• https://www.facebook.com/insanveislam.org/
  • https://twitter.com/insanuislam
MAKALELER
VAAZ ARŞİVİ
DİYANET FETVALARI
Abdurrahman AKBAŞ
a.akbas25@hotmail.com
BİLGİ, HER DEVRİN EN BÜYÜK GÜCÜDÜR
19/09/2018

Yeni bir eğitim-öğretim döneminin henüz başındayız. Bu günlerde, şuurlu anne babaların gününü şekillendiren ana unsur, "geleceğimizi inşa edecek mimarları ne ile ve nasıl mücehhez kılmalıyız" telaşesidir.  Ne kıymetli bir telaşe... Allah, en iyi olana muvaffak eylesin herbirimizi. 

Esasen bizler, bugün çocuklarımız üzerindeki tasarruflarımızla yarınlarımızı şekillendirmekteyiz. Vereceğimiz eğitim ve kazandıracağımız bilgi ile onlara, istikbâlimiz ve istiklâlimizi şekillendirme selahiyeti de vermiş oluyoruz. Ya teminatına vesile olacaklar ya da tahribatına sebep...

Bize düşen, çocuklarımızı faydalı ve gerçek bilgiye ulaştıracak ilgi, heves, merak ve özgüven sahibi yapmaktır. Öğrenmenin zemini hazırlamak ve gayesini telkin etmektir onlara.. Gerisi onların işi ve onlar, bu işi başaracaklardır. Yeter ki önyargılardan, bağnazlıklardan ve hurafelerden arınmış "gerçek bilgiye sahip olmaları" için gereken zemini hazırlayalım. Seferber olmalıyız. 

"Sahip olmak" diyorum çünkü bir şeye sahip olmak, onu kullanabilmek ve onda/onunla tasarrufta bulunma hakkına sahip olmaktır. O şey hakkında buyruğu yürüyen, sözü geçen kimse olmaktır. Çocuklarımız, bilgiyi üreten, geliştiren ve yöneten bireyler olarak bilginin sahibi olmalıdır.  Bunu daha önce atalarımız başardı, biz de yapabiliriz. 

İlk emri "oku!" olan bir dinin müntesipleri olarak bilgiye ne denli önem vermemiz gerektiğini izaha bile hacet yoktur. Bilgi, müminin yitik malıdır. Onu nerede bulursa alır. Almalıdır.

Bu sebeple talibi olmamız gereken en temel değer, gerçek ve faydalı bilgi olmalıdır. Ona sahip olan çok şeye sahip olur. Onu kaybeden çok şeyi kaybeder. Zira onu kaybettiğimiz zaman birçok değerimizi kaybedişimize yakın tarihimiz şahittir. Neredeyse her alanda başkalarının bilgileriyle iş yapar, amel eder olduk. Pozitif bilimler bir yana, temel İslamî ilimleri bile oryantalistlerin eserlerinden devşirir duruma düştük. Daha düne kadar oryantalist bir bakışla kaleme alınan (ve güya tashihle tercüme edilen) İslam ansiklopedisi, din ve tarih bilgimizin referansı sayılıyordu. Ta ki, Diyanet'in DİA'yı (islamansiklopedisi.info) hazırlamasına kadar. Aslında bu durum, bizim için tam anlamıyla vahim bir esaretti. Gerçeğin bilgisinden mahrum kaldığımız için başkalarının bildiğinin (doğruluğunu teyit etme imkanından bile yoksun olarak) mahkumu olmuştuk.

Bilgi mahkumiyeti, bedenen esir olmaktan daha ağır, daha kapsamlı ve daha tehlikelidir.. Bilgi mahkumiyeti sırasıyla zihin, fikir ve eylemde de mahkum eder insanı. Gönüllü kölelere dönüştürür toplumu. Bilginin efendisi olmayanlar, bilenin kölesi olmaya mahkumdur.. Bu, adeta hayatın ana yasasıdır. Bu çerçevede Hz. Adem ile melekler arasında cereyan eden kıssa son derece manidardır. Meleklerin Hz. Adem'e secde (saygı) etmelerinin sebebi, Hz. Adem'in sahip olduğu bilgi değil midir?

