Dr. Talip AKBAŞ
takbas5@hotmail.com
Erbakan Erken Uyarı Sistemi Görevi Yapmış Meğer
27/04/2026 Kimse Siyonizm nedir bilmezken Rahmetli Erbakan Hoca şöyle bir tarif yapardı. “Siyonizm yalnızca İsrail merkezli bir ideolojik yönelim değil, küresel düzeyde işleyen bir hegemonya, sömürü mekanizması ve toplumları yönlendiren merkezi bir güçtür.” (Samet Ünlü, Necmettin Erbakan’ın Siyaset Anlayışında Güçlü Bir Sömürü Aracı Olarak Siyonizm Vurgusu, SBF Dergisi, Cilt: 7 Sayı: 2 Yıl: 2025) Şimdi ülke gündeminde yaşananları, farklı alanlarda olup bitenleri gördükçe Erbakan hocanın bu basiretini hatırladım. Rahmetli erken uyarı sistemi görevi yapmış meğer. Ama bu ülke yine şaşırtmadı kendi değeri olan büyük beyinlerden yararlanmama geleneğini bu hususta da devam ettirdi. Şimdi gelelim konumuza, çoğu zaman bize gösterilen kareler üzerinden meseleleri okumaya çalışıyoruz. Bu yüzden bize servis edilen tartışmaların sınırları içine hapsolduğumuzun farkında bile olamayabiliyoruz. Bugün Türkiye’de siyasi, ekonomik, kültürel ve dinî alanlarda yürütülen tartışmaların önemli bir kısmı, gerçeği ortaya çıkarmaktan ziyade algıyı yönetmeye dönük tartışmalardır. Şöyle ki, siyasi alanda bir parti üzerinden yürütülen sert eleştiriler, ekonomik alanda belirli şirketlerin hedefe konulması, dini yapılar bağlamında belli başlı kurumlar üzerinden yapılan tartışmalar, medya alanında birkaç yayın organına indirgenen hesaplaşmalar... bunların her biri yüzeyde haklı gerekçelere dayanıyor gibi görünse de derinlikli bir okuma yapıldığında bambaşka bir tablo ile karşılaşılır. Toplumun dikkatini belli kişi, kurum ve yapılar üzerinde yoğunlaştırmak, çoğu zaman daha büyük ve daha etkili güçlerin görünmez kalmasını sağlar ve hatta onların manevra alanlarını genişletir. Bu, tarihin farklı dönemlerinde defalarca uygulanmış bir yöntemdir. Bugün de aynı yöntemin daha sofistike araçlarla devrede olduğunu söylemek abartı olmayacaktır. Çünkü çağ değişmiş, araçlar çeşitlenmiş ama zihniyet büyük ölçüde aynı kalmıştır. Özellikle dinî yapılar söz konusu olduğunda bu durum daha da belirginleşir. Cemaatler, tarikatlar, dernekler ve vakıflar üzerinden yürütülen tartışmalar, çoğu zaman bu yapıların kusurlarını aşan bir sertliğe sahiptir. Elbette hiçbir yapı eleştiriden azade değildir, zaten bu yapılarda yeterince eleştiri malzemesi vermektedir. Kaldı ki eleştiri, sağlıklı bir toplumun vazgeçilmez unsurudur. Ancak, burada şunu ifade edelim ki Türkiye’deki dini yapıları yan yana dizin, üst üste koyun, çarpın, toplayın ne yaparsanız yapın sayıları kırk bini bulan sadece Alman vakıflarının etki alanının kırkta biri bile etmezler. Fakat yerli ve kökleri bu topraklara dayanan yapılar, ağır ithamlarla karşı karşıya kalırken, kökü dışarıda olan ve küresel ölçekte faaliyet gösteren, sayıca oldukça fazla ve etkisi geniş emperyal yapılar, neredeyse hiç gündeme getirilmez. Hatta çoğu zaman bu emperyal yapıların “modernleşme”, “gelişim” ya da “medeniyet” gibi kavramlarla meşrulaştırılması ciddi bir çelişkiyi beraberinde getirir. Bu çelişki, şu soruyu zorunlu kılar: