Dr. Talip AKBAŞ
takbas5@hotmail.com
DİNDARLIK KİBRİ - 1
11/05/2026 Bir süredir hem zihnimi meşgul eden hem de gündelik yaşamımda sık karşılaştığım bir çelişkiyi bugün ele almak istiyorum. Yan yana düşünülmeyecek iki kavram, dindarlık ve kibir. Bireysel çerçevede olduğu kadar toplumsal düzlemde de önemli anlamlar taşıyan bu iki kavramın toplum içinde nasıl oluştuğu ve ne şekilde görünür hale geldiği hususu üzerinde düşünmek oldukça önemlidir. Öyleyse gelin önce bu iki kavramın anlam alanına yönelik kısa bir yolculuk yapalım. Şöyle ki dindarlık, en genel anlamıyla bireyin inanç, ibadet ve ahlaki değerler doğrultusunda iyi niyeti koruyarak bir yaşam sürme çabasıdır. Kavramsallaştırmaya çalıştığımız dindarlık kibri, sadece bireysel bir iç dünya meselesi değil, kimlik ve aidiyet boyutu da olan toplumsal bir meseledir. İnsanlar, sosyolojik bir gerçeklik olarak, öteden beri kendilerine yakın hissettikleri dini topluluklar içinde yer alma eğilimindedir. Bulundukları sosyal yapı içinde ortak değerler, kurallar ve davranış kalıpları geliştirirler. Bu da dindarlığın, toplumsal düzeni şekillendiren bir unsur haline gelmesine yol açar. Mesela bir toplumda dindar olarak tanımlanmak, sadece ibadet hayatı ile sınırlanamaz. Elbette ibadet hayatı dinin ve dindarlığın önemli bir unsurudur ancak bununla birlikte dindarlık belirli bir yaşam tarzını benimsemek, belirli semboller kullanmak ve belirli ahlaki tutumları sergilemekle de doğrudan ilişkili bir durumdur. Bu yönüyle bakıldığında dindarlık, kişinin sosyal statüsünü, saygınlığını ve hatta kimi zaman gücünü belirleyen bir unsur olarak karşımıza çıktığı söylenebilir. Kalbi bir hastalık olarak nitelenen kibir ise kendini başkalarından üstün görme, bu üstünlük duygusunu davranışlara yansıtma ve bunun sonucunda da başkalarını küçümseme eğilimi olarak karşımıza çıkmaktadır. Mesele toplumsal bağlamda ele alındığında kibrin, sadece bireysel bir karakter özelliği ile sınırlı olmadığı, aynı zamanda sosyal ilişkileri belirleyen bir tavır olarak karşımıza çıktığı görülecektir. Kibre tutulmuş kişi ya da gruplar, kendilerini daha doğru, daha ahlaklı ya da daha değerli görerek başkalarını dışlayabilirler. Bu durumun zamanla toplumda ayrışmalara ve birtakım gerilimlere yol açtığı görülmektedir. Çoğu zaman fark edilmeyen nokta ise şudur. Sosyal yaşamın her alanında kendini gösteren kibir, özellikle din, ahlak ve kültür gibi değer yargılarının güçlü olduğu alanlarda daha da görünür hale gelebilir. Çünkü bu alanlar, ekseriyetle hak-batıl, doğru-yanlış, iyi-kötü gibi açılardan üstünlük kurmaya daha elverişli alanlardır. Hayatın akışı içinde bu iki kavram birbiri ile kesiştiğinde dindarlık kendi zemininden kopar ve beklenmedik bir biçimde üstünlük ölçütü haline dönüşebilir. Burada özellikle şu noktaya dikkat çekmek gerekir ki dindarlığın özünde bulunan tevazu, merhamet ve manevi arınma gibi değerler buharlaşır bunun yerini kaskatı bir kibir alır. Bakıldığında dindarlık ile kibir arasındaki kesişim, aslında bir çelişkiyi ve dönüşüm problemini işaret etmektedir. Çünkü dinin özünü oluşturan tevazu, kendini sorgulama, nefsi emareyle mücadele gibi ahlaki erdemler ters yüz edilerek, dindarlık zamanla bir üstünlük dili haline dönüşebilmektedir. Dindarlık kibri diye ifade ettiğimiz olgu tam da bu noktada ortaya çıkar. Şu durum netleştirilmeden bu dönüşüm tam olarak anlaşılamayabilir. Bilindiği gibi dinin kamusal boyutu olmakla birlikte iman, ibadet ve ahlaki yükümlülükler şahsidir ve ahirette hesapta şahsi olacaktır. Buna göre dindarlık esasında insanı içe dönük bir muhasebeye, istiğfar ve alçakgönüllülüğe, takva ve salih amele yönelterek erdem ve fazilet sahibi kılar. Ancak dindarlık, toplumsal bir