İtikadımızca, kölesi olmaya lâyık yegâne varlık, her şeyin bilgisine sahip, ilmiyle herşeyi kuşatan ve bilginin kaynağı olan Allah'tır. O, her bilenin üzerindeki el-Alîm'dir. Müslüman, O'nun esmâsıyla muttasıf olmaya gayret etmelidir. İnsan, ancak o zaman yalnız O'nun kölesi ve O'nun dışındaki her şeyin efendisi olur. 

İki yol var önümüzde: Bilginin efendisi olmak ya da bilenin kölesi... Bu denklemin sıhhatini kendi tarihimizin tescil ettiğine şahit değil miyiz? Geçmişte dünya ölçeğinde bize son sözü söyleme selahiyeti kazandıran şey, hemen her alanda sahip olduğumuz bilgi değil miydi?

Sayamayacağımız kadar çok örnekten bazılarını hatırlayalım:

Bir zamanlar;

- Ruh hastalarının "içine şeytan girmiş" gerekçesiyle yakıldığı bir dönemde onları su ve musikiyle tedavi edecek psikoloji bilgisine sahip bilginlerimiz vardı.

- Döneminde dünyanın hiçbir ordusunun mukavemet gösteremeyeceği silahları yapacak teknik bilgiye sahip mucitlerimiz vardı.

- Zamanın keşfedilmiş en uzak gezegenleri hakkında söz söyleyecek, fikir üretecek astronomi bilginlerimiz vardı.

- Henüz keşfedilmemiş kıtaların haritasını bile gerçeğiyle birebir çizecek coğrafya ve harita bilgisine sahip adamlarımız vardı.

- Skolastik düşünce (kilise) hegemonyasında debelenen Batı'nın rönesansına kaynaklık edecek felsefe ve mantık bilgisini haiz külliyatımız vardı.

- Günümüz dünyasının sayı sisteminin temelini oluşturacak matematik bilgisine sahip mühendislerimiz vardı.

- Bütün dünyanın üzerimize geldiği ve ümmetin parçalanmak üzere olduğu zamanlarda dünyanın en ücra beldeleriyle bağını sürdürüp payitahtın etkinliğini sürdürecek siyaset/diplomasi bilgisine sahip idarecilerimiz vardı.

- 72 milleti tek çatı altında kaynaştıracak kadar aydın; Japonya'dan Endülüs'e onlarca farklı ırktan müslümanı ümmet şuurunda birleştirecek kadar yetkin din ve devlet adamlarımız vardı.

- Ticarette (yüksek bir ahlakî meziyet timsali olarak) sadece dünyevî değil uhrevî kazancı da hesaba katacak muhasebe bilgisine sahip tacirlerimiz vardı. (Ki, bu durumun, şimdinin en kalabalık islam ülkesi olan Endonezya'ın İslamlaşmasındaki payı yadsınamaz.)

- Her türlü doğal ve beşeri afetler karşısında bütün ihtişamıyla asırlara meydan okuyan eserler ortaya koyacak mühendislik bilgisine sahip mimarlarımız vardı.

- Edebiyat, hat, müzik, mimarî, vb. sanatın her dalında çağları aşan eserler ortaya koyacak estetik bilgisine sahip sanatkârlarımız vardı.

- Türlü desiselerle müslümanları parçalamaya yeltenen düşmanların planlarını altüst edecek bilgiye sahip istihbaratımız vardı.

İşte o demler, bilginin efendisi olduğumuz demlerdi. Onunla dünyada söz sahibiydik.

Sonra ne mi oldu? Önce "bilgi"yi kaybettik. Hurafelerin, vehimlerin, safsataların peşine düştük. Beyhude masallara daldık. Öncekilerin efsaneleriyle avunup durduk. Elimizdeki birçok kıymeti, bilgisizce terk ettik. Düştük, düşkünleştik. Dahası, bilgimiz azaldıkça olmaz şeylere (hurafelere) imanımız arttı. Sığlaştık, sıradanlaştık.

(Şükür ki bugün izan ve vicdanımız hâlâ canlı. Bilgisini dünyevî menfaatler uğruna milyonlarca insanın ölümü için kullananlara inat hâlâ insaniyeti ve iyiliği önceleyecek kadar mecalimiz var.)

