla mücadelenin yolu bellidir, beğenmezsen okumazsın dahası kendini yetkin görüyorsan ilmi zeminde reddiye yaparsın olur biter. Hem tarih bize göstermiştir ki; istikametten kopuk fikirler, kalıcı olamamış ve zamanla etkisini yitirip gündemden düşmüştür. İlim, acele hükmü sevmez, ilim büyük bir sabırla süreç içinde oluşan birikimdir. İlim itidal çizgisinde istikametle yürüyen anlayışı ayakta tutar ve geleceğe taşır.

Öte yandan, ilahiyatlara yöneltilen eleştirilerin bir kısmı da dış müdahale ve yönlendirmelerle beslenmektedir. Bazı dini yapıların, ilahiyat öğrencilerini organize ederek "şu hoca dinlenir, bu hoca dinlenmez", "şu âlim Ehl-i sünnettir, bu fasıktır" gibi dışlayıcı bir dil kurması; üniversitenin doğal iklimine açık bir müdahale olarak görülmelidir. Kaldı ki kendisini Ehl-i Sünnet'i muhafaza etme konumunda gören bazı çevrelerin ortaya koyduğu bu yaklaşım, "Ehl-i kıble tekfir edilemez" ve "te'vil varsa tekfir yoktur" ilkelerini esas alan Ehl-i Sünnet anlayışıyla açık bir çelişki içindedir. Bu tavır, ilmin gelişmesine değil daralmasına, kısırlaşmasına sebep olur.

Üniversiteyi, koşulsuz itaati esas alan bir dergâh mantığına indirgemeye çalışan anlayışlar da ayrı bir problem alanı oluşturmaktadır. Dergâh, kültürümüzde elbette çok kıymetli zenginliğimiz olarak görülmelidir. Ancak, ilahiyat fakültesi dergâh değildir. Dergâh, terbiyenin; üniversite, tahkikin mekânıdır. Bugün ne yazık ki cemaat ve tarikat adı altında bazı dinî yapılar, özünü muhafaza edememiş, irfan çizgisinden uzaklaşmış, iktisadî, siyasî ve bürokratik alanlara yönelmiş olduğu yönünde ciddi eleştirilere maruz kalmaktadır. Bu bakımdan böylesine bir savrulmanın ilahiyatlara taşınması ne ilme ne de geleneğe hizmet etmesi düşünülemez.

İlahiyat fakültelerinin asıl gücü tam da burada ortaya çıkar: Bu kurumlar, oryantalistlere öykünmeden, modern ideolojilere teslim olmadan, fakat çağın gereksinimlerini de ıskalamadan yoluna devam etmelidir. Ayrıca İlahiyatlar Kitap ve Sünneti esas alarak klasik ilim geleneğinden de yeterince yararlanıp ümmete ufuk açıcı üretimler yapmalı, potansiyelini başka alanlarda heba etmemelidir. Bugün Müslümanların yaşadığı inanç krizleri, ahlâkî aşınmalar, iktisadî sıkışmalar ve ibadet bilincindeki zayıflıklar; hamaset değil, derinlikli ilmî çözümler beklemektedir. Bu çözümleri üretebilecek en güçlü zemin, hâlâ ilahiyatlardır.

Çözüm, ilahiyatları susturmakta ya da cemaat refleksiyle kuşatmakta değil;

• Akademik sorumluluğu güçlendirmekte,

• Öğrenciyi notla değil delille ikna eden bir ilmî ahlâkı yerleştirmekte,

• Klasik mirası kutsallaştırmadan ama küçümsemeden mümeyyiz bir akılla okumakta,

• Özgür düşünceyi istikametle birlikte yürütmekte yatmaktadır.

Aynı şekilde cemaat yapılarının da kendilerini sorgulaması gerekir. Topluma sükûnet, dayanışma ve ahlâk sunamayan; enerjisini iç iktidar mücadelelerine ve konum arayışına, dünyevileşmeye harcayan yapıların, topluma daha fazla zarar vermesinin önüne geçilmelidir. Kitap, Sünnet ve geleneğin dışına taşan her yapı ister akademik ister cemaat olsun, kalıcı olamaz.

İlim üstündür. İlahiyat fakülteleri, bütün zaaflarına rağmen hâlâ ümmetin aklî ve ilmî istikametini tayin edebilecek en güçlü zemin olma vasfını korumaktadır. Bu üstünlük, savunulacak bir imtiyaz değil; taşınacak bir emanettir. Eleştiri, bu emaneti korumak için yapılırsa kıymetlidir. Aksi hâlde ilmi değil, gürültüyü büyütür. İlahiyatlar, susarak değil, sahih ilimle konuşarak yol almalıdır. Ve konuşmaya hâlâ en yetkili olan yer, yine ilahiyatlardır.

 



188 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

ÜÇ AYLAR: YERİMİZ, YÖNÜMÜZ, DOSTUMUZ NE ÂLEMDE? - 21/12/2025
ÜÇ Aylar: Yerimiz, Yönümüz, Dostumuz Ne Âlemde?
BESLENEN UMUTLARIN ENKAZINDAYIM - 06/08/2025
Beslenen Umutların Enkazındayım
HUTBE NASIL OLMALIDIR? - 03/08/2025
Sultanahmet Camiinde Vaazdan Sonra Bir Vatandaş Sordu; Hutbe Nasıl Olmalıdır?
SORUMLULUK MU ÖZGÜRLÜK MÜ? - 23/06/2025
Sorumluluk mu Özgürlük mü?
SAKINCALI MEALLERİ NE YAPMALI? - 01/06/2025
Sakıncalı Mealleri Ne Yapmalı?
SEKİZ NİSAN'DA UHUD DAĞINDAYIZ - 07/04/2025
Sekiz Nisanda Uhud Dağındayız
SORUN NE DOSTUM? - 31/01/2025
Sorun ne dostum?
SAPTIRILMIŞ HAYATLAR, ÇÖKERTİLMİŞ AİLELER Mİ İSTİYORSUNUZ - 21/12/2024
Saptırılmış Hayatlar, Çökertilmiş Aileler mi İstiyorsunuz
MÜSLÜMANLARIN TEMSİL SORUNU VE GELECEK PERSPEKTİFLERİ - 13/11/2024
Müslümanların Temsil Sorunu ve Gelecek Perspektifleri
 Devamı
Üye Girişi
Aktif Ziyaretçi29
Bugün Toplam3607
Toplam Ziyaret6083788
MAKALELER
EĞİTİM SUNUMLARI