• https://www.facebook.com/insanveislam.org/
  • https://twitter.com/insanuislam
MAKALELER
VAAZ ARŞİVİ
DİYANET FETVALARI
Mehmet ÖZEL
mehmetozelli@hotmail.com
KUL VE TAKDİR
03/11/2020

Kul, bir takdirin tezahürü olduğunu bilendir. İlahi takdir ise; ezeli ebedi ve kadir olanın mutlak iradesinin sonucudur. Dolayısıyla kul izafî olduğunu ve mutlak olana tabi olduğunu bilen ve önemlisi buna iman edendir. İman ise; tek başına marifetten ibaret değil, teslimiyet gerektiren bir eylemdir.

Kulun teslimiyeti, onun yüce yaratanı nasıl algıladığına veya tasavvur ettiğine müstenittir. Yüce yaratanı doğru tasavvur etmek ise arayışa bağlıdır. Arayış ve kulluk devam ettiği müddetçe tehlike yoktur. Ama teslimiyet ve arayış biterse o zaman ne Hak Teâlâ’yı anlamak mümkün olur ne de Hak Teâlâ’nın takdirini kabullenmek mümkün olur.

Bu açılardan bakıldığında Yüce yaratıcı ne birilerinin iddia ettiği gibi aşkın ve anlaşılmazdır, ne de birilerinin ifade ettiği gibi içkin ve anlaşılabilirdir. Yani kul yüce takdiri anlamaya çalışır. Çünkü anladığını iddia ettiği anda arayış da teslimiyet de biter. Mutlak olanın izafî olan tarafından tam olarak anlaşılması mümkün değildir. Mutlak olan da anlaşılmayı değil, teslimiyeti ve arayışı murad etmiştir. Kulunun ön yargısız ve içten teslimiyetine ve arayışına değer atfetmiştir. Onun içindir ki “ben tam olarak anladım, sen de benim anladığım gibi anla” diyenler yanıldılar.

Mesela; müşebbihe, onu kendine (insana ve eşyaya) benzeterek anlamaya çalıştı ve yanıldı. Mücessime, onu kalıplara sokarak, cisimleştirerek anladığını sandı ve yanıldı. Muattıla, onu sıfatsızlaştırarak anlaşılmaz, bilinmez ve arayışa değmez kıldı, o da yanıldı. Müşebbihe’ye göre o sıfatların aynı iken, Muattıla’ya göre o sıfatların gayrısı idi. Sıfattan gayrı olunca anlaşılmaz oldu, sıfatı olmayanı aramak, beyhude bir uğraş oldu dolayısıyla. Müşebbihe ise O’nu, sıfatın aynısı kıldı ve bilinenin cazibesizliğine indirgedi. Cazibesiz ama ceberut kıldı, soğuk ve acımasız kıldı, teslimiyeti gönle değil, tanrının zoruna bağlı kıldı ve bilinenin arayışı anlamasız oldu.

Ne sıfatların aynıdır ne de gayrıdır diyenler, ‘aynı’da cazibesizliğin, ‘gayr’da ise ulaşılmazlığın olduğunu anladılarsa sorun yok demektir. Yok, eğer arayışı ve teslimiyeti bitirdiler ve bunu bir cedele dönüştürdülerse onlar da yanıldılar. Zira kuldan arzulanan teslimiyet ve imandır, yani kulluktur. O, sıfatın aynı olsaydı eksik olurdu ilah olamazdı, gayrı olsaydı anlaşılması mümkün olmaz, arayış ve teslimiyet anlamsız olurdu. Dolayısıyla o ne sıfatların aynıdır ne de gayrıdır. Ne izafi olanın kalıplarına sığar (aynı), ne de izafi olanın gönlünde ve idrakinde olmayı (gayr) reddeder. F. Attar, bunu şu şekilde açıklar: “Ancak o vardır ve var olan odur, Fakat sen onu fark etsen idrakini yitirirsin”.  Bu durum A.Gide’nin şiirinde daha açık bir şekilde söyle ifade bulmuştur:

“Allah’ı her yerden başka yerde bulmayı umma

Her yaratılmış Allah’a işaret eder

Ama hiçbiri O’nu gözler önüne sermez

Bakışımız hangisinin üzerine takılırsa

İşte o bizi alır Allah’tan uzaklaştırır.”

