Dr. Talip AKBAŞ
takbas5@hotmail.com
Dindarlık Kibri II
03/08/2026 İlkini daha önce yazmış olduğumuz "Dindarlık Kibri" başlıklı yazımızı ikinci bölümü ile tamamlamış olacağız. Popüler kültürün baş döndürücü etkisi, ele aldığımız bu meseleyi daha da karmaşık hale getirmiştir. Günümüzde dindarlık, belli alanlarda sergilenen bir tecrübe olmaktan çıkmış, bütünüyle kamusal alanda görünür hale gelmiştir. İbadetin, bilginin ya da ahlaki duruşun sergilenebilir hale gelmesi elbette anlaşılmayacak bir şey değildir. Kimsenin bunu yadırgama hakkı da yoktur. Çünkü din hürriyeti, inanma ve ibadet etme hürriyetini vazeder. Ne var ki bütün dini sorumluluklar yerine getirilirken samimiyet ile gösteriş arasındaki ince sınırı bulanık hale getirmemek gerekir. Dindarlığın başkalarına sunulan bir imaja dönüştürülmeden, içtenlikle yaşanan bir değer olması her Müslümanın öncelikli meselesi olmalıdır. Çünkü imajın öne çıktığı yerde gerçeklik buharlaşır; onun yerine rekabet, karşılaştırma ve kibir gibi yanlış tutumlar kaçınılmaz olarak devreye girer. Dolayısıyla dindarlık kibri dinin bizatihi özünden kaynaklanmaz; dinin toplumsal ve kültürel bağlamlarda nasıl yaşandığı ile doğrudan ilişkili bir sonuçtur. Cemaat ve tarikat gibi yapılarda görülen ölçüsüz ve teslimiyetçi aidiyet dili, akademi ve kimi resmî kurumlardaki otorite alanları, geleneksel anlayışların sorgulama dışı tutulup kutsanarak olduğu gibi kabul edilmesi ve bununla birlikte popüler kültürün önlenemez baskısı, insanı bambaşka mecralara sürükler. Kişiyi eğitip ıslah ederek olgunlaştırma ve daha ahlaklı, daha tevazu sahibi kılma potansiyeli olan din, tam tersine bir sonuç vererek dindarların istenmeyen durumlara düşüp birbirleriyle üstünlük yarışı içine girmelerine yol açabilir. Kişi, kendisini ait olarak gördüğü yapının en doğru, üyesi olduğu toplumun da en hayırlı topluluk olduğu hissini iliklerine kadar yaşar. Bu da onu ötekine karşı bir üstünlük hissi içine sokar ki işte bu, dindarlık kibrinin en açık zemini olarak kendini gösterir. Bireysel Çözülme ve İçsel Çelişki Dindarlık kibri yalnızca ahlaki bir sorun olarak kalmaz, zamanla toplumsal dokuyu da etkisi altına alan geniş bir probleme dönüşür. Fert bazında görülen en büyük etki, kişinin kendi içinde yaşadığı çelişkidir. İnandığı değerlerle dışa yansıyan davranışlar belirgin bir biçimde çelişki arz eder. Dindarlığın özünde nefsi sorgulama, noksan olma bilinci ile eksiklikleri giderme, "oldum demenin bittim demek olduğu" bilinciyle olgunlaşma sürecini dikkatle yönetme, kendisi için istediğini başkası için isteme ve daima istiğfar hali içinde olma gibi değerler vardır. Kibir ise kişiyi kendini en doğru çizgide görmeye, daima haklı tarafta olduğunu zannetmeye, nefsini sorgulamaya kapatmaya, eleştiriyi reddetmeye, başkalarını küçümseyip yargılama dili kullanmaya ve insanı değersizleştiren bir konuma iter. Elbette bu, insanın manevi gelişimini engelleyen ve içten içe kişiyi çürüten bir sonuç verir. İnsan doğulmaz, insan olunur ve bu bir süreç gerektirir. Kibir, insanı "ölüm sana gelinceye kadar Rabbinin terbiyesine bağlı kal" emr-i ilahisinden koparır. Böylece kişi, şeytanın düştüğü yerden yere çakılır ve kökeni veya aidiyeti bakımından zaten iyi olduğuna inanmanın konforunu yaşar. Bu aşamadan sonra ne bilgi ne de ibadet kişide bir değişim ve dönüşüm gerçekleştirir. Bunlar birer kimlik pekiştirme aracı veya sembolü olarak titizlikle sürdürülür. Kibirli dindarlık kişiyi kabalaştırır, bencilleştirir ve empati kapasitesini zayıflatır. Başkalarının hatalarını anlamaya çalışmak yerine daha fazla hata arama ve onları yargılama eğilimi güçlenir. Daha da önemlisi, kişi bunu hakkı savunmak olarak gördüğünden yaptığı şeyin farkına varmaz. Bu da kibri görünmez ve tehlikeli kılar. Toplumsal