kimlik ve aidiyet aracına dönüştüğünde işte burada daha dikkatli ve daha kontrollü olmak gerekir. Çünkü aidiyet duygusu kişinin dini sorumlulukları yerine getirme anlayışının önüne geçince başkalarına üstünlük kurmak gibi eğilimler gizliden gizliye belirmeye başlar. Bu durum özellikle tarikat ve cemaat yapılarında daha belirgin hale gelebiliyor. Söz konusu yapılar doğaları gereği yukarıdan aşağıya hiyerarşik, şahıs merkezli ve belli oranlarda kapalı yapılardır. Bu da güçlü bir biz bilincinin oluşmasına zemin oluşturmaktadır. Sözünü ettiğimiz biz duygusu başlangıçta üyeler arasında belli bir dayanışma sağlasa da zamanla biz doğruyuz, diğerleri eksik ya da yanlış anlayışına evrilebiliyor. İşte bu noktada dindarlık, bir manevi arınma yolu olmaktan çıkıp, grup aidiyetinin sağladığı bir statü aracı haline dönüşebiliyor. Benzer bir durumun akademi çevrelerinde ve diyanet gibi resmi veya vakıflar gibi yarı resmi dini kurumlarda da görünür olması şaşırtıcı değildir. Çünkü hem bilgi hem de otorite, doğası gereği her zaman potansiyel bir üstünlük alanı üretir. Dini bilgiye sahip olmak ya da dini temsil eden bir konumda bulunmak, bazı durumlarda hakikatin sahibi olma iddiasını fark ettirmeden besleyebilir. Bu da başkalarını daha az bilgili, daha az doğru veya daha az makbul görme eğilimine dönüşebilir. Yani burada dini yapılar ve dolayısı ile dindarların arasına bir virüs gibi sızmış olan kibir, doğrudan dindarlıktan gelmeyebilir ama dindarlığın sağladığı sosyal konum ve aşırı emin olma hali kibrin oluşmasına zemin oluşturabilir. (Geniş bilgi için bnz. Meryem Ünal, Dindarlık Kibri Ölçeği Geliştirme Çalışması, Amasya Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, 2022.) İşin bir başka boyutu ise bu sürecin sadece kurumsal yapılarla sınırlı olmadığı gerçeğidir. Kabul etmek gerekir ki geleneksel kültür kalıpları da bu dönüşümde önemli bir role sahiptir. Din, kültürlerin ve örflerin hem oluşmasında belirleyici bir konuma sahiptir hem de bunlardan etkilenerek toplumdan topluma bize kadar intikal etmiştir. Çoğu zaman kültür ve örf din gibi algılanabilmektedir. Oysa din ayrı kültür ve örf ayrıdır. Bu ayırım yapılamadığında ise kültür ve örf din ile aynı statüye sahip olur ve artık sorgulanamaz bir hüviyet kazanır. Esasında din kendi kulvarında kıymetli olduğu gibi, kültür ve örfte kendi raflarında kaldığı sürece çok değerlidir. Fakat bu ayırım tam olarak yapılamadığından kültürel değerler ve kimi örfi uygulamalar dindarlık ölçütü olarak karşımıza çıkmaktadır. Kandil gecelerine olan ilgi, ölünün arkasından verilen yemek merasimleri, bazı kıyafet tercihleri buna örnek olarak gösterilebilir. |
|
|
Yorumlar |
| Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın |
Yazarın diğer yazıları |
| Erbakan Erken Uyarı Sistemi Görevi Yapmış Meğer - 27/04/2026 |
| Erbakan Erken Uyarı Sistemi Görevi Yapmış Meğer |
| Fıtrat Krizi ve İnsanlığın Parçalanmışlığı - 19/04/2026 |
| Fıtrat Krizi ve İnsanlığın Parçalanmışlığı |
| Kadir Gecesine Giden Yol - 16/03/2026 |
| Kadir Gecesine Giden Yol |
| Hadisi Nasıl Okumalıyız - 25/02/2026 |
| Hadisi Nasıl Okumalıyız |
| Materyalizmin Kıskacından Spiritüalizm Yanılgısına: İnsan Fıtratının Savrulması - 31/01/2026 |
| Materyalizmin Kıskacından Spiritüalizm Yanılgısına: İnsan Fıtratının Savrulması |
| İLAHİYATLARI NE YAPMALI? - 28/01/2026 |
| İlahiyatları Ne Yapmalı? |
| ÜÇ AYLAR: YERİMİZ, YÖNÜMÜZ, DOSTUMUZ NE ÂLEMDE? - 21/12/2025 |
| ÜÇ Aylar: Yerimiz, Yönümüz, Dostumuz Ne Âlemde? |
| BESLENEN UMUTLARIN ENKAZINDAYIM - 06/08/2025 |
| Beslenen Umutların Enkazındayım |
| HUTBE NASIL OLMALIDIR? - 03/08/2025 |
| Sultanahmet Camiinde Vaazdan Sonra Bir Vatandaş Sordu; Hutbe Nasıl Olmalıdır? |
Devamı |