Takdiri ve takdirin sahibini anlamak; salt bilgiye değil, bilgiyle beraber kulluğa bağlıdır. Kulluk ise iman, teslimiyet ve arayıştır.

Örneğin; niyet kulluk ise, “insan kaderini yaşar” cümlesi ile “insan kaderini çizer” cümlesi arasında pek bir fark yoktur. Her ikisi de kulluğa götürür. Ama eğer niyet isyan ise; “kaderini yaşamak”, günahları Allah’a fatura etmeye, sevapları kendine bağlamaya dönüşür. “Kaderini çizmek” ise, Allah’ın kudretine meydan okumaya dönüşür. Takdir-i ilahiye meydan okumaya dönüşene; arayış denmez, isyan denir.

Takdiri anlamanın yolu kulluktur. “İsyanın kapkara sularından” kulluğun duru ve sonsuz deryasına yelken kırmanın yolu kulluğu daim, arayışı ise kulluğa bağlı kılmaktır.

“Yalnız sana kulluk eder ve yalnız senden yardım dileriz” (Fatiha Suresi)

“Biz cinleri ve insanları ancak kulluk etsinler diye yarattık” (Zariyat Suresi)

......................



338 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

TARTIŞMALARIN ODAĞINDAKİ OKULLAR: İMAM-HATİP OKULLARI - 02/10/2020
İmam hatip okulları gerek (ön yargılı)dindar gerekse dine mesafeli kesimler tarafından ideolojik ve kategorik bir kadre tabi tutulmaktadırlar. Bu okulları aşan bir din eğitimi modeli önermedikçe, yapılan bu tip ithamlar ahlakî olmaz.
SÜNNET Mİ GELENEK Mİ? - 16/06/2020
Şunu da söylemeliyim ki kitap ve sünnet dinin kaynaklarıdır, gelenek ise dinin kaynağı değil, "kitap ve sünnetin nasıl yorumlamalıyız" sorusunun cevabıdır. Tenkide açık olmak kaydıyla, bu günkü sorunlarımızın çözümü için umut vaad etmektedir.
VİRÜSTEN Mİ, YOKSA KİRLERİMİZDEN Mİ ARINMALIYIZ? - 11/04/2020
Tam bu noktada, insan olarak karar vermeliyiz; kirlerimizden mi arınmalıyız, yoksa virüslerimizden mi? Bence kirlerimizden arınmazsak virüsten kesinlikle arınamayız.
KUR’AN-I ANLAMAK MÜMKÜN MÜ? - 03/08/2019
Eğer Kur’an-ı anlamaktan kasıt muradı ilahiye tekel uygulamak ya da muradı ilahiyi anlama ameliyesini yöntemsiz kılmak ise böyle bir anlama mümkün değildir ve faydalı da değildir.
SORU SORMAK SANATTIR YA DA KISSADAN HİSSE - 16/07/2019
Aynı zamanda kıssanın kendisi zaten bir hisse barındırır. Onun için sen kıssayı anlat, isteyen hissesini alır.
AHLAK EĞİTİMİ ÜZERİNE - 10/07/2019
Sonuç olarak genel geçer bir ahlaki sisteme sahip olmadığımız gibi, eskileri bir kenara atmayı aydınlanmacılık kabul eden hastalıklı bir zihinle de karşı karşıyayız.
HANGİ NİMET DAHA BÜYÜK? - 21/05/2019
“En büyük nimet hangisi?” derlerse, “bana küçüğünü söyle ki ben de büyüğünü söyleyeyim” demelisin.
EĞİTİM ÜZERİNE NOTLAR - 06/05/2019
Eğitim bir toplumun en önemli eylemidir. Onun için gündemden hiç düşmemeli. Yükseköğrenim, çok acilen yüksek lise olmaktan çıkarılmalı.
İLMİHAL OLMADAN İLİM HALLOLMAZ - 25/03/2019
Bu yazı İlmihal bilgisinin yeterli olduğunu değil, gerekli ve bir toplumun kolektif bilincinin teminatı olduğunu savunmaktadır
 Devamı
Üye Girişi
Aktif Ziyaretçi6
Bugün Toplam266
Toplam Ziyaret2596195
Anket
Sitemizde en fazla hangi tür yazılar ilginizi çekiyor?
EĞİTİM SUNUMLARI