Kutuplaşma ve Güvensizlik Toplumsal düzeydeki sonuçlar çok daha derin ve daha yıkıcıdır. Öncelikle toplum içinde ayrışma ve kutuplaşma artar. Dindarlık kibri, biz ve onlar ayrımını keskinleştirir. Belirli gruplar kendilerini hakikate daha yakın görür, diğerlerini dışlar. Böylece bu durum toplumsal bütünlüğü zedeler. Ayrıca bu anlayış, dine yönelik bakışı da olumsuz etkiler. Dindar toplulukların sergilediği kibirli tutumlar, dışarıdan bakanlar için dinin kendisiyle ilişkilendirilir. Bu durum genç kuşaklarda kopuşlara yol açar. İnsanlar dinin temsil biçimi ile özü arasındaki ayrımı yapamadığında dine karşı mesafe koymaya başlar. Oysa dindarlık bir üstünlük ölçütü olarak değil, iyi insan, kâmil insan olma süreci olarak görülmelidir. Aksi halde insanlar yetkinlikleri üzerinden değil, aidiyetleri üzerinden değerlendirilir ki bu da toplumda adalet, ehliyet ve liyakat duygusunun zedelenmesine yol açar. Hz. Peygamberin dilinde "din samimiyettir" şeklinde adlandırılan din, mensubunu iyileştirir, tevazu ehli yapar ve kalbi hastalıklarına şifa olur. Kibir ise yapı sökümü gibi samimiyetin erozyona uğramasına neden olur ve kişiyi kalbi hastalıkların kucağına iter. Bu Hastalıklı Durumdan Korunmak Mümkündür Evvela başkalarını ölçen bir dindarlık yerine, kendini sorgulayan bir anlayış geliştirmek gerekir. Sahip olunan ilim, ne kadar doğru ve haklı olduğumuzu değil, "Nerede yanlış yapıyorum?" sorusunu sormalıdır. Tevazu sahibi olmak kişiyi pasifize etmez. Bilgi, ibadet ve konum bir üstünlük sebebi değil, insanın belini büken ağır bir sorumluluktur. Bilgi arttıkça insanın hakikat karşısında küçülmesi gerekir. Tarikat, cemaat veya resmî yapılarda mutlak doğruluk iddiası yerine istişare ve çoğulculuk mekanizmaları güçlendirilmeli; tek kişi değil, çoklu akıl yöntemiyle doğruyu birlikte arama yaklaşımı yerleşmelidir. Pek çok kibirli tutum, kültürel alışkanlıkların din gibi anlaşılıp mutlaklaştırılmasından doğar. Din ile kültür ayrımı yapıldığında kişi kendine ve başkalarına karşı daha esnek olabilir. Popüler kültürün yıkıcı gücü fark edilmeden bu meselenin anlaşılması ve çözüme kavuşturulması kolay olmayacaktır. Her şeyin sergilendiği bir dünyada, dindarlığın da bir gösteriye dönüşmesinin mutlaka önüne geçilmelidir. Gösterişe dayalı dindarlık anlayışından uzaklaşılarak yapılan iyiliğin ve gizli kalan ibadetin değeri yeniden hatırlanmalıdır. Elbette dinin görünürlüğü son derece doğal bir gerçekliktir; ancak görünür olmakla gösteriş aynı şey değildir. Özetle, eğer evrensel din olan İslam kişiyi daha merhametli, daha adil ve daha mütevazı kılmıyorsa bilinmelidir ki orada artan şey dindarlık değil, onun gölgesinde büyüyen kibirdir. Asıl dikkat edilmesi gereken mesele, neye inandığımızdan çok, inancın bizi neye dönüştürdüğüdür. |
|
|
Yorumlar |
| Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın |
Yazarın diğer yazıları |
| Bayramını Kurban Edenler - 24/05/2026 |
| Bayramını Kurban Edenler |
| Dindarlık Kibri I - 11/05/2026 |
| Dindarlık Kibri I |
| Erbakan Erken Uyarı Sistemi Görevi Yapmış Meğer - 27/04/2026 |
| Erbakan Erken Uyarı Sistemi Görevi Yapmış Meğer |
| Fıtrat Krizi ve İnsanlığın Parçalanmışlığı - 19/04/2026 |
| Fıtrat Krizi ve İnsanlığın Parçalanmışlığı |
| Kadir Gecesine Giden Yol - 16/03/2026 |
| Kadir Gecesine Giden Yol |
| Hadisi Nasıl Okumalıyız - 25/02/2026 |
| Hadisi Nasıl Okumalıyız |
| Materyalizmin Kıskacından Spiritüalizm Yanılgısına: İnsan Fıtratının Savrulması - 31/01/2026 |
| Materyalizmin Kıskacından Spiritüalizm Yanılgısına: İnsan Fıtratının Savrulması |
| İLAHİYATLARI NE YAPMALI? - 28/01/2026 |
| İlahiyatları Ne Yapmalı? |
| ÜÇ AYLAR: YERİMİZ, YÖNÜMÜZ, DOSTUMUZ NE ÂLEMDE? - 21/12/2025 |
| ÜÇ Aylar: Yerimiz, Yönümüz, Dostumuz Ne Âlemde? |
Devamı |