Şimdi şu sözün yeridir: Yiğit ancak düştüğü yerden kalkar. Yeniden belimizi doğrultmak için, düşkünlüğümüze sebep olan yitiğimize (bilgiye) tutunmadan başka çaremiz yoktur. Bilgi, her devrin en büyük gücüdür. Şimdi onu kuşanma vaktidir.


O halde millet olarak kıyamımızın ilk adımı, her alanda yeniden öyle bilginler yetiştirmenin yollarını aramak olmalıdır. Hedefimiz, bilgin ve bilgece yaşayan insanlar yetiştirmek olmalıdır. Bugünün ve yarının gerektirdiği her alanda (bilim, sanat, teknik, din, düşünce vs. dallarda) bilginin efendileri olacak bir nesil inşa etmek olmalıdır. 



2662 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

NAMAZIN RUHU: ALLAH'I ANMAK - 25/05/2020
Namazla alakalı üzerinde önemle durulan husus, şeklinden ziyade anlam ve ruhuyla alakalıdır. Bu bağlamda namazın, insanın bireysel ve sosyal hayatındaki potansiyel etkisine ve anlamına işaret eden ayetler üzerinde tefekkür etmek elzemdir.
NAMAZ BİR LÜTUFTUR - 21/05/2020
İslam’da ibadet denince akla ilk gelen, dış görünüşü itibariyle bir takım şekil, zikir ve kıraatten ibaret fakat gerçek mahiyeti, Yaratıcı kudret karşısında derin bir huşu ve içten bir münacat olan namaz ibadetidir.
İLETİŞİM ÇAĞINDA BİLGİNİN YÖNETİMİ: DİJİTAL YAYINCILIK - 23/02/2020
Genç kuşakların ve özellikle ilk oyuncakları elektronik cihazlar olan günümüz çocuklarının hayat tasavvurları, istikametleri ve istikballeri, onların ellerinden düşürmedikleri akıllı cihazlarında yer alabilenler tarafından belirlenecektir..
İNSAN, ŞEYLERİN NESİ OLUR? - 04/01/2020
“İnsan nedir?” sorusuna dair en temel yargının, “İnsan şeydir.” önermesi olduğunu düşünüyorum. Bu önerme, her ne kadar ağyârını mâni olmasa da efrâdını câmi bir tanımdır. Zira insan, ontolojik bakımdan bir “şey”dir.
ERDEMLİ HAYATIN SACAYAĞI ÜÇ ORGAN - 21/09/2019
İnsan bedeninde hayatî öneme sahip üç organ var ki bunlar, onun sadece yaşamasını değil, hayatının kalitesini de tayin eder. Birbirleriyle sıkı etkileşim içinde olan bu organlar, ancak birlikte sıhhatli olursa insanın sağlık ve izzetine vesile olur
EN BÜYÜK GÜVENCE - 19/06/2019
Çocukluğumuzun güvencesi insanlar vardı hayatımızda. Şimdi büyüdük ve güvencesi olduk çocuklarımızın. Ne var ki büyüse de bir güvence arıyor insan. Hem güven kadar neye ihtiyaç duyurulur ki?
KELİMELER ELE VERİR - 13/06/2019
Herhangi bir meramı anlatmak için kullanılan kelimelerin, muhatabı bilinçaltı gerçeklere ulaştıracak kodlar barındırdığı üzerinde bir tedebbür denemesi... Kelimelerimiz, kimliğimizdir.
ÇOCUKLARIMI NASIL TERBİYE ETMELİYİM? - 08/06/2019
Çocuk terbiyesi, günümüzde her ne kadar eğitim-öğretim (talim-terbiye) misyonuyla okullara (öğretmenlere) yüklenmiş gibi görünse de bu iş aslen ebeveynin görevidir. İşte "Ne olmalıyım?" sorusuna İslamî perspektiften birkaç cevap:
EN BÜYÜK MİRAS - 05/01/2019
İnsan çalışır, çabalar, kazanır ama kazancının pek azını kendisi yer. Hak vâki' olup da dünya denen bu misafirhaneden göç ederken, kazancından tükettiğinin belki kat kat fazlasını çocuklarına (vârislerine) bırakır.
 Devamı
Üye Girişi
Anket
Sitemizde en fazla hangi tür yazılar ilginizi çekiyor?
Aktif Ziyaretçi14
Bugün Toplam557
Toplam Ziyaret2576719
EĞİTİM SUNUMLARI