Peki bu denklemi kuran irade Siyonizm’in değilse kimin iradesidir? Toplum mühendisliği dediğimiz olgu tam da bu noktada devreye girer. İnsanların neyi konuşacağı, neye tepki vereceği, neyi tehdit olarak algılayacağı toplum mühendisliğiyle büyük ölçüde şekillendirilebilir. Medya, akademi, sanat ve sivil toplum, dini cemaat gibi alanlar bu şekillendirme sürecinin başlıca araçları olabilir. Tarihe dönüp bakıldığında da benzer süreçlerin yaşandığı görülür. Büyük dönüşümlerin ve kırılmaların arka planında yalnızca görünen aktörlerin değil, perde arkasında faaliyet yürüten güçlerin daha etkili olduğu inkâr edilemez bir gerçekliktir. Bu nedenle bugünü anlamaya çalışırken geçmişin izlerini dikkatle takip etmek gerekir. Öte yandan, dinî hayatın kamusal alandaki yeri üzerine yapılan tartışmalar da kanaatimize göre çoğu zaman indirgemeci bir yaklaşımla ele alınmaktadır. Türkiye’de dinin kamusal görünürlüğünün sınırlandırıldığı dönemlerin tüm sorumluluğunu tek bir siyasi yapıya yüklemek, gerçek suçluları perdelemekten öte bir anlam taşımamaktadır. Bu tür bir yaklaşım, bugün ülkemizi hâlâ bütünüyle manipüle etmeye devam ettiği düşünülen Sabatayist ve Siyonist yapıların yönlendirme araçlarını güçlü bir şekilde kullanıyor olmasıyla açıklanabilir. Bugün ihtiyaç duyduğumuz şey, hamasi söylemlerden uzak, soğukkanlı ve derinlikli bir bakış açısıdır. Ne yerli olanı kutsamak ne de dış bağlantılı olanı toptan reddetmek doğru bir yaklaşımdır. Asıl mesele, her yapıyı kendi bağlamı içinde, etkileri ve sonuçlarıyla birlikte değerlendirebilmektir. Eğer gerçek tehditler doğru şekilde tespit edilemezse, sahte tehditlerle oyalanmak kaçınılmaz hâle gelir. Sonuç olarak, içinde bulunduğumuz dönemde yürütülen tartışmaların arka planını sorgulamak, görünen ile gerçek arasındaki farkı ayırt edebilmek, her zamankinden daha büyük bir önem taşımaktadır. Ancak bu şekilde sağlıklı bir toplumsal bilinç oluşturulabilir. Aksi hâlde, toplum olarak başkalarının çizdiği sınırlar içinde sonu gelmez faydasız tartışmaların nesnesi olmaya devam ederiz. |
|
|
Yorumlar |
| Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın |
Yazarın diğer yazıları |
| Fıtrat Krizi ve İnsanlığın Parçalanmışlığı - 19/04/2026 |
| Fıtrat Krizi ve İnsanlığın Parçalanmışlığı |
| Kadir Gecesine Giden Yol - 16/03/2026 |
| Kadir Gecesine Giden Yol |
| Hadisi Nasıl Okumalıyız - 25/02/2026 |
| Hadisi Nasıl Okumalıyız |
| Materyalizmin Kıskacından Spiritüalizm Yanılgısına: İnsan Fıtratının Savrulması - 31/01/2026 |
| Materyalizmin Kıskacından Spiritüalizm Yanılgısına: İnsan Fıtratının Savrulması |
| İLAHİYATLARI NE YAPMALI? - 28/01/2026 |
| İlahiyatları Ne Yapmalı? |
| ÜÇ AYLAR: YERİMİZ, YÖNÜMÜZ, DOSTUMUZ NE ÂLEMDE? - 21/12/2025 |
| ÜÇ Aylar: Yerimiz, Yönümüz, Dostumuz Ne Âlemde? |
| BESLENEN UMUTLARIN ENKAZINDAYIM - 06/08/2025 |
| Beslenen Umutların Enkazındayım |
| HUTBE NASIL OLMALIDIR? - 03/08/2025 |
| Sultanahmet Camiinde Vaazdan Sonra Bir Vatandaş Sordu; Hutbe Nasıl Olmalıdır? |
| SORUMLULUK MU ÖZGÜRLÜK MÜ? - 23/06/2025 |
| Sorumluluk mu Özgürlük mü? |
Devamı |